Zâtî, Balıkesir’in Karesi
vilayetine bağlı bir kasabada hicrî 876, mîladi 1471–2
tarihinde dünyaya gelmiştir. Divan edebiyatımızın ünlü şairlerinden olan Zatî’nin asıl adı
konusunda çeşitli kaynaklarda değişik bilgiler verilmektedir. Zati şiir mahlası
olup asıl ismi Latîfî, Sehi, Kınalızâde tezkirelerine göre Bahşî, ÂşıkÇelebi’yegöre Satılmış ve
bugün halk tarafından kısaltılmış olan Satî’dir bu ismi “Zâtî” ye çevirerek
mahlas edinmiştir. Şair hayat hikayesini Âşık Çelebi’ye anlatmıştır.Aşık
Çelebi, şairin kendi ifadesiyle asıl adının “İvaz” olduğunu belirterek bu
kelimenin ebced hesabı ile şairin
doğum tarihi olan 876 (1471-72)’yi
verdiğini kaydetmektedir.
( TDEA, C.8, ss.645-646)
Zâtî’nin ailesiyle ilgili fazla bir
kaynak yoktur. Babasının bir dükkanı olduğu ve burada çizmecilikle
uğraştığı bilinmektedir. Şüphesiz Zâtî’de de şiire ve edebiyata karşı bir ilgi
bir yönelme olmasaydı O da babası gibi çizmecilikle uğraşıyor olacaktı. Şairin
babasının cahil bir insan olması dolayısıyla Ali Nihad Tarlan “Zâtî Divanı”
adlı eserinde oğluna ebced hesabı ile doğum tarihini gösteren bir isim
koymasını uzak bir ihtimal olarak değerlendirmiş, Zatî mahlasına telaffuz
itibariyle yakın olan Sati isminin olmasını muhtemel görmüştür.
Şair şiirle uğraşmaya başladıktan sonra
Bursa, İznik, Edirne ve Manisa’da bulunmuştur. Yaklaşık 1500 yılında II.
Beyazıd zamanında İstanbul’a geldi. Burada devrin şairleri ile tanıştı. Bilgi
ve görgüsünü artırdı. Sultan Beyazıd’a yazdığı İydiyye, Bahariye ve Şîtâiyye
kasidelerle onun ihsanlarına nail oldu. Ali Paşa’ya yazdığı şiirleriyle onunda
gönlünü kazanıp himayesine girdi. Birçok
para, elbise ve yiyecekle ödüllendirildi. Vezir Ali Paşa’nın emriyle biri nevruz ikisi
de şeker ve kurban bayramları olmak üzere senede üç tane kaside yazıp bunlar
karşılığında bolca para ve hediyelik eşyalar alıyordu. Ekonomik olarak oldukça
rahattı. Refah içinde bir ömür geçiriyordu.
Zâtî’nin bu imkanlarının yanı
sıra bir özrü vardı. O da kulaklarının çok ağır işitmesiydi. Bu nedenle birçok şeyi tam anlayamıyor ve eksik kalan çok şey
oluyordu. Fakat bu açığını zekâsı
ile tamamlıyordu. Padişaha yazdığı bir gazeli çok beğenilmiş ve padişah
tarafından ona bir memuriyet verilmesi istenmiş ama sağırlığı nedeniyle bu
mümkün olmamıştır. Bunun üzerine Bursa’da 20–30
akçelik bir tevlîyat verildi fakat sahip olduğu imkanları ve ihsanları
bırakıp gitmek istememiştir. Bunun acısı ise daha sonraları kendini
göstermiştir.
Ali Paşa’nın şehit edilmesinden sonra Zâtî’nin hayatı
değişti ve fakir düştü. Eski günlerini özler oldu. Remîl sayesinde geçimini
sağladı. Sultan Selim, padişah olduğu zaman ona kasideler sundu ve onun
ihsanlarına mahzar oldu. Durumunu yeniden düzeltmeye başladı fakat talihi bir
kere kötüye dönmüştü. Sultan Süleyman zamanında kasideler yazıp padişaha sundu
ama fayda etmedi. Çünkü bu dönemde İbrahim Paşa’nın gözde şairi Hayâlî ile yolları
kesişti. İki tarafta birbirinden hoşlanmıyordu. Zâtî’nin sözlerine göre Hayâlî
onu kıskandığı için onunla ilgili Vezîr-i Âzam’a telkinatta bulunup Paşa’yı
sevmediğini söylüyor ve Zâtî’yi sürekli kötülüyormuş. Hayâli ile girdiği bu
çekişmelerden mağlup ayrılan Zati, yine remîl dökerek kazancını sağlamaya
başladı.
Zâtî’nin evi Sarıgüzel
Mahallesinde, dükkanı ise Bayezıd Camisi’nin avlusunda idi. Her gün dükkana
yürüyerek giderdi. İhtiyarladığı için bu durum onu gittikçe yormaya başladı ve
artık gidemez oldu. Geçimini devam ettirebilmek için de çalışması gerekiyordu.
Bu sefer dükkanını evinin yakınında bir yere taşıdı. Üç dört ay böyle devam
etti ve nihayetinde 953 (1546) senesi Ramazan’ının ikinci yarısında vefat etti.
Öldüğünde 77 yaşındaydı fakat cenazesini kaldıracak parası yoktu. Parası
olmadığından cenazesi Âşık Çelebi, Selikî, Yahyâ Bey gibi şairlerin yardımıyla
kaldırılarak Edirnekapı dışarısına gömülmüştür.
Şairin vefatına Zuhûrî Acem ( Eş’ar kaldı
yadîgar ), Abdî ( Suhanver göçdî ) ve Âşık Çelebi ( Gitti zali nazım ) tarih
düşmüştür. ( TARLAN, 1976, ss.XI-XVIII )
b) EDEBİ ŞAHSİYETİ
Âşık
Çelebi Tezkîresinde şairin, çiçek bozuğu büyük burunlu ve ağır işiten biri
olduğunu yazıyordu. Hoş sohbet, nüktedan, hazırcevap bir kişiliği vardır.
Yakınları onu tahrik ederek haklarında bir nükte beyit veya kıt’a söyletir; bundan zevk alırlarmış.
Letâif’i bu çeşit fıkralarla doludur. Gelibolulu Ali dışında bütün şuara
tezkireleri şairliğini övmektedir. Necatî Bey’den sonra gelen en büyük şair
olarak gösterilir. ( TDEA, C.8, ss.646
)
Zâtî, Velut bir şairdir.
Latîfî’ye göre 3000 gazeli, 100rubaisi ve kıt’ası
şehrengizi, lugazları, Hikayet-i Ahmed ü Mahmud’u, Siyer-i Nebî’si, Mevlîd’i,
Şem ü Pervane’si, Hüsrev ü Şirin tarzında Ferruhnâme’si vardır.
Bu kadar çok yazmış bir şair
olması Zâtî’nin değersiz eserler meydana getirmesine yol açmıştır. Çoğu
ısmarlama yazılmış bu basit manzumelere bakarak Zâtî’yi değerlendirmek ve onu
küçültmek kuşkusuz hatalı bir davranıştır. Geçimini sağlamak için bir floriye
bazen 30’a yada 20 akçeye bir kaside yazmak zorunda kalan bir şairin sık sık
tekrarlara düşmesi ve aldığı ücret karşısında basit şeyler yazması doğaldır.
Zâtî’nin gerçekten güzel, değerli gazelleri, kasideleri de elimizdedir ki
bunları Zâtî gibi yarım yamalak bir öğrenim görmüş bir kimsenin yazmasına
ihtimal verilmez. Bu bakımdan Zâtî’nin bilinenden daha fazla okumuş olduğunun ya da olağanüstü bir zekaya ve
sanat kudretine sahip bulunduğunun kabulü gerekir. Çağının en değerli
şairlerindendir. Genç şairlere hocalık etmiş zaman zaman devlet büyüklerinin de
takdirini görmüş ama layık olduğu hayat düzeyine erişememiştir. Bunda sağırlığı
kadar avare yaradılışının da etkisi olduğu söylenir. Çağdaşları bile şayet
yoksul ve sağır olmasaydı verdiklerinden kat kat daha değerli eserler verebileceğini ifade
etmişlerdir. (CENGİZ, 1972,
s.302)
Zâtî hayatının muayyen bir
devresinden sonra sağırlığı ve fakirliği dolayısıyla kimseye yaklaşmaz,
büyüklere gidip gelmezdi. Dükkanın da müşteri beklerdi. Onu tanıyanlardan bir
kısmı eğer sağırlık ile fakirlikten halas bulsaydı, dostlarıyla sohbet eder,
şairlerle görüşür, şiirler üzerinde fikir teali ederdi. Bu suretle şimdi
olduğunun on misli olurdu, derler. Bir kısmı da şiirdeki bu kudreti, bu iki
arızadan dolayıdır. Zira dostları ile daima musahabet onun dikkatini dağıtır,
onun başka şeylerle meşgul olmasına sebep olurdu derler. Halbuki bu şekilde
bütün gayretini şiire hars edebiliyordu derler. İkisinin de bazı cihette
hakları vardır. Evinde yalnızca otursa onu kimse ziyaret etmezdi. Dükkan ana
sermaye, remilse onu avutan bir meşgale idi. Şairler dükkanına gelirler ona
şiirlerini gösterirler. O da böyle manaları alır kendi şiirlerinde ya aynen
alır ya da biraz değiştirerek
kullanırdı. Böyle başkasının malına sahip çıkma kabullenme kendine
söylendiğindeyse ; “Bir hoş manacıktır, gördüm siz gerçekten şair değilsiniz,
divanınız yoktur, hep bunlar zail olur. Biz divan sahibi şairleriz. Kıyamete
kadar divanımız durur ve gazellerimiz hokkabazlar, kasebazlar ve canbazlar,
belki ağaç ayaklıklarla şarka ve garba yürür. Bizim divanımızda bulunan zayi
olmaz. Bu manacığı esirgediğimden divanıma aldım. Yoksa ona karşı bir heves ve
ihtiras beslediğimden değil” derdi. Lakin bir diğeri kendisinin bir beytini
bozsa, evini barkını elinden almışlar gibi bî-huzur olurdu. Tamam gazelini
alsalar adeta çıldırırdı.
Bu asrın ilk yarısına damgasını
vuran Zatî, asrın ikinci yarısına ve Türk edebiyatına damgasını vuran büyük
şair Bakî’ye hocalık yapmış, onun yetişmesine katkıda bulunmuştur. Bu yönüyle
de büyük değer görmüştür.
Zâtî’nin en büyük eseri Divan’ıdır.
Ömrü boyunca binlerce gazel ve yüzlerce kaside söylediği rivayet edilen şairin
bütün şiirlerini bir araya toplayan bir divana rastlanmamıştır. Bazen çok
zengin hayallerle süslediği ve zaman zaman çok düzgün söylediği şiirlerle bu
yaptığı hizmete rağmen ciddi bir mesleği olmayışı ve hatıralarda gönlü kırık
bir insan intibaı bırakması yüzünden Tanzimat şairi Ziya Paşa onun şiirini ve
şiire hizmetini anarken:
I) ŞEMS Û PERVANE : 5000 beyti aşan eser
benzerlerinden oldukça farklıdır.
II)MECMU’ATÜ’L-LETAÎF: İki kısımdan
oluşmaktadır. Birinci kısım devrin şairleri, ileri gelenleri ve sıradan
kişilerle ilgili manzum latifeleri ihtiva eder. Diğer kısım ise ahkam
risaleleri tarzındadır. Devrin her türlü meslek ve sanat erbabını birer
cümleyle mizahi şekilde tanıtır. Bunların dışında bir başka latifesi
Delibirader Gazali’nin Mekke’den gönderdiği padişahtan başlayıp bütün devlet
adamlarının ve diğer dostların ahvalini soran manzum mizahi mektubuna Zatî’nin
aynı üslup ile verdiği cevaptır.
III) EDİRNE ŞEHRENGİZİ: II. Bayezıt zamanındaki Edirne’yi ve oranın
güzelliklerini tasvir eder. Zatî’nin bunların dışında kaynaklarda adları
verilen lakin ele geçmemiş olan şu eserleri bulunmaktadır; Sırf birinin ısrarı
üzerine para karşılığında yazılan Ahmed ü Mahmud, Siyer-i Nebî, Mevlûd,
Ferruhnâme ve Kur’an Falı. ( TDEA, C.8, s.647 )
ç)ZÂTÎ’DEN ÖRNEKLER
GAZEL I
1- Ey felek döne döne alma günâhum
hazer et
Yıldırım kamçılı bir kimsedür âhum hazer et
1- Ey felek! Dönüp dönüp günahımı
alma, bana iftirâ etme; Benim
âhım yıldırım kamçılı bir adam gibidir; ondan kendini koru.
(Felek, gökyüzü ve baht anlamlarında, döne döne de hem gökkubbesinin
dönmesi, hem de tekrar tekrar anlamında da kullanılmıştır. Aşıkların ahı
kara dumanlı ve
ateşlidir; göğü yakar. Yıldırım
gibi, günahsız bir
kişinin günahını almak
yani iftira etmek, ahını
almakta tehlikelidir).
2- Şâh-ı aşkum şerer-i âteş-i âhum sipehüm
Yanar addur benüm ey şâh sipâhum
hazer et
2- Ben aşk sultânıyım.Âhımın
ateşinin kıvılcımları askerimdir.
Sultanım
, benim askerim kor halinde harlı bir ateştir;ondan kendini koru.
3- Ey gözümün nûrı beni yakma firâk âteşine
Âlemi zulmet eder dûd-i siyâhum
hazer et
3- Ey gözümün nuru! Beni ayrılık ateşine yakma. Yoksa gönlümden çıkan âhın
kara
dumanı, dünyayı kapkaranlık
eder, bundan sakın.
4- Hırmen-i mâh yanar dâne-i encüm kül olur
Âh etdürme bana ey yüzi mâhum
hazer et
4- Ey yüzü aya benzeyen sevgili! Bana
acı cektirip âh ettirme.Yoksa aynı harmanı yanar , yıldız tâneleri kül
olur . Bundan çekin.
5- Zâtî`yâ sâ’i kadan hırmen-i
sabrun tutuşur
Çekilürken göge bu ejder-i âhum
hazer et
5- Ey Zâtî! Bu âhımın ejderhası
güğe çekilirken ağzından fışkıran şimşeklerle sabrımınharmanı tutuşa bilir
Bundan çekin,bana ah çektirm.
(Ejder , ejderhâmasal ve destanlarda görülen yedi başlı ve ağzından ateş saçan büyük
yılanlardır.Başları kesilince iki baş birden çıkar.Ançak kesilen başlar
dağlanırsa öldürüle bilir.İnanışa göre yüz yıl
yaşayan yılan ejderha olurmuş meleklerbunları zincirlere bağlar ve Kaf dağının
ardına atmak için göğe fırlatırlarmış)
GAZELII
1- Her kimün lâle –veş destinde lâ`lin câmı var
Gül gibi gâyetde vakti hoş güzel eyyâmı var
1- Her kimin elinde –lâle biçiminde
yâkut renkli bir kadehi varsa, onun gül mevsimi gibi çok hoş vakti ,
güzel günleri var demektir.
2- Vakt-i sâki mülâyim sûfiyâ meyen
bana
Tevbe etdürme yüri her nesnenün
eyyâmı var
2-
Ey kaba sofu! Şimdi tam güllerin açıldığı
ilkbahar mevsimi iken , şarap sunan da yumuşak davranırken bana içkiden tövbe
ettirmeğe kalkma , yürü git.Herşeyin bir zamanı var.
3- Sûfiyâ bin serv-i Firdevs-i
berîne dik gelür
Gülsitân-ı meclisün bir serv-i sîm-endâmı var
3-
Ey kaba sofu! Toplantı gül bahçesinin gümüş bedenle, selviboylu öyle bir güzeli var ki , yüce cennetin
binlerce selvi ağacına kafa tutar.
(Dik gelmek, önünde dikilmek, dik dik
konuşmak, kafa tutmak ve
direnmek mânâlarında kullanılmıştır).
4- Mest olup ol serv-kamet
gözlerinden dökdi yaş
Benmümüz bir baga döndi kim gül
ü bâdâmı var
4-
O selvi boylu güzel sarhoş olup gözlerinden yaşlar dökmeğe başladı. Böylece toplantımız bir
bahçeye döndü; badem çiçeğimizde var.
(Gül, aslında çiçek demektir. Gül-i nâr: nar çiçeği, gül-i nergis: nergis çiçeği
).
5-
Zâtî`ye vasf-ı cinân eylersin anda vâizâ
Sâkî-i meclis kadar bir dilber-i ra`nâ mı var
5- Ey öğüt veren! Zâtî`ye durmadan cennetleri anlatır,
öğersin. Acaba orada toplantımızınşarap sunucusu kadar güzel
bir dilber var mı? Hiç bundan
söz etmiyorsun.
GAZEL III
1- Göricek hüsnüm
inân-ı ihtiyâr eden gider
Tîg-i hışmı lûtf et ey çâbük-süvâr eden gider
1- Güzelliğini görünce düşüncemin
, kararımın dizgini elimden kaçar.Ey usta binici sevgilim , lûtfen bu öfkeli
bakış kılıcını elinden bırak.
2- Başın için nakş edüp ayağa salma âşıkı
Reng-i hınnâ-yı melât ey nigâr eden gider
2-Ne
olur , başın için
hileler edip âşıkı ayaklara düşürme Güzelim , güzellik kınasının engi bir gün
gelir , elden gider
5- Ey Süleyman gibi namlı
sevgilim! Bu, karınca
gibi küçük, değersiz Zâtî’ye
elinden geldiğince iyilik
göster Çünkü güzelliğin Mührü
bir gün olur kaybolur gider.
(Hz. Süleymân kibrit-i ahmerden ve
üzerinde Tanrı adlı yazılı mührüyle bütün insanlar, hayvanlar, kuşlar, cinler ve devlere, hatta rüzgara emrederdi. Parmağında
taşıdığı bu yüzük mührünü şeytana kaptırmış ve geri alıncaya kadar saltanatını
kaybetmişti.
Hz. Süleyman bir gün savaşa
giderken karıncalar
ülkesinde karınca beyinin adamlarına
“yuvanıza girin Süleymân’ın askerleri sizi çiğnemesin “seslendiğini duydu. Atından inip beyle
konuştu ve ondan çok öğütler
aldı. Karınca beyinin
sunduğu bir çekirge buduyla
ordusunu doyurduğu gibi yarısını
da azık olarak yanında götürdü).
GAZEL IV
1- N`oldu inlersin felek hercâyi
cânânun mı var
Sery eder her menzili bir mâh-ı tâbânum mı var
1-Felek
ne oldu sana, inleyip duruyorsun? Yoksa seninde benim gibi hevâyi, kararsız
bir sevgilin mi var? her yerde dolaşan, her yanı gözleyen parlak bir ayın mı
var? (Felek kelimesi gökyüzü, baht, çark mânâlarında kullanılır. Durmadan
dönmesiyle Botan dolabına ve çarka benzetilir. Bu yüzden dolap gibi inlediği
düşünülür).
2- Benzüni ey bûtsân hazân mı etdi zerd
Yohsa başı taşra bir serv-i hırâmânun mı var
2- Ey bahçe! Benzimi güz mevsimimi böyle sapsarı etti? Yoksa seninde
benim gibi boyu yüksek, aklı başka yerlerde, vefâsız salınan bir selvi boylun
mu var?
3- Ağlayup feryâd edersin her nefes ey abdelîb
Hâr ile hem-sâye olmış verd-i handânun mı var
3-
Ey bülbül, böyle her an ağlayıp inliyorsun.Yoksa sende benim gibi dost
olan, gülüp açılmış bir güle mi âşıksın.
(Bülbül güle âşıktır. Diken ise aralarına
girer. Şâirinde, sevgiliye kavuşmasını önleyen, onun yüz verdiği rakiptir).
4- Yoluna cânum revân etsem gerek
cân`a dedüm
Yüzüme bin hışm ile baktı dedi cânum mı var
4- Canım sevgilim! Yoluna canımı
akıtmalı, sana kurban olmalıyım, dedim. Yüzüme öfkeyle baktı, dedi;Senin canında var mı?
5- Zülf-i dilber gibi ey Zâti perîşânsın yine
Cevri bî-had yohsa bir yâr-ı perişânum mı var
5-
Ey Zâti! Yine sevgilinin saçı gibi dağınık, bitkinsin. Yoksa cefâsı,
eziyeti sınırsız peri gibi güzel`bir
sevgilin mi var?
Dilimizin Geleceği
Dil bir toplumu toplum yapan
unsurların en önemlisidir. Dilimizi bileni bizden, bilmeyeni yabancı sayarız.
İnsanlar arasındaki ilişkiler dil ile kurulur, yürütülür, gelişir, kimi zaman
...
Cahit Zarifoğlu
1940 yılında Ankara'da doğdu. Babasının
memuriyeti dolayısıyla ilk ve orta öğrenimini yurdun çeşitli yerlerinde yaptı.
Liseyi memleketi K.Maraş'ta tamamladı. İ.Ü. Edebiyat Fakülte...
ANLATIM BOZUKLUKLARI
Anlatımın yazılı ve
sözlü olmak üzere iki temel yolu vardır. İki anlatım yolu arasında kullanılan
dil açısından farklılıklar olması doğaldır. Anlatımın işlek, açık ve etkili
olması i...
ANLATIM BİÇİMLERİ VE ÖZELLİKLERİ Anlatım, bir kimseye bir şey hakkında bir şey söyleme, bir
şey anlatma işidir. Bu söyleme ve anlatma gelişi güzel olmaz. Anlatımı
yönlendiren, biçimlendiren yazarın amacıdırBir yazar, acaba söz veya...
5 HECECİLER Hecenin Beş Şairi [Orhan Seyfi (Orhon) 1890-1972; Halit Fahri (Ozansoy) 1891-1971; Enis Behiç (Koryürek) 1891-1949; Yusuf Ziya (Ortaç) 1895-1967; Faruk Nafiz (Çamlıbel)1898-1973] İkinci meşrutiy...
19. Yüzyıldan Günümüze Türk Şiiri TANZİMAT
Tanzimat; düzenlemeler, yeğlemeler,ıslahat anlamına gelir,
"tanzim"sözcüğünün çoğuludur. Tanzim ise Arapça "nazm"dan gelir. Sıraya
koyma, dizme, sıralama, ıslah etme, ...
KEÇECİZADE İZZET MOLLA Mevlevi tarikatına bağlı , derviş ruhlu, olgun bir insan olan Izzet
Molla, nüktedan bir şairdir.Dürüst tabiatlı, kendisine yapılan
iyilikleri unutmayan bir insan olduğundan , çok iyilik ve iltifatla...
Dil Kirlenmesi
İnsanın
yaşamında ve kişilik gelişiminde ana dilinin çok önemli bir yeri vardır. Dili
yeterli düzeyde olan kişiler genellikle daha sağlıklı ilişki kurarlar, hayatta
daha çok başarılı...
İŞTİKAK SANATI Aynı kökten türemiş en az iki sözcüğü bir
dize veya beyit içinde kullanmaktadır. İştikak da cinas sanatları içine girer.
Yazılışları ve okunuşları aynı, fakat kökleri başka olan sözcüklerle yapılan
...
TECÂHÜL-İ ARİF SANATI Bilinen bir gerçeği bir nükteye dayanarak bilmiyormuş gibi
söylemektir. Yani tecâhül-i arif ne hiç bilmemektir, ne de bildiğini
saklamaktır. Buna göre söylersek, bildiğini, türlü nedenlerle bilmezle...
Hikaye Türü, Tanımı, Unsurları
Hikaye; hayatta olan veya olacak kanısı
veren olayları bir ölçü ile anlatan, hayalde tasarlanan ilgi çekici bir takım
olayları anlatarak oku...
HİCİV
Kişi,kurum ve olayları gülünç hale sokmak,alaya
almak, iğnelemek veya hakaret etmek suretiyle küçük düşürmeyi ve rezil etmeyi
amaçlayan ve genellikle manzum olan türe “hic...
Dil ve Anlatım Dersi Ders Notları
1)Anlatım:Herhangi bir konu üzerinde konuşurken veya
bir konu üzerine yazarken,belli bir gayeyi gerçekleştirmek isteriz.Bu gaye,bizi
dinlemekte veya okumakta olanlara bilgi vermek,onl...
İKİ NOKTA ( : )
İKİ
NOKTA ( : )
Başkasından aktarılan yazı ya da sözlerde, tırnak ya da
konuşma çizgisinden önce:
Cemo sopasını yere indirdi ve:
- Git sopanı al öyleyse! Dayağı yiyeceksin. ...diye ...
KELİME
KELİME
Türkçe
kelimeleri anlamlarına, yapılarına ve cümlede aldıkları görevlere göre
sınıflandırabiliriz. Bu sınıflandırma aşağıdaki tabloyu meydana getirir.
Anlamlar...
Dil bilgisi giriş Dil: İnsanların duygu,
düşünce ve isteklerini anlatmak için kullandıkları ses ya da işaretler
sistemidir.
Dilbilgisi :
Bir dili oluşturan sesleri, kelimeleri, cümleleri ve bunlarla ilgili kurallar...
ZARFLAR
ZARFLAR
ZARFLAR
Hal Zarfları
Zaman Zarfları
Yer ve Yön Zarfları
Azlık - Çokluk Zarflerı
Soru Zarfları
Yüklemin anlamını hal ve...
NOKTA ( . )
NOKTA (
. )
Tamamlanmış cümlelerin sonuna konur.
Kaçmayı namusuna yediremiyordu.
Kısaltmalardan Sonra konur.
Prof. Dr. bkz. vb. Bn. P.T.T, T.B.M.M. ... (Not: Son yıllarda
kısal...
NOKTALI VİRGÜL ( ; )
NOKTALI
VİRGÜL ( ; )
Birbirine bağlı, fakat her biri kendi içinde bağımsız
cümleleri ayırmada:
At ölür, meydan kalır; yiğit ölür, şan kalır.
İki cümle birbirine ve, ama, fakat, çün...
YAPILARI BAKIMINDAN KELİMELER
YAPILARI
BAKIMINDAN KELİMELER
1. Basit Kelimeler:
Kelime kökü ek alsa bile anlamca bir değişikliğe uğramamışsa, bu tip kelimelere
BASİT KELİMELER denir. Genellikle kök halindeki (bazen gövd...
YAZIM KURALLARINA GİRİŞ Yazıda doğabilecek karışıklıkların önüne geçmek, yanlış okumayı önlemek,
okumayı ve anlamayı kolaylaştırmak, herkesin aynı şekilde yazıp okumasını
sağlamak için belirlenmiş olan kurallara imlâ...
İNCELTME VE UZATMA İŞARETLERRİNİN YAZILIŞI Düzeltme işareti Türkçe olmayan kelimelerde kullanılan bir işarettir. Bu
işaret hem uzatma hem de inceltme görevinde kullanılır. İnceltme görevi sadece
"g, k, l" ünsüzleri için; uzat...
EDATLARIN YAZILIŞI Edat ve bağlaç olarak kullanılır.
Yazılışları bakımından aralarında fark yoktur.
Bu kelime kendinden önceki kelimeye bitişik de yazılabilir, ondan ayrı da...
Bitişik yazılan "ile"...
ÜNLÜ UYUMUNA AYKIRI EKLERİN YAZILIŞI --yor (şimdiki zaman eki): Sadece -yor şeklinde yazılır, ünlü uyumlarına
aykırıdır.
geliyor, biliyor, istiyor, gizliyor...
--ken (zarf-fiil eki): Ünlü uyumlarına aykırıdır. Sadece -ken şekl...