You are here:  Anasayfa arrow Özel Dosyalar arrow XVI. YÜZYIL TÜRK EDEBİYATI arrow ZÂTÎ ( 14711546 )
ZÂTÎ ( 14711546 ) PDF Yazdır E-posta
Yazar Edebiyat   
Cumartesi, 20 Eylül 2008

      a) HAYATI

 

       Zâtî, Balıkesir’in Karesi vilayetine bağlı bir kasabada hicrî 876, mîladi 1471–2 tarihinde dünyaya gelmiştir. Divan edebiyatımızın ünlü şairlerinden olan Zatî’nin asıl adı konusunda çeşitli kaynaklarda değişik bilgiler verilmektedir. Zati şiir mahlası olup asıl ismi Latîfî, Sehi, Kınalızâde tezkirelerine göre Bahşî,  Âşık Çelebi’ye  göre Satılmış ve bugün halk tarafından kısaltılmış olan Satî’dir bu ismi “Zâtî” ye çevirerek mahlas edinmiştir. Şair hayat hikayesini Âşık Çelebi’ye  anlatmıştır. Aşık Çelebi, şairin kendi ifadesiyle asıl adının “İvaz” olduğunu belirterek bu kelimenin ebced hesabı ile şairin doğum tarihi olan 876 (1471-72)’yi verdiğini kaydetmektedir. ( TDEA, C.8, ss.645-646)

     

Zâtî’nin ailesiyle ilgili fazla bir kaynak yoktur. Babasının bir dükkanı olduğu ve burada çizmecilikle uğraştığı bilinmektedir. Şüphesiz Zâtî’de de şiire ve edebiyata karşı bir ilgi bir yönelme olmasaydı O da babası gibi çizmecilikle uğraşıyor olacaktı. Şairin babasının cahil bir insan olması dolayısıyla Ali Nihad Tarlan “Zâtî Divanı” adlı eserinde oğluna ebced hesabı ile doğum tarihini gösteren bir isim koymasını uzak bir ihtimal olarak değerlendirmiş, Zatî mahlasına telaffuz itibariyle yakın olan Sati isminin olmasını muhtemel görmüştür.

       Şair şiirle uğraşmaya başladıktan sonra Bursa, İznik, Edirne ve Manisa’da bulunmuştur. Yaklaşık 1500 yılında II. Beyazıd zamanında İstanbul’a geldi. Burada devrin şairleri ile tanıştı. Bilgi ve görgüsünü artırdı. Sultan Beyazıd’a yazdığı İydiyye, Bahariye ve Şîtâiyye kasidelerle onun ihsanlarına nail oldu. Ali Paşa’ya yazdığı şiirleriyle onunda gönlünü kazanıp himayesine girdi. Birçok para, elbise ve yiyecekle ödüllendirildi. Vezir Ali Paşa’nın emriyle biri nevruz ikisi de şeker ve kurban bayramları olmak üzere senede üç tane kaside yazıp bunlar karşılığında bolca para ve hediyelik eşyalar alıyordu. Ekonomik olarak oldukça rahattı. Refah içinde bir ömür geçiriyordu.

       Zâtî’nin bu imkanlarının yanı sıra bir özrü vardı. O da kulaklarının çok ağır işitmesiydi. Bu nedenle birçok şeyi tam anlayamıyor ve eksik kalan çok şey oluyordu. Fakat bu açığını zekâsı ile tamamlıyordu. Padişaha yazdığı bir gazeli çok beğenilmiş ve padişah tarafından ona bir memuriyet verilmesi istenmiş ama sağırlığı nedeniyle bu mümkün olmamıştır. Bunun üzerine Bursa’da 20–30 akçelik bir tevlîyat verildi fakat sahip olduğu imkanları ve ihsanları bırakıp gitmek istememiştir. Bunun acısı ise daha sonraları kendini göstermiştir.

       Ali Paşa’nın şehit edilmesinden sonra Zâtî’nin hayatı değişti ve fakir düştü. Eski günlerini özler oldu. Remîl sayesinde geçimini sağladı. Sultan Selim, padişah olduğu zaman ona kasideler sundu ve onun ihsanlarına mahzar oldu. Durumunu yeniden düzeltmeye başladı fakat talihi bir kere kötüye dönmüştü. Sultan Süleyman zamanında kasideler yazıp padişaha sundu ama fayda etmedi. Çünkü bu dönemde İbrahim Paşa’nın gözde şairi Hayâlî ile yolları kesişti. İki tarafta birbirinden hoşlanmıyordu. Zâtî’nin sözlerine göre Hayâlî onu kıskandığı için onunla ilgili Vezîr-i Âzam’a telkinatta bulunup Paşa’yı sevmediğini söylüyor ve Zâtî’yi sürekli kötülüyormuş. Hayâli ile girdiği bu çekişmelerden mağlup ayrılan Zati, yine remîl dökerek kazancını sağlamaya başladı.

       Zâtî’nin evi Sarıgüzel Mahallesinde, dükkanı ise Bayezıd Camisi’nin avlusunda idi. Her gün dükkana yürüyerek giderdi. İhtiyarladığı için bu durum onu gittikçe yormaya başladı ve artık gidemez oldu. Geçimini devam ettirebilmek için de çalışması gerekiyordu. Bu sefer dükkanını evinin yakınında bir yere taşıdı. Üç dört ay böyle devam etti ve nihayetinde 953 (1546) senesi Ramazan’ının ikinci yarısında vefat etti. Öldüğünde 77 yaşındaydı fakat cenazesini kaldıracak parası yoktu. Parası olmadığından cenazesi Âşık Çelebi, Selikî, Yahyâ Bey gibi şairlerin yardımıyla kaldırılarak Edirnekapı dışarısına gömülmüştür.

       Şairin vefatına Zuhûrî Acem ( Eş’ar kaldı yadîgar ), Abdî ( Suhanver göçdî ) ve Âşık Çelebi ( Gitti zali nazım ) tarih düşmüştür. ( TARLAN, 1976, ss.XI-XVIII )

 

      b) EDEBİ ŞAHSİYETİ

 

       Âşık Çelebi Tezkîresinde şairin, çiçek bozuğu büyük burunlu ve ağır işiten biri olduğunu yazıyordu. Hoş sohbet, nüktedan, hazırcevap bir kişiliği vardır. Yakınları onu tahrik ederek haklarında bir nükte beyit veya kıt’a söyletir; bundan zevk alırlarmış. Letâif’i bu çeşit fıkralarla doludur. Gelibolulu Ali dışında bütün şuara tezkireleri şairliğini övmektedir. Necatî Bey’den sonra gelen en büyük şair olarak gösterilir. ( TDEA, C.8, ss.646 )

       Zâtî, Velut bir şairdir. Latîfî’ye göre 3000 gazeli, 100rubaisi ve kıt’ası şehrengizi, lugazları, Hikayet-i Ahmed ü Mahmud’u, Siyer-i Nebî’si, Mevlîd’i, Şem ü Pervane’si, Hüsrev ü Şirin tarzında Ferruhnâme’si vardır.

       Bu kadar çok yazmış bir şair olması Zâtî’nin değersiz eserler meydana getirmesine yol açmıştır. Çoğu ısmarlama yazılmış bu basit manzumelere bakarak Zâtî’yi değerlendirmek ve onu küçültmek kuşkusuz hatalı bir davranıştır. Geçimini sağlamak için bir floriye bazen 30’a yada 20 akçeye bir kaside yazmak zorunda kalan bir şairin sık sık tekrarlara düşmesi ve aldığı ücret karşısında basit şeyler yazması doğaldır. Zâtî’nin gerçekten güzel, değerli gazelleri, kasideleri de elimizdedir ki bunları Zâtî gibi yarım yamalak bir öğrenim görmüş bir kimsenin yazmasına ihtimal verilmez. Bu bakımdan Zâtî’nin bilinenden daha fazla okumuş olduğunun ya da olağanüstü bir zekaya ve sanat kudretine sahip bulunduğunun kabulü gerekir. Çağının en değerli şairlerindendir. Genç şairlere hocalık etmiş zaman zaman devlet büyüklerinin de takdirini görmüş ama layık olduğu hayat düzeyine erişememiştir. Bunda sağırlığı kadar avare yaradılışının da etkisi olduğu söylenir. Çağdaşları bile şayet yoksul ve sağır olmasaydı verdiklerinden kat kat daha değerli eserler verebileceğini ifade etmişlerdir. (CENGİZ, 1972, s.302)

       Zâtî hayatının muayyen bir devresinden sonra sağırlığı ve fakirliği dolayısıyla kimseye yaklaşmaz, büyüklere gidip gelmezdi. Dükkanın da müşteri beklerdi. Onu tanıyanlardan bir kısmı eğer sağırlık ile fakirlikten halas bulsaydı, dostlarıyla sohbet eder, şairlerle görüşür, şiirler üzerinde fikir teali ederdi. Bu suretle şimdi olduğunun on misli olurdu, derler. Bir kısmı da şiirdeki bu kudreti, bu iki arızadan dolayıdır. Zira dostları ile daima musahabet onun dikkatini dağıtır, onun başka şeylerle meşgul olmasına sebep olurdu derler. Halbuki bu şekilde bütün gayretini şiire hars edebiliyordu derler. İkisinin de bazı cihette hakları vardır. Evinde yalnızca otursa onu kimse ziyaret etmezdi. Dükkan ana sermaye, remilse onu avutan bir meşgale idi. Şairler dükkanına gelirler ona şiirlerini gösterirler. O da böyle manaları alır kendi şiirlerinde ya aynen alır ya da biraz değiştirerek kullanırdı. Böyle başkasının malına sahip çıkma kabullenme kendine söylendiğindeyse ; “Bir hoş manacıktır, gördüm siz gerçekten şair değilsiniz, divanınız yoktur, hep bunlar zail olur. Biz divan sahibi şairleriz. Kıyamete kadar divanımız durur ve gazellerimiz hokkabazlar, kasebazlar ve canbazlar, belki ağaç ayaklıklarla şarka ve garba yürür. Bizim divanımızda bulunan zayi olmaz. Bu manacığı esirgediğimden divanıma aldım. Yoksa ona karşı bir heves ve ihtiras beslediğimden değil” derdi. Lakin bir diğeri kendisinin bir beytini bozsa, evini barkını elinden almışlar gibi bî-huzur olurdu. Tamam gazelini alsalar adeta çıldırırdı.

       Bu asrın ilk yarısına damgasını vuran Zatî, asrın ikinci yarısına ve Türk edebiyatına damgasını vuran büyük şair Bakî’ye hocalık yapmış, onun yetişmesine katkıda bulunmuştur. Bu yönüyle de büyük değer görmüştür.

       Zâtî’nin en büyük eseri Divan’ıdır. Ömrü boyunca binlerce gazel ve yüzlerce kaside söylediği rivayet edilen şairin bütün şiirlerini bir araya toplayan bir divana rastlanmamıştır. Bazen çok zengin hayallerle süslediği ve zaman zaman çok düzgün söylediği şiirlerle bu yaptığı hizmete rağmen ciddi bir mesleği olmayışı ve hatıralarda gönlü kırık bir insan intibaı bırakması yüzünden Tanzimat şairi Ziya Paşa onun şiirini ve şiire hizmetini anarken:

               “Eslafta Ahmed ü Necâtî

                 Âvâre vü dil-şikeste Zâtî.”

       Türkî suhane temel komuşlar demek ihtiyacını duymuştur. ( BANARLI, 1998, C.1 , s.573 )

      

 

      c) ESERLERİ

 

       I) ŞEMS Û PERVANE : 5000 beyti aşan eser benzerlerinden oldukça farklıdır.

 

       II) MECMU’ATÜ’L-LETAÎF: İki kısımdan oluşmaktadır. Birinci kısım devrin şairleri, ileri gelenleri ve sıradan kişilerle ilgili manzum latifeleri ihtiva eder. Diğer kısım ise ahkam risaleleri tarzındadır. Devrin her türlü meslek ve sanat erbabını birer cümleyle mizahi şekilde tanıtır. Bunların dışında bir başka latifesi Delibirader Gazali’nin Mekke’den gönderdiği padişahtan başlayıp bütün devlet adamlarının ve diğer dostların ahvalini soran manzum mizahi mektubuna Zatî’nin aynı üslup ile verdiği cevaptır.

 

      III) EDİRNE ŞEHRENGİZİ: II. Bayezıt zamanındaki Edirne’yi ve oranın güzelliklerini tasvir eder. Zatî’nin bunların dışında kaynaklarda adları verilen lakin ele geçmemiş olan şu eserleri bulunmaktadır; Sırf birinin ısrarı üzerine para karşılığında yazılan Ahmed ü Mahmud, Siyer-i Nebî, Mevlûd, Ferruhnâme ve Kur’an Falı. ( TDEA, C.8, s.647 ) 

 

 

 

 

 

 

      ç) ZÂTÎ’DEN ÖRNEKLER

 

GAZEL I

 

           1- Ey felek döne döne alma günâhum hazer et

               ldırım kamçılı bir kimsedür âhum hazer et

 

       1- Ey felek! Dönüp dönüp günahımı alma, bana iftirâ etme; Benim âhım yıldırım kamçılı bir adam gibidir; ondan kendini koru.

       (Felek, gökyüzü ve baht anlamlarında, döne döne de hem gökkubbesinin dönmesi, hem de tekrar tekrar anlamında da kullanılmıştır. Aşıkların ahı kara dumanlı ve ateşlidir; göğü yakar. Yıldırım gibi, günahsız bir kişinin günahını almak yani iftira etmek, ahını almakta tehlikelidir).

 

           2- Şâh-ı aşkum şerer-i âteş-i âhum sipehüm

               Yanar addur benüm ey şâh sipâhum hazer et

 

      2- Ben aşk sultânıyım.Âhımın ateşinin kıvılcımları askerimdir.

Sultanım , benim askerim kor halinde harlı bir ateştir;ondan kendini koru.

 

           3- Ey gözümün nûrı beni yakma firâk âteşine

               Âlemi zulmet eder dûd-i siyâhum hazer et

 

      3- Ey gözümün nuru! Beni ayrılık ateşine yakma. Yoksa gönlümden çıkan âhın kara

dumanı, dünyayı kapkaranlık eder, bundan sakın.

 

           4- Hırmen-i mâh yanar dâne-i encüm kül olur

               Âh etdürme bana ey yüzi mâhum hazer et

 

       4- Ey yüzü aya benzeyen sevgili! Bana acı cektirip âh ettirme.Yoksa aynı harmanı yanar , yıldız tâneleri kül olur . Bundan çekin.

 

          5- Zâtî`yâ sâ’i kadan hırmen-i sabrun tutuşur

               Çekilürken göge bu ejder-i âhum hazer et

 

 

       5- Ey Zâtî! Bu âhımın ejderhası güğe çekilirken ağzından fışkıran şimşeklerle sabrımınharmanı tutuşa bilir Bundan çekin,bana ah çektirm.

       (Ejder , ejderhâ  masal ve destanlarda görülen yedi başlı ve ağzından ateş saçan büyük yılanlardır.Başları kesilince iki baş birden çıkar.Ançak kesilen başlar dağlanırsa öldürüle bilir.İnanışa göre yüz l yaşayan yılan ejderha olurmuş meleklerbunları zincirlere bağlar ve Kaf dağının ardına atmak için göğe fırlatırlarmış)

 

GAZELII

 

 

           1- Her kimün lâle –veş destinde lâ`lin câmı var

               Gül gibi gâyetde vakti hoş güzel eyyâmı var

 

       1- Her kimin elinde –lâle biçiminde yâkut renkli bir kadehi varsa, onun gül mevsimi gibi çok hoş vakti , güzel günleri var demektir.

 

           2- Vakt-i sâki mülâyim sûfiyâ meyen bana

               Tevbe etdürme yüri her nesnenün eyyâmı var

 

       2- Ey kaba sofu! Şimdi tam güllerin açıldığı ilkbahar mevsimi iken , şarap sunan da yumuşak davranırken bana içkiden tövbe ettirmeğe kalkma , yürü git.Herşeyin bir zamanı var.

 

           3- Sûfiyâ bin serv-i Firdevs-i berîne dik gelür

               Gülsitân-ı meclisün bir serv-i sîm-endâmı var

 

       3- Ey kaba sofu! Toplantı gül bahçesinin gümüş bedenle, selvi  boylu öyle bir güzeli var ki , yüce cennetin binlerce selvi ağacına kafa tutar.

       (Dik gelmek, önünde dikilmek, dik dik konuşmak, kafa tutmak ve direnmek mânâlarında kullanılmıştır). 

 

           4- Mest olup ol serv-kamet gözlerinden dökdi yaş

                Benmümüz bir baga döndi kim gül ü bâdâmı var

 

       4- O selvi boylu güzel sarhoş olup gözlerinden yaşlar dökmeğe başladı. Böylece toplantımız bir bahçeye döndü; badem çiçeğimizde var.

       (Gül, aslında çiçek demektir. Gül-i nâr: nar çiçeği, gül-i nergis: nergis çiçeği ).

 

 

 

      5- Zâtî`ye vasf-ı cinân eylersin anda vâizâ

          Sâkî-i meclis kadar bir dilber-i ra`nâ mı var

 

       5- Ey öğüt veren! Zâtî`ye durmadan cennetleri anlatır, öğersin. Acaba orada toplantımızın şarap sunucusu kadar güzel bir dilber var mı? Hiç bundan söz etmiyorsun.

 

GAZEL III

 

 

 

      1- Göricek hüsnüm inân-ı ihtiyâr eden gider

    Tîg-i hışmı lûtf et ey çâbük-süvâr eden gider

 

       1- Güzelliğini görünce düşüncemin , kararımın dizgini elimden kaçar.Ey usta binici sevgilim , lûtfen bu öfkeli bakış kılıcını elinden bırak.

 

       2- Başın için nakş edüp ayağa salma âşıkı

           Reng-i hınnâ-yı melât ey nigâr eden gider

       2-Ne olur , başın için hileler edip âşıkı ayaklara düşürme Güzelim , güzellik kınasının engi bir gün gelir , elden gider

 

           3- Gırre olma bunca murg-ı dil şikâr ettüm deyu  

               Âkıbet şehbâz-ı hüsn ey şehriyâr elden gider

 

       3- Sultânım , bunca gönül kuşunu avladım diye grurlanma .Sonunda güzellik doğanı elden kaçıp gider, unutma.

       (Güzellik doğan kuşuna benzetilmiş. Kuş avlanmakta kullanılan doğan avcısının kolunda durur ve avı yakaladıktan sonra avcıya getirir).

 

       4- Murgueş el üzre tut âşıklara râğbetler et

          Bu tarâvet âhir ey kaddi çınâr elden gider

 

       4- Ey boyu çınara benzeyen sevgilim , âşıklara iyi davran sygı göster; kuş gibi el üstünde tut . Çünkü sonunda bu tazelik bu güzellik yok olup gider.

       (Sevgili Çınara âşıklar kuşa benzetilmiş . Çınar yapraklan el biçimindedir. Sevgilininde çınarında tazeliği kalmayınca âşıkta kuşta kalmaz).

 

           5- Zâtî-i mûra elünden geldügince eyle lûtf

               Hâtem-i hüsn ey Süleymân-iştihâr eden gider

 

 

       5- Ey Süleyman gibi namlı sevgilim! Bu, karınca gibi küçük, değersiz Zâtî’ye elinden geldiğince iyilik göster Çünkü güzelliğin Mührü bir gün olur kaybolur gider.    

       (Hz. Süleymân kibrit-i ahmerden ve üzerinde Tanrı adlı yazılı mührüyle bütün insanlar, hayvanlar, kuşlar, cinler ve devlere, hatta rüzgara emrederdi. Parmağında taşıdığı bu yüzük mührünü şeytana kaptırmış ve geri alıncaya kadar saltanatını kaybetmişti.        

       Hz. Süleyman bir gün savaşa giderken karıncalar ülkesinde karınca beyinin adamlarına “yuvanıza girin Süleymân’ın askerleri sizi çiğnemesin “seslendiğini duydu. Atından inip beyle konuştu ve ondan çok öğütler aldı. Karınca beyinin sunduğu bir çekirge buduyla ordusunu doyurduğu gibi yarısını da azık olarak yanında götürdü).

 

GAZEL IV

 

 

 

           1- N`oldu inlersin felek hercâyi cânânun mı var

               Sery eder her menzili bir mâh-ı tâbânum mı var

 

       1-Felek ne oldu sana, inleyip duruyorsun? Yoksa seninde benim gibi hevâyi, kararsız bir sevgilin mi var? her yerde dolaşan, her yanı gözleyen parlak bir ayın mı var? (Felek kelimesi gökyüzü, baht, çark mânâlarında kullanılır. Durmadan dönmesiyle Botan dolabına ve çarka benzetilir. Bu yüzden dolap gibi inlediği düşünülür).

 

           2- Benzüni ey bûtsân hazân mı etdi zerd

               Yohsa başı taşra bir serv-i hırâmânun mı var

 

       2- Ey bahçe! Benzimi güz mevsimi  mi böyle sapsarı etti? Yoksa seninde benim gibi boyu yüksek, aklı başka yerlerde, vefâsız salınan bir selvi boylun mu var?

 

           3- Ağlayup feryâd edersin her nefes ey abdelîb

                Hâr ile hem-sâye olmış verd-i handânun mı var

 

       3- Ey bülbül, böyle her an ağlayıp inliyorsun.Yoksa sende benim gibi dost olan, gülüp açılmış bir güle mi âşıksın.

       (Bülbül güle âşıktır. Diken ise aralarına girer. Şâirinde, sevgiliye kavuşmasını önleyen, onun yüz verdiği rakiptir).

 

           4- Yoluna cânum revân etsem gerek cân`a dedüm

               Yüzüme bin hışm ile baktı dedi cânum mı var

 

       4- Canım sevgilim! Yoluna canımı akıtmalı, sana kurban olmalıyım, dedim. Yüzüme öfkeyle baktı, dedi;  Senin canında var mı?

 

 

           5- Zülf-i dilber gibi ey Zâti perîşânsın yine

              Cevri bî-had yohsa bir yâr-ı perişânum mı var

 

       5- Ey Zâti! Yine sevgilinin saçı gibi dağınık, bitkinsin. Yoksa cefâsı, eziyeti sınırsız peri gibi güzel`bir sevgilin mi var?

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yorumlar (0)Add comments

Yorum yaz
quote
bold
italicize
underline
strike
url
image
quote
quote
smile
wink
laugh
grin
angry
sad
shocked
cool
tongue
kiss
cry
daha kucuk | daha buyuk

security image
Lutfen goruntulenen karakterleri yaziniz


busy
Son Güncelleme ( Cumartesi, 20 Eylül 2008 )
 
< Önceki   Sonraki >

Giriş Formu






Kayıp Parola?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol
Dilimizin Geleceği
Dil bir toplumu toplum yapan unsurların en önemlisidir. Dilimizi bileni bizden, bilmeyeni yabancı sayarız. İnsanlar arasındaki ilişkiler dil ile kurulur, yürütülür, gelişir, kimi zaman ...
Cahit Zarifoğlu
1940 yılında Ankara'da doğdu. Babasının memuriyeti dolayısıyla ilk ve orta öğrenimini yurdun çeşitli yerlerinde yaptı. Liseyi memleketi K.Maraş'ta tamamladı. İ.Ü. Edebiyat Fakülte...
ANLATIM BOZUKLUKLARI
Anlatımın yazılı ve sözlü olmak üzere iki temel yolu vardır. İki anlatım yolu arasında kullanılan dil açısından farklılıklar olması doğaldır. Anlatımın işlek, açık ve etkili olması i...
ANLATIM BİÇİMLERİ VE ÖZELLİKLERİ
Anlatım, bir kimseye bir şey hakkında bir şey söyleme, bir şey anlatma işidir. Bu söyleme ve anlatma gelişi güzel olmaz. Anlatımı yönlendiren, biçimlendiren yazarın amacıdırBir yazar, acaba söz veya...
5 HECECİLER
Hecenin Beş Şairi [Orhan Seyfi (Orhon) 1890-1972; Halit Fahri (Ozansoy)  1891-1971; Enis Behiç (Koryürek) 1891-1949; Yusuf Ziya (Ortaç) 1895-1967; Faruk Nafiz (Çamlıbel)1898-1973] İkinci meşrutiy...
19. Yüzyıldan Günümüze Türk Şiiri
TANZİMAT Tanzimat; düzenlemeler, yeğlemeler,ıslahat anlamına gelir, "tanzim"sözcüğünün çoğuludur. Tanzim ise Arapça "nazm"dan gelir. Sıraya koyma, dizme, sıralama, ıslah etme, ...
KEÇECİZADE İZZET MOLLA
Mevlevi tarikatına bağlı , derviş ruhlu, olgun bir insan olan Izzet Molla, nüktedan bir şairdir.Dürüst tabiatlı, kendisine yapılan iyilikleri unutmayan bir insan olduğundan , çok iyilik ve iltifatla...
Dil Kirlenmesi
İnsanın yaşamında ve kişilik gelişiminde ana dilinin çok önemli bir yeri vardır. Dili yeterli düzeyde olan kişiler genellikle daha sağlıklı ilişki kurarlar, hayatta daha çok başarılı...
İŞTİKAK SANATI
Aynı kökten türemiş en az iki sözcüğü bir dize veya beyit içinde kullanmaktadır. İştikak da cinas sanatları içine girer. Yazılışları ve okunuşları aynı, fakat kökleri başka olan sözcüklerle yapılan ...
TECÂHÜL-İ ARİF SANATI
Bilinen bir gerçeği bir nükteye dayanarak bilmiyormuş gibi söylemektir. Yani tecâhül-i arif ne hiç bilmemektir, ne de bildiğini saklamaktır. Buna göre söylersek, bildiğini, türlü nedenlerle bilmezle...
Hikaye Türü, Tanımı, Unsurları
         Hikaye; hayatta olan veya olacak kanısı veren olayları bir ölçü ile anlatan, hayalde tasarlanan ilgi çekici bir takım olayları anlatarak oku...
DİL BİLİÇLENMESİ
                               ...
HİCİV
  Kişi,kurum ve olayları gülünç hale sokmak,alaya almak, iğnelemek veya hakaret etmek suretiyle küçük düşürmeyi ve rezil etmeyi amaçlayan ve genellikle manzum olan türe “hic...
Dil ve Anlatım Dersi Ders Notları
1)Anlatım:Herhangi bir konu üzerinde konuşurken veya bir konu üzerine yazarken,belli bir gayeyi gerçekleştirmek isteriz.Bu gaye,bizi dinlemekte veya okumakta olanlara bilgi vermek,onl...
İKİ NOKTA ( : )
İKİ NOKTA ( : ) Başkasından aktarılan yazı ya da sözlerde, tırnak ya da konuşma çizgisinden önce: Cemo sopasını yere indirdi ve: - Git sopanı al öyleyse! Dayağı yiyeceksin. ...diye ...
KELİME
KELİME Türkçe kelimeleri anlamlarına, yapılarına ve cümlede aldıkları görevlere göre sınıflandırabiliriz. Bu sınıflandırma aşağıdaki tabloyu meydana getirir. Anlamlar...
Dil bilgisi giriş
Dil: İnsanların duygu, düşünce ve isteklerini anlatmak için kullandıkları ses ya da işaretler sistemidir. Dilbilgisi : Bir dili oluşturan sesleri, kelimeleri, cümleleri ve bunlarla ilgili kurallar...
ZARFLAR
ZARFLAR     ZARFLAR     Hal Zarfları Zaman Zarfları Yer ve Yön Zarfları Azlık - Çokluk Zarflerı Soru Zarfları Yüklemin anlamını hal ve...
NOKTA ( . )
NOKTA ( . ) Tamamlanmış cümlelerin sonuna konur. Kaçmayı namusuna yediremiyordu. Kısaltmalardan Sonra konur. Prof. Dr. bkz. vb. Bn. P.T.T, T.B.M.M. ... (Not: Son yıllarda kısal...
NOKTALI VİRGÜL ( ; )
NOKTALI VİRGÜL ( ; ) Birbirine bağlı, fakat her biri kendi içinde bağımsız cümleleri ayırmada: At ölür, meydan kalır; yiğit ölür, şan kalır. İki cümle birbirine ve, ama, fakat, çün...
YAPILARI BAKIMINDAN KELİMELER
YAPILARI BAKIMINDAN KELİMELER 1. Basit Kelimeler: Kelime kökü ek alsa bile anlamca bir değişikliğe uğramamışsa, bu tip kelimelere BASİT KELİMELER denir. Genellikle kök halindeki (bazen gövd...
YAZIM KURALLARINA GİRİŞ
 Yazıda doğabilecek karışıklıkların önüne geçmek, yanlış okumayı önlemek, okumayı ve anlamayı kolaylaştırmak, herkesin aynı şekilde yazıp okumasını sağlamak için belirlenmiş olan kurallara imlâ...
PEKİŞTİRLMİŞ KELİMELERİN YAZILIŞI
 Pekiştirme sıfatları ve zarfları bitişik yazılır: dümdüz, sapsarı, mosmor, kapkara, apaçık, tertemiz, çepeçevre, sapasağlam, darmadağınık, yapayalnız, çırılçıplak, çepeçevre...
İNCELTME VE UZATMA İŞARETLERRİNİN YAZILIŞI
 Düzeltme işareti Türkçe olmayan kelimelerde kullanılan bir işarettir. Bu işaret hem uzatma hem de inceltme görevinde kullanılır. İnceltme görevi sadece "g, k, l" ünsüzleri için; uzat...
EDATLARIN YAZILIŞI
 Edat ve bağlaç olarak kullanılır. Yazılışları bakımından aralarında fark yoktur. Bu kelime kendinden önceki kelimeye bitişik de yazılabilir, ondan ayrı da... Bitişik yazılan "ile"...
ÜNLÜ UYUMUNA AYKIRI EKLERİN YAZILIŞI
 --yor (şimdiki zaman eki): Sadece -yor şeklinde yazılır, ünlü uyumlarına aykırıdır. geliyor, biliyor, istiyor, gizliyor... --ken (zarf-fiil eki): Ünlü uyumlarına aykırıdır. Sadece -ken şekl...

Spotlight

Stop
Play