You are here:  Anasayfa arrow Özel Dosyalar arrow XVI. YÜZYIL TÜRK EDEBİYATI arrow XVI. Yüzyılın Siyasi ve Sosyal Durumu
XVI. Yüzyılın Siyasi ve Sosyal Durumu PDF Yazdır E-posta
Yazar Edebiyat   
Cumartesi, 20 Eylül 2008

XVI.   Yüzyılın Siyasi ve Sosyal Durumu

           XVI. yüzyıl her yönüyle Osmanlı için bir altın çağdır. Bu devirde devletin sınırları üç kıtaya yayılarak Türk tarihindeki en geniş sınırlara ulaşmış kudret ve zenginlikte üstünlüğü övülecek duruma gelmiştir. Devlet adamları zeki, dürüst, ahlaklı, adil  ve yetenekli  kişilerdir.  Ordu ve donanama tam  manasıyla  bir disiplin  içindedir. Ekonomik durum yerli yerinde, halkın geliri ve rahatı gayetiyidir. (SOYSAL, 2002, s.379).


           XVI. yüzyılın olaylarını şöyle sıralayabiliriz:

           Osmanlı Devletinin başına geçen Yavuz Sultan Selim ilk seferini doğu sınırlarında durmadan karışıklık çıkaran Şah İsmâil üzerine düzenler. Safevî Devleti’nin başında bulunan Şah İsmâil, Türk asıllı olduğu halde siyasi emelleri uğruna doğu Anadolu halkını bölüp ayırmaya uğraşmaktadır. Yavuz Sultan Selim, Osmanlı Devleti’ni uzun süre uğraştıran Şah İsmâil’i ( 23 Ağustos 1514) Çaldıran’da yener. Böylece imparatorluk için manevi bir tehlike olan Şîî-Safevî propagandasının önüne geçer. (TDEK, 1992,s.13).

            Yavuz Sultan Selim’in Çaldıran’da kazandığı bu zafer devletin başarılar zincirinin başlangıcı olmuştur. Bu seferin ardından Ridâniye (1517) ve Merc-i Dâbık (1516) zaferleriyle Suriye, Filistin, Hicaz ve Mısır Osmanlı ülkesine katılır. Ayrıca Ramazan Oğulları ve Dulkadir Oğulları gibi önemli merkezlerde Maraş, Mardin, Kayseri, Diyarbakır, Adana ve çevreleriyle birlikte Osmanlı ülkesine katılmıştır.

           Osmanlı Devleti’nin Doğu’da kazandığı bu başarıların önemli bir sonucu olarak İslam dünyasında egemenliğin sembolü olan “Halifelik” Osman Oğulları ailesine geçmiştir. 10 Temmuz 1517’de Mekke Emiri, Mekke ve Medine’nin ana hatlarıyla Mukaddes Emanetler ve Peygamberimizin bayrağı olan Sancak-ı şerîf’i teslim eder. (İSLAM, 1992, s.96).

           Yavuz Sultan Selim’in 21 eylül 1520 gecesi vefat etmesi üzerine Sultan Süleyman Han 30 Eylül 1520’de tahta çıkar. Sultan Süleyman Han hukuka bağlılığı ile ünlüdür. Adildir. Zulme sapanları affetmez. Devlet memurlarını geçerli bir gerekçe olmadıkça azletmez, mutlaka haklı sebeplere dayandığı zaman azlederdi. Kanuna ve adalete bu derece düşkün olması sebebiyle ona “Kanûnî” unvanı verilmiştir. Avrupalılar arasında ise “Muhteşem Süleyman” ve “Büyük Türk” diye anılmaktadır. (GÜNENSAY, 1943, s.142)

           Osmanlı İmparatorluğu Yavuz Sultan Selim’den sonra oğlu Kanûnî Sultan Süleyman  zamanında da  muazzam  kudret ve  hakimiyetini devam  ettirdi. Hem doğuda  hem  batıda fakat  bilhassa  batıda önemli  başarılar   kazandı . Kırk  altı yıllık saltanatı  döneminde  Avrupa seferlerine ağırlık verildi. 1521’de Belgrat, 1522’de Rodos Kalesi fethedildi. Macaristan üzerine düzenlenen sefer başarıyla sonuçlanır ve 1526’da Budin teslim alınır. 1529’da yapılan seferde Viyana kuşatılır. 1532’de Almanya seferine çıkılır. Kanije ve Temeşvar alınır, Avrupa’yı bölmek için 1537’de Fransızlara “Kapitülasyon” olarak adlandırılan ticari müsaadeler verilir. (İSLAM, 1992, s.92).

          Osmanlı Devleti üç kıtayı kendisine bağladığı gibi denizler üzerindeki hakimiyetini de başarıyla sağlamıştır. Daha Yavuz Sultan Selim zamanından itibaren büyük denizci Barbaros Hayrettin ile birlikte Cezâyir ve Tunus’un Osmanlı Devletine bağlanmasıyla denizlerdeki hakimiyet başlamıştır. Preveze  Deniz Zaferiyle birlikte Akdeniz bir iç deniz haline getirilmiştir. Kemal Reis, İlyas Reis, İshak Reis, Oruç Reis, Hızır Hayrettin Reis ( Barbaros Hayrettin Paşa), Pîrî Reis, Uluç Ali Reis, Turgut Reis, gibi namlı kaptanlar Cebre,  Cezayir, Tunus,  Sakız,  Korsika Adası ve  Trablusgarb’ı      Osmanlı topraklarına kattılar. Osmanlı denizcileri XVI. yüzyılın başında itibaren Hind sularında da görülmeye başladılar. (İSLAM, 1997, s.97).

           Fakat önce Kıbrıs Lepant malubiyeti daha sonrada İran ve Avusturya savaşları bu muazzam askeri ve siyasi  kuvvetin yükseldiği yerden aşağıya düşmeye başladığına birer işaret oldu.

           Kanûnî’nin ölümünden sonra Sultan II. Selim Osmanlı tahtına geçmiştir. II. Selim devlet işleriyle uğraşmaktan çok kadın, kız ve içki sohbetlerine düşkündü. Sultan  II. Selim devrinde  Sokulu Mehmet Paşa’nın tedbirli yönetimiyle devletin bütünlüğü ve ihtişamı sürmüş ama yüzyılın sonunda çok değişik ırk, dil  ve dine  mensup toplulukların  oluşturduğu  Osmanlı Devleti’nde  bazı aksaklıkların,  yanlışlıkların  ortaya çıkmaya  başladığı, alınan  bazı tedbirlere  rağmen açık  bir  şekilde görülmeye  başlamıştır. (TDEK,1992,s.131)

           Askeri ve idari Osmanlı kurumları özellikle Sokulu Mehmet Paşanın ölümünden sonra  süratle bozulmaya  başladı.  Bu zorluklar o dönemdeki bazı  mütefekkirler ve  tarihçiler tarafından  görülmüş ve  tehlikenin  büyüklüğü az  çok  hissedilmiş olduğu halde  imparatorluğun dıştan görünen  göz  kamaştırıcı parlaklığı  içinde  bunlar esaslı bir  şekilde  göze çarpmamıştır. (BANARLI, 1998, C.1,s.516)

           Sultan II. Selim zamanında devletin büyüklüğü  ve ihtişamı  belirli bir süre  daha  devam eder. Kuşkusuz bunda vezir-i azam Sokulu Mehmet Paşa’nın payı büyüktür.  Bazı tedbirler alınsa da aksaklıklar kendini XVII. yüzyılda göstermiştir.

           Sultan II. Selim zamanında daha çok deniz muharebeleri yapılmıştır. Kıbrıs’ın fethi, İnebahtı yenilgisi, Batı Avrupa topluluklarının  Osmanlıya bağlanması  devrin önemli hadiseleridir.  Sultan II. Selim  zamanında devletin kaderini  değiştirebilecek üç projeye başlanır. Süveyş kanalının  açılması,  Karadeniz’i Hazar  denizi ile birleştirecek kanalın açılması ve  Marmara  ile Karadeniz  arasında  İznik ve Sapanca gölleri  ile  Sakarya’yı birbirine bağlayacak kanalların açılması  fakat  bu projelerin ortak bir olumsuz  yanı  olmuştur ki  buda  hiçbirinin tamamlanamamış olmasıdır. 

           Sultan  II. Selim’in 1571  yılında  vefat etmesi üzerine  Osmanlı tahtına  Sultan  III. Murad Han  çıkmıştır.  Bu dönemde de  yine  Sokullu Mehmet  Paşa  vezîr-i azam görevinde  bulunmaktadır.  Yalnız eski  gücünün  kalmadığı görülmektedir.  1577’de Sokullu Mehmet Paşa’nın itiraz  etmesine  karşılık Lala Mustafa  Paşa  komutasındaki ordu  İran  seferine çıkmıştır.  Safevi  devleti ile  zorlu  savaşlar yapılmış  barış ise  ancak savaşın  başlamasından  on üç yıl sonra  1590’da yapılmıştır. 

           1595’de  vefat eden  Sultan  III. Murad Han yerine  Sultan  III. Mehmet Han tahta çıkmıştır.  Bu arada  aldığımız  Estergon Kalesi  de geri verilmiştir.  Padişah sefere çıkar  ve  Macar ovasına  girilir.  1596’da Eğri   kalesi  fethedilir. Haçova  zaferi  bu asırda  Osmanlı  Devleti’nin kazandığı  son  zafer olmuştur. (İSLAM, 1992,s.96).

           XVI. asır  Osmanlı Devleti’nin  zirveye ulaşması  ve hemen  ardından  duraklama  devresine  girmesi  ve düşüşe  geçmesine  karşın Safevîler  ve Bâburlular  (Hind  Timurî) bir  yükseliş  devresine girmişledir.  İran  ve Azerbaycan’da siyasi  ve  askeri hakimiyet  kuran  Safevî Devleti’nin  kurucu  olan Şah  İsmâil  çok kısa  bir  süre içinde  Ceyhun  nehrinden Basra  Körfezine  ve Afganistan’dan  Fırat nehrine kadar büyük bir  alanı alarak  buralara  hakim oldu.  İran,  Horosan ve Azerbaycan  Safevî hakimiyeti  altına  girdi. Fakat  Şîî olan  Safeviler ile  Sünnî  olan Osmanlılar  arasında  manevi zıddiyet  nihayet  Şah İsmâil’in  orduları  ile Yavuz  Sultan  Selim’in ordularını  karşı  karşıya getirince  Yavuz’un   23 Ağustos 1514’te  kazandığı Çaldıran  Meydan  Muharebesi  ile  Şah  İsmâil’in Safevî  hakimiyetine tamamen  son verilmekle  birlikte  bu devletin  bir  İran devleti  halinde  yaşaması gibi  bir  netice ortaya  çıktı.  Nihayetinde  büyük  Safevî   Devleti  son buldu. (GÖNENSAY, 1943,s.143)

 

           XVI. asır sadece  Anadolu’daki gelişmelerle  kalmamış bu  dönemde  Ortaasya’da da önemli hadiseler  meydana gelmiştir. Türkistan’da hakimiyet kuran Timûr hanedanının çocukları bu dönemde Türkistan’daki hakimiyetlerini hemen hemen terk etmek zorunda kalmışlardır.  Bunun  sebebi ise  Timûr  varislerinin Özbek’lerle yaptıkları mücadeleler olmuştur.   Türkistan’da birçok büyük ülkeler ve mamur şehirler  Özbekler tarafından işgal edilmiştir.  Fakat kesin  bir hakimiyet  kurulamamıştır.  İstiklal davasında bulunan  mahalli beylerin  isyanlarıyla  karşılaşılmıştır.  Böylelikle bütün  XVI. asır  Türkistan’da geçek bir düzenin ve otoritenin oluşamadığı  karışık  bir düzen olarak  geçmiştir.  Bunlarla beraber  Timûr’un  çocuklarından olan  Bâbür Şah  bir  Türk-Moğol hakimiyeti  ve  Türk devleti  kurmayı  başarmıştır. Yalnız  bu devlet  Türkistan’da değil  Hindistan’da  kurulmuştur.  Özbeklerin baskısı  sonucu Hindistan’da  devlet  kuran Bâbür  Şah’ın  burada oluşturduğu medeniyet  Türk tarihinin  iftiharla  anacağı medeniyetlerden biri olmuştur.  (BANARLI, 1998.C.1, s.516).

           Bâbür  Şah’ın  kurduğu bu saltanat  yirmi  yıl sürmüş  ve ondan  sonra bunu çocukları devam  ettirmiştir.   Bunlar içinde  Celâleddîn  Ekber Padişah  babası gibi  devleti huzur  içinde  yönetip yarım  asırlık  saltanatı boyunca  Türk-Moğol imparatorluğunun  en  parlak devrini  yaşatmıştır.  XVI. asırda Hindistan’da  kurulan  bu büyük  medeniyetin  zor dönemleri  başladı  ve birkaç  asır  daha yaşatılsa  da Hindistan  hakimiyeti Avrupalıların  eline  kalmıştır.  Bunlar da gösteriyor ki Bizans’ı  yıkan  ve Avrupa’da  siyasi  ve askeri büyük  bir  hakimiyet kuran  Osmanlı  İmparatorluğu’ndan  başka on  altıncı  asırda Bâbürlüler  ve Safevî’ler  gibi iki  büyük  Türk-İslam devleti  de doğu  dünyasında Türk  hakimiyetini  ve dolayısıyla  Türk medeniyetini  yaşatmaya  muvaffak olmuşlardır.  Bâbürlüler  ve Safevî’ler  tarafından meydana getirilen eserler  uzun  süre Türklerin  izini  ve varlığını  hissettirmiş  dünya mimarisinde  önemli  bir yer ve  itibar  kazandırmıştır.   (BANARLI, 1998,C.1.s.516).

           Bu yüzyılın  siyasi  tarihine genel olarak  baktığımız zaman  Osmanlı  Devleti’nin bütün  müesseselerinde  gelişme görülür.  Kanûnî  Sultan Süleyman  zamanında  ihtiyaçlara ve  siyasi  hayatın gereklerine  göre  kanunlar yeniden  düzenlenir.  Bununla birlikte  eksikliği  duyula ilim  kurumları  geliştirilmeye  çalışılmıştır.  İmar faaliyetleri  yoğunlaşmıştır. Mimar  Sinan  gibi bir  deha  şahsiyet ve  onun  elinden çıkan  öğrencilerinin,  usta mimarların   yaptıkları  cami, medrese,  han, hamam,   köprü   gibi ölümsüz  eserlerle  bütün ülke  donatılmıştır.  Osmanlı Devleti  bu  sosyal konular  ve  yapılan işlerle  ilgili  bütün konuların  şeriata  ve töreye uygun  olmasına  bilhassa özen  göstermiştir.  Bunları yaparken de  devletin birliği  ve bölünmezliği  ile  dini üstünlüğü  esas  alınmıştır. Bu  düzeni bozmak  isteyenler  ise her  kim  olursa olsun  hemen  cezalandırılmıştır.  Osmanlı padişahları,  adaleti mülkün  temeli  ve halkı da yüce  Allah’ın (c.c.) emaneti  saymışlar kurulan  düzende  ırk, din,  dil,  ayrımı gözetmeden  insanların  huzur içinde  yaşamalarına  gayret etmişlerdir.

 

 


Yorumlar (0)Add comments

Yorum yaz
quote
bold
italicize
underline
strike
url
image
quote
quote
smile
wink
laugh
grin
angry
sad
shocked
cool
tongue
kiss
cry
daha kucuk | daha buyuk

security image
Lutfen goruntulenen karakterleri yaziniz


busy
Son Güncelleme ( Cumartesi, 20 Eylül 2008 )
 
< Önceki

Giriş Formu






Kayıp Parola?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol
Dilimizin Geleceği
Dil bir toplumu toplum yapan unsurların en önemlisidir. Dilimizi bileni bizden, bilmeyeni yabancı sayarız. İnsanlar arasındaki ilişkiler dil ile kurulur, yürütülür, gelişir, kimi zaman ...
Cahit Zarifoğlu
1940 yılında Ankara'da doğdu. Babasının memuriyeti dolayısıyla ilk ve orta öğrenimini yurdun çeşitli yerlerinde yaptı. Liseyi memleketi K.Maraş'ta tamamladı. İ.Ü. Edebiyat Fakülte...
ANLATIM BOZUKLUKLARI
Anlatımın yazılı ve sözlü olmak üzere iki temel yolu vardır. İki anlatım yolu arasında kullanılan dil açısından farklılıklar olması doğaldır. Anlatımın işlek, açık ve etkili olması i...
ANLATIM BİÇİMLERİ VE ÖZELLİKLERİ
Anlatım, bir kimseye bir şey hakkında bir şey söyleme, bir şey anlatma işidir. Bu söyleme ve anlatma gelişi güzel olmaz. Anlatımı yönlendiren, biçimlendiren yazarın amacıdırBir yazar, acaba söz veya...
5 HECECİLER
Hecenin Beş Şairi [Orhan Seyfi (Orhon) 1890-1972; Halit Fahri (Ozansoy)  1891-1971; Enis Behiç (Koryürek) 1891-1949; Yusuf Ziya (Ortaç) 1895-1967; Faruk Nafiz (Çamlıbel)1898-1973] İkinci meşrutiy...
19. Yüzyıldan Günümüze Türk Şiiri
TANZİMAT Tanzimat; düzenlemeler, yeğlemeler,ıslahat anlamına gelir, "tanzim"sözcüğünün çoğuludur. Tanzim ise Arapça "nazm"dan gelir. Sıraya koyma, dizme, sıralama, ıslah etme, ...
KEÇECİZADE İZZET MOLLA
Mevlevi tarikatına bağlı , derviş ruhlu, olgun bir insan olan Izzet Molla, nüktedan bir şairdir.Dürüst tabiatlı, kendisine yapılan iyilikleri unutmayan bir insan olduğundan , çok iyilik ve iltifatla...
Divan Edebiyatı
Divan edebiyatının tanımını yaparken özellikle iki noktayı göz önünde tutmak gerek. a)Tarihsel Kesit:Osmanlı elitesinin sanatı olarak ortaya çıkan bu edebiyat,13.yüzyıldan 19.yüzyıla de...
Cemal Süreya Gözü ile Oktay Rıfat
              Garip akımının temsilcilerinin edebiyatımızda çok önemli bir yeri vardır. Özellikle bir çok eleştirmen ve ...
Hikâyenin Tanımı Ve Türk Halk Hikâyesinin Kaynakları
Öykü, hikâye olarak da bilinir, gerçek yada düş ürünü bir olayı edebi bir üslupla aktaran kısa düzyazıdır. Türk halk hikayeleri, efsânelerden, masallardan, menkıbelerden ve destanlard...
DEVİR ÖZELLİKLERİ
İSLÂMİYET ÖNCESİ TÜRK EDEBİYATI   GEÇİŞ DÖNEMİ   HALK EDEBİYATI     A) İSLÂMİYET ÖNCESİ TÜRK EDEBİYATI   Türkler, yerleşik hayata geçmeden ön...
Dil ve Anlatım Dersi Ders Notları
1)Anlatım:Herhangi bir konu üzerinde konuşurken veya bir konu üzerine yazarken,belli bir gayeyi gerçekleştirmek isteriz.Bu gaye,bizi dinlemekte veya okumakta olanlara bilgi vermek,onl...
gazel
Aslı Arapça olan gazel sözcüğü; kadınlarla, sevgi üzerine arkadaşlık, ahbaplık etmek demektir. Edebiyat terimi olarak da, güzellikten, aşktan, onun yüzünden çekilen acılardan, içkide...
Türkçe bilim dili değildir (mi?)
H. Avni Öztopçu   ders BELGELİĞİ, 5 Ocak 2000 “Üniversite, bir toplumun düşünce ve bilgi lokomotifidir. Orada kendi dilimizi kullanmazsak,...
İKİ NOKTA ( : )
İKİ NOKTA ( : ) Başkasından aktarılan yazı ya da sözlerde, tırnak ya da konuşma çizgisinden önce: Cemo sopasını yere indirdi ve: - Git sopanı al öyleyse! Dayağı yiyeceksin. ...diye ...
KELİME
KELİME Türkçe kelimeleri anlamlarına, yapılarına ve cümlede aldıkları görevlere göre sınıflandırabiliriz. Bu sınıflandırma aşağıdaki tabloyu meydana getirir. Anlamlar...
Dil bilgisi giriş
Dil: İnsanların duygu, düşünce ve isteklerini anlatmak için kullandıkları ses ya da işaretler sistemidir. Dilbilgisi : Bir dili oluşturan sesleri, kelimeleri, cümleleri ve bunlarla ilgili kurallar...
ZARFLAR
ZARFLAR     ZARFLAR     Hal Zarfları Zaman Zarfları Yer ve Yön Zarfları Azlık - Çokluk Zarflerı Soru Zarfları Yüklemin anlamını hal ve...
NOKTA ( . )
NOKTA ( . ) Tamamlanmış cümlelerin sonuna konur. Kaçmayı namusuna yediremiyordu. Kısaltmalardan Sonra konur. Prof. Dr. bkz. vb. Bn. P.T.T, T.B.M.M. ... (Not: Son yıllarda kısal...
NOKTALI VİRGÜL ( ; )
NOKTALI VİRGÜL ( ; ) Birbirine bağlı, fakat her biri kendi içinde bağımsız cümleleri ayırmada: At ölür, meydan kalır; yiğit ölür, şan kalır. İki cümle birbirine ve, ama, fakat, çün...
YAPILARI BAKIMINDAN KELİMELER
YAPILARI BAKIMINDAN KELİMELER 1. Basit Kelimeler: Kelime kökü ek alsa bile anlamca bir değişikliğe uğramamışsa, bu tip kelimelere BASİT KELİMELER denir. Genellikle kök halindeki (bazen gövd...
YAZIM KURALLARINA GİRİŞ
 Yazıda doğabilecek karışıklıkların önüne geçmek, yanlış okumayı önlemek, okumayı ve anlamayı kolaylaştırmak, herkesin aynı şekilde yazıp okumasını sağlamak için belirlenmiş olan kurallara imlâ...
PEKİŞTİRLMİŞ KELİMELERİN YAZILIŞI
 Pekiştirme sıfatları ve zarfları bitişik yazılır: dümdüz, sapsarı, mosmor, kapkara, apaçık, tertemiz, çepeçevre, sapasağlam, darmadağınık, yapayalnız, çırılçıplak, çepeçevre...
İNCELTME VE UZATMA İŞARETLERRİNİN YAZILIŞI
 Düzeltme işareti Türkçe olmayan kelimelerde kullanılan bir işarettir. Bu işaret hem uzatma hem de inceltme görevinde kullanılır. İnceltme görevi sadece "g, k, l" ünsüzleri için; uzat...
EDATLARIN YAZILIŞI
 Edat ve bağlaç olarak kullanılır. Yazılışları bakımından aralarında fark yoktur. Bu kelime kendinden önceki kelimeye bitişik de yazılabilir, ondan ayrı da... Bitişik yazılan "ile"...
ÜNLÜ UYUMUNA AYKIRI EKLERİN YAZILIŞI
 --yor (şimdiki zaman eki): Sadece -yor şeklinde yazılır, ünlü uyumlarına aykırıdır. geliyor, biliyor, istiyor, gizliyor... --ken (zarf-fiil eki): Ünlü uyumlarına aykırıdır. Sadece -ken şekl...

Spotlight

Stop
Play