XVI. yüzyıl dil, kültür, sanat ve edebiyat sahasında Osmanlı Türkçe’si edebiyatının imparatorluk tarihindeki en üstün seviyeye ulaştığı dönemdir.
Osmanlı’da fikir ve sanat hayatı devletin siyasi, askeri ve medeni ihtişamına uygun bir şekilde gelişerek kendini diğer Türk devletlerine kabul ettirebilecek klasik bir edebiyat meydana getirmiştir. Bu dönemdeki gelişme sadece edebiyat alanında değildir. Devlet bir bütün olarak yükselişe geçmiş ve her kurumda büyük ilerlemeler görülmüştür. İlim alanında birbirinden büyük alimler yetişmiş, mimari alanda Mimar Sinan gibi dünyanın en büyük mimarı yetişmiştir. Minyatür, süsleme, hat sanatı gibi zevk, çizgi, desen, renk ve işleme güzellikleri bakımından da bu yükselişin boyutlarını gösteren şaheserler meydana getirilmiştir. (BANARLI, 1998, C.1, s.557).
Devletin bütün kurumlarında görülen bu gelişmelerin doğal bir sonucu olarak kültür, dil, sanat ve edebiyat ilerlemiş bunda da Osmanlı padişahlarının özel çabalarının büyük bir etkisi olmuştur. Osmanlı padişahları kültürlü ve sanatçı kişiler olup bu özellikleri dolayısıyla da ilim ve sanat hayatının korunup kalkınmasında önemli bir rol oynamışlardır. Bu asrın kültürü Osmanlı’nın geniş sınırlarda sahip olduğu zenginlikleri, farklı sanat anlayışlarını, türlü dilleri, sanat ve kültürleri bir arada toplayabilmesi sayesinde daha da ileri bir düzeye ulaşmıştır. Ayrıca padişahların ilim ve sanat adamlarını sürekli kollamalarının yanında onlara hediyeler vermeleri, sohbetlerine dahil edip mükafatlandırmaları, yazdıkları şiirler karşılığında akçe vermeleri ve birçoğuna da inanılması güç derecede aylıklar bağlamaları sanatın değerini arttırmış ve zirveye ulaşmasını sağlamıştır.
Osmanlı padişahlarının Sultan II. Murat’tan başlayarak şiir ve edebiyatla ilgilendikleri, kendilerinin de şiir söyledikleri görülür. Fatih Sultan Mehmet (Avnî), Sultan II. Beyazıt (Adlî), Yavuz Sultan Selim (Selimî), Kanûnî Sultan Süleyman (Muhibbî), Sultan II. Selim (Selimî), Sultan III. Murat (Muradî); şehzadelerden Sultan Cem, Sultan Korkut (Harîmî), Sultan Mustafa (Muhlisî), Sultan Mehmet, Sultan Beyazıt oldukça tanınmış şairlerdir. İçlerinden en çok şiir yazan ve neredeyse dönemin birkaç şairi hariç diğer şairlerini geçen kişi Muhibbî mahlaslı Kanûnî Sultan Süleyman’dır. Divanında sadece 2799 gazel bulunmaktadır. (İSLAM, 1992,
s.98)
Bu asırda Osmanlı Devleti’nin bütün şehirlerinde ilim ve sanat faaliyetleri görülmekle birlikte devletin merkezi şehri İstanbul’dur. Diğer ilim merkezleri ise Anadolu’da; Bursa, Kütahya, Manisa, Konya, Kastamonu, Trabzon, Denizli, Amasya, Rumeli’de; Edirne, Filibe, Sofya, Piriştine, Üsküp Ve Acem’de ise Bağdat şehridir. Bu şehirlerdeki alimlerin ve şairlerin toplantıları akademik bir değer almıştır. Padişah sohbetlerinde, saraylarda, konaklarda, savaş yollarında ve ilmi sınıflara göre evlerde hatta yazları köy kahvelerinde bile bu ilim sohbetleri bir gelenek halini almıştır. Başta ilme, edebiyata, okumaya ve musikiye meraklı münevver bir sadrazam olan Makbul İbrahim Paşa olmak üzere devrin padişahlarından sonra gelen büyükleri de genellikle alimleri, sanatkarları, şairleri korumak ve onlara maaş bağlamak, ilim ve sanat adamlarının geleceklerini emniyete almak için çalışıyorlardı.
Bu dönemde sanata ve sanatçıya verilen bunca emekte sonuçsuz kalmamıştır. Dönemin ünlü ilim adamları arasında başta Zenbilli Ali Efendi olmak üzere Kemalpaşa-zâde Şemseddin Ahmet (İbn-i Kemal), Taşköprülü-zâde İsameddin Ahmet, Gelibolulu Mustafa Sürûrî, Kınalı-zâde Ali Efendi, Ebussuûd Efendi, Pîrî Reis, Seydi Ali Reis gibi ilmi şahsiyetler bulunmaktadır.
Bu yüzyılın önemli tarihçileri ise Kemalpaşa-zâde, Hoca Sadeddin, Lütfi Paşa, Selanikî ve Gelibolulu Ali’dir.
Yine bu dönem Klasik Türk edebiyatında, edebiyat tarihleri için çok önemli bir kaynak olan tezkireler ve yazarları şunlardır:
Heşt Bihişt (1538) – Sehi Bey, Tezkire-i Latîfî (1546) – Kastamonulu Latîfî, Meşâirü’ş-Şuarâ (1568) – Aşık Çelebi, Tezkiretü’ş-Şuarâ (1586) –
Kınalı-zâde Hasan Çelebi, Gülşen-i Şuarâ (1546) – Ahdî ve Tezkiretü’ş-Şuarâ (1596) – Beyâni.
XVI. yüzyıl Klasik Türk edebiyatının tanınmış şairleri Zâtî, Hayâlî, Bâkî, Halîmî, Âhî, Benli Hasan, Nihânî, Revânî, Figânî, Kemal-zâde, Sâgarî, İshak Çelebi, Edirneli Nazmî, Bursalı Rahmî, Celilî, Fevrî, Taşlıcalı Yahyâ Bey, Nev’î, Gelibolulu Mustafa Âlî, Bağdatlı Rûhi, Güvâhi, Bursalı Lâmi’î ve Fazlî’dir.
XVI. asırda halk edebiyatına ilişkin fazla bir bilgi bulunmamaktadır. Ağırlık divan edebiyatı ve dini-tasavvufi Türk edebiyatı ürünlerine verilmiştir. Ancak halk edebiyatının sözlü geleneğe sahip olduğu düşünülürse bu dönemin hareketli bir halk edebiyatı olduğu kanısına ulaşılabilir. Osmanlı Devleti’nin bu şaşaalı dönemini destanları, koşmaları ve türküleriyle yaşatıp onları nesilden nesile aktararak günümüze ulaştıranlar halk şairleridir.
Bu asırda bütün Türk coğrafyasında halk edebiyatı geleneği içinde halk arasında söylenip gelen destanlarımız ve halk hikayelerimiz de bulunmaktadır. Halk arasında dost toplantılarında veya kahvehanelerde anlatılıp okunan Dede Korkut Hikayeleri, Köroğlu Destanı, Leyla ve Mecnûn, Kerem ile Aslı, Fehat ile Şirin, Âşık Garip hikayeleri, mesneviler, menkıbeler, masallar, meddah hikayeleri halkın hikaye dinleme ihtiyacını karşılamaktaydı. Anlatılan hikayelerin birçoğu yüzyıllar öncesine dayanmakta ve farklı şekilleri bulunmaktaydı.
Genellikle halk edebiyatının bir kolu olarak adlandırılan Tekke edebiyatı da aslında başlı başına bir edebi kol durumundadır. Bu alanın diğerleri ile karıştırılmaması gerekir. Klasik Türk Edebiyatı şairlerinin ve Halk Edebiyatı şairlerinin pek çoğu Dinî-Tasavvufî Türk Edebiyatı (Tekke Edebiyatı) alanında da eserler vermişlerdir. Anadolu’daki tekkelerde yetişen pek çok şair Allah aşkını terennüm eden şiirler yazmışlar ve Bektaşîlik, Bayramîlik, Melamîlik, Halvetîlik gibi tarikatların yaygınlaşmasına katkıda bulunmuşlardır. Bu asrın önde gelen şairleri arasında İbrahim Tırsî, Sümbül Sinan, İbrahim Gülşenî, Ahmet Şarban, Ümmi Sinan ve Azmî gibi şahsiyetler bulunmaktadır.
Bu yüzyılda Halk şiiri alanında yetişmiş olan en büyük şahsiyet, hayatı hakkında fazla bir bilgiye sahip olmadığımız Karacaoğlan’dır. Bu asrın diğer halk şairleri ise Kul Mehmet, Öksüz Dede, Köroğlu, Hayalî, Bahşî, Geda Muslu, Çırpanlı, Armudlu ve Hüseynî gibi şahsiyetlerdir. (İSLAM, 1992, ss.99-100)
XVI. yüzyılı dil açısından incelediğimizde edebi dilin Arapça, Farsça kelimelerle ve dil kurallarıyla yoğunlaştığı görülmektedir. Türkçe kelimeler nazma uymadığı için aruz kalıplarına daha iyi ve daha kolay uyan yabancı kelimeler Türk nazmını kuşatmış ve Türkçe kelimeler gittikçe azalmıştır. Kullanılan kelimelerin yarısı bile Türkçe değildir. Bu şekilde aruza uygun bir dil oluşturulmuştur. Bu nedenle Türk dili bütünüyle nazım tekniği, mısralardaki sanat örgüsü açısından çok başarılı bir düzeye ulaşmıştır. Ayrıca şiir dili üslup ve ahenk bakımından da çok yükselmiştir. Dildeki Türkçe sözlerin bazıları kaba ve kalın diye kullanılmamış bunların yerine süslü ve sanatlı olanları tercih edilmiştir. Sanat kullanmak bu dönemde büyük bir maharet sayılmıştır. Ancak bu kadar sanat ve süs Türkçe’nin güzelliğini kaybettirmiş, yapma bir güzellik
almış ve süslü yazı üstün duruma geçmiştir.
Bu asrın süslü sanatına karşılık Necâti Bey ve onun yolundan yürüyen bazı şairler şiirlerinde Türkçe atasözlerine yer vermişlerdir. Trabzonlu Derûnî, Âgehî, Aşkî, Yetim gibi şairler mahalli gemici deyimleriyle kaside ve gazeller yazmışlardır.
Ayrıca XV. yüzyılda Aydınlı Visâli tarafından başlatılan Türkî-i Basit Akımı, bu yüzyılda daha da güçlenmiş olarak Tatavlalı Mahremî ve Edirneli Nazmî gibi iki önemli temsilci yetiştirmiştir. Arap ve Fars dillerinin Türkçe üzerindeki etkisi karşısında milli bir akım temsilcisi olarak ortaya çıkan Türkî-i Basit’çiler edebiyat tarihimizde önemli bir yer almışlardır. (SOYSAL,
2002,ss.383-384).
Bu asırda gelişen en önemli özelliklerden biriside son derece yüksek bir seviyeye ulaşan edebiyat ve sanatın artık taklitten kurtularak bir Türk klasiği haline gelmesidir. Yani bu dönemden sonra artık İran ve Arap Edebiyatı’nın yüksek şaşaası geçilmiş ve Türk Edebiyatı kendi klasiğini oluşturmuştur. Yeni yetişen şairlerde artık bu asırdaki zirve şairleri esas almış ve onların yolundan yürümüşlerdir. Ayrıca yine bu dönemden önce dilimize girmiş olan Arapça ve Farsça kelime ve terkipler Türkçe gibi kullanılmaya başlanmış ve zamanla Türkçe’nin gramatikal yapısına uydurulup Türkçeleştirilmiştir. Bunun en büyük faydası Türkçe’nin daha çok zenginleşmesi olmuştur. Zararı ise, estetik yönden daha ilgi çekici Arapça, Farsça karşılığı olan kelimelerin zaman içinde unutulmaları olmuştur.
Bu asrı kısaca özetleyecek olursak Osmanlı İmparatorluğu’nun siyasi ve askeri alandaki başarısı, zaferleri sadece bu alanla sınırlı kalmamış bir bütün olarak devletin tüm kurumlarında birden bir yükseliş sağlamıştır. Hem dini, hem sosyal, hem siyasi, hem de ekonomik açıdan tarihinin en parlak devrini yaşamıştır. Yalnız bir meyvenin en olgun ve en lezzetli hali olgunlaşmanın bittiği andır. Bu da çürümenin başladığını gösterir. Osmanlı’nın da bu zirve noktası onun düşüşe geçtiği zamanın başlangıcını göstermektedir. Bu nedenle yükselişin hazin inişi Osmanlı’yı bir süre sonra sarmaya başlamıştır.
Dilimizin Geleceği
Dil bir toplumu toplum yapan
unsurların en önemlisidir. Dilimizi bileni bizden, bilmeyeni yabancı sayarız.
İnsanlar arasındaki ilişkiler dil ile kurulur, yürütülür, gelişir, kimi zaman
...
Cahit Zarifoğlu
1940 yılında Ankara'da doğdu. Babasının
memuriyeti dolayısıyla ilk ve orta öğrenimini yurdun çeşitli yerlerinde yaptı.
Liseyi memleketi K.Maraş'ta tamamladı. İ.Ü. Edebiyat Fakülte...
ANLATIM BOZUKLUKLARI
Anlatımın yazılı ve
sözlü olmak üzere iki temel yolu vardır. İki anlatım yolu arasında kullanılan
dil açısından farklılıklar olması doğaldır. Anlatımın işlek, açık ve etkili
olması i...
ANLATIM BİÇİMLERİ VE ÖZELLİKLERİ Anlatım, bir kimseye bir şey hakkında bir şey söyleme, bir
şey anlatma işidir. Bu söyleme ve anlatma gelişi güzel olmaz. Anlatımı
yönlendiren, biçimlendiren yazarın amacıdırBir yazar, acaba söz veya...
5 HECECİLER Hecenin Beş Şairi [Orhan Seyfi (Orhon) 1890-1972; Halit Fahri (Ozansoy) 1891-1971; Enis Behiç (Koryürek) 1891-1949; Yusuf Ziya (Ortaç) 1895-1967; Faruk Nafiz (Çamlıbel)1898-1973] İkinci meşrutiy...
19. Yüzyıldan Günümüze Türk Şiiri TANZİMAT
Tanzimat; düzenlemeler, yeğlemeler,ıslahat anlamına gelir,
"tanzim"sözcüğünün çoğuludur. Tanzim ise Arapça "nazm"dan gelir. Sıraya
koyma, dizme, sıralama, ıslah etme, ...
KEÇECİZADE İZZET MOLLA Mevlevi tarikatına bağlı , derviş ruhlu, olgun bir insan olan Izzet
Molla, nüktedan bir şairdir.Dürüst tabiatlı, kendisine yapılan
iyilikleri unutmayan bir insan olduğundan , çok iyilik ve iltifatla...
Eşanlamlı Eski Ve Yeni Kelimeler
ESKİYENİabideanıtablembelirgeablukakuşatımacayipyabancıacele etmekİvmekaceleciivecenAcz (aciz)düşküadabı muaşeretgörgü
...
MECAZ SANATI
Bütün lisanlarda her kelimenin ifade ettiği bir mana
vardır.Kelime söylendiğinde ilk akla gelen bu manaya hakiki mana denilmektedir.
Kelimelerin bu ilk manalarına dilin gelişimi içeri...
Behçet Necatigil Behçet Necatigil, 16 Nisan 1916'da İstanbul'un Fatih semtinde, Atik Ali Paşa'da doğdu.
Kastamonu'lu olan babası Mehmet Necati Gönül, dersiam vaizdi. Uzun yıllar İstanbul'da, Beyoğlu ilçesinde müftü...
DESTANLAR ve ÖZELLİKLERİ
Destanlar,
toplum hayatında derin izler bırakan büyük olayların (kuraklık, gttç, düşman
istilası, tabiî afetler, savaşlar vb.) o topluluğun hafızasında yoğrula yoğrula
şekill...
İKİ NOKTA ( : )
İKİ
NOKTA ( : )
Başkasından aktarılan yazı ya da sözlerde, tırnak ya da
konuşma çizgisinden önce:
Cemo sopasını yere indirdi ve:
- Git sopanı al öyleyse! Dayağı yiyeceksin. ...diye ...
KELİME
KELİME
Türkçe
kelimeleri anlamlarına, yapılarına ve cümlede aldıkları görevlere göre
sınıflandırabiliriz. Bu sınıflandırma aşağıdaki tabloyu meydana getirir.
Anlamlar...
Dil bilgisi giriş Dil: İnsanların duygu,
düşünce ve isteklerini anlatmak için kullandıkları ses ya da işaretler
sistemidir.
Dilbilgisi :
Bir dili oluşturan sesleri, kelimeleri, cümleleri ve bunlarla ilgili kurallar...
ZARFLAR
ZARFLAR
ZARFLAR
Hal Zarfları
Zaman Zarfları
Yer ve Yön Zarfları
Azlık - Çokluk Zarflerı
Soru Zarfları
Yüklemin anlamını hal ve...
NOKTA ( . )
NOKTA (
. )
Tamamlanmış cümlelerin sonuna konur.
Kaçmayı namusuna yediremiyordu.
Kısaltmalardan Sonra konur.
Prof. Dr. bkz. vb. Bn. P.T.T, T.B.M.M. ... (Not: Son yıllarda
kısal...
NOKTALI VİRGÜL ( ; )
NOKTALI
VİRGÜL ( ; )
Birbirine bağlı, fakat her biri kendi içinde bağımsız
cümleleri ayırmada:
At ölür, meydan kalır; yiğit ölür, şan kalır.
İki cümle birbirine ve, ama, fakat, çün...
YAPILARI BAKIMINDAN KELİMELER
YAPILARI
BAKIMINDAN KELİMELER
1. Basit Kelimeler:
Kelime kökü ek alsa bile anlamca bir değişikliğe uğramamışsa, bu tip kelimelere
BASİT KELİMELER denir. Genellikle kök halindeki (bazen gövd...
YAZIM KURALLARINA GİRİŞ Yazıda doğabilecek karışıklıkların önüne geçmek, yanlış okumayı önlemek,
okumayı ve anlamayı kolaylaştırmak, herkesin aynı şekilde yazıp okumasını
sağlamak için belirlenmiş olan kurallara imlâ...
İNCELTME VE UZATMA İŞARETLERRİNİN YAZILIŞI Düzeltme işareti Türkçe olmayan kelimelerde kullanılan bir işarettir. Bu
işaret hem uzatma hem de inceltme görevinde kullanılır. İnceltme görevi sadece
"g, k, l" ünsüzleri için; uzat...
EDATLARIN YAZILIŞI Edat ve bağlaç olarak kullanılır.
Yazılışları bakımından aralarında fark yoktur.
Bu kelime kendinden önceki kelimeye bitişik de yazılabilir, ondan ayrı da...
Bitişik yazılan "ile"...
ÜNLÜ UYUMUNA AYKIRI EKLERİN YAZILIŞI --yor (şimdiki zaman eki): Sadece -yor şeklinde yazılır, ünlü uyumlarına
aykırıdır.
geliyor, biliyor, istiyor, gizliyor...
--ken (zarf-fiil eki): Ünlü uyumlarına aykırıdır. Sadece -ken şekl...