You are here:  Anasayfa arrow Özel Dosyalar arrow XVI. YÜZYIL TÜRK EDEBİYATI arrow XVI. Yüzyılın Dil, Sanat ve Edebiyatı
XVI. Yüzyılın Dil, Sanat ve Edebiyatı PDF Yazdır E-posta
Yazar Edebiyat   
Cumartesi, 20 Eylül 2008

           XVI. yüzyıl  dil,  kültür, sanat  ve  edebiyat sahasında  Osmanlı  Türkçe’si edebiyatının  imparatorluk  tarihindeki en  üstün  seviyeye ulaştığı  dönemdir. Osmanlı’da  fikir  ve sanat hayatı  devletin  siyasi, askeri  ve  medeni ihtişamına  uygun  bir şekilde gelişerek  kendini  diğer Türk devletlerine  kabul  ettirebilecek klasik  bir  edebiyat meydana  getirmiştir. Bu  dönemdeki gelişme sadece  edebiyat alanında  değildir.  Devlet bir bütün olarak  yükselişe  geçmiş ve her  kurumda  büyük ilerlemeler  görülmüştür.  İlim alanında  birbirinden  büyük alimler  yetişmiş,  mimari alanda  Mimar  Sinan gibi  dünyanın  en büyük  mimarı  yetişmiştir. Minyatür,  süsleme,  hat sanatı  gibi  zevk, çizgi,  desen, renk  ve işleme  güzellikleri  bakımından da bu  yükselişin  boyutlarını gösteren  şaheserler  meydana getirilmiştir. (BANARLI, 1998, C.1, s.557).

          

Devletin  bütün kurumlarında  görülen  bu gelişmelerin  doğal  bir sonucu  olarak  kültür, dil,  sanat  ve edebiyat  ilerlemiş  bunda da Osmanlı  padişahlarının  özel çabalarının  büyük  bir etkisi  olmuştur.  Osmanlı padişahları  kültürlü  ve sanatçı  kişiler  olup bu  özellikleri  dolayısıyla da  ilim  ve sanat  hayatının  korunup kalkınmasında  önemli  bir rol  oynamışlardır.  Bu asrın  kültürü  Osmanlı’nın geniş  sınırlarda  sahip olduğu  zenginlikleri,  farklı sanat  anlayışlarını,  türlü dilleri,  sanat  ve kültürleri  bir  arada toplayabilmesi  sayesinde  daha da  ileri  bir düzeye  ulaşmıştır.  Ayrıca padişahların  ilim  ve  sanat  adamlarını  sürekli kollamalarının  yanında  onlara hediyeler  vermeleri,  sohbetlerine dahil  edip  mükafatlandırmaları,  yazdıkları şiirler  karşılığında  akçe vermeleri  ve  birçoğuna da inanılması  güç  derecede aylıklar  bağlamaları  sanatın değerini  arttırmış  ve zirveye  ulaşmasını  sağlamıştır.

           Osmanlı  padişahlarının  Sultan II. Murat’tan  başlayarak  şiir ve  edebiyatla  ilgilendikleri,  kendilerinin de  şiir  söyledikleri görülür.   Fatih  Sultan Mehmet  (Avnî),  Sultan II. Beyazıt  (Adlî),  Yavuz Sultan  Selim  (Selimî), Kanûnî  Sultan  Süleyman (Muhibbî),  Sultan  II. Selim (Selimî),  Sultan  III. Murat  (Muradî);  şehzadelerden Sultan  Cem,  Sultan Korkut  (Harîmî),  Sultan Mustafa  (Muhlisî),  Sultan Mehmet,  Sultan  Beyazıt oldukça  tanınmış  şairlerdir. İçlerinden  en  çok şiir  yazan  ve neredeyse  dönemin  birkaç şairi  hariç  diğer şairlerini  geçen  kişi Muhibbî  mahlaslı  Kanûnî Sultan  Süleyman’dır.  Divanında sadece  2799  gazel bulunmaktadır.  (İSLAM, 1992, s.98)

           Bu asırda  Osmanlı  Devleti’nin  bütün  şehirlerinde  ilim ve sanat  faaliyetleri  görülmekle birlikte  devletin  merkezi şehri  İstanbul’dur.   Diğer ilim  merkezleri  ise Anadolu’da;  Bursa,  Kütahya, Manisa,  Konya,  Kastamonu, Trabzon,  Denizli,  Amasya, Rumeli’de;  Edirne,  Filibe, Sofya,  Piriştine,  Üsküp  Ve  Acem’de  ise Bağdat  şehridir.  Bu şehirlerdeki  alimlerin  ve  şairlerin  toplantıları  akademik bir  değer  almıştır. Padişah  sohbetlerinde,  saraylarda, konaklarda,  savaş  yollarında ve  ilmi  sınıflara  göre  evlerde  hatta yazları   köy  kahvelerinde  bile  bu   ilim sohbetleri   bir  gelenek halini  almıştır.  Başta ilme,  edebiyata,  okumaya ve  musikiye  meraklı münevver  bir  sadrazam olan  Makbul   İbrahim  Paşa  olmak  üzere devrin  padişahlarından  sonra gelen  büyükleri  de genellikle  alimleri,  sanatkarları, şairleri   korumak  ve onlara  maaş  bağlamak, ilim  ve  sanat adamlarının  geleceklerini  emniyete almak  için  çalışıyorlardı. 

           Bu dönemde  sanata ve  sanatçıya  verilen bunca  emekte  sonuçsuz kalmamıştır.   Dönemin  ünlü ilim  adamları  arasında başta  Zenbilli  Ali Efendi  olmak  üzere Kemalpaşa-zâde  Şemseddin  Ahmet (İbn-i  Kemal),  Taşköprülü-zâde  İsameddin Ahmet,  Gelibolulu  Mustafa Sürûrî,  Kınalı-zâde  Ali Efendi,  Ebussuûd  Efendi, Pîrî  Reis,   Seydi Ali  Reis  gibi ilmi  şahsiyetler  bulunmaktadır. 

           Bu yüzyılın  önemli  tarihçileri ise  Kemalpaşa-zâde,  Hoca Sadeddin,  Lütfi  Paşa, Selanikî  ve  Gelibolulu Ali’dir. 

          Yine bu  dönem  Klasik Türk  edebiyatında,  edebiyat tarihleri  için  çok önemli  bir  kaynak olan  tezkireler  ve  yazarları  şunlardır:

           Heşt   Bihişt (1538) – Sehi  Bey,  Tezkire-i Latîfî  (1546) –  Kastamonulu Latîfî,  Meşâirü’ş-Şuarâ  (1568) – Aşık  Çelebi, Tezkiretü’ş-Şuarâ  (1586) – Kınalı-zâde  Hasan  Çelebi, Gülşen-i   Şuarâ (1546) –  Ahdî ve  Tezkiretü’ş-Şuarâ  (1596) – Beyâni.

           XVI. yüzyıl  Klasik  Türk edebiyatının  tanınmış  şairleri Zâtî,  Hayâlî,  Bâkî, Halîmî,  Âhî,  Benli Hasan,  Nihânî,  Revânî, Figânî,  Kemal-zâde,  Sâgarî, İshak  Çelebi,  Edirneli Nazmî,  Bursalı  Rahmî,  Celilî,  Fevrî, Taşlıcalı  Yahyâ  Bey, Nev’î,  Gelibolulu  Mustafa Âlî,  Bağdatlı  Rûhi, Güvâhi,  Bursalı  Lâmi’î ve  Fazlî’dir.

           XVI. asırda  halk  edebiyatına ilişkin  fazla  bir bilgi bulunmamaktadır. Ağırlık divan  edebiyatı  ve dini-tasavvufi  Türk  edebiyatı ürünlerine  verilmiştir.  Ancak halk  edebiyatının  sözlü  geleneğe sahip  olduğu  düşünülürse bu  dönemin  hareketli bir  halk  edebiyatı olduğu  kanısına  ulaşılabilir. Osmanlı  Devleti’nin  bu şaşaalı  dönemini  destanları, koşmaları  ve  türküleriyle yaşatıp  onları  nesilden nesile  aktararak  günümüze ulaştıranlar  halk  şairleridir.

           Bu asırda  bütün  Türk coğrafyasında  halk  edebiyatı geleneği  içinde  halk arasında  söylenip  gelen destanlarımız  ve  halk hikayelerimiz  de  bulunmaktadır.  Halk arasında  dost  toplantılarında  veya kahvehanelerde  anlatılıp  okunan Dede  Korkut  Hikayeleri, Köroğlu  Destanı,  Leyla ve Mecnûn,  Kerem  ile Aslı,  Fehat  ile Şirin,  Âşık  Garip hikayeleri,  mesneviler,  menkıbeler,  masallar,  meddah  hikayeleri halkın  hikaye  dinleme ihtiyacını  karşılamaktaydı.  Anlatılan hikayelerin  birçoğu  yüzyıllar öncesine  dayanmakta  ve farklı  şekilleri  bulunmaktaydı. 

           Genellikle  halk edebiyatının  bir  kolu olarak  adlandırılan  Tekke edebiyatı  da  aslında başlı  başına  bir edebi  kol  durumundadır. Bu  alanın  diğerleri ile  karıştırılmaması  gerekir. Klasik  Türk  Edebiyatı şairlerinin  ve  Halk Edebiyatı  şairlerinin  pek çoğu  Dinî-Tasavvufî  Türk Edebiyatı  (Tekke  Edebiyatı) alanında  da eserler  vermişlerdir. Anadolu’daki  tekkelerde  yetişen pek  çok  şair Allah  aşkını  terennüm eden  şiirler  yazmışlar ve  Bektaşîlik,  Bayramîlik, Melamîlik,  Halvetîlik  gibi tarikatların  yaygınlaşmasına  katkıda bulunmuşlardır.  Bu  asrın önde  gelen  şairleri arasında  İbrahim  Tırsî, Sümbül  Sinan,  İbrahim Gülşenî,  Ahmet  Şarban, Ümmi  Sinan  ve Azmî  gibi  şahsiyetler bulunmaktadır.  

           Bu yüzyılda  Halk  şiiri alanında  yetişmiş  olan en  büyük  şahsiyet, hayatı  hakkında  fazla bir  bilgiye  sahip olmadığımız  Karacaoğlan’dır.  Bu asrın  diğer  halk şairleri  ise  Kul Mehmet,  Öksüz  Dede, Köroğlu,  Hayalî,  Bahşî, Geda  Muslu,  Çırpanlı, Armudlu  ve  Hüseynî gibi  şahsiyetlerdir.  (İSLAM, 1992, ss.99-100)

           XVI. yüzyılı  dil açısından  incelediğimizde  edebi dilin  Arapça,  Farsça kelimelerle  ve  dil kurallarıyla  yoğunlaştığı  görülmektedir.   Türkçe kelimeler  nazma  uymadığı için  aruz  kalıplarına daha  iyi  ve daha  kolay  uyan yabancı  kelimeler  Türk nazmını  kuşatmış  ve Türkçe  kelimeler  gittikçe azalmıştır.   Kullanılan  kelimelerin yarısı  bile  Türkçe değildir.  Bu  şekilde aruza  uygun   bir dil  oluşturulmuştur.  Bu nedenle  Türk  dili bütünüyle  nazım  tekniği, mısralardaki  sanat  örgüsü açısından   çok  başarılı bir  düzeye  ulaşmıştır. Ayrıca  şiir  dili üslup  ve  ahenk bakımından  da  çok yükselmiştir.   Dildeki  Türkçe sözlerin  bazıları  kaba ve  kalın  diye kullanılmamış  bunların  yerine süslü  ve  sanatlı olanları  tercih  edilmiştir.     Sanat kullanmak  bu dönemde  büyük bir  maharet  sayılmıştır. Ancak  bu  kadar sanat  ve  süs Türkçe’nin güzelliğini kaybettirmiş,  yapma bir güzellik almış ve  süslü  yazı üstün  duruma  geçmiştir. 

           Bu asrın  süslü  sanatına karşılık  Necâti  Bey ve  onun  yolundan yürüyen  bazı  şairler şiirlerinde  Türkçe  atasözlerine yer  vermişlerdir.  Trabzonlu Derûnî,  Âgehî,  Aşkî, Yetim  gibi  şairler mahalli  gemici  deyimleriyle kaside  ve  gazeller yazmışlardır.

           Ayrıca  XV. yüzyılda  Aydınlı  Visâli tarafından  başlatılan  Türkî-i Basit  Akımı,  bu yüzyılda   daha  da güçlenmiş  olarak  Tatavlalı Mahremî  ve  Edirneli Nazmî  gibi  iki önemli  temsilci  yetiştirmiştir.  Arap ve  Fars  dillerinin Türkçe  üzerindeki  etkisi karşısında  milli  bir akım  temsilcisi  olarak ortaya  çıkan  Türkî-i Basit’çiler  edebiyat  tarihimizde önemli  bir  yer almışlardır.  (SOYSAL, 2002,ss.383-384).

           Bu asırda  gelişen  en önemli  özelliklerden  biriside son  derece  yüksek bir  seviyeye  ulaşan edebiyat  ve  sanatın artık  taklitten  kurtularak bir  Türk  klasiği haline gelmesidir.  Yani  bu dönemden  sonra  artık İran  ve  Arap Edebiyatı’nın  yüksek  şaşaası geçilmiş  ve  Türk Edebiyatı   kendi  klasiğini oluşturmuştur.  Yeni  yetişen şairlerde  artık  bu asırdaki  zirve  şairleri esas  almış  ve onların  yolundan  yürümüşlerdir.  Ayrıca yine  bu  dönemden önce  dilimize  girmiş olan  Arapça  ve Farsça  kelime  ve  terkipler  Türkçe gibi  kullanılmaya  başlanmış ve  zamanla  Türkçe’nin gramatikal  yapısına  uydurulup Türkçeleştirilmiştir.  Bunun   en büyük  faydası  Türkçe’nin daha  çok  zenginleşmesi olmuştur.  Zararı   ise, estetik  yönden  daha ilgi  çekici  Arapça, Farsça  karşılığı  olan kelimelerin  zaman  içinde unutulmaları  olmuştur. 

           Bu asrı  kısaca  özetleyecek olursak   Osmanlı  İmparatorluğu’nun   siyasi ve  askeri  alandaki başarısı,  zaferleri  sadece bu  alanla  sınırlı kalmamış  bir  bütün olarak  devletin  tüm kurumlarında  birden  bir yükseliş  sağlamıştır.  Hem dini,  hem  sosyal, hem  siyasi,  hem de  ekonomik   açıdan tarihinin  en  parlak devrini  yaşamıştır.  Yalnız bir  meyvenin  en olgun  ve  en lezzetli  hali  olgunlaşmanın bittiği  andır.    Bu da  çürümenin  başladığını gösterir.  Osmanlı’nın  da bu  zirve  noktası onun  düşüşe  geçtiği zamanın  başlangıcını  göstermektedir.  Bu nedenle  yükselişin  hazin inişi  Osmanlı’yı  bir süre  sonra  sarmaya başlamıştır.

 

 

Yorumlar (0)Add comments

Yorum yaz
quote
bold
italicize
underline
strike
url
image
quote
quote
smile
wink
laugh
grin
angry
sad
shocked
cool
tongue
kiss
cry
daha kucuk | daha buyuk

security image
Lutfen goruntulenen karakterleri yaziniz


busy
Son Güncelleme ( Cumartesi, 20 Eylül 2008 )
 
< Önceki   Sonraki >

Giriş Formu






Kayıp Parola?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol
Dilimizin Geleceği
Dil bir toplumu toplum yapan unsurların en önemlisidir. Dilimizi bileni bizden, bilmeyeni yabancı sayarız. İnsanlar arasındaki ilişkiler dil ile kurulur, yürütülür, gelişir, kimi zaman ...
Cahit Zarifoğlu
1940 yılında Ankara'da doğdu. Babasının memuriyeti dolayısıyla ilk ve orta öğrenimini yurdun çeşitli yerlerinde yaptı. Liseyi memleketi K.Maraş'ta tamamladı. İ.Ü. Edebiyat Fakülte...
ANLATIM BOZUKLUKLARI
Anlatımın yazılı ve sözlü olmak üzere iki temel yolu vardır. İki anlatım yolu arasında kullanılan dil açısından farklılıklar olması doğaldır. Anlatımın işlek, açık ve etkili olması i...
ANLATIM BİÇİMLERİ VE ÖZELLİKLERİ
Anlatım, bir kimseye bir şey hakkında bir şey söyleme, bir şey anlatma işidir. Bu söyleme ve anlatma gelişi güzel olmaz. Anlatımı yönlendiren, biçimlendiren yazarın amacıdırBir yazar, acaba söz veya...
5 HECECİLER
Hecenin Beş Şairi [Orhan Seyfi (Orhon) 1890-1972; Halit Fahri (Ozansoy)  1891-1971; Enis Behiç (Koryürek) 1891-1949; Yusuf Ziya (Ortaç) 1895-1967; Faruk Nafiz (Çamlıbel)1898-1973] İkinci meşrutiy...
19. Yüzyıldan Günümüze Türk Şiiri
TANZİMAT Tanzimat; düzenlemeler, yeğlemeler,ıslahat anlamına gelir, "tanzim"sözcüğünün çoğuludur. Tanzim ise Arapça "nazm"dan gelir. Sıraya koyma, dizme, sıralama, ıslah etme, ...
KEÇECİZADE İZZET MOLLA
Mevlevi tarikatına bağlı , derviş ruhlu, olgun bir insan olan Izzet Molla, nüktedan bir şairdir.Dürüst tabiatlı, kendisine yapılan iyilikleri unutmayan bir insan olduğundan , çok iyilik ve iltifatla...
Eşanlamlı Eski Ve Yeni Kelimeler
ESKİYENİabideanıtablembelirgeablukakuşatımacayipyabancıacele etmekİvmekaceleciivecenAcz (aciz)düşküadabı muaşeretgörgü  ...
MECAZ SANATI
Bütün lisanlarda her kelimenin ifade ettiği bir mana vardır.Kelime söylendiğinde ilk akla gelen bu manaya hakiki mana denilmektedir. Kelimelerin bu ilk manalarına dilin gelişimi içeri...
sevgi
güzel bir animasyon...
Behçet Necatigil
Behçet Necatigil, 16 Nisan 1916'da İstanbul'un Fatih semtinde, Atik Ali Paşa'da doğdu. Kastamonu'lu olan babası Mehmet Necati Gönül, dersiam vaizdi. Uzun yıllar İstanbul'da, Beyoğlu ilçesinde müftü...
DESTANLAR ve ÖZELLİKLERİ
  Destanlar, toplum hayatında derin izler bırakan büyük olayların (kuraklık, gttç, düşman istilası, tabiî afetler, savaşlar vb.) o topluluğun hafızasında yoğrula yoğrula şekill...
DİL BİLİÇLENMESİ
                               ...
Divan edebiyatı ve milli edebiyat Dönemlerinde ele alınan Temaların karşılaştırılması
DİVAN EDEBİYATI: Divan edebiyatının temeli Arap edebiyatının üzerine kurulmuştur. Bu edebiyat, eski bir uygarlığa sahip ve o ölçüde eski ve geleneksel bir edebiyatları olmasına rağmen, öncelikle İ...
İKİ NOKTA ( : )
İKİ NOKTA ( : ) Başkasından aktarılan yazı ya da sözlerde, tırnak ya da konuşma çizgisinden önce: Cemo sopasını yere indirdi ve: - Git sopanı al öyleyse! Dayağı yiyeceksin. ...diye ...
KELİME
KELİME Türkçe kelimeleri anlamlarına, yapılarına ve cümlede aldıkları görevlere göre sınıflandırabiliriz. Bu sınıflandırma aşağıdaki tabloyu meydana getirir. Anlamlar...
Dil bilgisi giriş
Dil: İnsanların duygu, düşünce ve isteklerini anlatmak için kullandıkları ses ya da işaretler sistemidir. Dilbilgisi : Bir dili oluşturan sesleri, kelimeleri, cümleleri ve bunlarla ilgili kurallar...
ZARFLAR
ZARFLAR     ZARFLAR     Hal Zarfları Zaman Zarfları Yer ve Yön Zarfları Azlık - Çokluk Zarflerı Soru Zarfları Yüklemin anlamını hal ve...
NOKTA ( . )
NOKTA ( . ) Tamamlanmış cümlelerin sonuna konur. Kaçmayı namusuna yediremiyordu. Kısaltmalardan Sonra konur. Prof. Dr. bkz. vb. Bn. P.T.T, T.B.M.M. ... (Not: Son yıllarda kısal...
NOKTALI VİRGÜL ( ; )
NOKTALI VİRGÜL ( ; ) Birbirine bağlı, fakat her biri kendi içinde bağımsız cümleleri ayırmada: At ölür, meydan kalır; yiğit ölür, şan kalır. İki cümle birbirine ve, ama, fakat, çün...
YAPILARI BAKIMINDAN KELİMELER
YAPILARI BAKIMINDAN KELİMELER 1. Basit Kelimeler: Kelime kökü ek alsa bile anlamca bir değişikliğe uğramamışsa, bu tip kelimelere BASİT KELİMELER denir. Genellikle kök halindeki (bazen gövd...
YAZIM KURALLARINA GİRİŞ
 Yazıda doğabilecek karışıklıkların önüne geçmek, yanlış okumayı önlemek, okumayı ve anlamayı kolaylaştırmak, herkesin aynı şekilde yazıp okumasını sağlamak için belirlenmiş olan kurallara imlâ...
PEKİŞTİRLMİŞ KELİMELERİN YAZILIŞI
 Pekiştirme sıfatları ve zarfları bitişik yazılır: dümdüz, sapsarı, mosmor, kapkara, apaçık, tertemiz, çepeçevre, sapasağlam, darmadağınık, yapayalnız, çırılçıplak, çepeçevre...
İNCELTME VE UZATMA İŞARETLERRİNİN YAZILIŞI
 Düzeltme işareti Türkçe olmayan kelimelerde kullanılan bir işarettir. Bu işaret hem uzatma hem de inceltme görevinde kullanılır. İnceltme görevi sadece "g, k, l" ünsüzleri için; uzat...
EDATLARIN YAZILIŞI
 Edat ve bağlaç olarak kullanılır. Yazılışları bakımından aralarında fark yoktur. Bu kelime kendinden önceki kelimeye bitişik de yazılabilir, ondan ayrı da... Bitişik yazılan "ile"...
ÜNLÜ UYUMUNA AYKIRI EKLERİN YAZILIŞI
 --yor (şimdiki zaman eki): Sadece -yor şeklinde yazılır, ünlü uyumlarına aykırıdır. geliyor, biliyor, istiyor, gizliyor... --ken (zarf-fiil eki): Ünlü uyumlarına aykırıdır. Sadece -ken şekl...

Spotlight

Stop
Play