XVI. yüzyılda nazım gibi nesirde gelişmiştir.
Çeşitli konularda pek çok eser kaleme alınmıştır. Bunlardan bazıları ağır,
ağdalı bir anlatımla, bazıları sade bir dille yazılmıştır. Sanat yapmak
amacıyla genellikle süslü bir divan nesri egemendir. Bu nesirde Arap, Fars,
dillerinden alınmış kelime ve dil kuralları, söz sanatları, secîler, zincirleme
olarak “ve” bağlacıyla bağlanmış uzun cümleler
görülür (SOYSAL, 2002, s.448).
Bu yüzyılda
sade dille yazılmış mensur eserler arasında tarihler bir hayli tutar. Divan
Edebiyatı devrinde tarih kitaplarının, tarih kitapları odluları ölçüde birer
edebi eser sayıldıkları malumdur. Böyle, hem tarih hem edebi nesir vasıflı
kitaplar yazmak yolunda XV. asırda başlayan hummalı faaliyet XVI. asırda
hızlanmıştır. Bu asırda daha büyük tarihçiler yetişmiş ve bugün hala
Türk-Osmanlı tarih araştırmacılarına ciddi kaynak teşkil eden tarihler
yazılmıştır. Bu devirde tarih anlayışı tarihi vakalar mevzuunda, güzel,
bilgili, biraz da hikmetli ve fikirli nesirler yazmak yolunda gelişmiştir.
Üslupta edebi sanatlara; mevcuda hayal, hatta masal unsurlarına çokça yer
verilmesi bu dönemin bir özelliğidir (BANARLI,
1998, C.1, ss.604-605).
Tarih
alanında XV. yüzyıldaki sıkı çalışma, XVI. yüzyılda padişahların
teşvikiyle gelişmiştir. Her ne kadar bu eserlerin çoğu belgeye dayanma,
objektif olma, olaylara saygılı olma niteliklerinden yoksunsa da bugün için
kaynak kitap özelliğidir
(SOYSAL, 2002, s.448).
Bu yüzyılın
en önemli tarihçileri arasında önce İbni Kemal (Kemal Paşaoğlu) gibi, Celalzâde
(Celaloğlu) gibi ve XVI. asır tarihçiliğini daha yetkili bir şekilde temsil
eden Lütfi Paşa, Selâniki Mustafa Efendi, Hoca Sadedin ve Ali Efendi gibi
şahsiyetler vardır (BANARLI,
1998,
C.1, s.606).
Kemal Paşa-zâde
(1468-1534) : Türkçe, Arapça ve Farsça çok sayıda
ve çok çeşitli mevzulardaki eserleriyle asrın belli başlı alimleri arasında
bulunan Kemal Paşa-zâde umumiyetle İbni Kemal diye anılmıştır. İlim adamlığının
yanı sıra aynı zamanda şair olan İbni Kemal’in Türkçe bir Divan’ı 7777 beyitlik
bir Yusuf u Züleyhâ mesnevisi, her biri, din, hukuk, iktisat ve içtimaiyat
bakımından çok mühim tarihi vesikalar halinde yazılmış fetfâ’ları ve daha başka
eserleri vardır. Türkçe, Arapça, Farsça eserlerinin genel sayısı ise 200
civarındadır. En önemli eserlerinden biri olan Tevârîh’i Âl-i Osman’ı Sultan
II. Bayezîd’in emri ve teşviki ile yazmaya başlamıştır (BANARLI,
1998, C.1, s.605).
Celâl-zâde
Mustafa Çelebi (1494-1567) : Devrin külfetli ve sanatlı nesirle yazan
diğer bir tarihçisi de Nişancı Celâl-zâde Mustafa Çelebi’dir. Bey, paşa, kocanişancı gibi unvanları da vardır. Aynı zamanda şair olan ve Nişânî mahlasıyla
söylediği şiirleriyle küçük bir Divan da vücuda getiren Celâl-zâde asrın sayılı
ilim ve devlet adamlarındandır. Celâl-zâde’nin ilim ve edebiyat tarihindeki
asıl mevkisi Tabakaatü’l-Memâlik fi Derecâtü’l-Mesâlik adlı tarihi
dolayısıyladır. Bu eserin en önemli kusuru, dilinin ağır külfetli ve edebi
sanatlarla yüklü bir üslupla yazılmış olmasıdır. Bununla birlikte Koca
Nişancı’nın Yavuz Sultan Selim devrini hikaye eden Selimnâmes’si vardır.
(BANARLI,
1998, C.1,
s.606).
Lütfi Paşa
(1488-1563) : Tevârih-i Âl-i Osman. Bir şair de olan Lütfi Paşa eserinin içinde
manzum kısımlara da yer
vermiştir. Ancak bunların çoğu, kendine ait değildir. Kitabın büyük bir kısmı
eski, Anonim Tevârih-i Âl-i Osman’lardan aktarılmıştır. Kendi yaşadığı, bizzat
şahit olduğu Yavuz Sultan Selim ve Kanûnî Sultan Süleyman devirlerini oldukça
basit ve ilkel bir tarih felsefesi ile zaman zaman taraf tutucu olarak
yazmıştır. Ancak kitabın, kendi vezir ve sadrazamlık devirleri ile ilgili
verdiği bilgiler ile imparatorluğun zayıf ve bozulmaya yüz tutan yanlarını
açıklayan kısımları değildir (SOYSAL, 2002, s.449).
Gelibolulu
Ali (1541-1600) : Künhü’l-Ahbâr. XVI. yüzyılının büyük tarihçisidir.
Temiz, açık ve sade bir dille yazdığı Künhü’l-Ahbâr’ı bir önsöz, dört rükun
olmak üzere düzenlenmiştir. Kitap, 1593-1597 yılları arasında yazılmış olup beş
cilt olarak yayımlanmıştır. Ali’nin söz konusu eserinden başka âdâb-ı
muâşeretten bahseden Mevaidü’n-Nefâis fi Kavâidi’l-Mecâlis” adlı önemli bir
kitabı vardır. Ayrıca, “Menâkıb-ı Hüner-verân” adlı Osmanlı hattat, müzehhib ve
mücellidlerini konu edinen bir başka eseri de vardır (SOYSAL, 2002, s.448).
Hoca
Sâdedin Efendi (1536-1599) : Tâcü’t Tevârih, III. Murad’ın emriyle
kaleme alınan eser, devletin resmi kayıtları demek olan Vak’a-nüvis Tarihçiliği’nin
müjdecisi olarak kabul edilir. Eser kadar geçen dokuz padişah zamanındaki
tarihsel olayları anlatır. Ayrıca, her padişah devrindeki ilim adamları,
şeyhler vb. gibi ünlülerle ilgili bilgiler verir. Üslubu zamanın modası
gereğince ağırdır. Seçili söylemiş olmak için bir düşünceyi türlü deyim ve
deyişlerle tekrar eder. Hoca Tarihi diye adlandırılan Tâcü’t-Tevârih, iki cilde
ayrılmıştır. İlk cilt Fatih’in ölümüne, ikinci cilt ise II. Bayezid’in tahta
geçişinden Yavuz Sultan Selim’in ölümüne kadar olan olayları anlatır (SOYSAL,
2002, ss.448-449).
Selânikî
Mustafa Efendi (?-1602) : Târih-i Selânikî. Kanûnî Sultan Süleyman’ın
son zamanlarından başlayarak III. Mehmet’in saltanatı ortalarına kadar olan
olayları konu edinir. XVI. yüzyıl devlet idaresinin nasıl bozulduğunu, objektif
biz gözle ve sade bir dille anlatır (SOYSAL, 2002, s.449).
XVI. yüzyılın
nesir alanındaki eserlerinden bir kısmını da tezkireler oluşturur. Tezkire,
Klasik Şark Edebiyatı’nda edebiyat tarihi vazifesi gören ve bugünkü edebiyat
tarihlerine kıymetli kaynak olan bir nevi
âlimler ve şairler ansiklopedisidir. Eski veya çağdaş âlimlerle
şairlerin hayatlarını
ve eserlerini, ya tabakalara ayırarak yada isimlerinin ilk harfleri sırasıyla
tanıtan eserlerdir. Aslı Arap Edebiyatı’na dayanır. Araplardaki tabakat
kitaplarından etkilenerek oluşturulmuştur. İran Edebiyatı’nda yazılan
tezkirelerin ilki ve en önemlisi Levâmiü’l-Hikâyât müellifi Avfî’nin
Lübâbü’l-Elbâb’ıdır. Bugünkü bilgilerimize göre ilk Osmanlı Tezkiresi Edirneli
Sehi Bey tarafından yazılandır.
Sehi Bey
(?-1548): Asrının divan tertipleyen şairlerinden olmakla beraber
edebiyat tarihinde şiirleriyle değil de tezkiresiyle yer almıştır. Sehi Bey
tezkiresinin adı Heşt Behişt’dir. Anlamı Sekiz Cennet’tir. Eser 1538 yılında
tamamlanmıştır. Sekiz tabakadan oluşmaktadır.
Latîfî
(1491-1582): Bu asrın daha muvaffakiyetli bir tezkiresi Kastamonulu
Latîfî tarafından yazılmıştır. Latîfî, âlim
ve araştırmacı
bir edib, çok sayıda şiirler söylemiş oldukça başarılı bir şairdir.
Tezkiretü’ş-Şuâra adlı eseri 1546’da tamamlanmış ve Kanûnî Sultan Süleyman’a
armağan edilmiştir. Üç fasıl olarak düzenlenmiştir.
Âşık Çelebi (1520-1572) : Bu
asrın hem şair hem de münşi olan mühim bir tezkire müellifidir. Eseri
Meşâirü’ş-Şuâra’dır. 1566’da tamamlanıp II. Selim’e sunulmuştur. Bu tezkire
bütün tezkireler içinde en ayrıntılı olanıdır.
Kınalızâde
Hasan Çelebi (1546-1607) : Asrın önemli bir tezkire yazarıdır. Onun
Tezkiretü’ş-Şuâra adlı eseri, umumiyetle Kınalızâde Tezkiresi veya Hasan Çelebi
Tezkiresi diye isimlendirilir. 1586’da tamamlanıp III. Murat’a armağan
edilmiştir. Gayet ağır ve tumturaklı bir üslupla yazılmıştır. Eser üç fasıldan
oluşmaktadır.
Ahdî
(?-1593) : Asrın diğer tezkiresi Anadolu Türkçesi şairleri yanında Azeri
bilhassa Bağdat şairleri hakkında bilgi vermesi bakımından mühim Ahdî
Tezkiresi’dir. Tezkirenin asıl adı Gülşen-i Şuâra’dır. 1563’de tamamlanmış ve
II. Selim’e sunulmuştur.
1552–1563 yılları
arasında yetişen şairleri içerir. Kitap dört Ravza’dan oluşmaktadır (BANARLI,
1998, C.1, ss.613-617).
Beyânî
(?-1597) : Asrın diğer mühim bir tezkire yazarıdır. Eserinin ismi
Tezkiretü’ş-Şuâra’dır. Eser 1592 yılında tamamlanmıştır. Bu tezkire Hasan
Çelebi Tezkiresi’nin kısaltılmışı olmakla beraber bir ekidir. Kitap padişahlara
ve şairlere hitap eden iki kısımdan oluşmaktadır (SOYSAL, 2002, ss.451-452).
XVI. asrın
edebiyat ve edebiyat tarihi açısından önemli bir kısım eserleri de nazire
mecmualarıdır. Anadolu’da Türk Edebiyatı’nın başlangıcından bu yana, tanınmış,
kaside, gazel, murabba, muhammes, tesdis vb. manzumelerini bir araya toplayan
antolojilerdir. Bu alandaki ilk eser Eğridirli Hacı Kemal tarafından yazılan
Câmiü’n-Nezâir adlı eserdir. Diğer mühim bir nazire mecmuası ise Edirneli
Nazmî’nin Mecmâin-Nezâir adlı eseridir (BANARLI,
1998, C.1, ss.617-618).
Dilimizin Geleceği
Dil bir toplumu toplum yapan
unsurların en önemlisidir. Dilimizi bileni bizden, bilmeyeni yabancı sayarız.
İnsanlar arasındaki ilişkiler dil ile kurulur, yürütülür, gelişir, kimi zaman
...
Cahit Zarifoğlu
1940 yılında Ankara'da doğdu. Babasının
memuriyeti dolayısıyla ilk ve orta öğrenimini yurdun çeşitli yerlerinde yaptı.
Liseyi memleketi K.Maraş'ta tamamladı. İ.Ü. Edebiyat Fakülte...
ANLATIM BOZUKLUKLARI
Anlatımın yazılı ve
sözlü olmak üzere iki temel yolu vardır. İki anlatım yolu arasında kullanılan
dil açısından farklılıklar olması doğaldır. Anlatımın işlek, açık ve etkili
olması i...
ANLATIM BİÇİMLERİ VE ÖZELLİKLERİ Anlatım, bir kimseye bir şey hakkında bir şey söyleme, bir
şey anlatma işidir. Bu söyleme ve anlatma gelişi güzel olmaz. Anlatımı
yönlendiren, biçimlendiren yazarın amacıdırBir yazar, acaba söz veya...
5 HECECİLER Hecenin Beş Şairi [Orhan Seyfi (Orhon) 1890-1972; Halit Fahri (Ozansoy) 1891-1971; Enis Behiç (Koryürek) 1891-1949; Yusuf Ziya (Ortaç) 1895-1967; Faruk Nafiz (Çamlıbel)1898-1973] İkinci meşrutiy...
19. Yüzyıldan Günümüze Türk Şiiri TANZİMAT
Tanzimat; düzenlemeler, yeğlemeler,ıslahat anlamına gelir,
"tanzim"sözcüğünün çoğuludur. Tanzim ise Arapça "nazm"dan gelir. Sıraya
koyma, dizme, sıralama, ıslah etme, ...
KEÇECİZADE İZZET MOLLA Mevlevi tarikatına bağlı , derviş ruhlu, olgun bir insan olan Izzet
Molla, nüktedan bir şairdir.Dürüst tabiatlı, kendisine yapılan
iyilikleri unutmayan bir insan olduğundan , çok iyilik ve iltifatla...
TENASÜP SANATI Uygunluk. Divan şiirinde anlam bakımından
aralarında çeşitli ilgiler bulunan iki veya daha fazla kelimeyi tezat
olmaksızın bir araya getirme sanatı. &n...
ÇANAKKALE SAVAŞI
Mahmed Akif’in okul kitaplarına
bazı mısraları çıkartılarak alınan büyük Çanakkale savaşını tasvir eden
manzumesi, İstiklal marşı’ndan önce
yazılmış en heyecan verici şii...
BATI ETKİSİNDE GELİŞEN TÜRK ŞİİRİ
Türkiye'de çağdaşlaşma serüveni genellikle Batılılaşma hareketleriyle
başlatılır. Osmanlıdaki Batılılaşma çabalarının, reformist girişimleri dayatan,
Batı'nın istemleriyle gerçekleştiği bilinir....
Cemal Süreya Gözü ile Oktay Rıfat
Garip akımının
temsilcilerinin edebiyatımızda çok önemli bir yeri vardır. Özellikle bir çok
eleştirmen ve ...
Divan Edebiyatı
Divan
edebiyatının tanımını yaparken özellikle iki noktayı göz önünde tutmak gerek.
a)Tarihsel Kesit:Osmanlı elitesinin
sanatı olarak ortaya çıkan bu edebiyat,13.yüzyıldan 19.yüzyıla de...
MECAZ SANATI
Bütün lisanlarda her kelimenin ifade ettiği bir mana
vardır.Kelime söylendiğinde ilk akla gelen bu manaya hakiki mana denilmektedir.
Kelimelerin bu ilk manalarına dilin gelişimi içeri...
İKİ NOKTA ( : )
İKİ
NOKTA ( : )
Başkasından aktarılan yazı ya da sözlerde, tırnak ya da
konuşma çizgisinden önce:
Cemo sopasını yere indirdi ve:
- Git sopanı al öyleyse! Dayağı yiyeceksin. ...diye ...
KELİME
KELİME
Türkçe
kelimeleri anlamlarına, yapılarına ve cümlede aldıkları görevlere göre
sınıflandırabiliriz. Bu sınıflandırma aşağıdaki tabloyu meydana getirir.
Anlamlar...
Dil bilgisi giriş Dil: İnsanların duygu,
düşünce ve isteklerini anlatmak için kullandıkları ses ya da işaretler
sistemidir.
Dilbilgisi :
Bir dili oluşturan sesleri, kelimeleri, cümleleri ve bunlarla ilgili kurallar...
ZARFLAR
ZARFLAR
ZARFLAR
Hal Zarfları
Zaman Zarfları
Yer ve Yön Zarfları
Azlık - Çokluk Zarflerı
Soru Zarfları
Yüklemin anlamını hal ve...
NOKTA ( . )
NOKTA (
. )
Tamamlanmış cümlelerin sonuna konur.
Kaçmayı namusuna yediremiyordu.
Kısaltmalardan Sonra konur.
Prof. Dr. bkz. vb. Bn. P.T.T, T.B.M.M. ... (Not: Son yıllarda
kısal...
NOKTALI VİRGÜL ( ; )
NOKTALI
VİRGÜL ( ; )
Birbirine bağlı, fakat her biri kendi içinde bağımsız
cümleleri ayırmada:
At ölür, meydan kalır; yiğit ölür, şan kalır.
İki cümle birbirine ve, ama, fakat, çün...
YAPILARI BAKIMINDAN KELİMELER
YAPILARI
BAKIMINDAN KELİMELER
1. Basit Kelimeler:
Kelime kökü ek alsa bile anlamca bir değişikliğe uğramamışsa, bu tip kelimelere
BASİT KELİMELER denir. Genellikle kök halindeki (bazen gövd...
YAZIM KURALLARINA GİRİŞ Yazıda doğabilecek karışıklıkların önüne geçmek, yanlış okumayı önlemek,
okumayı ve anlamayı kolaylaştırmak, herkesin aynı şekilde yazıp okumasını
sağlamak için belirlenmiş olan kurallara imlâ...
İNCELTME VE UZATMA İŞARETLERRİNİN YAZILIŞI Düzeltme işareti Türkçe olmayan kelimelerde kullanılan bir işarettir. Bu
işaret hem uzatma hem de inceltme görevinde kullanılır. İnceltme görevi sadece
"g, k, l" ünsüzleri için; uzat...
EDATLARIN YAZILIŞI Edat ve bağlaç olarak kullanılır.
Yazılışları bakımından aralarında fark yoktur.
Bu kelime kendinden önceki kelimeye bitişik de yazılabilir, ondan ayrı da...
Bitişik yazılan "ile"...
ÜNLÜ UYUMUNA AYKIRI EKLERİN YAZILIŞI --yor (şimdiki zaman eki): Sadece -yor şeklinde yazılır, ünlü uyumlarına
aykırıdır.
geliyor, biliyor, istiyor, gizliyor...
--ken (zarf-fiil eki): Ünlü uyumlarına aykırıdır. Sadece -ken şekl...