You are here:  Anasayfa arrow Özel Dosyalar arrow XVI. YÜZYIL TÜRK EDEBİYATI arrow XVI. ASIR ÇAĞATAY SAHASI TÜRK EDEBİYATI
XVI. ASIR ÇAĞATAY SAHASI TÜRK EDEBİYATI PDF Yazdır E-posta
Yazar Edebiyat   
Cumartesi, 20 Eylül 2008

           XVI. asırda  Çağatay  Sahası Türk  Edebiyatı  olgunluğunun son  devresini  yaşamıştır. Bu  asrın  kültür ve  edebiyatı  Türk dünyasının  Mâverâünnehir,  Harezm, Altınordu  gibi  doğu ve  kuzey  bölgelerinde gelişme  göstermiştir.  XIV. yüzyılda  Kutub,  Harezmî, Rabgûzi;  XV.  Yüzyılda Ali  Şîr  Nevâî, XVI.  yüzyılda  Bâbur Şah;  XVII. yüzyılda  Ebulgazi Bahadır  Han  gibi büyük  sanatçılar  yetişmiştir. Çağatay  Edebiyatı  altın devrini  XVI.  yüzyılda Ali  Şîr  Nevâî ile   yaşamıştır.  Bu asırda  kültür,  sanat ve  edebiyat  hayatı Harezm,  Mâverâünnehir  ve Horosan’da   Şeybanlılar,  Hindistan’da Bâburlular  tarafından  himaye ve  teşvik  edilmiştir. Bu  yüzyıl Timurlular  için  felaket ve yayılma  devri  oldu. Batu’nun  kardeşlerinden  Şeyban’a ait  prenslerin idaresi altındaki  göçebe  Özbekler sonra da  Horosan’ı  ele geçirerek Timurluların   buradaki  egemenliğine Bâbur’un bütün gayretlerine rağmen  Mâverâünnehir  ve Harezm  Özbek  egemenliğinden  kurtulamadı. Timurlu  sülaleleri  ancak Bâbur’un  Hindistan’da  kurduğu yeni imparatorluk  sayesinde varlığını  koruyabildi. (SOYSAL,2002, s.380).

        

Ortaasya’da XVI. asırda Timur Oğullarının iktidarına kesin bir son veren göçebe Özbekler’in hükümdarı Şeybânî Han ve onun prensleri Ortaasya Türk hakimiyetini oldukça uzun müddet ellerinde tutmuşlardır. Şah İsmâil ile Şeybânî Han arasında Şîî-Sünnî kavgaları devam etti ve birçok maddi zararın yanı sıra insanların zihninden silinmeyecek manevi zararlar meydana geldi. Ancak çeşitli siyasi ve ulusal sebeplerden doğan her türlü zorluklara ve ihtilallere rağmen fikir, sanat ve kültür hayatının gelişmesine hizmet ettiler. XVI. asırda Timur Oğullarıyla Özbekler arasındaki bu kavgalar medeniyet merkezlerinin yıkılıp harap olmasına sebep olmuş, fakat bu durum fikir hayatının da yıkılmasına sebep olmamıştır. Çünkü XV. asırda Ali Şîr Nevâî’nin attığı sağlam temeller ve yaşanan muhteşem edebi ve fikir hayatı etkisini XVI. Asırda da sürdürmüş böylelikle edebiyat ve fikir hayatı sosyal ve siyasi hayata göre daha fazla direnç gösterebilmiştir (BANARLI, 1998, C.1, s.517).

         Safevî Şîîliği ve Şeybânî Sunnîliğinin karşı karşıya gelmeleri dıştan bakıldığı zaman bir iman ve mezhep çatışması gibi görünse de gerçekte siyasi hakimiyet kavgasından ibaretti. Bu mezhep kavgalarının bu derece şiddetle devam etmesi ise halkın tekrar maneviyata sarılmasına sebep oldu. Halkın bu şekilde maneviyata yönelmesi de bilhassa Yesevî tarzı hikmetlerin sayısını arttırdı.

         Ahmed Yesevî tarzında yeniden dini ve tasavvufi şiirler söylendi. Bu da hem hece vezni hem de dörtlüklerle söylenen Yesevî tarzı şiirler milli edebiyata bir canlılık verirken Nevâî tarzı söyleyişin tesiriyle İran edebiyatı geçen asırdaki ihtişamlı hayatına devam yolları buldu. Bundan dolayı Ortaasya Türk Edebiyatı’nda XVI.Asır XV.Asrın bir devamı niteliğini almıştır. Aynı şey kısmen yaşanırken edebiyat hayatı bir önceki asrın şaşaasını devam etmiştir. Gerçi aynı düzeye çıkılamamıştır ama Osmanlı ile benzerlik göstermektedir (BANARLI, 1998, C.1, s.517).

         Çağatay Edebiyatı Prof. Dr. Ahmet Caferoğlu’na göre; “Timurların saray çevresinde gelişti. XVI. yüzyılın ilk yarısında yetişen Çağatay şairleri hem Çağatayca’yı hem de Farsça’yı kullanıyorlardı. XV. yüzyılın ikinci yarısında Herat edebi çevreleri sadece Horosan ve Mâverâünnehir’in büyük merkezleriyle yetinmeyerek İran ve Irak, Tebriz ve İstanbul’daki bilim ve sanat çalışmalarını da takip ediyorlardı. XV. yüzyılın ikinci yarısında Timurlu prenslerin saraylarında resmi dil ve kültür dili olarak Farsça kullanılmıştır. Ancak Hüseyin Baykara devrinde Farsça’nın yanında Türkçe’de değer kazandı ve şairlerin büyük bir kısmı Türkçe şiirler yazmaya başladı. Hüseyin Baykara devrinde yetişen şairler arasında Çağatay edebiyatının gelişmesinde büyük ölçüde rol oynayan Ali Şîr Nevâî başta gelir.

         Hüseyin Baykara’nın ölümünden yirmi yıl geçmeden, Herat bilim ve sanat merkezi olarak eski parlaklığını kaybetti. Çağatay edebiyatı bundan sonra Şeybanlıların hâkimiyeti altındaki Buhara ve Semerkant gibi büyük kültür merkezlerinde oldukça kuvvetli bir gelişme gösterdi. XVI. yüzyılda Şeybanlı hanlarının koruyuculuğu altında büyük şehirlere yerleşen şairler arasından Çağatayca’yı kullananların Farsça yazanlardan çok daha az olduğu göze çarpar. Çünkü Farsça yalnız bilim ve edebiyat dili olarak değil resmi dil olarak da kullanılmıştır.

         Zahîrüddin Muhammed Bâbur’un Hindistan’da büyük bir imparatorluk kalması üzerine Çağatayca’nın rolü Bâburlular arasında bir kat daha arttı. Bu imparatorlukta XVI. yüzyılda resmi dil olarak Farsça’nın yanında Türkçe de kullanıldı. Hindistan’da yetişen şairler arasında özellikle Bâbur anılmaya değer. Çağatay edebiyatının Nevâî’den sonra en büyük temsilcisi olan Bâbur, lirik şiirler yazdığı gibi daha çok Bâburnâme diye anılan Vekâinâmesi ile Çağatay nesrinin en güzel örneğini verdi. Bu devirde Bâbur’un yakından arkadaşı olan amir Hoca Kahan da Penâhî mahlası ile Farsça şiirlere, yer veren Bayram Han ve oğlu Abdurrahim Han’da bu bakımdan anılmaya değer… XVIII. ve XIX. yüzyıllarda Çağatay edebiyatı alanında hiçbir büyük yazar yetişmedi…” (KARAALİOĞLU, 1980, ss.154-155).

         XVI. yüzyılda Çağatay Türkçesi Bâbur ve çocukları zamanında Hint saraylarında yüksek aristokrasi edebiyatı şeklinde devam etmiştir. Siyasi ve medeni bakımdan Türklerin altın devri sayabileceğimiz XVI. yüzyılda Çağatay dil ve edebiyatı yalnız Ortaasya’da egemen olmakla kalmamış Nevâî’nin büyük etkisi sayesinde Osmanlı ve Azeri Edebiyatları alanında da manevi etkisini korumuştur. Fakat buna karşılık Osmanlı ve Azeri Edebiyatlarında Çağatay alanları üzerinde etkilerini kuvvetle sürdürüyorlardı (SOSYAL, 2002, s.383).

         Bu asrın en önemli şahsiyetlerinden birisi bizzat kendi devrinin değerli bir âlimi ve şairi olan Muhammed Şeybânî Han’dır. Sanatla ve edebiyatla olan uğraşı ona bir divan tertib ettirmiştir. İlim ve fıkıh sahalarında yazmıştır. Şeybânî Han kendi devletinin hükümdarlığını yapmış hem de kalemini kullanarak döneminin en önemli şahsiyetlerinden biri olmuştur. Yani hem kılıç hem kalem ustası olmayı başarmıştır. Şeybânî Han ile birlikte bu dönemin önemli isimlerinden biri de onun yeğeni Ubeydullah Han’dır. Kul Ubeyd veya Ubeydî mahlaslarıyla Yesevî tarzında şiirler söylemiştir. Bu asrın diğer bir şairi de Şah Melik’in torunu Muhammed Sâlih’tir. Şeybânî Han’ın zaferlerini yazdığı Şeybân-nâme adlı manzum eseriyle tanınır.

 

         A) Bâbür Şah (1483-1530) : Ortaasya Türk Edebiyatı’nın Nevâî’den sonraki en büyük temsilcisidir. 14 Şubat 1483’de Fergana’da doğmuştur. Babası Ömer Şeyh Mirza Timur’un bir kazada ölmesi üzerine hükümdarlık tahtına oturdu (1494). Hayatı savaşlarla ve tehlikeli maceralarla geçti. 1507’de padişahlığını ilan ederek Timurlular sülalesini devam ettiren tek hükümdar olmuş ve büyük bir güç toplamıştır. Hindistan’da bir Türk-Hind İmparatorluğu kurdu (1527). Çok zeki, gayet cesur, iyi bir komutan, iyi bir siyaset adamı, ehliyete kıymet veren, çevresinde değerli kişileri toplamasını bilen aynı zamanda kendine ve talihine sonsuz güveni olan kudretli bir şair ve devlet adamıdır. Hindistan için dört yüz yıllık bir uygarlık yarattı. İmparatorluğu’nu oğlu Humâyun Şah’a bırakıp Ağra’da vefat ettiği zaman henüz kırk yedi yaşındaydı. Bugün torunu Şah Cihan’ın yaptırdığı Kâbil’deki muhteşem bir türbede yatmaktadır (KARAALİOĞLU, 1980, s.167).

         Bâbür Şah Türk tarihinde kendi azim ve çabası sonucu bir devlet kurmayı başaran büyük bir şahsiyet olması dolayısıyla çok önemlidir. Bâbür Şah Türk tarihinin en büyük simalarından olduğu gibi Türk Çağatay edebiyatının da Ali Şîr Nevâî’den sonra en büyük şairidir. Müstesna bir kişiliği vardır. İyi saz çalar, beste yapar, hattat ve nakkaştır. Bin türlü idari, siyasi, askeri işler arasında divanlar dolduracak kadar şiirler, anılar kaleme alır, her türlü sporlara, avlara, musiki meclislerine zaman bulur. Fuat Köprülü onun için şöyle der: “Kılıç kullanmakta, ok atmakta, ata binmekte ne kadar mahir ise insan ruhunu tanımakta, fertleri ve kitleleri idare etmekte de o kadar mahirdi.” Çağatay nesir dilini en ileri bir sanat dili haline getiren Bâbür Şah’ın en önemli hareket düsturu şudur: “Eğer babası iyi kanun koymuşsa, onu sakla; eğer bu kanun fena ise yenisini yap.” (KARAALİOĞLU, 1980, s.167).

         Bâbür Şah’ın bir Dîvân’ı bir Aruz Risâlesi, Hanefi  fıkıhına  ait Mübeyyen isimli bir mesnevisi ve tasavvuf ahlakına dair Hoca Ahrâr’ın Farsça eserlerinden manzum olarak Türkçeleştirilmiş bir Risâle-i Vâlidiye’si vardır. Fakat bu hükümdar şairin hemen dünya ilim ve edebiyat âlemince tanınmış en mühim eseri Bâbürnâme’dir (BANARLI, 1998, s.519).

 

         Bâbürnâme: Bâbür’ün çocukluğundan son senelerine kadar bütün hayatını hikaye eden bir otobiyografi ve gezip gördüğü yerleri, tanıştığı insanları, kültürleri, coğrafyaları, hayvanları vs anlattığı bir seyahat ve hatırat kitabıdır. Çağatay lehçesiyle çok sade bir dille ve doğal bir üslupla yazılmıştır. Bâbür Şah bu eserinde sadece büyüklüklerini başarılarını değil aynı zamanda hatalarını, eksik yönlerini ve başarısızlıklarını da anlatmıştır. Anlatımındaki tasvir, tahlil ve açıklamalarında kuvvetli ve derin bir gözlem ve tahlil kabiliyetine sahiptir. Bu eser birçok dile de çevrilerek yayımlanmıştır (The Bâbürnâme in English) (SOSYAL, 2002, ss.387-388).

         Bâbürnâme, Bâbür Şah’ın anılarını içeren bir eser olup Çağatay edebiyatının anı türünde yazılmış en önemli eseri olduğu gibi, Türk coğrafyası üzerinde yazılmış ilk anı türü eserdir (MENGİ, 1999, s.139).

 

 

Yorumlar (0)Add comments

Yorum yaz
quote
bold
italicize
underline
strike
url
image
quote
quote
smile
wink
laugh
grin
angry
sad
shocked
cool
tongue
kiss
cry
daha kucuk | daha buyuk

security image
Lutfen goruntulenen karakterleri yaziniz


busy
Son Güncelleme ( Cumartesi, 20 Eylül 2008 )
 
< Önceki   Sonraki >

Giriş Formu






Kayıp Parola?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol
Dilimizin Geleceği
Dil bir toplumu toplum yapan unsurların en önemlisidir. Dilimizi bileni bizden, bilmeyeni yabancı sayarız. İnsanlar arasındaki ilişkiler dil ile kurulur, yürütülür, gelişir, kimi zaman ...
Cahit Zarifoğlu
1940 yılında Ankara'da doğdu. Babasının memuriyeti dolayısıyla ilk ve orta öğrenimini yurdun çeşitli yerlerinde yaptı. Liseyi memleketi K.Maraş'ta tamamladı. İ.Ü. Edebiyat Fakülte...
ANLATIM BOZUKLUKLARI
Anlatımın yazılı ve sözlü olmak üzere iki temel yolu vardır. İki anlatım yolu arasında kullanılan dil açısından farklılıklar olması doğaldır. Anlatımın işlek, açık ve etkili olması i...
ANLATIM BİÇİMLERİ VE ÖZELLİKLERİ
Anlatım, bir kimseye bir şey hakkında bir şey söyleme, bir şey anlatma işidir. Bu söyleme ve anlatma gelişi güzel olmaz. Anlatımı yönlendiren, biçimlendiren yazarın amacıdırBir yazar, acaba söz veya...
5 HECECİLER
Hecenin Beş Şairi [Orhan Seyfi (Orhon) 1890-1972; Halit Fahri (Ozansoy)  1891-1971; Enis Behiç (Koryürek) 1891-1949; Yusuf Ziya (Ortaç) 1895-1967; Faruk Nafiz (Çamlıbel)1898-1973] İkinci meşrutiy...
19. Yüzyıldan Günümüze Türk Şiiri
TANZİMAT Tanzimat; düzenlemeler, yeğlemeler,ıslahat anlamına gelir, "tanzim"sözcüğünün çoğuludur. Tanzim ise Arapça "nazm"dan gelir. Sıraya koyma, dizme, sıralama, ıslah etme, ...
KEÇECİZADE İZZET MOLLA
Mevlevi tarikatına bağlı , derviş ruhlu, olgun bir insan olan Izzet Molla, nüktedan bir şairdir.Dürüst tabiatlı, kendisine yapılan iyilikleri unutmayan bir insan olduğundan , çok iyilik ve iltifatla...
Divan Edebiyatı
Divan edebiyatının tanımını yaparken özellikle iki noktayı göz önünde tutmak gerek. a)Tarihsel Kesit:Osmanlı elitesinin sanatı olarak ortaya çıkan bu edebiyat,13.yüzyıldan 19.yüzyıla de...
Dini Tasavvufi Halk Edebiyatı
Tasavvuf, Türklerin İslamiyet'i kabulunden sonra Anadolu'da kendini göstermiştir. Tasavvuf düşünürlerine "mutasavvıf" denir. Mutasavvıflara göre, Allah'a bilmeden O'na ul...
Dil ve Anlatım Dersi Ders Notları
1)Anlatım:Herhangi bir konu üzerinde konuşurken veya bir konu üzerine yazarken,belli bir gayeyi gerçekleştirmek isteriz.Bu gaye,bizi dinlemekte veya okumakta olanlara bilgi vermek,onl...
Divan edebiyatı ve milli edebiyat Dönemlerinde ele alınan Temaların karşılaştırılması
DİVAN EDEBİYATI: Divan edebiyatının temeli Arap edebiyatının üzerine kurulmuştur. Bu edebiyat, eski bir uygarlığa sahip ve o ölçüde eski ve geleneksel bir edebiyatları olmasına rağmen, öncelikle İ...
DEVİR ÖZELLİKLERİ
İSLÂMİYET ÖNCESİ TÜRK EDEBİYATI   GEÇİŞ DÖNEMİ   HALK EDEBİYATI     A) İSLÂMİYET ÖNCESİ TÜRK EDEBİYATI   Türkler, yerleşik hayata geçmeden ön...
Behçet Necatigil
Behçet Necatigil, 16 Nisan 1916'da İstanbul'un Fatih semtinde, Atik Ali Paşa'da doğdu. Kastamonu'lu olan babası Mehmet Necati Gönül, dersiam vaizdi. Uzun yıllar İstanbul'da, Beyoğlu ilçesinde müftü...
Dante Ve İlahi Komedya
tarihsel arka plan:   Tarihsel akış düşüncelerin diyalektik ilerleyişi olduğu kadar bununda üstünde  ekonomi-politik bir ilerleyiştir.   Dante’nin ortaçağın sonunu ve y...
İKİ NOKTA ( : )
İKİ NOKTA ( : ) Başkasından aktarılan yazı ya da sözlerde, tırnak ya da konuşma çizgisinden önce: Cemo sopasını yere indirdi ve: - Git sopanı al öyleyse! Dayağı yiyeceksin. ...diye ...
KELİME
KELİME Türkçe kelimeleri anlamlarına, yapılarına ve cümlede aldıkları görevlere göre sınıflandırabiliriz. Bu sınıflandırma aşağıdaki tabloyu meydana getirir. Anlamlar...
Dil bilgisi giriş
Dil: İnsanların duygu, düşünce ve isteklerini anlatmak için kullandıkları ses ya da işaretler sistemidir. Dilbilgisi : Bir dili oluşturan sesleri, kelimeleri, cümleleri ve bunlarla ilgili kurallar...
ZARFLAR
ZARFLAR     ZARFLAR     Hal Zarfları Zaman Zarfları Yer ve Yön Zarfları Azlık - Çokluk Zarflerı Soru Zarfları Yüklemin anlamını hal ve...
NOKTA ( . )
NOKTA ( . ) Tamamlanmış cümlelerin sonuna konur. Kaçmayı namusuna yediremiyordu. Kısaltmalardan Sonra konur. Prof. Dr. bkz. vb. Bn. P.T.T, T.B.M.M. ... (Not: Son yıllarda kısal...
NOKTALI VİRGÜL ( ; )
NOKTALI VİRGÜL ( ; ) Birbirine bağlı, fakat her biri kendi içinde bağımsız cümleleri ayırmada: At ölür, meydan kalır; yiğit ölür, şan kalır. İki cümle birbirine ve, ama, fakat, çün...
YAPILARI BAKIMINDAN KELİMELER
YAPILARI BAKIMINDAN KELİMELER 1. Basit Kelimeler: Kelime kökü ek alsa bile anlamca bir değişikliğe uğramamışsa, bu tip kelimelere BASİT KELİMELER denir. Genellikle kök halindeki (bazen gövd...
YAZIM KURALLARINA GİRİŞ
 Yazıda doğabilecek karışıklıkların önüne geçmek, yanlış okumayı önlemek, okumayı ve anlamayı kolaylaştırmak, herkesin aynı şekilde yazıp okumasını sağlamak için belirlenmiş olan kurallara imlâ...
PEKİŞTİRLMİŞ KELİMELERİN YAZILIŞI
 Pekiştirme sıfatları ve zarfları bitişik yazılır: dümdüz, sapsarı, mosmor, kapkara, apaçık, tertemiz, çepeçevre, sapasağlam, darmadağınık, yapayalnız, çırılçıplak, çepeçevre...
İNCELTME VE UZATMA İŞARETLERRİNİN YAZILIŞI
 Düzeltme işareti Türkçe olmayan kelimelerde kullanılan bir işarettir. Bu işaret hem uzatma hem de inceltme görevinde kullanılır. İnceltme görevi sadece "g, k, l" ünsüzleri için; uzat...
EDATLARIN YAZILIŞI
 Edat ve bağlaç olarak kullanılır. Yazılışları bakımından aralarında fark yoktur. Bu kelime kendinden önceki kelimeye bitişik de yazılabilir, ondan ayrı da... Bitişik yazılan "ile"...
ÜNLÜ UYUMUNA AYKIRI EKLERİN YAZILIŞI
 --yor (şimdiki zaman eki): Sadece -yor şeklinde yazılır, ünlü uyumlarına aykırıdır. geliyor, biliyor, istiyor, gizliyor... --ken (zarf-fiil eki): Ünlü uyumlarına aykırıdır. Sadece -ken şekl...

Spotlight

Stop
Play