XVI.
asırdaÇağataySahasıTürkEdebiyatıolgunluğununsondevresiniyaşamıştır.BuasrınkültürveedebiyatıTürkdünyasınınMâverâünnehir,Harezm,Altınordugibidoğuvekuzeybölgelerindegelişmegöstermiştir.XIV.yüzyıldaKutub,Harezmî,Rabgûzi;XV.YüzyıldaAliŞîrNevâî,XVI.yüzyıldaBâburŞah;XVII. yüzyıldaEbulgaziBahadırHangibibüyüksanatçılaryetişmiştir.ÇağatayEdebiyatıaltındevriniXVI.yüzyıldaAliŞîrNevâîileyaşamıştır.Buasırdakültür,sanatveedebiyathayatıHarezm,MâverâünnehirveHorosan’daŞeybanlılar,Hindistan’daBâburlulartarafındanhimayeveteşvikedilmiştir. BuyüzyılTimurlulariçinfelaketve yayılmadevrioldu.Batu’nunkardeşlerindenŞeyban’aaitprenslerin idaresi
altındakigöçebeÖzbeklersonra daHorosan’ıele geçirerekTimurlularınburadakiegemenliğine Bâbur’un bütün gayretlerine
rağmenMâverâünnehirveHarezmÖzbekegemenliğindenkurtulamadı.TimurlusülaleleriancakBâbur’unHindistan’dakurduğu yeni imparatorluksayesinde varlığınıkoruyabildi. (SOYSAL,2002, s.380).
Ortaasya’da
XVI. asırda Timur Oğullarının iktidarına kesin bir son veren göçebe
Özbekler’in hükümdarı Şeybânî Han ve onun prensleri Ortaasya Türk hakimiyetini
oldukça uzun müddet ellerinde tutmuşlardır. Şah İsmâil ile Şeybânî Han arasında
Şîî-Sünnî kavgaları devam etti ve birçok maddi zararın yanı sıra insanların
zihninden silinmeyecek manevi zararlar meydana geldi. Ancak çeşitli siyasi ve
ulusal sebeplerden doğan her türlü zorluklara ve ihtilallere rağmen fikir,
sanat ve kültür hayatının gelişmesine hizmet ettiler. XVI. asırda Timur Oğullarıyla Özbekler
arasındaki bu kavgalar medeniyet merkezlerinin yıkılıp harap olmasına sebep
olmuş, fakat bu durum fikir hayatının da yıkılmasına sebep olmamıştır. Çünkü
XV. asırda Ali Şîr
Nevâî’nin attığı sağlam temeller ve yaşanan muhteşem edebi ve fikir hayatı etkisini
XVI. Asırda da sürdürmüş böylelikle edebiyat ve fikir hayatı sosyal ve siyasi
hayata göre daha fazla direnç gösterebilmiştir (BANARLI, 1998, C.1, s.517).
Safevî Şîîliği ve Şeybânî Sunnîliğinin
karşı karşıya gelmeleri dıştan bakıldığı zaman bir iman ve mezhep çatışması
gibi görünse de gerçekte siyasi hakimiyet kavgasından ibaretti. Bu mezhep
kavgalarının bu derece şiddetle devam etmesi ise halkın tekrar maneviyata
sarılmasına sebep oldu. Halkın bu şekilde maneviyata yönelmesi de bilhassa
Yesevî tarzı hikmetlerin sayısını arttırdı.
Ahmed
Yesevî tarzında yeniden dini ve tasavvufi şiirler söylendi. Bu da hem
hece vezni hem de dörtlüklerle söylenen Yesevî tarzı şiirler milli edebiyata
bir canlılık verirken Nevâî tarzı söyleyişin tesiriyle İran edebiyatı geçen
asırdaki ihtişamlı hayatına devam yolları buldu. Bundan dolayı Ortaasya Türk
Edebiyatı’nda XVI.Asır XV.Asrın bir devamı niteliğini almıştır. Aynı şey kısmen
yaşanırken edebiyat hayatı bir önceki asrın şaşaasını devam etmiştir. Gerçi
aynı düzeye çıkılamamıştır ama Osmanlı ile
benzerlik göstermektedir (BANARLI, 1998, C.1, s.517).
Çağatay
Edebiyatı Prof. Dr. Ahmet Caferoğlu’na göre; “Timurların saray çevresinde gelişti. XVI. yüzyılın ilk yarısında yetişen
Çağatay şairleri hem Çağatayca’yı hem de
Farsça’yı kullanıyorlardı. XV.
yüzyılın ikinci yarısında Herat edebi çevreleri sadece Horosan ve
Mâverâünnehir’in büyük merkezleriyle yetinmeyerek İran ve Irak, Tebriz ve
İstanbul’daki bilim ve sanat çalışmalarını
da takip ediyorlardı. XV. yüzyılın
ikinci yarısında Timurlu prenslerin saraylarında resmi dil ve kültür dili
olarak Farsça kullanılmıştır. Ancak Hüseyin Baykara devrinde Farsça’nın yanında
Türkçe’de değer kazandı ve şairlerin büyük bir kısmı Türkçe şiirler yazmaya
başladı. Hüseyin Baykara devrinde yetişen şairler arasında Çağatay edebiyatının
gelişmesinde büyük ölçüde rol oynayan Ali Şîr Nevâî başta gelir.
Hüseyin
Baykara’nın ölümünden yirmi yıl geçmeden, Herat bilim ve sanat merkezi
olarak eski parlaklığını kaybetti. Çağatay edebiyatı bundan sonra Şeybanlıların
hâkimiyeti altındaki
Buhara ve Semerkant gibi büyük kültür merkezlerinde oldukça kuvvetli bir
gelişme gösterdi. XVI. yüzyılda
Şeybanlı hanlarının koruyuculuğu altında büyük şehirlere yerleşen şairler
arasından Çağatayca’yı kullananların Farsça yazanlardan çok daha az olduğu göze
çarpar. Çünkü Farsça yalnız
bilim ve edebiyat dili olarak değil resmi dil olarak da kullanılmıştır.
Zahîrüddin
Muhammed Bâbur’un Hindistan’da büyük bir imparatorluk kalması üzerine
Çağatayca’nın rolü Bâburlular arasında bir kat daha arttı. Bu imparatorlukta XVI. yüzyılda resmi dil olarak Farsça’nın
yanında Türkçe de kullanıldı. Hindistan’da yetişen şairler arasında özellikle
Bâbur anılmaya değer. Çağatay edebiyatının Nevâî’den sonra en büyük temsilcisi
olan Bâbur, lirik şiirler yazdığı gibi daha çok Bâburnâme diye anılan
Vekâinâmesi ile Çağatay nesrinin en güzel örneğini verdi. Bu devirde Bâbur’un
yakından arkadaşı olan amir Hoca Kahan da Penâhî mahlası ile Farsça şiirlere,
yer veren Bayram Han ve oğlu Abdurrahim Han’da bu bakımdan anılmaya değer… XVIII. ve XIX. yüzyıllarda Çağatay edebiyatı alanında
hiçbir büyük yazar yetişmedi…” (KARAALİOĞLU, 1980, ss.154-155).
XVI. yüzyılda Çağatay Türkçesi Bâbur ve
çocukları zamanında Hint saraylarında yüksek aristokrasi edebiyatı şeklinde
devam etmiştir. Siyasi ve medeni bakımdan Türklerin altın devri sayabileceğimiz
XVI. yüzyılda Çağatay dil ve edebiyatı
yalnız Ortaasya’da egemen olmakla kalmamış Nevâî’nin büyük etkisi sayesinde
Osmanlı ve Azeri Edebiyatları alanında da manevi etkisini korumuştur. Fakat
buna karşılık Osmanlı ve Azeri Edebiyatlarında Çağatay alanları üzerinde
etkilerini kuvvetle sürdürüyorlardı (SOSYAL, 2002, s.383).
Bu asrın
en önemli şahsiyetlerinden birisi bizzat kendi devrinin değerli bir âlimi ve şairi olan Muhammed
Şeybânî Han’dır. Sanatla
ve edebiyatla olan uğraşı ona bir divan tertib ettirmiştir. İlim ve fıkıh
sahalarında yazmıştır. Şeybânî Han kendi devletinin hükümdarlığını yapmış hem
de kalemini kullanarak döneminin en önemli şahsiyetlerinden biri olmuştur. Yani
hem kılıç hem kalem ustası olmayı başarmıştır. Şeybânî Han ile birlikte bu
dönemin önemli isimlerinden biri de onun yeğeni Ubeydullah Han’dır. Kul Ubeyd
veya Ubeydî mahlaslarıyla Yesevî tarzında şiirler söylemiştir. Bu asrın diğer
bir şairi de Şah Melik’in torunu Muhammed Sâlih’tir. Şeybânî Han’ın zaferlerini
yazdığı Şeybân-nâme adlı manzum eseriyle tanınır.
A)Bâbür
Şah (1483-1530) : Ortaasya
Türk Edebiyatı’nın Nevâî’den sonraki en büyük temsilcisidir. 14 Şubat
1483’de Fergana’da doğmuştur. Babası Ömer Şeyh Mirza Timur’un bir kazada ölmesi
üzerine hükümdarlık tahtına oturdu (1494). Hayatı savaşlarla ve tehlikeli
maceralarla geçti. 1507’de padişahlığını ilan ederek Timurlular sülalesini
devam ettiren tek hükümdar olmuş ve büyük bir güç toplamıştır. Hindistan’da bir
Türk-Hind İmparatorluğu kurdu (1527). Çok zeki, gayet cesur, iyi bir komutan,
iyi bir siyaset adamı, ehliyete kıymet veren, çevresinde değerli kişileri
toplamasını bilen aynı zamanda kendine ve talihine sonsuz güveni olan kudretli
bir şair ve devlet adamıdır. Hindistan için dört yüz yıllık bir uygarlık
yarattı. İmparatorluğu’nu oğlu Humâyun Şah’a bırakıp Ağra’da vefat ettiği zaman
henüz kırk yedi yaşındaydı. Bugün torunu Şah Cihan’ın yaptırdığı Kâbil’deki
muhteşem bir türbede yatmaktadır (KARAALİOĞLU, 1980, s.167).
Bâbür Şah
Türk tarihinde kendi azim ve çabası
sonucu bir devlet kurmayı başaran büyük bir şahsiyet olması dolayısıyla çok
önemlidir. Bâbür Şah Türk tarihinin en büyük simalarından olduğu gibi Türk
Çağatay edebiyatının da Ali Şîr Nevâî’den sonra en büyük şairidir. Müstesna bir
kişiliği vardır. İyi saz çalar, beste yapar, hattat ve nakkaştır. Bin türlü
idari, siyasi, askeri işler arasında divanlar dolduracak kadar şiirler, anılar
kaleme alır, her türlü sporlara, avlara, musiki meclislerine zaman bulur. Fuat
Köprülü onun için şöyle der: “Kılıç kullanmakta, ok atmakta, ata binmekte ne
kadar mahir ise insan ruhunu tanımakta, fertleri ve kitleleri idare etmekte de
o kadar mahirdi.” Çağatay nesir dilini en ileri bir sanat dili haline getiren
Bâbür Şah’ın en önemli hareket düsturu şudur: “Eğer babası iyi kanun koymuşsa,
onu sakla; eğer bu kanun fena ise yenisini yap.” (KARAALİOĞLU, 1980, s.167).
Bâbür Şah’ın bir Dîvân’ı bir Aruz
Risâlesi, Hanefifıkıhınaait Mübeyyen isimli bir mesnevisi ve tasavvuf
ahlakına dair Hoca Ahrâr’ın Farsça eserlerinden manzum olarak Türkçeleştirilmiş
bir Risâle-i Vâlidiye’si vardır. Fakat bu hükümdar şairin hemen dünya ilim ve
edebiyat âlemince tanınmış
en mühim eseri Bâbürnâme’dir (BANARLI, 1998, s.519).
Bâbürnâme:
Bâbür’ün çocukluğundan son senelerine kadar bütün hayatını hikaye
eden bir otobiyografi ve gezip gördüğü yerleri, tanıştığı insanları,
kültürleri, coğrafyaları, hayvanları vs anlattığı bir seyahat ve hatırat
kitabıdır. Çağatay lehçesiyle çok sade bir dille ve doğal bir üslupla
yazılmıştır. Bâbür Şah bu eserinde sadece büyüklüklerini başarılarını değil
aynı zamanda hatalarını, eksik yönlerini ve başarısızlıklarını da anlatmıştır.
Anlatımındaki tasvir, tahlil ve açıklamalarında kuvvetli ve derin bir gözlem ve
tahlil kabiliyetine sahiptir. Bu eser birçok dile de çevrilerek yayımlanmıştır
(The Bâbürnâme in English) (SOSYAL, 2002, ss.387-388).
Bâbürnâme,
Bâbür Şah’ın
anılarını içeren bir eser olup Çağatay edebiyatının anı türünde yazılmış en
önemli eseri olduğu gibi, Türk coğrafyası üzerinde yazılmış ilk anı türü
eserdir (MENGİ, 1999, s.139).
Dilimizin Geleceği
Dil bir toplumu toplum yapan
unsurların en önemlisidir. Dilimizi bileni bizden, bilmeyeni yabancı sayarız.
İnsanlar arasındaki ilişkiler dil ile kurulur, yürütülür, gelişir, kimi zaman
...
Cahit Zarifoğlu
1940 yılında Ankara'da doğdu. Babasının
memuriyeti dolayısıyla ilk ve orta öğrenimini yurdun çeşitli yerlerinde yaptı.
Liseyi memleketi K.Maraş'ta tamamladı. İ.Ü. Edebiyat Fakülte...
ANLATIM BOZUKLUKLARI
Anlatımın yazılı ve
sözlü olmak üzere iki temel yolu vardır. İki anlatım yolu arasında kullanılan
dil açısından farklılıklar olması doğaldır. Anlatımın işlek, açık ve etkili
olması i...
ANLATIM BİÇİMLERİ VE ÖZELLİKLERİ Anlatım, bir kimseye bir şey hakkında bir şey söyleme, bir
şey anlatma işidir. Bu söyleme ve anlatma gelişi güzel olmaz. Anlatımı
yönlendiren, biçimlendiren yazarın amacıdırBir yazar, acaba söz veya...
5 HECECİLER Hecenin Beş Şairi [Orhan Seyfi (Orhon) 1890-1972; Halit Fahri (Ozansoy) 1891-1971; Enis Behiç (Koryürek) 1891-1949; Yusuf Ziya (Ortaç) 1895-1967; Faruk Nafiz (Çamlıbel)1898-1973] İkinci meşrutiy...
19. Yüzyıldan Günümüze Türk Şiiri TANZİMAT
Tanzimat; düzenlemeler, yeğlemeler,ıslahat anlamına gelir,
"tanzim"sözcüğünün çoğuludur. Tanzim ise Arapça "nazm"dan gelir. Sıraya
koyma, dizme, sıralama, ıslah etme, ...
KEÇECİZADE İZZET MOLLA Mevlevi tarikatına bağlı , derviş ruhlu, olgun bir insan olan Izzet
Molla, nüktedan bir şairdir.Dürüst tabiatlı, kendisine yapılan
iyilikleri unutmayan bir insan olduğundan , çok iyilik ve iltifatla...
Divan Edebiyatı
Divan
edebiyatının tanımını yaparken özellikle iki noktayı göz önünde tutmak gerek.
a)Tarihsel Kesit:Osmanlı elitesinin
sanatı olarak ortaya çıkan bu edebiyat,13.yüzyıldan 19.yüzyıla de...
Dini Tasavvufi Halk Edebiyatı
Tasavvuf,
Türklerin
İslamiyet'i
kabulunden sonra Anadolu'da
kendini göstermiştir. Tasavvuf düşünürlerine "mutasavvıf" denir.
Mutasavvıflara göre, Allah'a
bilmeden O'na ul...
Dil ve Anlatım Dersi Ders Notları
1)Anlatım:Herhangi bir konu üzerinde konuşurken veya
bir konu üzerine yazarken,belli bir gayeyi gerçekleştirmek isteriz.Bu gaye,bizi
dinlemekte veya okumakta olanlara bilgi vermek,onl...
DEVİR ÖZELLİKLERİ
İSLÂMİYET ÖNCESİ TÜRK EDEBİYATI
GEÇİŞ DÖNEMİ
HALK EDEBİYATI
A) İSLÂMİYET ÖNCESİ TÜRK EDEBİYATI
Türkler, yerleşik hayata geçmeden ön...
Behçet Necatigil Behçet Necatigil, 16 Nisan 1916'da İstanbul'un Fatih semtinde, Atik Ali Paşa'da doğdu.
Kastamonu'lu olan babası Mehmet Necati Gönül, dersiam vaizdi. Uzun yıllar İstanbul'da, Beyoğlu ilçesinde müftü...
Dante Ve İlahi Komedya tarihsel arka plan:
Tarihsel akış düşüncelerin diyalektik ilerleyişi olduğu kadar bununda
üstünde
ekonomi-politik bir ilerleyiştir. Dante’nin ortaçağın sonunu ve
y...
İKİ NOKTA ( : )
İKİ
NOKTA ( : )
Başkasından aktarılan yazı ya da sözlerde, tırnak ya da
konuşma çizgisinden önce:
Cemo sopasını yere indirdi ve:
- Git sopanı al öyleyse! Dayağı yiyeceksin. ...diye ...
KELİME
KELİME
Türkçe
kelimeleri anlamlarına, yapılarına ve cümlede aldıkları görevlere göre
sınıflandırabiliriz. Bu sınıflandırma aşağıdaki tabloyu meydana getirir.
Anlamlar...
Dil bilgisi giriş Dil: İnsanların duygu,
düşünce ve isteklerini anlatmak için kullandıkları ses ya da işaretler
sistemidir.
Dilbilgisi :
Bir dili oluşturan sesleri, kelimeleri, cümleleri ve bunlarla ilgili kurallar...
ZARFLAR
ZARFLAR
ZARFLAR
Hal Zarfları
Zaman Zarfları
Yer ve Yön Zarfları
Azlık - Çokluk Zarflerı
Soru Zarfları
Yüklemin anlamını hal ve...
NOKTA ( . )
NOKTA (
. )
Tamamlanmış cümlelerin sonuna konur.
Kaçmayı namusuna yediremiyordu.
Kısaltmalardan Sonra konur.
Prof. Dr. bkz. vb. Bn. P.T.T, T.B.M.M. ... (Not: Son yıllarda
kısal...
NOKTALI VİRGÜL ( ; )
NOKTALI
VİRGÜL ( ; )
Birbirine bağlı, fakat her biri kendi içinde bağımsız
cümleleri ayırmada:
At ölür, meydan kalır; yiğit ölür, şan kalır.
İki cümle birbirine ve, ama, fakat, çün...
YAPILARI BAKIMINDAN KELİMELER
YAPILARI
BAKIMINDAN KELİMELER
1. Basit Kelimeler:
Kelime kökü ek alsa bile anlamca bir değişikliğe uğramamışsa, bu tip kelimelere
BASİT KELİMELER denir. Genellikle kök halindeki (bazen gövd...
YAZIM KURALLARINA GİRİŞ Yazıda doğabilecek karışıklıkların önüne geçmek, yanlış okumayı önlemek,
okumayı ve anlamayı kolaylaştırmak, herkesin aynı şekilde yazıp okumasını
sağlamak için belirlenmiş olan kurallara imlâ...
İNCELTME VE UZATMA İŞARETLERRİNİN YAZILIŞI Düzeltme işareti Türkçe olmayan kelimelerde kullanılan bir işarettir. Bu
işaret hem uzatma hem de inceltme görevinde kullanılır. İnceltme görevi sadece
"g, k, l" ünsüzleri için; uzat...
EDATLARIN YAZILIŞI Edat ve bağlaç olarak kullanılır.
Yazılışları bakımından aralarında fark yoktur.
Bu kelime kendinden önceki kelimeye bitişik de yazılabilir, ondan ayrı da...
Bitişik yazılan "ile"...
ÜNLÜ UYUMUNA AYKIRI EKLERİN YAZILIŞI --yor (şimdiki zaman eki): Sadece -yor şeklinde yazılır, ünlü uyumlarına
aykırıdır.
geliyor, biliyor, istiyor, gizliyor...
--ken (zarf-fiil eki): Ünlü uyumlarına aykırıdır. Sadece -ken şekl...