|
XVI. yüzyılda Safevî Devleti İran'da ve Azerbaycan'da fazla uzun
sürmemesine rağmen yükseliş devresini yaşamıştır. Şah İsmâl'in
başkanlığında Safevîler İran, Horosan ve Azerbaycan'ı egemenlik altına
alarak Ceyhun'dan Basra Körfezi'ne kadar, Afganistan'dan Fırat nehrine
kadar yayılırlar. Yavuz Sultan Selim tarafından Çaldıran Meydan
Savaşı'nın kazanılması da bu yayılma ve fetihleri sona erdirmiştir
(SOYSAL, 2002, s.380).
Azeri Edebiyatı Türk dünyasının
Azerbaycan, İran, Doğu Anadolu, Irak bölgelerinde gelişerek XVI.
yüzyılda Hatâî ve en büyük şairimiz Fuzûlî gibi sanatçıları yetiştiren
edebiyat kollarımızdan biridir. Azeri Edebiyatı da İslam ve Batı
uygarlığının etkisinde gelişir. Genceli Nizâmî Fars diliyle yazdığı
eserlerle bu edebiyata uluslararası bir nitelik kazandırır
(KARAALİOĞLU, 1980, s.177).
Azeri lehçesiyle Türk Edebiyatı XVI.
asırda Safevî iktidarının hüküm sürdüğü alanlarda gelişme göstermiştir.
Fakat bu edebiyat sadece edebiyat sahasında değil aynı zamanda Türk
edebiyatının da en büyük şairini yetiştirmiştir. Azeri lehçesiyle
vermiştir. Bu dönem Azeri lehçesinin en ünlü ve en başarılı eserlerinin
verildiği dönem olmuştur.
A) Hatâî (1487-1524) : Hatâî,
XVI. asırda Safevî hükümdarlarından büyük bir devlet kurmayı başarmış
Şah İsmâil'in mahlasıdır. Erdebil şeyhleri ailesine mensuptur. Henüz
çocuk denebilecek yaşta tahta çıkmış ve Şîî mezhebini devletin manevi
propagandası yapmıştır. Kendisinden daha büyük bir devlet kurması
beklenen bu genç, enerjik, azimli ve zeki hükümdarı suni olan Osmanlı
Padişahı Yavuz Sultan Selim'in askeri dehası karşısında isteklerine
ulaşamamıştır. Çaldıran'da canını zor kurtarmış ve bundan sonra da eski
gücüne ulaşamamıştır. Nitekim bundan on yıl sonra 24 Mayıs 1924'de
Erdebil'de vefat etmiştir.
Hatâî, kuvvetli bir tahsil görerek
yetişmiştir. Kendi devrindeki diğer padişahlar gibi o da şairdir. Şiir
söyleyecek derecede Farsça biliyor, Türkçe'de hem divan hem de Halk
şiiri tarzında tasavvufi şiirler söylüyordu. Şiîliği devlet ve tarikat
mezhebi yapan şahlık ve şeyhliği birleştiren Hatâî şiirlerini Azeri
Türkçe'siyle halk şairleri geleneğine bağlı kalarak deme ve nefes nazım
biçimleriyle yazmıştır. Didaktik bir karakter gösteren bu şiirler
Bektâşî-Kızılbaş edebiyatımızın en kudretli örnekleri sayılır. Divan
tertip edecek kadar rubâîler, gazeller ve mesneviler yazmıştır.
Divanında yer alan bin dört yüz beyitlik "Dehnâme" dikkat çekici
eserleri arasındadır (KARAALİOĞLU, 1980, s.206).
Hatâî
Azerbaycan'da yetişen Nesîmî, Nizâmî-i Gencevî, Evhâd-i Meragâî,
Şirvânî, Kişver-i Tebrîzî, Habîbî gibi şairleri okumuş ve Nesîmî'nin
etkisinde kalarak aruzla şiirler yazmıştır (SOYSAL, 2002, s.386).
Günümüze mal olmuş şiirlerinden başka üç eseri vardır. Bunlar; bütün
şiirlerini topladığı Divan'ı, Türkçe Mesnevisi, Deh-nâme ve mesnevi
tarzında yazılmış nasihat-name'dir.
B) Fuzûlî (?-1556)
: Türk Azeri edebiyatının en büyük, en ünlü şairidir. Doğu-İslam
kültürünün duygu, düşünce, iman, kültür, tarih ve sanat değerlerini
kendisinde toplamış ve bunları eserlerine yansıtmış yüksek kültürlü bir
şairdir.
Fuzûlî'nin hayatı hakkındaki bilgiler şöhreti kadar
fazla değildir. Bağdat dolaylarında Hille veya Kerbela'da doğduğu
sanılmaktadır. Asıl adı Mehmet'tir. Oğuzların Bayat aşiretinden geldiği
bilinmektedir. Çok iyi bir eğitim görmüş küçük yaşta Arapça'yı,
Farsça'yı devrinin bilimlerini ve biraz da hekimliği öğrenmiştir.
Mahlası konusunda da Farsça Divan'ın önsözünde beğendiği bütün
mahlasları başkalarının aldığını söyleyip arsız, gereksiz, boş anlamına
gelen "Fuzûlî" mahlasını almıştır. Fuzûlî mahlasının bir diğer anlamı
da erdemlilik, olgunluk anlamına gelen "Fazl" kelimesinin çoğuludur
(MENGİ, 1999, s.140).
Gençliğinin büyük bir kısmını Hille'de
geçirmiştir. Kanûnî Sultan Süleyman'ın Bağdat'ı fethi (1534) üzerine
Bağdat'a gitmiş bir koruyucu edinmek için padişaha ve çevresindeki
vezir, kadı gibi devlet süremeyen şair, takdir edilmemekten
yakınmıştır. Bağdat'ın fethi sırasında orduda bulunan şair Hayâlî ve
Taşlıcalı Yahyâ ile tanışmış kurdukları dostluk sonucu birbirlerinin
şiirlerine nazireler bile söylemiştir.
Şiiliği tarihsel bir
gerçek olan Fuzûlî, bâtinî değildir. Şair, vahdet-i vücûd anlayışına
mensup bir sûfî ve on iki imam mezhebini kabul etmiştir. Bütün hayatını
Hille, Kerbela ve Bağdat çevresinde geçirmiş Irak çevresinde hüküm
süren ve veba hastalığından kurtulamayarak 1556'da vefat etmiştir
(SOYSAL, 2002, ss.390-391).
Fuzûlî'nin edebi şahsiyetinin
oluşmasında içinde bulunduğu coğrafyanın büyük etkisi olmuştur.
Yaşadığı tarihi ve sosyal buhranların yanı sıra Hz. Ali ve Hz.
Hüseyin'in şehit edildiği yerlerde yaşaması duyduğu bu acıyı terennüm
etmesine sebep olmuştur (BANARLI, 1998,C.1, s.533).
Fuzûlî his
kudreti bakımından edebiyatımızın tek şairi kabul edilmektedir.
Hislerinin derinliği ve samimiliği özellikle gazellerine üstün bir
değer kazandırmıştır. Şiir tekniğini çok iyi bilen Fuzûlî şiirlerinde
daha çok muhtevaya önem vermiştir. İlham aldığı çeşitli unsurları kendi
şahsiyeti ile bütünleştirerek kendine özgü sanat eserleri meydana
getirmiştir. Mesnevi ve gazellerinin başlıca konusu aşktır. Bu tarz
şiirlerinde beşeri aşkla tasavvufi aşk ilk bakışta anlaşılmaz. Fuzûlî
acı ve ızdırab şairidir. Aşkı da bu yönüyle ele alır. Tasavvuf
şairlerinin aksine sevgiliye kavuşmayı, neşe ve mutluluğu istemez.
Kavuşmak aşkı öldürür. Bu nedenle şair, ayrılık, dert ve üzüntüyü
aramış acı çekmenin insanı olgunlaştırdığı ve yücelttiği fikrini
savunmuştur. Fuzûlî'nin dünya görüşü karamsardır. Ona göre dünya geçici
ve acılarla doludur. Bu yüzden dünyaya ve aldatıcı zevklere
bağlanılmaması gerekir. İnsan kadere rıza göstermelidir. Dünyada mutlu
olanlar cahiller ve kötülerdir (İSLAM, 1992, s.103).
Türkçe,
Arapça ve Farsça pek çok eseri bulunan Fuzûlî'nin manzum eserleri
yanında mensur eserleri de vardır. Bunlar içerisinde tanınmışları,
Türkçe Divan ve Leylâ vü Mecnûn Mesnevisi'dir. Fuzûlî'nin üç dilde
Divan'ı bulunmaktadır.
Fuzûlî'nin Türkçe eserleri şunlardır:
Türkçe Divan, Leylâ vü Mecnûn, Beng ü Bâde, Hadîs-i Erbâin Tercümesi,
Sohbetü'l Esmâr ve Hadikatü's-Süedâ.
Fuzûlî'nin Türkçe dışında
Farsça olarak Divan, Sâki-nâme, Hüsn ü Aşk, Enisü'l Kalb, Rind ü Zâhid,
Risâle-i Muamma; Arapça olarak da Divan ve Matlaü'l-i'tikad adlı eseri
mevcuttur. Ayrıca şairin çeşitli mektupları da kitap halinde
yayımlanmıştır. (MENGİ, 1999, ss. 142-149)
|