You are here:  Anasayfa arrow Özel Dosyalar arrow XVI. YÜZYIL TÜRK EDEBİYATI arrow TAŞLICALI YAHYA BEY (?-1582)
TAŞLICALI YAHYA BEY (?-1582) PDF Yazdır E-posta
Yazar Edebiyat   
Cumartesi, 20 Eylül 2008

a) HAYATI

 

XVI. asır Osmanlı şiirinin önde gelen temsilcilerinden olup divan ve hamse sahibi, mesnevi sanatkarı birinci sınıf bir şairdir. Fuzûlî’den sonra yüzyılın en üstün mesnevi sanatkarı sayılır. Dîvân’ında ve Hamse’sinin çeşitli yerlerinde Arnavutluk asıllı olmasından dolayı “sengistandan, taşlı yerden, taşlıktan” koptuğunu söyler. Muallim Naci’nin Esâmî’sinden sonra bu güne kadar “Taşlıcalı” diye anılmıştır. Arnavutluk’un ünlü Dukakin ailesine mensuptur. Milliyeti ile her zaman övündüğü halde mücahit Osmanlı gazisi hüvviyetini daima korumuş, şiirlerimde büyük bir heyecanla terennüm etmiştir. Yahya Bey devşirme olarak alınıp Acemi Oğlanlar Ocağı’na getirildi. Burada ilim ve sanata olan hevesi ile tanındı. Şairin odabaşsısı da bilgili ve hünerli bir kişiydi. Dışarı çıkıncaya kadar bu zatın himmet ve kendi gayreti ile o zaman için lüzumlu bilgileri öğrendi. (İSLAM ANS., 1997, C.13. s.343)


Yahya Bey, Yeniçeri Ocağı’na geçince buranın kâtibine çırak oldu ve onun sayesinde yeniçerilere uygulanan teklifattan muaf tutuldu. Böylece birçok şair ve nâsirle tanışma imkanı buldu. Nihayet bölüğe çıktı ve pek çok sefere katılıp “Yayabaşı” rütbesini kazandı. Divanından ve Yavuz Sultan Selim’e takdim ettiği bir kasidesinden onun Çaldıran ve Mısır seferlerine katıldığı anlaşılmaktadır.   Kanûnî Sultan Süleyman’ın tahta çıkışından sonra alimlerin meclislerine ve devrin şairleri arasına katılarak şöhreti yayılmaya başladı. Divan’ında ne Selim’e bir mersiye ne de Kanûnî’ye bir cülûsiye vardır. Bu da şairin o dönemde devrin henüz büyük şairleri arasında yer edinecek kadar ilerlemediğini göstermektedir. Bizzat kendisi Kemal-paşazâde’den ders okuduğunu, Kadri Efendiye üstadım dediğini ve Fenârizade  Muhyiddin Efendi’den istifade ettiğini söylemiştir.

Hayatı Anadolu ve Rumeli’de bir savaştan ötekine koşmakla geçen Yahya Bey, Kanûnî’nin Viyana ve Alman seferlerinde bulundu. I. Irakeyn seferine katıldı. Bu sırada Defterdar Çelebi’ye, sefer esnasında çekilen sıkıntı ve açlığı tasvir ile yiyecek ve para talebinde bulunduğu bir kaside sundu. Aynı dönemde orduda bulunan Hayâlî Bey ile aralarında bir rekabet başladı. Kaynaklarda açıkça belirtilmemekle birlikte divanında bulunan “Su” redifli gazelden aynı redif ve kafiyedeki meşhur na’tın şairi Fuzûlî ile bu sefer esnasında tanıştığı muhakkaktır. O sıralarda Bağdat’ta bulunan Hayâlî Bey’in de aynı tarzda bir gazeli vardır. 1548 yılında açılan II. Irakeyn Seferi dolayısıyla Kanûnî’ye sunduğu bir kaside de Hayâlî Bey ile kendisini mukayese edip padişahın ona iltifatından yakınır. Bununla da yetinmeyerek Hayâlî’ye hakaretlerde bulunur. Bu sırada kendisi sipahi zümresine dahil olmuştu. Selefi İbrahim Paşa’nın koruduğu Hayâlî Bey’i pek sevmeyen Rüstem Paşa, Yahya Bey’e hemen Eyyûb-ı Ensâri tevliyetini verdi. Seferden dönüşte Kaplıca, Orhan Gazi ve Bolayır tevliyetleri ile İstanbul’daki Bayezid tevliyetleri buna eklendi.

Yahya Bey saray çevresindeki şairler gibi yaltakçı değildi. Kendisine verilen hediyeleri şairlik ve kahramanlığının doğal bir karşılığı olarak görüyordu. Kanûnî’nin Nahcivan seferi sırasında Konya Ereylisi yakınlarında oğlu şehzade Mustafa’yı katletmesi üzerine Yahya Bey’in yazdığı meşhur mersiye Rüstem Paşa ile aralarındaki bağı koparmakla kalmadı onu kendisine düşman yaptı. Padişah isyan çıkmaması için Rüstem Paşa’yı görevden aldı fakat askerin hislerine tercüman olan Yahya Bey’e dokunmadı. Bu durun aynı zamanda Türk Edebiyatı Tarihi’nde hiçbir şahsa nasip olmayacak kadar Şehzade Mustafa’ya mersiye yazılmasına sebep oldu. Rüstem Paşa 1555’te yeniden sadrazam olunca Yahya Bey’in talihi tersine döndü. Otuz bin akçe ile İzvornik Sancağına sürüldü. Süleymaniye Camisi için her mısrası tarih olan bir kaside yazarak Kanûnî’ye sundu ve içinde bulunduğu zorluğu sıkıntıları anlattı. Rüstem Paşa’nın 1561’de ölümü üzerine bir hicviye yazarak ondan intikamını aldı. Şair, yeni sadrazam olan Semiz Ali Paşa’ya ve diğer devlet ricaline zaman zaman şiirler sundu ama umduğu ilgiyi göremedi. Sonunda Rumeli serhaddına varıp Yahyalı Akıncıları Ocağı’na katıldı. Son kasidesini padişaha Zigetvar seferi sırasında sundu. Padişahtan kendisi için bir şey istemeyip çocuklarının himayesini diledi. Hayatının son yıllarında Gülşeni şeyhi Uryani  Mehmet Dede’ye bağlandı kendisini tasavvufa  verdi. Kaynaklarda  ölüm tarihi ile ilgili çeşitli bilgiler vardır. Üzerinde anlaşılan ortak tarih ise 1582’dir. İzvornik’te toprağa verilmiştir. (TDEA, C.8, ss.542-543)

 

           b) EDEBİ ŞAHSİYETİ

 

Yahya Bey kuvvetli bir Divan  şairi olmakla birlikte Türk Edebiyatı’ndaki asıl yeri mesnevi sahasındaki ustalığı dolayısıyladır. Bu taşralı şairin bir başka özelliği de sadece mesnevilerinde değil kaside ve gazellerinde de sade ve temiz bir dil kullanmış olmasıdır.

Yahya Bey beş mesnevi yazarak bir hamse sahibi olmaya çalışmış ve bu idealine ulaşmıştır. Divan Edebiyatı’nda büyük İran mesnevicisi Nizâmî’den beri beş mesnevi sahibi olmak Klasik Doğu romancılığının en  sevgili ideallerindendir. Türk Edebiyatı’nda hamse sahibi olmuş şairler az değildir. Fakat Yahya Bey gibi beş mesnevisinin her biri ayrı bir değer taşıyan kıymetli mesnevi yazmak her şahsa nasip olamamıştır. (BANARLI, 1998, C.1, s.599)

Yahya Bey’in mesnevicilikte en üstün tarafı İran’da yazılmış olan  örneklerden aktarmayarak kendi buluş ve ilhamlarına bağlı kalmasıdır. Eserlerinin önsözlerinde bu hususu önemle belirtmektedir. Bundan dolayı devrinin bazı tiplerini, kıyafetlerini, manzaralarını, düşünce tarzlarını Yahya’nın Hamse’sinde görebiliriz. Gelecek asırlarda bilhassa Lale devrinde gelişerek yerleşme akımının ilk belirtilerini Necâti ile birlikte Taşlıcalı Yahya Bey’de görmekteyiz. Sırf mesnevilerinde değil kaside ve gazellerinde de yerli çizgiler bulunmaktadır. Gününden aldığı motif ve intibaları aşırı süse kapılmaksızın oldukça açık bir üslupla anlatmıştır.

Dışa dönük, sinirli ve hırçın kişilikte olan Taşlıcalı Yahya Bey, Hayâlî’nin içe dönük mutasavvıf derviş mizacına uymayan ona aykırı denilebilecek bir karakter taşıyor. Şiirlerinde değişiklikler yenilikler arıyor. Şiirde kapalılık anlayışı onu ancak XVII. yüzyılda “Sebk-i Hindi” ile derinleşen Nâilî, Neşâtî, gibi şairlere yaklaştırıyor. Mesnevilerinin konularında, mecazlarında, şaşırtıcı orijinallik, mahalli tasvir, töre yorumu ve az çok sadelik gösterdiğini belirttiğimiz Yahya’nın bazı gazellerinde bu özellik derinleşiyor. (KABAKLI, 1990, C.2, ss.528-529)

Bunların yanı sıra Taşlıcalı Yahya Bey, korkusuz ve atılgan bir karaktere sahiptir. Divanında, mesnevilerinde kendinden bahsederken kahramanlığı ve savaşlarda gösterdiği kahramanlıklarla iftihar ettiğini belirtir. İçkinin ve içki içenin aleyhinde dindar bir kişidir. Divanının pek çok yerinde bilhassa kaside, musammat ve şehrengizlerde, ayrıca hamsesinde devrinin siyasi, içtimai ve askeri özelliklerini aksettiren çok kıymetli bilgiler vardır.

Giyim  kuşamı,  kişiliği,  üslup   ve   muhtevası  ile   kendine   has  bir  karakter gösterir.  Bilhassa kasidelerinde  onun  savaşçı ruhunun  ve  askerlik mesleğinin  tezahürleri hemen  fark  edilir. İlk  gazellerinde  aşıkane bir  eda  görülse de Üryâni  Mehmet  Dede’ye intisab  ettikten   sonra  yazdıklarında   tasavvufi  fikirler hakimdir.  Dili  sadedir. Orijinal  olmak  için düşünce  ve  duygularını lafız  ve  mana sanatları  ile  perdelemek gayesine  kapılma  ve yapmacıklığa düşmez. Türkçe  kelimeleri aruza  uydurmak  için başvurulan  tatsız  imaleler onda  yoktur.  Samimi ve  akıcı  bir üslubu  vardır.  Türkçe düşünmek ve  Türkçe  söylemek yolunda  Necati’den  başlayıp  gelen   ve   Zâtî’nin  çevresinde  devam   eden geleneğe bağlıdır. Bu özelliği seferlerde geçirilen bir ömür memleketin her köşesini tanımak ve her sınıf vatandaşla ilgilenmek sonucu elde etmiştir. (TDEA, C.8, ss.543-544)

 

           c) ESERLERİ

 

Yahya Bey’in elimizde bir Divan’ı bu divan içinde yer alan biri Edirne diğeri İstanbul hakkında iki şehrengizi  ve beş mesneviden oluşan Hamse’si bulunmaktadır. Bunların dışında Latîfî, “Nâz u Niyâz” adlı bir eserin varlığından bahseder. Ancak elimizde böyle bir eser yoktur. Ayrıca 2000 beyitlik “Süleyman-name” yazdığı ve Peygamber’in mucizelerinden bahseden “Gül-i sadberk” adlı eseri olduğu kaynağı meçhul rivayetlerdir. Kendisi Gülşen-i envâr’ının “Hatimetü’l-kitab” bölümünde ve Divan’ının dibacesinde hamse sahibi olduğunu belirtir. Hamsesinin tamamı Kanûnî döneminde yazılmış ve ona ithaf edilmiştir.

 

1) Divan: Yahya Bey  divanını  üç defa  tertip  etmiş olup  her  seferinde önemli  değişiklikler yapmıştır.  Bağdat’ın  fethi sırasında  İbrahim  Paşa’ya takdim ettiği “livâ” redifli kasideyi de sonradan bazı değişiklerle Kanûnî’ye sunması bu  hususu açıkça göstermektedir. Âdem Çelebi, şairin divanını ölmeden önce tertip ettiğini söyler. Buna göre divanının son tertibi 1575’ten sonradır. Yahya Bey, Necâtî Bey gibi önce zamanın padişahını (III. Murat) övdükten sonra Divan’ını Zigetvar’ın fethinde Rumeli Beylerbeyi  olan Şemsî Ahmet  Paşa’ya ithaf etmiştir. Altı nüshası karşılaştırılarak Mehmet Çavuşoğlu tarafından tenkitli basımı yapıldı. (İSLAM ANS.,1997, C.13. s.345)

 

2) Şâh u Gedâ:  Eser, sevgili’de ilahi güzelliği görerek ona platonik bir aşkla vurulan Gedâ adlı biriyle Şâh adlı sevdiğinin hikayesidir. Burada bir insanın mecazi aşka kapılması bu aşkı dolayısıyla çektiği sıkıntılar ve nihayet kalp gözünün açılarak hakiki aşka yönelişi nakledilmektedir. Kitap, Tevhîd, Münâcât, Naat gibi dini manzumelerle başlar. Kasidelerden ve kitabın yazılış sebebinden sonra İstanbul’a ait bir bölüm bir bölüm ile devam eder. İstanbul surlarının, Ayasofya,  At meydanı (Şimdiki Sultan Ahmet meydanı) ve buralardaki güzelliklerin tasviri mesneviye bir hayli zengin bir mahalli renk verir. Esasen Yahya Bey’in hemen bütün ederlerinde bu mahalli renk vardır. Nitekim eserinin sonunda kimsenin eserinden bir şey almaksızın tamamını kendi buluşlarıyla yazdığını belirtmeye ihtiyaç duyar.

 

3) Yusuf u Züleyha (Zeliha):  Bir aşk macerasıdır. Yahya Bey’in bu eseri Türk Edebiyatı’nın belki de Şark Edebiyatı’nın bu konuda meydana getirdiği en muvaffakiyetli eserdir. Şark Edebiyatı’na önce Tevrat vasıtasıyla giren, sonra Kur’an-ı Kerim’in en güzel suresini teşkil eden Yusuf’un hikayesi aslında Şark’ın hem ilahi hem de cismani bir aşk ve ihtiras macerasıdır. İran Edebiyatı’nda dini-tasavvufi inanışlarla da birleştirilen hikaye aslında bir İbrani menkıbesidir.

Mesnevisinin  konusunu  bu menkıbeden; onun Kur’an-ı Kerim’de  “Kıssaların en  güzeli” halindeki   hikayesinden ve  Şark  Edebiyatı’nda kendisinden  önce  Yusuf u Züleyha  yazan tanınmış  mesnevicilerin  eserlerinden alan  Yahya  Bey bütün bunlara  rağmen  orijinal  bir eser meydana  getirmiştir.  Eser, Kıssa-i  Yusuf’taki  diğer hadiseleri  de  bulundurmakla birlikte  bilhassa  aşk ve  ihtiras  sahneleriyle dikkate  değer bir  sanat  eseridir. Şair,  ahlak  ve iman  ötesine  taşmayan, platonik bir  aşkın  değil daha  çok  beşeri bir  aşkın  insan ruhunda  ve  insan hayatında yarattığı  arzu  ve ihtiraslarını  kısa fakat kuvvetli  çizgilerle  ve büyük  ustalıkla göstermeye  muvaffak olmuştur.  Eserde  aşk ve  ihtirasın  hakim karakteri  Züleyha’dır.   Dini ve  ahlaki  inanışlarla kendini  Züleyha’nın  dayanılmaz  cazibesine  kapılmaktan  korumaya çalışır.  Yusuf,  nefse hakimiyetin  kuvvtli  fakat hayali bir tipidir. (BANARLI, 1998, C.1, s.600) 

 

4) Gencine-i Râz: Yahya Bey, Nizâmî’nin Mahzan al-asrar, Câmî’nin Tuhfat al-ahrar mesnevileri ve Sa’di’nin Gülistan ve Bostan’ı gibi ahlaki ve dini hikayelerden oluşan bu eserini Peygamber’i rüyasında görmesi üzerine yazdığını söylemektedir. Eser Kanûnî’ye ithaf edilmiştir. Çeşitli konularda yazılan makaleler kırk bölüme ayrılmıştır. Her makalenin sonunda konu ile alakalı bir hikaye vardır. Eser Hamse içinde telif tarihi taşıyan tek mesnevidir. 1540’ta yazılmıştır. (İSLAM ANS., 1997, C.13, s.346)

 

5) Kitâb-Usûl: bu eserin ismi gerek bazı kaynaklarda gerekse  son zamanlarda yazılan bazı monografilerde “Usulnâme”  diye geçmekteyse de Yahya Bey eserine “Kitâb-ı Usûl” adını vermiştir. Değişik konuları ele almış ve bunları yüzün üzerinde hikaye, temsil ve latife ile açıklamıştır. Ele aldığı meseleler çoğunlukla kendi hayatının ve müşahedelerinin mahsulü olup devrin genel manzarasına ışık tutmaktadır.

 

6) Gülşen-i Envâr: Yahya Bey’in hamsesinin  sonuncu kitabıdır. Bu eserde Gencine-i Râz ve Kitâb-ı Usûl tarzında tertib edilmiştir. Dini-ahlaki hikaye ve temsillerden oluşur. Süleymaniye Cami’sinin övgüsü eserin en dikkate değer tarafıdır. “Sebeb-i telif” bölümü kendi hayatını  özeti,  mürşidi Mehmet  dede  ile tanışması hamsesinin tamamlanışının  hikayesini  verir. Kitabın sonunda iyice ihtiyarlayıp belinin büküldüğünü, yazarken ellerinin titrediğini, ayrıca gözlük kullandığını belirtir. (TDEA, C.8, s.544)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

      ç) TAŞLICALI YAHYA BEY’DEN ÖRNEKLER

 

GAZEL I

 

 

           1- Dâr-ı dünyâ delü gönlüm gibi vîrân olsa

               Ne cihân olsa ne cân olsa ne hicrân olsa

 

       1- Dünyâ evi  deli  gönlüm gibi vîrân olsa;  ne dünyâ olsa, ne can olsa, ne de ayrılık olsa.

 

           2- Kâşki sevdüğümi sevse kamu ehl-i cihân

               Sözümüz cümle hemân kıssa-i cânân olsa

 

       2- Keşke sevdiğimi herkes sevseydi de hepimiz onu konuşsak, sürekli ondan söz etseydik.

 

           3- Bir demür tağı delüp boynına almak gibidür

               Her kişi âşık olurdı eger âsân olsa

 

       3- Aşık olmak demir dağı delip boynuna almak gibidir; er bu iş kolay olsaydı herkes âşık olurdu.

 

           4- Şâdmânam gam-ı yâr ile sevinmez yokdur

               Bir gedâ cümle cihân mülkine sultân olsa

 

       4- Bende sevgilinin derdi var diye mutluyum; bir dilenci bütün dünyâya hâkim olsa sevinmez mi?

 

           5- Cân atar karşu çıkar izzet eder ey Yahyâ

                Hançer-i dilber ile bir çıkışur cân olsa

 

       5- Sevgilinin hançeri ile baş edebilecek bir can olsaydı, hemen karşılar, can atar, ona saygı gösterirdi.

 

 

 

 

GAZEL II

 

 

           1- Mecnûn-ı aşkı lâle gibi taga saldılar

               Hem taga hem benefşe gibi bâga saldılar

 

       1-  Aşk  delisini lâle gibi dağa saldılar;  hem dağa hem de menekşe gibi bağa saldılar.

       (Mecnûn, deli anlamı dışında Mecnûn  anlamında da tevriyeli kullanılmıştır.)

 

           2- Başlandı çünki kasr-ı mahabbet yapılmaga

               Ferhâdı taşa Husrevi topraga saldılar

 

       2- Sevgi  sarayı  yapılmaya başlanınca; Ferhâd’ı  taşa,  Husrev’i toprağa  saldılar.

 

           3- Kayd-ı gam-ı cihândan alup dest-i aşk ile

               Şehbâz-ı rûh-ı âşıkı uçmaga saldılar

 

       3- Dünyânın gam bağını aşk eliyle alıp, âşıkın rûh doğanını uçmağa bıraktılar.

 

           4- Cânânı kalb-i âşıka sôfiyi Kâ’beye

                Kimin yakına kimini uzaga saldılar

 

       4- Sevgiliyi âşıkın kalbine, sofuyu Kâbe’ye, kimini yakına, kimini ise uzağa saldılar.

 

 

           5- Müstagrak etdi gözyaşı Yahyâ nâgehân

               Berg-i hazânı sanki bir ırmaga saldılar

 

       5- Ansızın Yahyâ’yı gözyaşı, hazan yaprağını nehre atmış gibi sürükleyip boğdu.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

GAZEL III

 

 

           1- Cihânın cânısın sensiz vücûdumda hayat olmaz

                Bana senden cüdâ olmak gibi müşkil memât olmaz

 

           2- Seni ben câna teşbiye etdim amma cândan â’lâsın

               Zehîr-i hüsn melahat-zât pâkin gibi zât olmaz

 

           3- Ne gam uşşâkna gâhi vefâ gâhi cefâ etsin

               Kuluna pâdişâhdan hemîşe iltİfât olmaz

 

           4- Gözümden çıktı yaşım gibi dünyâ aşık olaldan

               Menâl ü mâlı dünyânın bana lât ü menât olmaz

 

           5- Muhabbet mihneti dâl etse tekmî kadd Yahyâ’yı

               Cihânda bir kapudan geçmez olakim iki kat olmaz

 

 

 

 

 

 

Yorumlar (0)Add comments

Yorum yaz
quote
bold
italicize
underline
strike
url
image
quote
quote
smile
wink
laugh
grin
angry
sad
shocked
cool
tongue
kiss
cry
daha kucuk | daha buyuk

security image
Lutfen goruntulenen karakterleri yaziniz


busy
Son Güncelleme ( Cumartesi, 20 Eylül 2008 )
 
< Önceki   Sonraki >

Giriş Formu






Kayıp Parola?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol
Dilimizin Geleceği
Dil bir toplumu toplum yapan unsurların en önemlisidir. Dilimizi bileni bizden, bilmeyeni yabancı sayarız. İnsanlar arasındaki ilişkiler dil ile kurulur, yürütülür, gelişir, kimi zaman ...
Cahit Zarifoğlu
1940 yılında Ankara'da doğdu. Babasının memuriyeti dolayısıyla ilk ve orta öğrenimini yurdun çeşitli yerlerinde yaptı. Liseyi memleketi K.Maraş'ta tamamladı. İ.Ü. Edebiyat Fakülte...
ANLATIM BOZUKLUKLARI
Anlatımın yazılı ve sözlü olmak üzere iki temel yolu vardır. İki anlatım yolu arasında kullanılan dil açısından farklılıklar olması doğaldır. Anlatımın işlek, açık ve etkili olması i...
ANLATIM BİÇİMLERİ VE ÖZELLİKLERİ
Anlatım, bir kimseye bir şey hakkında bir şey söyleme, bir şey anlatma işidir. Bu söyleme ve anlatma gelişi güzel olmaz. Anlatımı yönlendiren, biçimlendiren yazarın amacıdırBir yazar, acaba söz veya...
5 HECECİLER
Hecenin Beş Şairi [Orhan Seyfi (Orhon) 1890-1972; Halit Fahri (Ozansoy)  1891-1971; Enis Behiç (Koryürek) 1891-1949; Yusuf Ziya (Ortaç) 1895-1967; Faruk Nafiz (Çamlıbel)1898-1973] İkinci meşrutiy...
19. Yüzyıldan Günümüze Türk Şiiri
TANZİMAT Tanzimat; düzenlemeler, yeğlemeler,ıslahat anlamına gelir, "tanzim"sözcüğünün çoğuludur. Tanzim ise Arapça "nazm"dan gelir. Sıraya koyma, dizme, sıralama, ıslah etme, ...
KEÇECİZADE İZZET MOLLA
Mevlevi tarikatına bağlı , derviş ruhlu, olgun bir insan olan Izzet Molla, nüktedan bir şairdir.Dürüst tabiatlı, kendisine yapılan iyilikleri unutmayan bir insan olduğundan , çok iyilik ve iltifatla...
Dil Kirlenmesi
İnsanın yaşamında ve kişilik gelişiminde ana dilinin çok önemli bir yeri vardır. Dili yeterli düzeyde olan kişiler genellikle daha sağlıklı ilişki kurarlar, hayatta daha çok başarılı...
sevgi
güzel bir animasyon...
İkilemelerin Genel Özellikleri
Dilimizdeki ikilemelerin hiçbir dilde görülmeyen derecede zengin olduğu tartışmasız bir gerçektir. İkilemeyi kuran sözcüklerin genel özelliklerinin başında ses benzerliği, dana doğrusu ses uyumu, ...
gazel
Aslı Arapça olan gazel sözcüğü; kadınlarla, sevgi üzerine arkadaşlık, ahbaplık etmek demektir. Edebiyat terimi olarak da, güzellikten, aşktan, onun yüzünden çekilen acılardan, içkide...
Cemal Süreya Gözü ile Oktay Rıfat
              Garip akımının temsilcilerinin edebiyatımızda çok önemli bir yeri vardır. Özellikle bir çok eleştirmen ve ...
İKTİBAS SANATI
İKTİBAS SANATI Ödünç alma. Bir ayeti, bir hadisi ya da bir sözü tam veya yarım olaak anlamlı bir biçimde aktarma sanatıdır. İktibaslar bu yönleriyle irsâl-i mesele benzerler. Lelâm...
LÜFT ü NEŞR SANATI
  Bir beyit içinde iki veya ikiden fazla sözcüğü kullandıktan sonra o sözcüklerle ilgili sözcükleri sıralama sanatıdır. Genellikle birinci dizede en az iki şey söyleyip, bu söylenenlere ikinci...
İKİ NOKTA ( : )
İKİ NOKTA ( : ) Başkasından aktarılan yazı ya da sözlerde, tırnak ya da konuşma çizgisinden önce: Cemo sopasını yere indirdi ve: - Git sopanı al öyleyse! Dayağı yiyeceksin. ...diye ...
KELİME
KELİME Türkçe kelimeleri anlamlarına, yapılarına ve cümlede aldıkları görevlere göre sınıflandırabiliriz. Bu sınıflandırma aşağıdaki tabloyu meydana getirir. Anlamlar...
Dil bilgisi giriş
Dil: İnsanların duygu, düşünce ve isteklerini anlatmak için kullandıkları ses ya da işaretler sistemidir. Dilbilgisi : Bir dili oluşturan sesleri, kelimeleri, cümleleri ve bunlarla ilgili kurallar...
ZARFLAR
ZARFLAR     ZARFLAR     Hal Zarfları Zaman Zarfları Yer ve Yön Zarfları Azlık - Çokluk Zarflerı Soru Zarfları Yüklemin anlamını hal ve...
NOKTA ( . )
NOKTA ( . ) Tamamlanmış cümlelerin sonuna konur. Kaçmayı namusuna yediremiyordu. Kısaltmalardan Sonra konur. Prof. Dr. bkz. vb. Bn. P.T.T, T.B.M.M. ... (Not: Son yıllarda kısal...
NOKTALI VİRGÜL ( ; )
NOKTALI VİRGÜL ( ; ) Birbirine bağlı, fakat her biri kendi içinde bağımsız cümleleri ayırmada: At ölür, meydan kalır; yiğit ölür, şan kalır. İki cümle birbirine ve, ama, fakat, çün...
YAPILARI BAKIMINDAN KELİMELER
YAPILARI BAKIMINDAN KELİMELER 1. Basit Kelimeler: Kelime kökü ek alsa bile anlamca bir değişikliğe uğramamışsa, bu tip kelimelere BASİT KELİMELER denir. Genellikle kök halindeki (bazen gövd...
YAZIM KURALLARINA GİRİŞ
 Yazıda doğabilecek karışıklıkların önüne geçmek, yanlış okumayı önlemek, okumayı ve anlamayı kolaylaştırmak, herkesin aynı şekilde yazıp okumasını sağlamak için belirlenmiş olan kurallara imlâ...
PEKİŞTİRLMİŞ KELİMELERİN YAZILIŞI
 Pekiştirme sıfatları ve zarfları bitişik yazılır: dümdüz, sapsarı, mosmor, kapkara, apaçık, tertemiz, çepeçevre, sapasağlam, darmadağınık, yapayalnız, çırılçıplak, çepeçevre...
İNCELTME VE UZATMA İŞARETLERRİNİN YAZILIŞI
 Düzeltme işareti Türkçe olmayan kelimelerde kullanılan bir işarettir. Bu işaret hem uzatma hem de inceltme görevinde kullanılır. İnceltme görevi sadece "g, k, l" ünsüzleri için; uzat...
EDATLARIN YAZILIŞI
 Edat ve bağlaç olarak kullanılır. Yazılışları bakımından aralarında fark yoktur. Bu kelime kendinden önceki kelimeye bitişik de yazılabilir, ondan ayrı da... Bitişik yazılan "ile"...
ÜNLÜ UYUMUNA AYKIRI EKLERİN YAZILIŞI
 --yor (şimdiki zaman eki): Sadece -yor şeklinde yazılır, ünlü uyumlarına aykırıdır. geliyor, biliyor, istiyor, gizliyor... --ken (zarf-fiil eki): Ünlü uyumlarına aykırıdır. Sadece -ken şekl...

Spotlight

Stop
Play