XVI. asır Osmanlı şiirinin önde gelen
temsilcilerinden olup divan ve hamse sahibi, mesnevi sanatkarı birinci sınıf
bir şairdir. Fuzûlî’den sonra yüzyılın en üstün mesnevi sanatkarı sayılır.
Dîvân’ında ve Hamse’sinin çeşitli yerlerinde Arnavutluk asıllı olmasından
dolayı “sengistandan, taşlı yerden, taşlıktan” koptuğunu söyler. Muallim
Naci’nin Esâmî’sinden sonra bu güne kadar “Taşlıcalı” diye anılmıştır. Arnavutluk’un
ünlü Dukakin ailesine mensuptur. Milliyeti ile her zaman övündüğü halde mücahit
Osmanlı gazisi hüvviyetini daima korumuş, şiirlerimde büyük bir heyecanla
terennüm etmiştir. Yahya Bey devşirme olarak alınıp Acemi Oğlanlar Ocağı’na
getirildi. Burada ilim ve sanata olan hevesi ile tanındı. Şairin odabaşsısı da
bilgili ve hünerli bir kişiydi. Dışarı çıkıncaya kadar bu zatın himmet ve kendi
gayreti ile o zaman için lüzumlu bilgileri öğrendi. (İSLAM ANS.,
1997, C.13. s.343)
Yahya Bey, Yeniçeri Ocağı’na geçince buranın kâtibine çırak oldu ve onun
sayesinde yeniçerilere uygulanan teklifattan muaf tutuldu. Böylece birçok şair
ve nâsirle tanışma imkanı buldu. Nihayet bölüğe çıktı ve pek çok sefere katılıp
“Yayabaşı” rütbesini kazandı. Divanından ve Yavuz Sultan Selim’e takdim ettiği
bir kasidesinden onun Çaldıran
ve Mısır seferlerine katıldığı anlaşılmaktadır. Kanûnî Sultan Süleyman’ın tahta çıkışından
sonra alimlerin meclislerine ve devrin şairleri arasına katılarak şöhreti
yayılmaya başladı. Divan’ında ne Selim’e bir mersiye ne de Kanûnî’ye bir
cülûsiye vardır. Bu da şairin o dönemde devrin henüz büyük şairleri arasında
yer edinecek kadar ilerlemediğini göstermektedir. Bizzat kendisi
Kemal-paşazâde’den ders okuduğunu, Kadri Efendiye üstadım dediğini ve
Fenârizade Muhyiddin Efendi’den istifade
ettiğini söylemiştir.
Hayatı Anadolu ve Rumeli’de bir savaştan ötekine
koşmakla geçen Yahya Bey, Kanûnî’nin Viyana ve Alman seferlerinde bulundu. I.
Irakeyn seferine katıldı. Bu sırada Defterdar Çelebi’ye, sefer esnasında
çekilen sıkıntı ve açlığı tasvir ile yiyecek ve para talebinde bulunduğu bir
kaside sundu. Aynı dönemde orduda bulunan Hayâlî Bey ile aralarında bir rekabet
başladı. Kaynaklarda açıkça belirtilmemekle birlikte divanında bulunan “Su”
redifli gazelden aynı redif ve kafiyedeki meşhur na’tın şairi Fuzûlî ile bu
sefer esnasında tanıştığı muhakkaktır. O sıralarda Bağdat’ta bulunan Hayâlî
Bey’in de aynı tarzda bir gazeli vardır. 1548 yılında açılan II. Irakeyn Seferi
dolayısıyla Kanûnî’ye sunduğu bir kaside de Hayâlî Bey ile kendisini mukayese
edip padişahın ona iltifatından yakınır. Bununla da yetinmeyerek Hayâlî’ye hakaretlerde bulunur. Bu sırada
kendisi sipahi zümresine dahil olmuştu. Selefi İbrahim Paşa’nın koruduğu Hayâlî
Bey’i pek sevmeyen Rüstem Paşa, Yahya Bey’e hemen Eyyûb-ı Ensâri tevliyetini
verdi. Seferden dönüşte Kaplıca, Orhan Gazi ve Bolayır tevliyetleri ile
İstanbul’daki Bayezid tevliyetleri buna eklendi.
Yahya Bey saray çevresindeki şairler gibi yaltakçı değildi. Kendisine verilen
hediyeleri şairlik ve kahramanlığının doğal bir karşılığı olarak görüyordu.
Kanûnî’nin Nahcivan seferi sırasında Konya Ereylisi yakınlarında oğlu şehzade
Mustafa’yı katletmesi üzerine Yahya Bey’in yazdığı meşhur mersiye Rüstem Paşa
ile aralarındaki bağı koparmakla kalmadı onu kendisine düşman yaptı. Padişah
isyan çıkmaması için Rüstem Paşa’yı görevden aldı fakat askerin hislerine
tercüman olan Yahya Bey’e dokunmadı. Bu durun aynı zamanda Türk Edebiyatı
Tarihi’nde hiçbir şahsa nasip olmayacak kadar Şehzade Mustafa’ya mersiye
yazılmasına sebep oldu. Rüstem Paşa 1555’te yeniden sadrazam olunca Yahya
Bey’in talihi tersine döndü. Otuz bin akçe ile İzvornik Sancağına sürüldü.
Süleymaniye Camisi için her mısrası tarih olan bir kaside yazarak Kanûnî’ye
sundu ve içinde bulunduğu zorluğu sıkıntıları anlattı. Rüstem Paşa’nın 1561’de
ölümü üzerine bir hicviye yazarak ondan intikamını aldı. Şair, yeni sadrazam
olan Semiz Ali Paşa’ya ve diğer devlet ricaline zaman zaman şiirler sundu ama
umduğu ilgiyi göremedi. Sonunda Rumeli serhaddına varıp Yahyalı Akıncıları
Ocağı’na katıldı. Son
kasidesini padişaha Zigetvar seferi sırasında
sundu. Padişahtan kendisi için bir şey istemeyip çocuklarının himayesini
diledi. Hayatının son yıllarında Gülşeni şeyhi Uryani Mehmet Dede’ye bağlandı kendisini
tasavvufa verdi. Kaynaklarda ölüm tarihi ile ilgili çeşitli bilgiler
vardır. Üzerinde anlaşılan ortak tarih ise 1582’dir. İzvornik’te toprağa
verilmiştir. (TDEA, C.8, ss.542-543)
b) EDEBİ ŞAHSİYETİ
Yahya Bey kuvvetli bir Divan şairi olmakla birlikte Türk Edebiyatı’ndaki asıl yeri mesnevi
sahasındaki ustalığı dolayısıyladır. Bu taşralı şairin bir başka özelliği de
sadece mesnevilerinde değil kaside ve gazellerinde de sade ve temiz bir dil
kullanmış olmasıdır.
Yahya Bey beş mesnevi yazarak bir hamse sahibi
olmaya çalışmış ve bu
idealine ulaşmıştır. Divan Edebiyatı’nda büyük İran mesnevicisi Nizâmî’den beri
beş mesnevi sahibi olmak Klasik Doğu romancılığının en sevgili ideallerindendir. Türk Edebiyatı’nda
hamse sahibi olmuş şairler az değildir. Fakat Yahya Bey gibi beş mesnevisinin
her biri ayrı bir değer taşıyan kıymetli mesnevi yazmak her şahsa nasip
olamamıştır. (BANARLI,
1998,
C.1, s.599)
Yahya Bey’in mesnevicilikte en üstün tarafı
İran’da yazılmış olan örneklerden
aktarmayarak kendi buluş ve ilhamlarına bağlı kalmasıdır. Eserlerinin
önsözlerinde bu hususu önemle belirtmektedir. Bundan dolayı devrinin bazı
tiplerini, kıyafetlerini, manzaralarını, düşünce tarzlarını Yahya’nın
Hamse’sinde görebiliriz. Gelecek asırlarda bilhassa Lale devrinde gelişerek
yerleşme akımının ilk belirtilerini Necâti ile birlikte Taşlıcalı Yahya Bey’de
görmekteyiz. Sırf mesnevilerinde değil kaside ve gazellerinde de yerli çizgiler
bulunmaktadır. Gününden aldığı motif ve intibaları aşırı süse kapılmaksızın oldukça
açık bir üslupla anlatmıştır.
Dışa dönük, sinirli ve hırçın kişilikte olan
Taşlıcalı Yahya Bey, Hayâlî’nin içe dönük mutasavvıf derviş mizacına uymayan
ona aykırı denilebilecek bir karakter taşıyor. Şiirlerinde değişiklikler
yenilikler arıyor. Şiirde kapalılık anlayışı onu ancak XVII. yüzyılda “Sebk-i
Hindi” ile derinleşen Nâilî, Neşâtî, gibi şairlere yaklaştırıyor.
Mesnevilerinin konularında, mecazlarında, şaşırtıcı orijinallik, mahalli
tasvir, töre yorumu ve az çok sadelik gösterdiğini belirttiğimiz Yahya’nın bazı
gazellerinde bu özellik derinleşiyor. (KABAKLI,
1990, C.2, ss.528-529)
Bunların yanı sıra Taşlıcalı Yahya Bey, korkusuz
ve atılgan bir karaktere sahiptir. Divanında, mesnevilerinde kendinden
bahsederken kahramanlığı ve savaşlarda gösterdiği kahramanlıklarla iftihar
ettiğini belirtir. İçkinin ve içki içenin aleyhinde dindar bir kişidir.
Divanının pek çok yerinde bilhassa kaside, musammat ve şehrengizlerde, ayrıca
hamsesinde devrinin siyasi, içtimai ve askeri özelliklerini aksettiren çok kıymetli
bilgiler vardır.
Giyim kuşamı, kişiliği, üslup ve muhtevası ile kendine has bir karakter gösterir. Bilhassa kasidelerinde onun savaşçı ruhunun ve askerlik mesleğinin tezahürleri hemen fark edilir. İlk gazellerinde aşıkane bir eda görülse de Üryâni Mehmet Dede’ye intisab ettikten sonra yazdıklarında tasavvufi fikirler hakimdir. Dili sadedir. Orijinal olmak için düşünce ve duygularını lafız ve mana sanatları ile perdelemek gayesine kapılma ve yapmacıklığa düşmez. Türkçe kelimeleri aruza uydurmak için başvurulan tatsız imaleler onda yoktur. Samimi ve akıcı bir üslubu vardır. Türkçe düşünmek ve Türkçe söylemek yolunda Necati’den başlayıp gelen ve Zâtî’nin çevresinde devam eden geleneğe bağlıdır. Bu özelliği seferlerde geçirilen bir ömür memleketin
her köşesini tanımak ve her sınıf vatandaşla ilgilenmek sonucu elde etmiştir.
(TDEA, C.8, ss.543-544)
c) ESERLERİ
Yahya Bey’in elimizde bir Divan’ı bu divan içinde
yer alan biri Edirne diğeri İstanbul hakkında iki şehrengizi ve beş mesneviden oluşan Hamse’si
bulunmaktadır. Bunların dışında Latîfî, “Nâz u Niyâz” adlı bir eserin
varlığından bahseder. Ancak elimizde böyle bir eser yoktur. Ayrıca 2000 beyitlik
“Süleyman-name” yazdığı ve Peygamber’in mucizelerinden bahseden “Gül-i sadberk”
adlı eseri olduğu kaynağı meçhul rivayetlerdir. Kendisi Gülşen-i envâr’ının
“Hatimetü’l-kitab” bölümünde ve Divan’ının dibacesinde hamse sahibi olduğunu
belirtir. Hamsesinin tamamı Kanûnî döneminde yazılmış ve ona ithaf edilmiştir.
1) Divan:
Yahya Bey divanını üç defa tertip etmiş olup her seferinde önemli değişiklikler yapmıştır. Bağdat’ın fethi sırasında İbrahim Paşa’ya takdim ettiği “livâ” redifli kasideyi
de sonradan bazı değişiklerle Kanûnî’ye sunması bu hususu açıkça göstermektedir.
Âdem Çelebi, şairin divanını ölmeden önce tertip ettiğini söyler. Buna göre
divanının son tertibi 1575’ten sonradır. Yahya Bey, Necâtî Bey gibi önce
zamanın padişahını (III. Murat) övdükten sonra Divan’ını Zigetvar’ın fethinde
Rumeli Beylerbeyi olan Şemsî Ahmet Paşa’ya ithaf etmiştir. Altı nüshası
karşılaştırılarak Mehmet Çavuşoğlu tarafından tenkitli basımı yapıldı. (İSLAM
ANS.,1997, C.13. s.345)
2) Şâh u Gedâ: Eser, sevgili’de ilahi güzelliği
görerek ona platonik bir aşkla vurulan Gedâ adlı biriyle Şâh adlı sevdiğinin
hikayesidir. Burada bir insanın mecazi aşka kapılması bu aşkı dolayısıyla
çektiği sıkıntılar ve nihayet kalp gözünün açılarak hakiki aşka yönelişi nakledilmektedir.
Kitap, Tevhîd, Münâcât, Naat gibi dini manzumelerle başlar. Kasidelerden ve
kitabın yazılış sebebinden sonra İstanbul’a ait bir bölüm bir bölüm ile devam
eder. İstanbul surlarının, Ayasofya, At
meydanı (Şimdiki Sultan Ahmet meydanı) ve buralardaki güzelliklerin tasviri
mesneviye bir hayli zengin bir mahalli renk verir. Esasen Yahya Bey’in hemen
bütün ederlerinde bu mahalli renk vardır. Nitekim eserinin sonunda kimsenin
eserinden bir şey almaksızın tamamını kendi buluşlarıyla yazdığını belirtmeye
ihtiyaç duyar.
3) Yusuf u Züleyha (Zeliha): Bir
aşk macerasıdır.
Yahya Bey’in bu eseri Türk Edebiyatı’nın belki de Şark Edebiyatı’nın bu konuda
meydana getirdiği en muvaffakiyetli eserdir. Şark Edebiyatı’na önce Tevrat vasıtasıyla giren, sonra Kur’an-ı Kerim’in
en güzel suresini teşkil eden Yusuf’un hikayesi aslında Şark’ın hem ilahi hem
de cismani bir aşk ve ihtiras macerasıdır. İran Edebiyatı’nda dini-tasavvufi inanışlarla da birleştirilen hikaye aslında
bir İbrani menkıbesidir.
Mesnevisinin konusunu bu menkıbeden; onun Kur’an-ı
Kerim’de “Kıssaların en güzeli” halindeki hikayesinden ve Şark Edebiyatı’nda kendisinden önce Yusuf u Züleyha yazan tanınmış mesnevicilerin eserlerinden alan Yahya Bey bütün bunlara rağmen orijinal bir eser meydana getirmiştir. Eser, Kıssa-i Yusuf’taki diğer hadiseleri de bulundurmakla birlikte bilhassa aşk ve ihtiras sahneleriyle dikkate değer bir sanat eseridir. Şair, ahlak ve iman ötesine taşmayan, platonik bir aşkın değil daha çok beşeri bir aşkın insan ruhunda ve insan hayatında yarattığı arzu ve ihtiraslarını kısa fakat
kuvvetli çizgilerle ve büyük ustalıkla göstermeye muvaffak olmuştur. Eserde aşk ve ihtirasın hakim karakteri Züleyha’dır. Dini ve ahlaki inanışlarla kendini Züleyha’nın dayanılmaz cazibesine kapılmaktan korumaya çalışır. Yusuf, nefse hakimiyetin kuvvtli fakat hayali bir tipidir. (BANARLI,
1998,
C.1, s.600)
4) Gencine-i Râz: Yahya Bey, Nizâmî’nin Mahzan al-asrar, Câmî’nin Tuhfat
al-ahrar mesnevileri ve Sa’di’nin Gülistan ve Bostan’ı gibi ahlaki ve
dini hikayelerden oluşan bu eserini Peygamber’i rüyasında görmesi üzerine
yazdığını söylemektedir. Eser Kanûnî’ye ithaf edilmiştir. Çeşitli konularda
yazılan makaleler kırk bölüme ayrılmıştır. Her makalenin sonunda konu ile
alakalı bir hikaye vardır. Eser Hamse içinde telif tarihi taşıyan tek
mesnevidir. 1540’ta yazılmıştır. (İSLAM ANS.,
1997, C.13, s.346)
5) Kitâb-Usûl:
bu eserin ismi gerek bazı kaynaklarda gerekse son zamanlarda yazılan bazı monografilerde
“Usulnâme” diye geçmekteyse de Yahya Bey
eserine “Kitâb-ı Usûl” adını vermiştir. Değişik konuları ele almış ve bunları
yüzün üzerinde hikaye, temsil ve latife ile açıklamıştır. Ele aldığı meseleler
çoğunlukla kendi hayatının ve müşahedelerinin mahsulü olup devrin genel
manzarasına ışık tutmaktadır.
6) Gülşen-i Envâr: Yahya Bey’in
hamsesinin sonuncu kitabıdır. Bu
eserde Gencine-i Râz ve Kitâb-ı Usûl tarzında tertib edilmiştir. Dini-ahlaki
hikaye ve temsillerden oluşur. Süleymaniye Cami’sinin övgüsü eserin en dikkate
değer tarafıdır. “Sebeb-i telif” bölümü kendi hayatını özeti, mürşidi Mehmet dede ile tanışması hamsesinin tamamlanışının hikayesini verir. Kitabın sonunda iyice ihtiyarlayıp belinin büküldüğünü, yazarken
ellerinin titrediğini, ayrıca gözlük kullandığını belirtir. (TDEA, C.8, s.544)
ç) TAŞLICALI
YAHYA BEY’DEN ÖRNEKLER
GAZEL I
1- Dâr-ı dünyâ delü gönlüm gibi vîrân olsa
Ne cihân olsa ne cân olsa ne
hicrân olsa
1- Dünyâ evi deli gönlüm gibi vîrân olsa; ne dünyâ olsa, ne can olsa, ne de ayrılık
olsa.
2- Kâşki sevdüğümi sevse kamu ehl-i cihân
Sözümüz cümle hemân kıssa-i cânân olsa
2- Keşke sevdiğimi herkes sevseydi de
hepimiz onu konuşsak, sürekli ondan söz etseydik.
3- Bir demür tağı delüp boynına almak gibidür
Her kişi âşık olurdı eger âsân olsa
3- Aşık olmak demir dağı delip
boynuna almak gibidir; eğer
bu iş kolay olsaydı herkes âşık olurdu.
4- Şâdmânam gam-ı yâr ile sevinmez yokdur
Bir gedâ cümle cihân mülkine
sultân olsa
4-
Bende sevgilinin derdi var diye mutluyum; bir dilenci bütün dünyâya hâkim olsa
sevinmez mi?
5- Cân atar karşu çıkar izzet eder ey Yahyâ
Hançer-i dilber ile bir çıkışur
cân olsa
5-
Sevgilinin hançeri ile baş edebilecek bir can olsaydı, hemen karşılar, can atar,
ona saygı gösterirdi.
GAZEL II
1- Mecnûn-ı aşkı lâle gibi taga saldılar
Hem taga hem benefşe gibi bâga saldılar
1- Aşk delisini lâle gibi dağa saldılar; hem dağa hem de menekşe gibi bağa
saldılar.
(Mecnûn,
deli anlamı dışında Mecnûn anlamında da tevriyeli
kullanılmıştır.)
2- Başlandı çünki kasr-ı mahabbet yapılmaga
Ferhâdı taşa Husrevi topraga saldılar
2- Sevgi sarayı yapılmaya başlanınca; Ferhâd’ı taşa, Husrev’i toprağa saldılar.
Dilimizin Geleceği
Dil bir toplumu toplum yapan
unsurların en önemlisidir. Dilimizi bileni bizden, bilmeyeni yabancı sayarız.
İnsanlar arasındaki ilişkiler dil ile kurulur, yürütülür, gelişir, kimi zaman
...
Cahit Zarifoğlu
1940 yılında Ankara'da doğdu. Babasının
memuriyeti dolayısıyla ilk ve orta öğrenimini yurdun çeşitli yerlerinde yaptı.
Liseyi memleketi K.Maraş'ta tamamladı. İ.Ü. Edebiyat Fakülte...
ANLATIM BOZUKLUKLARI
Anlatımın yazılı ve
sözlü olmak üzere iki temel yolu vardır. İki anlatım yolu arasında kullanılan
dil açısından farklılıklar olması doğaldır. Anlatımın işlek, açık ve etkili
olması i...
ANLATIM BİÇİMLERİ VE ÖZELLİKLERİ Anlatım, bir kimseye bir şey hakkında bir şey söyleme, bir
şey anlatma işidir. Bu söyleme ve anlatma gelişi güzel olmaz. Anlatımı
yönlendiren, biçimlendiren yazarın amacıdırBir yazar, acaba söz veya...
5 HECECİLER Hecenin Beş Şairi [Orhan Seyfi (Orhon) 1890-1972; Halit Fahri (Ozansoy) 1891-1971; Enis Behiç (Koryürek) 1891-1949; Yusuf Ziya (Ortaç) 1895-1967; Faruk Nafiz (Çamlıbel)1898-1973] İkinci meşrutiy...
19. Yüzyıldan Günümüze Türk Şiiri TANZİMAT
Tanzimat; düzenlemeler, yeğlemeler,ıslahat anlamına gelir,
"tanzim"sözcüğünün çoğuludur. Tanzim ise Arapça "nazm"dan gelir. Sıraya
koyma, dizme, sıralama, ıslah etme, ...
KEÇECİZADE İZZET MOLLA Mevlevi tarikatına bağlı , derviş ruhlu, olgun bir insan olan Izzet
Molla, nüktedan bir şairdir.Dürüst tabiatlı, kendisine yapılan
iyilikleri unutmayan bir insan olduğundan , çok iyilik ve iltifatla...
Dil Kirlenmesi
İnsanın
yaşamında ve kişilik gelişiminde ana dilinin çok önemli bir yeri vardır. Dili
yeterli düzeyde olan kişiler genellikle daha sağlıklı ilişki kurarlar, hayatta
daha çok başarılı...
İkilemelerin Genel Özellikleri Dilimizdeki ikilemelerin
hiçbir dilde görülmeyen derecede zengin olduğu tartışmasız bir gerçektir.
İkilemeyi
kuran sözcüklerin genel özelliklerinin başında ses benzerliği, dana doğrusu ses
uyumu, ...
gazel
Aslı Arapça olan gazel
sözcüğü; kadınlarla, sevgi üzerine arkadaşlık, ahbaplık etmek demektir.
Edebiyat terimi olarak da, güzellikten, aşktan, onun yüzünden çekilen
acılardan, içkide...
Cemal Süreya Gözü ile Oktay Rıfat
Garip akımının
temsilcilerinin edebiyatımızda çok önemli bir yeri vardır. Özellikle bir çok
eleştirmen ve ...
İKTİBAS SANATI
İKTİBAS SANATI
Ödünç alma. Bir ayeti, bir hadisi ya da bir sözü tam veya
yarım olaak anlamlı bir biçimde aktarma sanatıdır. İktibaslar bu yönleriyle
irsâl-i mesele benzerler. Lelâm...
LÜFT ü NEŞR SANATI Bir beyit içinde
iki veya ikiden fazla sözcüğü kullandıktan sonra o sözcüklerle ilgili
sözcükleri sıralama sanatıdır. Genellikle birinci dizede en az iki şey
söyleyip, bu söylenenlere ikinci...
İKİ NOKTA ( : )
İKİ
NOKTA ( : )
Başkasından aktarılan yazı ya da sözlerde, tırnak ya da
konuşma çizgisinden önce:
Cemo sopasını yere indirdi ve:
- Git sopanı al öyleyse! Dayağı yiyeceksin. ...diye ...
KELİME
KELİME
Türkçe
kelimeleri anlamlarına, yapılarına ve cümlede aldıkları görevlere göre
sınıflandırabiliriz. Bu sınıflandırma aşağıdaki tabloyu meydana getirir.
Anlamlar...
Dil bilgisi giriş Dil: İnsanların duygu,
düşünce ve isteklerini anlatmak için kullandıkları ses ya da işaretler
sistemidir.
Dilbilgisi :
Bir dili oluşturan sesleri, kelimeleri, cümleleri ve bunlarla ilgili kurallar...
ZARFLAR
ZARFLAR
ZARFLAR
Hal Zarfları
Zaman Zarfları
Yer ve Yön Zarfları
Azlık - Çokluk Zarflerı
Soru Zarfları
Yüklemin anlamını hal ve...
NOKTA ( . )
NOKTA (
. )
Tamamlanmış cümlelerin sonuna konur.
Kaçmayı namusuna yediremiyordu.
Kısaltmalardan Sonra konur.
Prof. Dr. bkz. vb. Bn. P.T.T, T.B.M.M. ... (Not: Son yıllarda
kısal...
NOKTALI VİRGÜL ( ; )
NOKTALI
VİRGÜL ( ; )
Birbirine bağlı, fakat her biri kendi içinde bağımsız
cümleleri ayırmada:
At ölür, meydan kalır; yiğit ölür, şan kalır.
İki cümle birbirine ve, ama, fakat, çün...
YAPILARI BAKIMINDAN KELİMELER
YAPILARI
BAKIMINDAN KELİMELER
1. Basit Kelimeler:
Kelime kökü ek alsa bile anlamca bir değişikliğe uğramamışsa, bu tip kelimelere
BASİT KELİMELER denir. Genellikle kök halindeki (bazen gövd...
YAZIM KURALLARINA GİRİŞ Yazıda doğabilecek karışıklıkların önüne geçmek, yanlış okumayı önlemek,
okumayı ve anlamayı kolaylaştırmak, herkesin aynı şekilde yazıp okumasını
sağlamak için belirlenmiş olan kurallara imlâ...
İNCELTME VE UZATMA İŞARETLERRİNİN YAZILIŞI Düzeltme işareti Türkçe olmayan kelimelerde kullanılan bir işarettir. Bu
işaret hem uzatma hem de inceltme görevinde kullanılır. İnceltme görevi sadece
"g, k, l" ünsüzleri için; uzat...
EDATLARIN YAZILIŞI Edat ve bağlaç olarak kullanılır.
Yazılışları bakımından aralarında fark yoktur.
Bu kelime kendinden önceki kelimeye bitişik de yazılabilir, ondan ayrı da...
Bitişik yazılan "ile"...
ÜNLÜ UYUMUNA AYKIRI EKLERİN YAZILIŞI --yor (şimdiki zaman eki): Sadece -yor şeklinde yazılır, ünlü uyumlarına
aykırıdır.
geliyor, biliyor, istiyor, gizliyor...
--ken (zarf-fiil eki): Ünlü uyumlarına aykırıdır. Sadece -ken şekl...