Asrın hem şair hem münşî olan
mühim bir tezkîre yazarıdır. Âşık Çelebi’nin asıl adı Pîr Mehmet’tir. Dedesinin
babası Mehmet Nattâ, XIV. yüzyılın sonunda Emir Sultan İle Bursa’ya gelerek
yerleşmiş bir seyyîd ailesindendir. Babası Seyyid Ali meşhur âlim ve kazasker Müeyyedzâde’nin kızı
ile evlenmiş ve Aşık Çelebi bu izdivaçtan doğan çocuklardan biri olarak
babasının Üsküp’te Kadılık yaptığı bir tarihte Prizen’de doğmuştur.
Çocukluğunu Rumeli’de okuma
çağını İstanbul’da geçiren Pîr Mehmet, Âşık mahlasını kullanmış ve bu mahlasla
şiir söylemeye başladığı zaman tanınmıştır. Daha çocukluğundan itibaren kendini
edebi ve ilmi bir muhit içinde bulan Âşık Çelebi ilk bilgileri öğrendikten sonra mesnevi
şairi Surûrî, Taşköprülüzâde, Arapzâde, Saçlı Emir, Hasan Çelebi, Ebussuûd
Efendi ile eniştesi Muhîddîn Fenârî gibi büyüklerden ders aldı. Tezkîresini
yazabilmek için gereken bilgileri de yine İstanbul’da talebelik yıllarında
karıştığı edebi çevrelerde toplamaya başlamıştır. Bu devirde başta Zatî, Hayâlî
ve Yahya Bey olmak üzere devrin bir çok büyük şairi ile tanışmıştır.( BANARLI,
1998, C.1, s.616 )
Âşık Çelebi önce Bursa Mahkemesinde
kâtiplik vazifesi aldı. Daha sonra Emir Sultan Vakıflarına mütevelli
tayin edildi. Burada beş yıl görev yaptıktan sonra Bursa vakıflarını teftiş
eden Rûşenizâde’nin kendisi hakkında iyi bir rapor vermemesi sonucu bu
vazifeden azledildi ve İstanbul’a döndü. Eski hocası Gisû sayesinde İstanbul’da
mahkeme kâtipliğinde bulundu. Daha sonra Ebussuud
Efendi’nin fetva kâtipliğini
yaptı. Âşık Çelebi hocası Muhyîddîn’in ölmesi sebebiyle
zorlukla da olsa icazetnamesini aldı. Emîr Gisû’nun destekleriyle mulazım oldu.
İlk kadılık görevine Silivri’de başladı. Daha sonra kendisini Silivri’den
Priştine’ye naklettirdi. Priştine’den Serfiçe’ye oradan Narda’ya tayin edildi.
Burada da fazla kalamayan Âşık Çelebi Manavgat’a bağlı Alâiye’ye( Alanya ) kadı
olarak gönderildi.
Kanunî Sultan Süleyman’ın;
“Halk içinde mu’teber bir nesne yok devlet gibi
Olmaya devlet cihanda bir
nefes sıhhat gibi”
Matlalı
gazeline yazdığı tahmis üzerine 1963’te Niğbolu kadılığına tayin edildi. Burada
çok mutlu olduğunu tezkiresindeki Tuna redifli manzumesinden öğrenmekteyiz. Bir
hadise üzerine tekrar azledilen Âşık Çelebi bu aziller ve tayinlerle bir müddet daha kadılık
yaptıktan sonra tezkiresini tamamlayarak II.
Selim’e bir Şakayık
Zeyl’î yazarak Sokollu Mehmet Paşa’ya takdim etti. Bunun üzerine ölünceye kadar
aynı vazifede kalmak şartıyla Üsküp Kadılığına tayin edildi. Bir süre sonra da
vefat etti. ( TDEA, C.2, s.187 )
Nesirde olduğu kadar nazımda da
maharet sahibi olan Âşık Çelebi’nin rind meşreb, hoş sohbet, arkadaş canlısı, vefakâr
ve zeki şahsiyetinin yanı
sıra çok keskin bir gözlemci olduğu ünlü eseri Meşâirü’ş-Şuarada açıkça
görülür. Mahlas olarak Âşık adını seçmesi ise onun güzelliklere düşkünlüğünü
ve hayata bağlılığını göstermektedir. Türkçe’den başka Arapça ve Farsça’yı da
çok iyi bilen Âşık Çelebi asıl şöhretini klasik edebiyatımızın
gerçekten en önemli ve güvenilir kaynaklarından biri olan tezkiresi ile
yapmıştır. Tezkiresinde kullandığı süslü nesir üslubu da ayrıca eserin bir
özelliğini teşkil etmektedir. Arkadaşlarını, eğlence yerlerine kişilerin özel
hayatı ile ilgili ayrıntıları öylesine güzel bir dille anlatır ki canlı
tasvirleri ile okuyucuyu adeta çizdiği tablonun içine çeker. Nesrine göre,
nazmı oldukça basittir. (TDVİA,
1991,
C.3, s.549 )
b) ESERLERİ
1) Meşâirü’ş-Şuârâ: Âşık Çelebi’nin bir çok eseri içinden adı
günümüze ulaşmış ve en tanınmış eseridir. Bu tezkire, Anadolu’da yazılan
dördüncü ve tarihimizde tezkire türünün en güzel örneklerinden biri olan bu
eser 1556 yılında tamamlanmış ve II. Selim Han’a sunulmuştur. Âşık Çelebi böyle
bir eser meydana getirmeyi çok gençken düşündü. Bu amaçla hazırlıklar yaptı ve
daha önce bu alanda yazılmış eserleri inceledi. Yaradılış olarak girişken ve
meraklı mizacının yardımıyla Osmanlı şairleri hakkında teferruatlı bilgiler
toplayıp derlerdi. Bu arada Latîfî de tezkire yazmak niyetindeydi. İkisi
anlaşıp birlikte bir tezkire yazmak konusunda anlaştılar. Âşık Çelebi şekle ait
bir orijinalite ile o güne kadar denenmemiş bir tasnif usulü düşünerek eseri
alfabetik olarak düzenlemeyi teklif etti. Fakat iş birliğini Latîfî, bu tekniği
de alarak bozdu ve tek başına eserini tertip etti. Bunun üzerine Âşık Çelebi
tezkiresini ona benzemesin diye ebced usulüne göre tasnif etti. Tezkîre
nüshalarına göre şair sayısı, 360 ile 324 arasında değişmektedir.
Âşık
Çelebi, XIV ve XV yüzyıl şairleri hakkında Sehî Bey ve Latîfî’den fazla bir
bilgi vermez. Ama eser yaşadığı dönem olan XVI. yüzyıl için eşsiz bir
kaynaktır. Tezkîre konu edindiği şairlerin karakter özelliklerini belirttiyse
onların hayat ve çevresi hakkında küçük dedikodulara kadar inerek bilgi verişi
ile bu türden eserler içinde tek olmak gibi seçkin bir hüviyete sahiptir.
Verdiği bilgilerin çoğu gördüklerine, bildiklerine ve işittiklerine dayanır.
Zaten şairlerin hemen hemen tamamıyla yakın dosttur. Tezkirenin asıl değerli
yanı anlatılan şairlerin psikolojisini, iç dünyalarını samimi bir görüş ve
derin bir anlayışla tahlil ve tasvir etmesinde onların portrelerini güçlü bir
tarzda resm etmesinde ve canlandırmasındadır. Bu yüzden şairlerin hal
tercümelerini anlatırken sözlerini fıkra ve hikayelerle süslemiş, araya ortak
hatıralarını katmış böylece eserine ayrı bir renk ve hava vermeyi başarmıştır.
Ayrıca bu eser zengin bir nesir örneğidir. Çok kez secî, cinas ve süslerle dolu
ağır ve ağdalı bir dille karşılaşılır. Fakat bu samimi üslubu, renkli tasvirleri,
okuyucuyu sürükleyecek kadar çekici ve canlıdır. ( BTK, 1986 , C.3, ss.418-419
)
2) Tercüme-i Revzatü’ş-Şühedâ: Yazılışı 1546’dan önce olduğu tahmin
edilmektedir. Hüseyin Va’iz-i Kaşifî’nin maktel türündeki eserin Türkçe’ye
tercümesidir. Tesbit edilebilen üç nüshası vardır. Ayasofya nüshasının sonu
eksiktir.
3) Tercüme-i Şakâikun-Nûmâniyye: Taşköprülüzâde’nin aynı addaki Arapça eserinin
Türkçe’ye çevirisidir. Atai’nin bildirdiğine göre Âşık Çelebi bu eserini Taşköprülüzâde’ye
bizzat kendisi sunmuştur. Mevlânâ bizde Türkî gibi yazmış idik, bîhude zahmet etmişsiniz diyerek
kitabını kolay bir Arapça ile yazdığını söylemiştir. Nedense Mecdî’nin
tercümesi kadar tutulmayan eserin nüshasına da henüz rastlanmamıştır.
4) Tercümetü’t-Tibri’l-Mesbük Fî
Nasîhati’l Mülük: Gazzalî’nin Sultan Sencer’in emriyle kendi huzurunda
geçen konuşmaları
Farsça olarak kaleme aldığı eserinin Arapça’sında Türkçe’ye yapılan bir
tercümedir. Bir nüshası Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi’nde bulunmaktadır.
5) Şerh-i Ehâdis-i Erbaîn: Ataî’nin bildirdiğine göre,
Aşık Çelebi’nin iki Hadisi-i Erbaîn’i vardır. Birisi kendi derlemesi diğeri ise
Kemalpaşazade’nin Arapça olarak derlediği eserin ve şerhinin Türkçe’ye
tercümesidir. Aşık Çelebi’nin kendi eserinin nüshası henüz ele geçmediği halde
diğeri Hadis-i Erbaîn Tercümesi adıyla basılmıştır.
6) Tercüme-i Ravzü’l Ahyâr:
Muhyîddin Mehmet Hatipzâde’nin Siyasetnâme türündeki eserinin Arapça’dan
Türkçe’ye tercümesidir. II. Selim adına çevrilen ve aslında
Zemahşehrî’nin Rebiü’l Ebrar adlı eserinin iki nüshası Süleymaniye
Kütüphanesi’ndedir.
7) Mi’racü’l-Ayâle ve Minhâcü’l-Adale: II.Selim adına Türkçe’ye
yapılan bir tercümedir. Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi’nde kayıtlı iki
nüshası vardır.
8) Zeylü’ş-Şakâik: Sokollu Mehmet Paşa’ya sunulan bu eserde kırk ikişahsın biyografisi bulunmaktadır. Şakayık’a
zeyl olarak yazılmıştır. Eserin tam nüshası Süleymaniye Kütüphanesi’nde
kayıtlıdır. Berlin Devlet Kütüphanesi ile Paris Milli Kütüphanesi’nde iki
nüshası daha vardır.
9) Sigetvarnâme: Kanûnî Sultan Süleyman’ın
Sigetvar seferi ile ilgili bir gazavatnamedir. Mesnevî tarzında kaleme alınan
bu eser henüz ele geçmemiştir.
10) Şehrengiz-i Bursa: Kınalızâde Hasan Çelebi Sunî’nin hayatını
anlatırken yakın arkadaşı olan Âşık Çelebi’den de bahseder ve Onun Bursa’nın
güzelliklerini anlatan bir Şehrengiz yazdığını söyler. Âşık Çelebi, Şehrengizi
1541’de yazdığını bizzat kendisi de söylediği halde eserin nüshasına henüz
rastlanmamıştır.
11) Divan: Tek nüshası
Millet Kütüphanesinde kayıtlıdır. Divandan ziyade divançe niteliğinde olan bu
eseri Âşık Çelebi, Serfiçe Kadılığı sırasında düzenlemiştir.(TDVİA,
1991,
C.3, s.549-550).
c)ÂŞIK ÇELEBİ’DEN ÖRNEKLER
Aşık
Çelebi Tezkiresinden
Ahmed Paşa
Veliyü’d-dîn oğlu Ahmed Paşadır ki babası Sultan
Mehmed merhûma kazı asker olmuştur. Bahsibü’l-hab fevâzil ü fezâyil ile mevsûf
ü benesibü’l-nesb sıhhat-i intisâb hazrele ma’rûdur. Mehûm Sultan merkûm ki
gülşen-i zaman saltanatında nevş ü nemâya kâbil ko nihâl emellerin nesîmat-ı
semât karbiyeti reşhât sehâb tenmiyeti ile seyrâb ü şâdâb olmasın zimmet-i
himmetlerine lâzım ‘ad iderlermiş merhûm Ahmed Paşa’nın nehâdında kubule
kâbiliyet ü hüsn terbiyyete ehliyet-i fehm idüb pertev-i mihr-i sipher
nevâzişiyle geliben isti’dâdına nümâyiş ü reşh’-i nisân ahsâniyle sıdf-ı
terbiyette güher her merdâne perveriş verübnisâb atfındanmüsayyibi enva’kemâl ü ma’rifet ü pâye irtekâsı
rütbe-i münassib vüzArat oldu belî beyt.
Himmet eli der yrdd-i
beyzâ olanEr nefsi
der dem ‘iysâdan
Mûcibince nesîm kabûl şâhı ravza-i ahvâline vezân olmağla şukûfe-zâr emeli
vezân olmağla şukûfe-zâr emeli tasâvet buldu ve himmet-i bâğbân ikbâl-i pâdişah
ile behcet buldu. Ba’de
tedrîcile kedilere hoca eylemşler ondan sonra vezîr idüb kaderin yüce
eylemişler.münassib vezâretde iken birkaç ehl-i fesâdhased âmin ‘and enfesihim harîm hasda olan üç
oğlanlardan birine ‘âşık
olub ‘Âşık bazlık vü sevda-yı hâmile beden simitini dem-sâzlık eder diyü
isnâd-ı töhmet ederler Sultan Mehmed imtihan için ol galamı Sûyar Ahmed Paşa’yı
bile kendiyle hamama koyar ol galâmın zülfünü teraş eyler Ahmed Paşa dahi
bedihe bu beyti diyub râz derûni fâş eyler. Beyt:
Zülfün gidermiş ol sanem kâfir legen komaz henüz
Zenârını kesmiş veli dâhi Müslümân olmamış
Pâdişah evvelâ katl-i kasd eyler ba’de kapucılar odasına hasb eyler
kapucılar odasında iken pâdişâha Kerem Kasîdesin gönderir. Sultan Mehmed
mürevved edüb otuz akçe ile berûsede Orhan Vakfına mütevelli eyler ba’de
Hazret-i Emir Evkâfına mütevelli eyler ol halde iken Emir Efendi’nin esrâr
tayyibesinden istimdâd edüb bu terci-i bendi der. Beyt:
Ey ‘âlim vilayete
sultân olan emir
Vey-i melik revme
rahmet rahmân olan emir
Rûhâniye emir AhmedPaşa’nın
hâline rûh kester olub eğlenmeyub Sultan evini sancağın verüb müteselli eyler
ba’de Sultan Bayezidserir saltanâtına
cülüs edüb Bursa sancağın verüb kaderin ‘âlî eyleroluncıdan‘örü Bursa’da şi’râ vü zarîfâ müsâhebeti ile güzer edüb evkâtın tevzi’
edüb her fasılda keşiş tağı bayraklarının bir münâsib mekânında ‘ıyş ü
‘iretedüb âhir kasîde ömrüne mukatta‘
erüşüb diyâr-ı âhireti mahlas eyledi. Tarihin eflâtunzâde bu menvâl üzere
demiştir. Târih sene esneyn ü tamâh da vâkı’a olmuştur……
Hakka ki şi’râyı
ruma mukaddim ü kendi zamanına dek olan şi’râdan râcih eydü ki müsellem ü ol
zümreye muhattır sâhib tıblü ‘âlimdir
fi’l-hakika eşârı metin ü kâ’ide nazmı muhkem ü rasîn ‘izleri üstâdâne ü
kasâyidi hod latîf ü yekdeset ü hemvâre ü muhakkakâne der ba’zı müverrihin
merhûm Necâti’den merhûmu tercîh etmişlerdir. Hattâ Necâti’den söz ü gele Ahmed
Paşa’nın mâbeyni nicadır diyenlerinde Necâti ki adı ‘îsa idi ol sebebten
kendiden tercihe işâret edüb bu mısra’ ile cevab vermiştir. Mısra’ ulusu
yektir. Ahmed’in deriyyesinden müseyyihâ’nın beyt.
Dilimizin Geleceği
Dil bir toplumu toplum yapan
unsurların en önemlisidir. Dilimizi bileni bizden, bilmeyeni yabancı sayarız.
İnsanlar arasındaki ilişkiler dil ile kurulur, yürütülür, gelişir, kimi zaman
...
Cahit Zarifoğlu
1940 yılında Ankara'da doğdu. Babasının
memuriyeti dolayısıyla ilk ve orta öğrenimini yurdun çeşitli yerlerinde yaptı.
Liseyi memleketi K.Maraş'ta tamamladı. İ.Ü. Edebiyat Fakülte...
ANLATIM BOZUKLUKLARI
Anlatımın yazılı ve
sözlü olmak üzere iki temel yolu vardır. İki anlatım yolu arasında kullanılan
dil açısından farklılıklar olması doğaldır. Anlatımın işlek, açık ve etkili
olması i...
ANLATIM BİÇİMLERİ VE ÖZELLİKLERİ Anlatım, bir kimseye bir şey hakkında bir şey söyleme, bir
şey anlatma işidir. Bu söyleme ve anlatma gelişi güzel olmaz. Anlatımı
yönlendiren, biçimlendiren yazarın amacıdırBir yazar, acaba söz veya...
5 HECECİLER Hecenin Beş Şairi [Orhan Seyfi (Orhon) 1890-1972; Halit Fahri (Ozansoy) 1891-1971; Enis Behiç (Koryürek) 1891-1949; Yusuf Ziya (Ortaç) 1895-1967; Faruk Nafiz (Çamlıbel)1898-1973] İkinci meşrutiy...
19. Yüzyıldan Günümüze Türk Şiiri TANZİMAT
Tanzimat; düzenlemeler, yeğlemeler,ıslahat anlamına gelir,
"tanzim"sözcüğünün çoğuludur. Tanzim ise Arapça "nazm"dan gelir. Sıraya
koyma, dizme, sıralama, ıslah etme, ...
KEÇECİZADE İZZET MOLLA Mevlevi tarikatına bağlı , derviş ruhlu, olgun bir insan olan Izzet
Molla, nüktedan bir şairdir.Dürüst tabiatlı, kendisine yapılan
iyilikleri unutmayan bir insan olduğundan , çok iyilik ve iltifatla...
Behçet Necatigil Behçet Necatigil, 16 Nisan 1916'da İstanbul'un Fatih semtinde, Atik Ali Paşa'da doğdu.
Kastamonu'lu olan babası Mehmet Necati Gönül, dersiam vaizdi. Uzun yıllar İstanbul'da, Beyoğlu ilçesinde müftü...
LÜFT ü NEŞR SANATI Bir beyit içinde
iki veya ikiden fazla sözcüğü kullandıktan sonra o sözcüklerle ilgili
sözcükleri sıralama sanatıdır. Genellikle birinci dizede en az iki şey
söyleyip, bu söylenenlere ikinci...
Hikaye Türü, Tanımı, Unsurları
Hikaye; hayatta olan veya olacak kanısı
veren olayları bir ölçü ile anlatan, hayalde tasarlanan ilgi çekici bir takım
olayları anlatarak oku...
TECÂHÜL-İ ARİF SANATI Bilinen bir gerçeği bir nükteye dayanarak bilmiyormuş gibi
söylemektir. Yani tecâhül-i arif ne hiç bilmemektir, ne de bildiğini
saklamaktır. Buna göre söylersek, bildiğini, türlü nedenlerle bilmezle...
TENASÜP SANATI Uygunluk. Divan şiirinde anlam bakımından
aralarında çeşitli ilgiler bulunan iki veya daha fazla kelimeyi tezat
olmaksızın bir araya getirme sanatı. &n...
Türkçe bilim dili değildir (mi?) H.
Avni Öztopçu ders
BELGELİĞİ, 5 Ocak 2000
“Üniversite,
bir toplumun düşünce ve bilgi lokomotifidir. Orada kendi dilimizi
kullanmazsak,...
Cemal Süreya Gözü ile Oktay Rıfat
Garip akımının
temsilcilerinin edebiyatımızda çok önemli bir yeri vardır. Özellikle bir çok
eleştirmen ve ...
İKİ NOKTA ( : )
İKİ
NOKTA ( : )
Başkasından aktarılan yazı ya da sözlerde, tırnak ya da
konuşma çizgisinden önce:
Cemo sopasını yere indirdi ve:
- Git sopanı al öyleyse! Dayağı yiyeceksin. ...diye ...
KELİME
KELİME
Türkçe
kelimeleri anlamlarına, yapılarına ve cümlede aldıkları görevlere göre
sınıflandırabiliriz. Bu sınıflandırma aşağıdaki tabloyu meydana getirir.
Anlamlar...
Dil bilgisi giriş Dil: İnsanların duygu,
düşünce ve isteklerini anlatmak için kullandıkları ses ya da işaretler
sistemidir.
Dilbilgisi :
Bir dili oluşturan sesleri, kelimeleri, cümleleri ve bunlarla ilgili kurallar...
ZARFLAR
ZARFLAR
ZARFLAR
Hal Zarfları
Zaman Zarfları
Yer ve Yön Zarfları
Azlık - Çokluk Zarflerı
Soru Zarfları
Yüklemin anlamını hal ve...
NOKTA ( . )
NOKTA (
. )
Tamamlanmış cümlelerin sonuna konur.
Kaçmayı namusuna yediremiyordu.
Kısaltmalardan Sonra konur.
Prof. Dr. bkz. vb. Bn. P.T.T, T.B.M.M. ... (Not: Son yıllarda
kısal...
NOKTALI VİRGÜL ( ; )
NOKTALI
VİRGÜL ( ; )
Birbirine bağlı, fakat her biri kendi içinde bağımsız
cümleleri ayırmada:
At ölür, meydan kalır; yiğit ölür, şan kalır.
İki cümle birbirine ve, ama, fakat, çün...
YAPILARI BAKIMINDAN KELİMELER
YAPILARI
BAKIMINDAN KELİMELER
1. Basit Kelimeler:
Kelime kökü ek alsa bile anlamca bir değişikliğe uğramamışsa, bu tip kelimelere
BASİT KELİMELER denir. Genellikle kök halindeki (bazen gövd...
YAZIM KURALLARINA GİRİŞ Yazıda doğabilecek karışıklıkların önüne geçmek, yanlış okumayı önlemek,
okumayı ve anlamayı kolaylaştırmak, herkesin aynı şekilde yazıp okumasını
sağlamak için belirlenmiş olan kurallara imlâ...
İNCELTME VE UZATMA İŞARETLERRİNİN YAZILIŞI Düzeltme işareti Türkçe olmayan kelimelerde kullanılan bir işarettir. Bu
işaret hem uzatma hem de inceltme görevinde kullanılır. İnceltme görevi sadece
"g, k, l" ünsüzleri için; uzat...
EDATLARIN YAZILIŞI Edat ve bağlaç olarak kullanılır.
Yazılışları bakımından aralarında fark yoktur.
Bu kelime kendinden önceki kelimeye bitişik de yazılabilir, ondan ayrı da...
Bitişik yazılan "ile"...
ÜNLÜ UYUMUNA AYKIRI EKLERİN YAZILIŞI --yor (şimdiki zaman eki): Sadece -yor şeklinde yazılır, ünlü uyumlarına
aykırıdır.
geliyor, biliyor, istiyor, gizliyor...
--ken (zarf-fiil eki): Ünlü uyumlarına aykırıdır. Sadece -ken şekl...