Türk saz şiirinin çok sevilen çok
sayıda şiiri günümüze
kadar gelebilen bu coşkun sesi hakkında ne yazık ki pek az bilgi bulunmaktadır.
Karacaoğlan’ın yaşamı üzerine belge değeri olan yazılı kaynaklarda bilgi
yoktur. Kendi şiirlerinden, halk söylentilerinden, kuşaktan kuşağa anlatıla
gelen menkıbelerden çıkarılan bilgilerin ise birbirini tutmadığı görülür.
Nereli olduğu bile kesinlikle
anlaşılmamıştır. Bark Türkmenleri onu kendilerinden sayarken, Kilis’in
Musabeyli Bucağında yaşayan Çavuşklu Türkmenleri de kendilerinden olduğunu
söylerler. Batı Anadolu’da yaşayan Kara Keçili Aşiretine göre
onlardandır.Mersin’in Silifke, Gülnar, Mut ilçelerinde yaşayanlar kendi
içlerinden olduğunu ileri sürerler. Gazianteplilere göre, bugün Suriye
sınırları içinde Akpınar Köyündendir. Kırım’da derlenen bir menkıbeye bakılırsa
Belgratlıdır. Bir söylentiye göre Kazan Dağı
yakınlarındaki Bahçe İlçesinin Varsak Köyünden, başka bir söylentiye göre yine
Kazan’a bağlı Peke İlçesi’nin Gökçe Köyünde doğmuştur. Doğduğu yer ile ilgili
bilgiler oldukça farklı
ve fazladır.
Karacaoğlan hakkındaki bu
karışıklığa sebep olarak uzmanların temel görüşü halkımızın varlığını
benimsediği ozanlardır. Türk halkı Karacaoğlan olduğu gibi. Bu nedenledir ki
şiirlerinin hangisinin kendisine hangisinin başkasına ait olduğu tam olarak
ayırt edilememektedir Ayrıca bazı şiirleri başkalarınca tekrarlanırken zamanla
ağızdan ağza farklılaşmıştır.
Karacaoğlan’ın doğduğu yer gibi
öldüğü yer de belli değildir. Hoca Hamdi Efendi’nin anılarında Maraş civarında
Çezel Yaylasında 96 yaşında vefat eyleyip vasiyeti üzerine tenha bir pınar
başına defn olunup çürüyünceye kadar baş ucunda ağaçta asılı durduğu söylentisi
yazılı. Bir araştırmaya göre Nibic’in Keklice Köyünde sazını dalına astığı bir
ağacın altında yatıyor. ( FUAT, 1995, ss.7/9 )
Halk şairleri arasında hakkında en çok araştırma
ve yayın yapılmasına rağmen doğum tarihi bilinmemekte
yaşadığı dönem
yüzyıl olarak bile
tahmin edilememekte ihtimaller
XV. yüzyıl sonları ile XVIII. yüzyıl
başları arasında iki yüz yıldan fazla bir
zamanı içine almaktadır. Latîfî’nin
1546’da tamamlanan tezkiresinde bir manzum parçaya III. Murad devrindeki bir
düğünü tasvir eden Sûrnâme-i Hümâyun’daki
ibarelere Ali Mustafa Efendi’nin XVI. yüzyıl sonlarında yazdığı
Mevâidü’n Nefâis fî Kavâidi’l-mecâlis’inde
zikrettiklerine göre XVI. yüzyıl hatta beklide XV.yüzyılın sonlarında
yaşadığının ileri sürülmesine karşılık Karacaoğlan’a ait şiirlerin eneksi
örneklerine XVIII. yüzyıl
cönklerinde rastlandığını bu şiirlerde geçen olay ve kişilerin XVII. yüzyıla ait olduğu
şiirlerinin dili de bu dönemin özelliklerini taşıdığı sanılarak şairin yaşadığı
dönemin XVII. yüzyıldan daha önce olmayacağı görüşü benimsenmiştir. Daha yakın
yıllara ait yayınlarda ise ortaya konan delillerin telif edilerek şiirlerde
bahsedilen olay ve kişilerin XVII.
yüzyılda bulunabileceği kadar XVIII.
yüzyılda da olabileceği başka ip uçları da dikkate alınarakKaracaoğlan adında belki birden fazla şair
yaşamış olabileceği ileri sürülmüştür. (TDVİA.,
2001, C.24 , ss. 377-378 )
Karacaoğlan ile ilgili
çalışmalarda birden fazla Karacaoğlan’ın varlığındanbahsedilmesi onunla ilgili şüpheleri
artırmaktadır. XVI. ve XVII.
yüzyıllara ait kaynaklarda yer alan bilgiler değişik araştırmacılar
tarafından iki Karacaoğlan’ın varlığı şeklinde değerlendirilmektedir. Ancak
bazı araştırmacılar hala ikinci Karacaoğlan’ın varlığı konusunda tereddüt
içindedirler. Gerçekten iki ayrıKaracaoğlan var mıdır ? Bu soruya verilen cevap mutlaka eksik ve geçici
olmaktadır.Fakat şimdilik. (BTK.,
1986, C.4,
s.379 )
Karacaoğlan’ın hayatı
hakkındaşüpheler şiirleri içinde
geçerlidir. Her saz şairi gibi onunda şiirlerini de söylendiği ilk şekilleri
ile tespit etmek mümkün olmamıştır. Yaygın bir şöhrete sahip olduğu bilinen
Karacaoğlan’a kendisinin olmayan bir çok şiirin mal edilmiş olması muhtemeldir.
XIX. yüzyılda biri
Yozgat’ta diğeri Güney Anadolu’da Küçük
Karacaoğlan adıyla anılan iki adaşı da bulunan Karacaoğlan’ın 500
civarında şiiri olduğu tahmin edilmektedir. Ancak bunların pek çoğunda
birbirine benzer dörtlük ve mısralara rastlanması, bir kısmının Karacaoğlan’a
ait olmadığını veya birbirinin varyantı olabileceğini düşündürmektedir. Ona ait
olduğu kabul edilen şiirlerdeki hakim özellik şair dış dünyayı bilhassa
sevgilisinin güzelliğini büyük bir samimiyetle dile getirmesidir.
b) EDEBİ ŞAHSİYETİ
Aşık
edebiyatının en belirgin özelliklerinden biri sayılan ilticali söyleyiş
yeteneği ve samimiyet Karacaoğlan’ın da pek çok halk şairinin ulaşamadığı
seviyededir. Buna dilinin sadeliği, mahalli ve çarpıcı unsurları ustaca
kullanması da ekleninceKaracaoğlan
şiirinin gerçek çehresi belli olur. Şiirlerinde maddi hazları ve güzellere
düşkünlüğünü pervasızca dile getirmesi Nedim’i hatırlatmaktadır. Dini motiflere
çok az yer veren Karacaoğlan’da tasavvuf düşüncesi hemen hemen hiç yoktur. Bu
durum eserlerinin ladini bir nitelik taşıdığını göstermekle beraber onun dine
ve dini unsurlara karşı saygısız olduğu anlamına gelmez. Molla Hünkar diye adlandırdığı Mevlânâ
Celaleddîn-i Rûmî’den ve Hacı
Bektaş-î Velî’den bahsetmesi de şairin Mevlevî veya Bektaşî olduğunu göstermez. Ayrıca
Hatâî’ye ait bir
manzumeninKaracaoğlan’a mal
edilip Pir Sultan Abdal’a nazire söylediği ileri sürülerek onu Hurufî ve
Kızılbaş etmekte gerçekleri
yansıtmamaktadır. ( KÖPRÜLÜ, 1962,
ss. 321-322 )
Karacaoğlan geleneğinin en yeni
ve önemli özelliği sevgi ve kadın anlayışına getirdiği bu değişik bakıştır.
Şair bu yanı ile çığır açmış, kalıcı olmuş, kendinden sonra gelen nice çevre
aşıklarına yön vermiştir. Nasıl oluyor
da bu şiir geleneğinin
çizdiği kalıpları böylesine kırıp bu kadar yeni bir akım getirebiliyor ? Bu
sorunun karşılığını Türkmen göçerleri arasında kadının yerine bakarak
verebiliriz. Bazı Türkmen aşiretlerinde kadının kocasını boşama yetkisi vardır.
Eğer kadın mavi bir ferace giyinip dolaşırsa bu kocasından boşandığı anlamına
gelir. Ayrıca uzakta olan eşine ben ondan mahzuz değilim diye haber gönderdiği
zamanda boşanmış sayılır. Karacaoğlan’ın da güzellik ve kadın konusundaki
düşüncelerinin bununla bir ilişkisi olabileceği
düşünülebilir. ( BAŞGÖZ, 1977,
s.23 )
Karacaoğlan şiirle müziği
birleştiren ender sanatçılardan biridir. Yunus Emre çağında başlayan tasavvuf
felsefesinin etkisinde kalmamış tekkelerle bir ilişki kurmamış, dünya sevgisi
güzel, doğa ve insanlar arasında yaşama sevinci insan ve özellikle kadın
sevgisi duyarak yaşamıştır. Koşmalarla Türküler söylemiş bu sevinci ve sevgiyi
çevresine aşılamaya yönelmiştir. Karacaoğlan söyleyeceklerini halkın anlayacağı
bir söyleyiş içinde en kestirme yoldan, kısaca konuşma rahatlığı içinde
içtenlikle sade ve açık bir dille söylemiştir.Kullandığı sözcükler birlikte
yaşadığı ve konuşmalarını dinlettiği insanların kullandığı sözcüklerdir.
Şiirlerinin bir çoğunda Türkmenlerin giyimlerine ilişkin sözler, göçler ve
düğünler ile ilgili dizeler görülür. O halk gibi gerçekçidir. Sevgisinde de
görülür. Bir gerçeklik vardır. “Ben güzele güzel demem / Güzel benim olmayınca”
diyecek kadar gerçekçi bir sanatçıdır. Ayrıca yaşadığı olayların ve yılların
üzerine de bazı destanlar söylemiştir. Onda herkesin kullandığı imgelerden pek
eser görülmez, kendi imgelerini kendisi oluşturur. Betimlemeleri fazla ilgi
göstermez. Kalıplaşmış imgeler, benzetmeler yok gibidir. Söyleyişi, yalın, açık,
doğal ve yapmacıksızdır. Nasıl düşünüyorsa öyle söyler tam bir içtenlik görülür
söyleyişinde. Deyimleri kullanırsa da atasözlerine pek fazla yer ve önem
vermez.
Aşık
ateşin değirmende öğüttüm.
Eledim kalburdan elekten çektim.
……………..
Gurbet ilde padişahlık sürmeden
Vatanımda züğürt olmak yeğ imiş.
……………..
Kumaş olam arşın arşın yırtılam
Köle olam çarşılarda satılam.
……………..
Ol kiraz dudaklar nar gibi
yüzler
Kız beni anlıyor sendeki gözler.
Örneklerinde görüldüğü gibi
kendine özgü ve özgün olan benzetmelerini imgelerini çevresinden, içinde
yaşadığı toplumsal ve doğal çevreden alır.
Karacaoğlan’ın kendine özgü
benzetmeleri yanında şiir tekniğinin de üstün düzeyde olduğu belirtilmelidir.
Hatta denilebilir ki O koşmanın en büyük ustasıdır. Koşma yanında türkü, semai,
varsağı gibi türlerde de ustadır. Onun dilinde şatafatlı söyleyiş görülmez.
Onun cümle düzeni cümle kurma zorunluluğuna yenik değildir. Pek, şiir düzeni
dışında bir zorlama bir bozma yoktur.
Koşma, türkü, semai, destan,
varsağı türlerinde şiir
söylemiş olan Karacaoğlan şiirlerinin tamamını 4+4+3 veya 6+5=11’li veyahut
4+4=8’li hece kalıbıyla yarım kafiye kullanarak yazmıştır. Yine diğer halk
şairleri gibi bir şiirde değişik duraklı aynı hece kalıbını kullanmak
Karacaoğlan’ın nazımındaki yaygın şekil kusurlarından biridir. Bir çok şiirinde
giriş mısrası olarak “Ala gözlerini sevdiğim dilber / Çıktım yücesine seyran
eyledim / Elver bahar yaz ayları gelende” ve benzeri gibi mısraları aynen veya
az çok değişik olarak kullanır. ( UYGUNER, 1993, ss.26-52 )
Başta Âşık Ömer olmak üzere XVII. asır aşıklarından Gevheri, Âşık Hasan ve Aşık
İsmail Karacaoğlan’ın etkisinde kalarak ona nazireler yazmışlardır. Daha
sonraki asırlarda yetişen Dadaloğlu, Deli Boran,
Beyoğlu, Gündeşlioğlu, Hâkî, İrfanî, Hezârî, Vahdetî, Ruhsâtî gibi aşıklar üzerinde etkisi büyük
olmuştur. XIX. ve XX. asırda onun adını kullanan
iki aşık daha
vardır. ( TDEA., C.5, s.163 )
Karacaoğlan üzerinde derinleşmek
ve araştırma yapmak isteyenlerinKaracaoğlan hayatı ve şöhreti, eserleri ve şahsiyeti hakkında çok sayı
da yapılan neşriyat arasında bilhassa şu eser ve makaleler önemlidir.
- M.Fuat Köprülü, Saz Şairleri, Ankara,
1962, s.317
- Fevziye Abdullah Tansel, Karacaoğlan
Hakkında Tenkidi Bir Bibliyografya, Ülkü Mecmuası, Sayı 658, Mart 1940
Sonuç olarak doğduğu ve öldüğü tarihler
dahası yaşadığı dönem kesinlikle belli olmayan Karacaoğlan, çoğu kendisinin
olmayan uygulayım kusurları bir yana çok güzel koşmalar ve varsağılar söylemiş
bir ozandır. Duygularını tam bir içtenlikle olduğu gibi söylemiş ve bunlara
şiirin sanat yönünü ihmal etmeyerek ortaya koymuştur. Söyleyiş ustalığı
anlatımdaki açıklık, dolaysızlık ve duruluk bakımından başarılı bir sanatçıdır.
Bu özellikleri ile halk şiirimizin en başta gelen ustalarından biri olarak bu
günde yaşamakta; dün olduğu gibi bu günde onun gibi söylemek ve yazmak isteyen
bir çok kişi görülmektedir. O halk şiirimizin doruklarındadır.
Dilimizin Geleceği
Dil bir toplumu toplum yapan
unsurların en önemlisidir. Dilimizi bileni bizden, bilmeyeni yabancı sayarız.
İnsanlar arasındaki ilişkiler dil ile kurulur, yürütülür, gelişir, kimi zaman
...
Cahit Zarifoğlu
1940 yılında Ankara'da doğdu. Babasının
memuriyeti dolayısıyla ilk ve orta öğrenimini yurdun çeşitli yerlerinde yaptı.
Liseyi memleketi K.Maraş'ta tamamladı. İ.Ü. Edebiyat Fakülte...
ANLATIM BOZUKLUKLARI
Anlatımın yazılı ve
sözlü olmak üzere iki temel yolu vardır. İki anlatım yolu arasında kullanılan
dil açısından farklılıklar olması doğaldır. Anlatımın işlek, açık ve etkili
olması i...
ANLATIM BİÇİMLERİ VE ÖZELLİKLERİ Anlatım, bir kimseye bir şey hakkında bir şey söyleme, bir
şey anlatma işidir. Bu söyleme ve anlatma gelişi güzel olmaz. Anlatımı
yönlendiren, biçimlendiren yazarın amacıdırBir yazar, acaba söz veya...
5 HECECİLER Hecenin Beş Şairi [Orhan Seyfi (Orhon) 1890-1972; Halit Fahri (Ozansoy) 1891-1971; Enis Behiç (Koryürek) 1891-1949; Yusuf Ziya (Ortaç) 1895-1967; Faruk Nafiz (Çamlıbel)1898-1973] İkinci meşrutiy...
19. Yüzyıldan Günümüze Türk Şiiri TANZİMAT
Tanzimat; düzenlemeler, yeğlemeler,ıslahat anlamına gelir,
"tanzim"sözcüğünün çoğuludur. Tanzim ise Arapça "nazm"dan gelir. Sıraya
koyma, dizme, sıralama, ıslah etme, ...
KEÇECİZADE İZZET MOLLA Mevlevi tarikatına bağlı , derviş ruhlu, olgun bir insan olan Izzet
Molla, nüktedan bir şairdir.Dürüst tabiatlı, kendisine yapılan
iyilikleri unutmayan bir insan olduğundan , çok iyilik ve iltifatla...
TEVRİYE SANATI Tevriye’nin lügat manası, bir şeyi arkaya
atmak, örtmek demektir. Buna ihâm denildiği gibi bedî ile Arapça kitaplarında
“tevcih” ve “tahyil” adları da verilmiştir. Edeb...
BATI ETKİSİNDE GELİŞEN TÜRK ŞİİRİ
Türkiye'de çağdaşlaşma serüveni genellikle Batılılaşma hareketleriyle
başlatılır. Osmanlıdaki Batılılaşma çabalarının, reformist girişimleri dayatan,
Batı'nın istemleriyle gerçekleştiği bilinir....
TECÂHÜL-İ ARİF SANATI Bilinen bir gerçeği bir nükteye dayanarak bilmiyormuş gibi
söylemektir. Yani tecâhül-i arif ne hiç bilmemektir, ne de bildiğini
saklamaktır. Buna göre söylersek, bildiğini, türlü nedenlerle bilmezle...
Yaratımsız Dönem Ve İkinci Yeni 1950’lerde toplumsal yapıda
kimi değişimlerin
belirginleştiği görülür. II. Dünya Savaşı, tek parti yönetiminin baskısı,
toplumsal gelişimindeki dengesizlik sınıfsal
çatışmayı körüklemiş, çok...
DESTANLAR ve ÖZELLİKLERİ
Destanlar,
toplum hayatında derin izler bırakan büyük olayların (kuraklık, gttç, düşman
istilası, tabiî afetler, savaşlar vb.) o topluluğun hafızasında yoğrula yoğrula
şekill...
İKİ NOKTA ( : )
İKİ
NOKTA ( : )
Başkasından aktarılan yazı ya da sözlerde, tırnak ya da
konuşma çizgisinden önce:
Cemo sopasını yere indirdi ve:
- Git sopanı al öyleyse! Dayağı yiyeceksin. ...diye ...
KELİME
KELİME
Türkçe
kelimeleri anlamlarına, yapılarına ve cümlede aldıkları görevlere göre
sınıflandırabiliriz. Bu sınıflandırma aşağıdaki tabloyu meydana getirir.
Anlamlar...
Dil bilgisi giriş Dil: İnsanların duygu,
düşünce ve isteklerini anlatmak için kullandıkları ses ya da işaretler
sistemidir.
Dilbilgisi :
Bir dili oluşturan sesleri, kelimeleri, cümleleri ve bunlarla ilgili kurallar...
ZARFLAR
ZARFLAR
ZARFLAR
Hal Zarfları
Zaman Zarfları
Yer ve Yön Zarfları
Azlık - Çokluk Zarflerı
Soru Zarfları
Yüklemin anlamını hal ve...
NOKTA ( . )
NOKTA (
. )
Tamamlanmış cümlelerin sonuna konur.
Kaçmayı namusuna yediremiyordu.
Kısaltmalardan Sonra konur.
Prof. Dr. bkz. vb. Bn. P.T.T, T.B.M.M. ... (Not: Son yıllarda
kısal...
NOKTALI VİRGÜL ( ; )
NOKTALI
VİRGÜL ( ; )
Birbirine bağlı, fakat her biri kendi içinde bağımsız
cümleleri ayırmada:
At ölür, meydan kalır; yiğit ölür, şan kalır.
İki cümle birbirine ve, ama, fakat, çün...
YAPILARI BAKIMINDAN KELİMELER
YAPILARI
BAKIMINDAN KELİMELER
1. Basit Kelimeler:
Kelime kökü ek alsa bile anlamca bir değişikliğe uğramamışsa, bu tip kelimelere
BASİT KELİMELER denir. Genellikle kök halindeki (bazen gövd...
YAZIM KURALLARINA GİRİŞ Yazıda doğabilecek karışıklıkların önüne geçmek, yanlış okumayı önlemek,
okumayı ve anlamayı kolaylaştırmak, herkesin aynı şekilde yazıp okumasını
sağlamak için belirlenmiş olan kurallara imlâ...
İNCELTME VE UZATMA İŞARETLERRİNİN YAZILIŞI Düzeltme işareti Türkçe olmayan kelimelerde kullanılan bir işarettir. Bu
işaret hem uzatma hem de inceltme görevinde kullanılır. İnceltme görevi sadece
"g, k, l" ünsüzleri için; uzat...
EDATLARIN YAZILIŞI Edat ve bağlaç olarak kullanılır.
Yazılışları bakımından aralarında fark yoktur.
Bu kelime kendinden önceki kelimeye bitişik de yazılabilir, ondan ayrı da...
Bitişik yazılan "ile"...
ÜNLÜ UYUMUNA AYKIRI EKLERİN YAZILIŞI --yor (şimdiki zaman eki): Sadece -yor şeklinde yazılır, ünlü uyumlarına
aykırıdır.
geliyor, biliyor, istiyor, gizliyor...
--ken (zarf-fiil eki): Ünlü uyumlarına aykırıdır. Sadece -ken şekl...