You are here:  Anasayfa arrow KARACAOĞLAN
KARACAOĞLAN PDF Yazdır E-posta
Yazar Edebiyat   
Cumartesi, 20 Eylül 2008

a) HAYATI

 

       Türk saz şiirinin çok sevilen çok sayıda şiiri günümüze kadar gelebilen bu coşkun sesi hakkında ne yazık ki pek az bilgi bulunmaktadır. Karacaoğlan’ın yaşamı üzerine belge değeri olan yazılı kaynaklarda bilgi yoktur. Kendi şiirlerinden, halk söylentilerinden, kuşaktan kuşağa anlatıla gelen menkıbelerden çıkarılan bilgilerin ise birbirini tutmadığı görülür. 

      

Nereli olduğu bile kesinlikle anlaşılmamıştır. Bark Türkmenleri onu kendilerinden sayarken, Kilis’in Musabeyli Bucağında yaşayan Çavuşklu Türkmenleri de kendilerinden olduğunu söylerler. Batı Anadolu’da yaşayan Kara Keçili Aşiretine göre onlardandır.Mersin’in Silifke, Gülnar, Mut ilçelerinde yaşayanlar kendi içlerinden olduğunu ileri sürerler. Gazianteplilere göre, bugün Suriye sınırları içinde Akpınar Köyündendir. Kırım’da derlenen bir menkıbeye bakılırsa Belgratlıdır. Bir söylentiye göre Kazan Dağı yakınlarındaki Bahçe İlçesinin Varsak Köyünden, başka bir söylentiye göre yine Kazan’a bağlı Peke İlçesi’nin Gökçe Köyünde doğmuştur. Doğduğu yer ile ilgili bilgiler oldukça farklı ve fazladır.

       Karacaoğlan hakkındaki bu karışıklığa sebep olarak uzmanların temel görüşü halkımızın varlığını benimsediği ozanlardır. Türk halkı Karacaoğlan olduğu gibi. Bu nedenledir ki şiirlerinin hangisinin kendisine hangisinin başkasına ait olduğu tam olarak ayırt edilememektedir Ayrıca bazı şiirleri başkalarınca tekrarlanırken zamanla ağızdan ağza farklılaşmıştır.

        Karacaoğlan’ın doğduğu yer gibi öldüğü yer de belli değildir. Hoca Hamdi Efendi’nin anılarında Maraş civarında Çezel Yaylasında 96 yaşında vefat eyleyip vasiyeti üzerine tenha bir pınar başına defn olunup çürüyünceye kadar baş ucunda ağaçta asılı durduğu söylentisi yazılı. Bir araştırmaya göre Nibic’in Keklice Köyünde sazını dalına astığı bir ağacın altında yatıyor. ( FUAT, 1995, ss.7/9 )

       Halk şairleri arasında hakkında en çok araştırma ve yayın yapılmasına rağmen doğum tarihi bilinmemekte yaşadığı dönem yüzl olarak bile tahmin edilememekte ihtimaller XV. yüzyıl sonları ile XVIII. yüzyıl başları arasında iki yüz yıldan fazla bir zamanı içine almaktadır. Latîfî’nin 1546’da tamamlanan tezkiresinde bir manzum parçaya III. Murad devrindeki bir düğünü tasvir eden Sûrnâme-i Hümâyun’daki ibarelere Ali Mustafa Efendi’nin XVI. yüzyıl sonlarında yazdığı Mevâidü’n Nefâis fî Kavâidi’l-mecâlis’inde zikrettiklerine göre XVI. yüzyıl hatta beklide XV.yüzyılın sonlarında yaşadığının ileri sürülmesine karşılık Karacaoğlan’a ait şiirlerin eneksi örneklerine XVIII. yüzyıl cönklerinde rastlandığını bu şiirlerde geçen olay ve kişilerin XVII. yüzyıla ait olduğu şiirlerinin dili de bu dönemin özelliklerini taşıdığı sanılarak şairin yaşadığı dönemin XVII. yüzyıldan daha önce olmayacağı görüşü benimsenmiştir. Daha yakın yıllara ait yayınlarda ise ortaya konan delillerin telif edilerek şiirlerde bahsedilen olay ve kişilerin XVII. yüzyılda bulunabileceği kadar XVIII. yüzyılda da olabileceği başka ip uçları da dikkate alınarak  Karacaoğlan adında belki birden fazla şair yaşamış olabileceği ileri sürülmüştür. (TDVİA., 2001, C.24 , ss. 377-378 )

        Karacaoğlan ile ilgili çalışmalarda birden fazla Karacaoğlan’ın varlığından  bahsedilmesi onunla ilgili şüpheleri artırmaktadır. XVI. ve XVII. yüzyıllara ait kaynaklarda yer alan bilgiler değişik araştırmacılar tarafından iki Karacaoğlan’ın varlığı şeklinde değerlendirilmektedir. Ancak bazı araştırmacılar hala ikinci Karacaoğlan’ın varlığı konusunda tereddüt içindedirler. Gerçekten iki ayrı  Karacaoğlan var mıdır ? Bu soruya verilen cevap mutlaka eksik ve geçici olmaktadır. Fakat şimdilik. (BTK., 1986, C.4, s.379 )

       Karacaoğlan’ın hayatı hakkında  şüpheler şiirleri içinde geçerlidir. Her saz şairi gibi onunda şiirlerini de söylendiği ilk şekilleri ile tespit etmek mümkün olmamıştır. Yaygın bir şöhrete sahip olduğu bilinen Karacaoğlan’a kendisinin olmayan bir çok şiirin mal edilmiş olması muhtemeldir. XIX. yüzyılda biri Yozgat’ta diğeri Güney Anadolu’da Küçük Karacaoğlan adıyla anılan iki adaşı da bulunan Karacaoğlan’ın 500 civarında şiiri olduğu tahmin edilmektedir. Ancak bunların pek çoğunda birbirine benzer dörtlük ve mısralara rastlanması, bir kısmının Karacaoğlan’a ait olmadığını veya birbirinin varyantı olabileceğini düşündürmektedir. Ona ait olduğu kabul edilen şiirlerdeki hakim özellik şair dış dünyayı bilhassa sevgilisinin güzelliğini büyük bir samimiyetle dile getirmesidir.

 

        b) EDEBİ ŞAHSİYETİ

 

       Aşık edebiyatının en belirgin özelliklerinden biri sayılan ilticali söyleyiş yeteneği ve samimiyet Karacaoğlan’ın da pek çok halk şairinin ulaşamadığı seviyededir. Buna dilinin sadeliği, mahalli ve çarpıcı unsurları ustaca kullanması da eklenince  Karacaoğlan şiirinin gerçek çehresi belli olur. Şiirlerinde maddi hazları ve güzellere düşkünlüğünü pervasızca dile getirmesi Nedim’i hatırlatmaktadır. Dini motiflere çok az yer veren Karacaoğlan’da tasavvuf düşüncesi hemen hemen hiç yoktur. Bu durum eserlerinin ladini bir nitelik taşıdığını göstermekle beraber onun dine ve dini unsurlara karşı saygısız olduğu anlamına gelmez. Molla Hünkar diye adlandırdığı Mevlânâ Celaleddîn-i Rûmî’den ve Hacı Bektaş-î Velî’den bahsetmesi de şairin Mevlevî veya Bektaşî olduğunu göstermez. Ayrıca Hatâî’ye ait bir manzumenin  Karacaoğlan’a mal edilip Pir Sultan Abdal’a nazire söylediği ileri sürülerek onu Hurufî ve Kızılbaş etmekte gerçekleri yansıtmamaktadır. ( KÖPRÜLÜ, 1962, ss. 321-322 )

       Karacaoğlan geleneğinin en yeni ve önemli özelliği sevgi ve kadın anlayışına getirdiği bu değişik bakıştır. Şair bu yanı ile çığır açmış, kalıcı olmuş, kendinden sonra gelen nice çevre aşıklarına yön vermiştir. Nasıl oluyor da bu şiir geleneğinin çizdiği kalıpları böylesine kırıp bu kadar yeni bir akım getirebiliyor ? Bu sorunun karşılığını Türkmen göçerleri arasında kadının yerine bakarak verebiliriz. Bazı Türkmen aşiretlerinde kadının kocasını boşama yetkisi vardır. Eğer kadın mavi bir ferace giyinip dolaşırsa bu kocasından boşandığı anlamına gelir. Ayrıca uzakta olan eşine ben ondan mahzuz değilim diye haber gönderdiği zamanda boşanmış sayılır. Karacaoğlan’ın da güzellik ve kadın konusundaki düşüncelerinin bununla bir ilişkisi olabileceği düşünülebilir. ( BAŞGÖZ, 1977, s.23 )

       Karacaoğlan şiirle müziği birleştiren ender sanatçılardan biridir. Yunus Emre çağında başlayan tasavvuf felsefesinin etkisinde kalmamış tekkelerle bir ilişki kurmamış, dünya sevgisi güzel, doğa ve insanlar arasında yaşama sevinci insan ve özellikle kadın sevgisi duyarak yaşamıştır. Koşmalarla Türküler söylemiş bu sevinci ve sevgiyi çevresine aşılamaya yönelmiştir. Karacaoğlan söyleyeceklerini halkın anlayacağı bir söyleyiş içinde en kestirme yoldan, kısaca konuşma rahatlığı içinde içtenlikle sade ve açık bir dille söylemiştir.Kullandığı sözcükler birlikte yaşadığı ve konuşmalarını dinlettiği insanların kullandığı sözcüklerdir. Şiirlerinin bir çoğunda Türkmenlerin giyimlerine ilişkin sözler, göçler ve düğünler ile ilgili dizeler görülür. O halk gibi gerçekçidir. Sevgisinde de görülür. Bir gerçeklik vardır. “Ben güzele güzel demem / Güzel benim olmayınca” diyecek kadar gerçekçi bir sanatçıdır. Ayrıca yaşadığı olayların ve yılların üzerine de bazı destanlar söylemiştir. Onda herkesin kullandığı imgelerden pek eser görülmez, kendi imgelerini kendisi oluşturur. Betimlemeleri fazla ilgi göstermez. Kalıplaşmış imgeler, benzetmeler yok gibidir. Söyleyişi, yalın, açık, doğal ve yapmacıksızdır. Nasıl düşünüyorsa öyle söyler tam bir içtenlik görülür söyleyişinde. Deyimleri kullanırsa da atasözlerine pek fazla yer ve önem vermez.

 

       Aşık ateşin değirmende öğüttüm.

       Eledim kalburdan elekten çektim.

……………..

               Gurbet ilde padişahlık sürmeden

               Vatanımda züğürt olmak yeğ imiş.

……………..

       Kumaş olam arşın arşın yırtılam

       Köle olam çarşılarda satılam.

……………..

               Ol kiraz dudaklar nar gibi yüzler

               z beni anlıyor sendeki gözler.

 

       Örneklerinde görüldüğü gibi kendine özgü ve özgün olan benzetmelerini imgelerini çevresinden, içinde yaşadığı toplumsal ve doğal çevreden alır.

       Karacaoğlan’ın kendine özgü benzetmeleri yanında şiir tekniğinin de üstün düzeyde olduğu belirtilmelidir. Hatta denilebilir ki O koşmanın en büyük ustasıdır. Koşma yanında türkü, semai, varsağı gibi türlerde de ustadır. Onun dilinde şatafatlı söyleyiş görülmez. Onun cümle düzeni cümle kurma zorunluluğuna yenik değildir. Pek, şiir düzeni dışında bir zorlama bir bozma yoktur.

       Koşma, türkü, semai, destan, varsağı türlerinde şiir söylemiş olan Karacaoğlan şiirlerinin tamamını 4+4+3 veya 6+5=11’li veyahut 4+4=8’li hece kalıbıyla yarım kafiye kullanarak yazmıştır. Yine diğer halk şairleri gibi bir şiirde değişik duraklı aynı hece kalıbını kullanmak Karacaoğlan’ın nazımındaki yaygın şekil kusurlarından biridir. Bir çok şiirinde giriş mısrası olarak “Ala gözlerini sevdiğim dilber / Çıktım yücesine seyran eyledim / Elver bahar yaz ayları gelende” ve benzeri gibi mısraları aynen veya az çok değişik olarak kullanır. ( UYGUNER, 1993, ss.26-52 )

       Başta Âşık Ömer olmak üzere XVII. asır aşıklarından Gevheri, Âşık Hasan ve Aşık İsmail Karacaoğlan’ın etkisinde kalarak ona nazireler yazmışlardır. Daha sonraki asırlarda yetişen Dadaloğlu, Deli Boran, Beyoğlu, Gündeşlioğlu, Hâkî, İrfanî, Hezârî, Vahdetî, Ruhsâtî gibi aşıklar üzerinde etkisi büyük olmuştur. XIX. ve XX. asırda onun adını kullanan iki aşık daha vardır. ( TDEA., C.5, s.163 )

      Karacaoğlan üzerinde derinleşmek ve araştırma yapmak isteyenlerin Karacaoğlan hayatı ve şöhreti, eserleri ve şahsiyeti hakkında çok sayı da yapılan neşriyat arasında bilhassa şu eser ve makaleler önemlidir.

       - M.Fuat Köprülü, Saz Şairleri, Ankara, 1962, s.317

       - Fevziye Abdullah Tansel, Karacaoğlan Hakkında Tenkidi Bir Bibliyografya, Ülkü Mecmuası, Sayı 658, Mart 1940

       - Saadettin Nushet Ergün,  Karacaoğlan, I.Baskı, İst.1935, II.Baskı, İst.1950

       - Ahmet Kutsi Tecer, Karacaoğlan’a Yeni Bir Bakış, İst. Mecmuası, Sayı:10,12,14,ustos-Aralık 1954

       - Gelibolulu Ali, Meva’i’dü’n Nefaîs Fî Kava’i’dü’l Mecâlis , İst.1956

( BANARLI , 1998, C.2, s.718 )

       Sonuç olarak doğduğu ve öldüğü tarihler dahası yaşadığı dönem kesinlikle belli olmayan Karacaoğlan, çoğu kendisinin olmayan uygulayım kusurları bir yana çok güzel koşmalar ve varsağılar söylemiş bir ozandır. Duygularını tam bir içtenlikle olduğu gibi söylemiş ve bunlara şiirin sanat yönünü ihmal etmeyerek ortaya koymuştur. Söyleyiş ustalığı anlatımdaki açıklık, dolaysızlık ve duruluk bakımından başarılı bir sanatçıdır. Bu özellikleri ile halk şiirimizin en başta gelen ustalarından biri olarak bu günde yaşamakta; dün olduğu gibi bu günde onun gibi söylemek ve yazmak isteyen bir çok kişi görülmektedir. O halk şiirimizin doruklarındadır.

        

 

 

c) KARACAOĞLAN’DAN ÖRNEKLER

 

KOŞMALAR

 

 

 

 

 

 

Ala gözlüm ben bu ilden gidersem

Zülfü perişanım kal melil melil

Kerem et aklından çıkarma beni

la göz yaşını sil melil melil

 

Yiğit, ey sevdiğim sen seni gözet

Karayı bağla da beyazı çöz at

Doldur ver bâdeyi, bir dahi uzat

Ayrılık şerbetin ver melil melil

 

Elvan çiçeklerden sokma başına

Kudret kalemini çekme kaşına

Beni unutursan doyma yaşına

Gez benim aşkımla yâr melil melil

 

Karac’oğlan der ki, ölüp ölünce

Bende güzel sevdim kendi halimce

Varıp gurbet ile vâsıl olunca

Dostlardan haberim al melil melil

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

KOŞMA

 

 

 

 

 

 

Çukurova bayramlığını geyerken

Çıplaklığın üzerinden soyarken

Şubat ayı kış yelini kovarken

Cennet dense sana yakışır dağlar

 

acınız yapraklarla donanır

Taşlarınız bir birliğe inanır

Hep çiçekler bağrınızda gönenir

narınız çağlar, akışır dağlar

 

Rüzgâr eser dallarınız atışır

Kuşlarınız birbiri ile ötüşür

Ören yerler bu bayramda pek üşür

Sünbül nîçin yaslı bakışır dağlar

 

Karac’oğlan size bakar sevinir

Sevinirken kalbi yanar göğünür

mıldanır hep dertlerim devinir

Yas ile sevincim yıkışır dağlar

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

TÜRKÜ

 

İncecikten bir kar yağar

Tozar Elif Elif diye

Deli gönül abdal olmuş

Gezer Elif Elif diye

 

Elif’in uğru nakışlı

Yavru balaban bakış

Yayla çiçeği kokuşlu

Kokar Elif Elif diye

 

Elif kaşlarını çatar

Gamzesi sineme batar

Ak elleri kalem tutar

Yazar Elif Elif diye

   

Evlerinin önü çardak

Elif’in elinde bardak

Sanki yeşil başlı ördek

Yüzer Elif Elif diye

 

Karac’oğlan eğmelerin

Gönül vermez değmelerin

İliklemiş düğmelerin

Çözer Elif Elif diye

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yorumlar (0)Add comments

Yorum yaz
quote
bold
italicize
underline
strike
url
image
quote
quote
smile
wink
laugh
grin
angry
sad
shocked
cool
tongue
kiss
cry
daha kucuk | daha buyuk

security image
Lutfen goruntulenen karakterleri yaziniz


busy
Son Güncelleme ( Cumartesi, 20 Eylül 2008 )
 
< Önceki   Sonraki >

Giriş Formu






Kayıp Parola?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol
Dilimizin Geleceği
Dil bir toplumu toplum yapan unsurların en önemlisidir. Dilimizi bileni bizden, bilmeyeni yabancı sayarız. İnsanlar arasındaki ilişkiler dil ile kurulur, yürütülür, gelişir, kimi zaman ...
Cahit Zarifoğlu
1940 yılında Ankara'da doğdu. Babasının memuriyeti dolayısıyla ilk ve orta öğrenimini yurdun çeşitli yerlerinde yaptı. Liseyi memleketi K.Maraş'ta tamamladı. İ.Ü. Edebiyat Fakülte...
ANLATIM BOZUKLUKLARI
Anlatımın yazılı ve sözlü olmak üzere iki temel yolu vardır. İki anlatım yolu arasında kullanılan dil açısından farklılıklar olması doğaldır. Anlatımın işlek, açık ve etkili olması i...
ANLATIM BİÇİMLERİ VE ÖZELLİKLERİ
Anlatım, bir kimseye bir şey hakkında bir şey söyleme, bir şey anlatma işidir. Bu söyleme ve anlatma gelişi güzel olmaz. Anlatımı yönlendiren, biçimlendiren yazarın amacıdırBir yazar, acaba söz veya...
5 HECECİLER
Hecenin Beş Şairi [Orhan Seyfi (Orhon) 1890-1972; Halit Fahri (Ozansoy)  1891-1971; Enis Behiç (Koryürek) 1891-1949; Yusuf Ziya (Ortaç) 1895-1967; Faruk Nafiz (Çamlıbel)1898-1973] İkinci meşrutiy...
19. Yüzyıldan Günümüze Türk Şiiri
TANZİMAT Tanzimat; düzenlemeler, yeğlemeler,ıslahat anlamına gelir, "tanzim"sözcüğünün çoğuludur. Tanzim ise Arapça "nazm"dan gelir. Sıraya koyma, dizme, sıralama, ıslah etme, ...
KEÇECİZADE İZZET MOLLA
Mevlevi tarikatına bağlı , derviş ruhlu, olgun bir insan olan Izzet Molla, nüktedan bir şairdir.Dürüst tabiatlı, kendisine yapılan iyilikleri unutmayan bir insan olduğundan , çok iyilik ve iltifatla...
TEVRİYE SANATI
Tevriye’nin lügat manası, bir şeyi arkaya atmak, örtmek demektir. Buna ihâm denildiği gibi bedî ile Arapça kitaplarında “tevcih” ve “tahyil” adları da verilmiştir. Edeb...
BATI ETKİSİNDE GELİŞEN TÜRK ŞİİRİ
Türkiye'de çağdaşlaşma serüveni genellikle Batılılaşma hareketleriyle başlatılır. Osmanlıdaki Batılılaşma çabalarının, reformist girişimleri dayatan, Batı'nın istemleriyle gerçekleştiği bilinir....
sevgi
güzel bir animasyon...
TECÂHÜL-İ ARİF SANATI
Bilinen bir gerçeği bir nükteye dayanarak bilmiyormuş gibi söylemektir. Yani tecâhül-i arif ne hiç bilmemektir, ne de bildiğini saklamaktır. Buna göre söylersek, bildiğini, türlü nedenlerle bilmezle...
Yaratımsız Dönem Ve İkinci Yeni
1950’lerde toplumsal yapıda kimi değişimlerin belirginleştiği görülür. II. Dünya Savaşı, tek parti yönetiminin baskısı, toplumsal gelişimindeki dengesizlik sınıfsal çatışmayı körüklemiş, çok...
DESTANLAR ve ÖZELLİKLERİ
  Destanlar, toplum hayatında derin izler bırakan büyük olayların (kuraklık, gttç, düşman istilası, tabiî afetler, savaşlar vb.) o topluluğun hafızasında yoğrula yoğrula şekill...
DİL BİLİÇLENMESİ
                               ...
İKİ NOKTA ( : )
İKİ NOKTA ( : ) Başkasından aktarılan yazı ya da sözlerde, tırnak ya da konuşma çizgisinden önce: Cemo sopasını yere indirdi ve: - Git sopanı al öyleyse! Dayağı yiyeceksin. ...diye ...
KELİME
KELİME Türkçe kelimeleri anlamlarına, yapılarına ve cümlede aldıkları görevlere göre sınıflandırabiliriz. Bu sınıflandırma aşağıdaki tabloyu meydana getirir. Anlamlar...
Dil bilgisi giriş
Dil: İnsanların duygu, düşünce ve isteklerini anlatmak için kullandıkları ses ya da işaretler sistemidir. Dilbilgisi : Bir dili oluşturan sesleri, kelimeleri, cümleleri ve bunlarla ilgili kurallar...
ZARFLAR
ZARFLAR     ZARFLAR     Hal Zarfları Zaman Zarfları Yer ve Yön Zarfları Azlık - Çokluk Zarflerı Soru Zarfları Yüklemin anlamını hal ve...
NOKTA ( . )
NOKTA ( . ) Tamamlanmış cümlelerin sonuna konur. Kaçmayı namusuna yediremiyordu. Kısaltmalardan Sonra konur. Prof. Dr. bkz. vb. Bn. P.T.T, T.B.M.M. ... (Not: Son yıllarda kısal...
NOKTALI VİRGÜL ( ; )
NOKTALI VİRGÜL ( ; ) Birbirine bağlı, fakat her biri kendi içinde bağımsız cümleleri ayırmada: At ölür, meydan kalır; yiğit ölür, şan kalır. İki cümle birbirine ve, ama, fakat, çün...
YAPILARI BAKIMINDAN KELİMELER
YAPILARI BAKIMINDAN KELİMELER 1. Basit Kelimeler: Kelime kökü ek alsa bile anlamca bir değişikliğe uğramamışsa, bu tip kelimelere BASİT KELİMELER denir. Genellikle kök halindeki (bazen gövd...
YAZIM KURALLARINA GİRİŞ
 Yazıda doğabilecek karışıklıkların önüne geçmek, yanlış okumayı önlemek, okumayı ve anlamayı kolaylaştırmak, herkesin aynı şekilde yazıp okumasını sağlamak için belirlenmiş olan kurallara imlâ...
PEKİŞTİRLMİŞ KELİMELERİN YAZILIŞI
 Pekiştirme sıfatları ve zarfları bitişik yazılır: dümdüz, sapsarı, mosmor, kapkara, apaçık, tertemiz, çepeçevre, sapasağlam, darmadağınık, yapayalnız, çırılçıplak, çepeçevre...
İNCELTME VE UZATMA İŞARETLERRİNİN YAZILIŞI
 Düzeltme işareti Türkçe olmayan kelimelerde kullanılan bir işarettir. Bu işaret hem uzatma hem de inceltme görevinde kullanılır. İnceltme görevi sadece "g, k, l" ünsüzleri için; uzat...
EDATLARIN YAZILIŞI
 Edat ve bağlaç olarak kullanılır. Yazılışları bakımından aralarında fark yoktur. Bu kelime kendinden önceki kelimeye bitişik de yazılabilir, ondan ayrı da... Bitişik yazılan "ile"...
ÜNLÜ UYUMUNA AYKIRI EKLERİN YAZILIŞI
 --yor (şimdiki zaman eki): Sadece -yor şeklinde yazılır, ünlü uyumlarına aykırıdır. geliyor, biliyor, istiyor, gizliyor... --ken (zarf-fiil eki): Ünlü uyumlarına aykırıdır. Sadece -ken şekl...

Spotlight

Stop
Play