İbrahim Gülşenî evliyanın büyüklerindendir.
İsminin uzunca söylenişi İbrahim bin Muhammed bin İbrahim bin Şehabeddin bin
Aydoğmuş bin Gündoğmuş bin Oğuz Ata şeklindedir. Lakabı Gülşenî’dir. Doğum yeri
ile ilgili birçok kaynakta
farklı bilgiler bulunmasına karşın genel kanaat Diyarbakır Amid’de
dünyaya geldiğidir. Bu konuda ileri sürülen bir diğer iddia ise Azerbaycan’ın
Barda şehrinde doğduğudur. Fakat şairin Amidî nisbesini taşıması ve türbesinin
Diyarbakır’da bulunması ileri sürülen bu iddiaların doğru olmadığını
göstermektedir. Yinede bu konu ile ilgili kesin bir yargıya ulaşabilmiş
değiliz. (İSLAM ALİMLERİ ANS., C.14, s.135 )
İbrahim Gülşenî’nin hayatı
hakkında bilinenlerin büyük bir kısmı oğlu Hayâlî’nin halifesi Muhyî-i
Gülşenî’nin Menâkıb-ı İbrahim Gülşenî adlı eserine dayanmaktadır. Ancak bu
eserde Muhyî onun nerede doğduğunailişkinherhangi bir bilgi vermemiştir.İbrahim
Gülşenî’nin doğum yeri olduğu gibi doğum tarihi de tartışmalıdır. Ataî, Şakayık
Zeylî’nde “830-
1426”
da doğduğunu yazar.Muhyîde onun 1534’te vefat ettiği zaman 114 yaşında olduğunu söyler.
Bu duruma göre 826-1422 senesinde doğmuş olması gerekir. Yine Muhyî’nin eserinden alınan bilgiye göre babası
Muhammed Amidî anlatılırken onun Akkoyunlu
Sultanı Hamza Döneminde (1434-1444
) yetişmiş ve İbrahim
iki yaşındayken ölmüştür. Buna göre, babasının Sultan Hamza’nın saltanat devri
olan 1434- 1444 tarihleri arasında veya 1444’ten sonra ölmüş veİbrahim Gülşenî’nin de hemen hemen bu tarihlerde doğmuş olması gerekir. (TDEA., C.3, s.398)
Muhyî başka bir yerde İbrahim Gülşenî’nin 15 yaşında
Tebriz’e gittiğini ve orada Uzun Hasan’ın kazaskeri Molla Hasanile görüşerek ondan bazı
görevler aldığını anlatır. Fakat onun bu sıralarda 15 yaşında acemi bir çocuk olmaktan ziyade yaşının biraz daha büyük olması
en azından aldığı görevi bilinçlice tetkik
edebileceği olgun bir yaşta olması gerekir. Aksi haldebir
kazaskeringörevlerinibir bölümünü bu yaştaki bir çocuğa bırakması pek fazla akıl
karı olmaz. Uzun Hasan’ın Tebrîz’ialışıveburayı başkent yapışı 1468 yılına denk gelir ki daha önceki ihtimaller göz önüne alındığında
İbrahim Gülşenî’nin 38-40 yaşlarında olması gerekir. Muhyî, İbrahim Gülşenî’nin
kendi soyunu yedi kuşakla Oğuz ataya ulaştırdığını söyler. Onunla aynı
zamanlarda yaşayan Uzun Hasan’ın soyunun da 52. veya 54. kuşakta Oğuz ataya
dayandırıldığı bilinmektedir. Ayrıcaİbrahim Gülşenî’nin kendi soyunu Hz. Peygamber’e veya Sahabeye değil,
Oğuz ataya bağlaması Akkoyunlular da kavmiyetçi duyguların canlanması sürecinin
başlamasıyla ilgili olarak düşünülmüştür.
Gülşenî, kültürlü bir ailenin
çocuğudur. Babası kelam,
fıkıh, mantık konusunda eserleri olan bir âlimdi.
Dedesi ise müderristi ve aynı zamanda “Tekkü’l Muğlak” adlı bir kitabın
ve tasavvufa dair bir çok eserin müellifiydi. Aynı şekilde amcası da ilimle
uğraşan ve yaklaşık 200 müridi olan bir şeyhti. Gülşenî’nin babası ölünce onu
amcası yanına aldı ve eğitimini üstlendi. İlk öğrenimini burada yaptı. Çok
küçük yaşta eğitime başladığını hatta 4 yaşındayken Kur’an-ı hatmettiği, Türkçe
kitaplardan ayet ve hadisler okumaya başladığı, 10 yaşında ise mübarek geceleri
ihya ettiği, oyun ve eğlenceye değer vermediği Muhyî tarafından söylenmektedir.
Daha sonra bilgisini ve görgüsünü daha da arttırmak için Maverâünnehir’e gitmek
için yola çıkmıştır. Tebrîz’e vardığında Uzun Hasan’ın kazaskeri Molla Hasan
ile karşılaşır, onun kabiliyetini fark eden Molla Hasan, tahsil görmek için
Maveraünnehre gitmeye gerek yok diyerek Tebrîz’de de bunu yapabileceğini
söyleyerek
İbrahim Gülşenî’yi kalması konusunda
ikna eder. Burada Uzun Hasan’ında yardımıyla medrese eğitimini görür ve Molla
İbrahim olarak tanınmaya başlar. Tebrîz’de itibarı gittikçe artan İbrahim Molla
daha sonra Uzun Hasan’la tanışma imkanı buldu ve sürekli huzuruna girip
çıkabilmesi için ona “tarhan” unvanı verildi. Daha sonra Herat’a gönderildi.
Burada Abdurrahman-ı Cuma ile tanıştı. ( TDVİA.,
2000, C.12, s.302 )
Gülşenî, Halvetiyye tarîkatı ikinci pîri Seyyîd Yahyâ’yı
Şirvanî’ninhalîfelerinden Dede Ömer
Rûşenî iletanışıp ona intisab etti.
İbrahim Gülşenî, birsüre daha onunla
kaldıktan sonra Tebrîz’e geri döndü. Bunun ardından sıkı bir zühd ve riyazet
hayatı yaşamaya başladı. Dede Ömer Rûşenî, Uzun Hasan döneminde Tebrîz’e
geldiğine göre İbrahim Gülşenî ona 1487 yılından önce intisab etmiş olmalıdır. Dede Ömer Rûşenî vefatından birkaç gün önce İbrahim
Gülşenî’yi halife ilan etti. Rûşenî’den hilafet alarak tarikat kurmaya koyuldu.
Gülşenî’ye Sultan Yakub’da büyük değer vermiştir. Hatta onu kendisiyle birlikte
bazı savaşlara götürerek askerlerinin maneviyatını yükseltmeye çalışmıştır.
Gülşenî de Tebrîz’i anlattığı bir şiirinde Sultan Yakub’dan övgü ile söz
etmiştir. ( TDEA, C.3, s.398 )
Sultan Yakub’un ölümünden sonra
Akkoyunlu ailesi içinde meydana gelen taht kavgaları nedeniyle sıkıntılı
bir dönem geçiren İbrahim Gülşenî 900 yılında çok sayıda müridi ile birlikte
hacca gitti. Mekke de bazı Mısır’lı âlimlerle
tanıştı ve sonra Tebrîz’e döndü. Şah İsmail, Tebrîz’e girince ailesi ile
birlikte buradan ayrılıp Diyarbakır’a gitti. Burada “Ma’nevi” adlı eserini
yazmaya başladı. Burada ona intisab eden Müslümanların yanı sıra gayri
Müslimler de intisab etmeye başladı. Ancak devlet cizye gelirlerinin
azalmasından endişe ettiği için bunu kabul etmez. İbrahim Gülşenî,
Diyarbakır’dan ayrılıp Kudüs’e gitmek istediyse de isteği her defasında
reddedildi. Ardından Aleüddevlenin daveti üzerine Maraş’a gitti ve oradanKudüs’e gitmek için yola çıktı. Kudüs yolu
ile Mısır’a gitti ve buraya yerleşti. Şöhreti kısa sürede her yere yayılmaya
başladı. Yavuz Sultan Selim Mısır’ı fethedip Kahire’ye geldiğinde onu ziyaret
edip Müeyyediye Camisi önündeki, yanındaki araziyi dergah yapılması için
kendisine ricada bulunması üzerine onlara bağışlamıştır. Gülşenî, dostlarının
da yardımıyla zaviyesini inşa ettirip tarikatını yaymaya başladı. Ünü bütün
Mısır’a yayıldı. Zavîyesi dolup taşmaya başladı. Bu büyük şöhreti duyan Kanunî
Sultan Süleyman kendisini İstanbul’a çağırmıştır. Fakat bazı yanlış
anlaşılmalar dolayısıyla padişahın karşısına tahtına göz diktiği söylentisi
nedeniyle çıkartılmadığı ve kimilerince ancak 1528-1529 yılında ulaştığı
kaydedilmiştir. Önce İbrahim Paşa onu padişahın karşısına çıkarmayıp hakkında
söylenenlerle ilgili kanıt toplamaya çalışmış sonrada suçsuz olduğu
anlaşılmıştır. Gülşenî, Kanûnî Sultan Süleyman’la görüşme imkanı bulmuş ve
padişah ona saygı göstermiştir. Ayrıca Kehhalbaşına şeyhin gözlerini
iyileştirmesiniemretmişveilerlemiş yaşına rağmen gözleri açılmıştır.Kanûnî,Gülşenî’ninİstanbul’danayrılıpMısır’a gideceği zaman onun şerefine bir ziyafet vermiş ve ona
İstanbul’da kalmayı teklif etmiştir. Çok yaşlı olduğunun ileri sürülmesi
üzerine Hasan Zarîfî’yi halife olarak bırakmıştır. Mısır’a döndükten sonra
yaklaşık beş yıl daha yaşayan İbrahim Gülşenî 23 Nisan 1534’te vefat etmiştir.
Ölümüne “Mate Kutbüz Zaman İbrahim” ibaresi tarih düşürülmüştür. ( TDVİA,
2000, C.21, ss.302-303 )
b) ŞAHSİYETİ
Gülşenî’nin
tarîkat silsilesi Halvetiye’nin ana kollarından
Rûşenîyye’ nin Pîri Dede Ömer Rûşen vasıtasıyla tarîkatın ikinci pîri Yahya’yı
Şirvâniye ulaşır. Mürşîdi Dede Ömer Ruşen’inin kendisine bir gül vererek “sen
ol bağı bekanın gülşenisin” demesi üzerine mahlası Heybeti’yi değiştirerek
Gülşenî’yi kullanmaya başladığından kurduğu tarikata Gülşeniyye denilmiştir.
İbrahim Gülşenî’nin öğrenim durumu hakkında kaynaklarda kesin bir bilgi yoktur.
Abdülvehhah Eş-Şe’rânî onunla bir çok defa görüştüğünü onu beğendiğini fakat
dili tutuk bir ümmî olduğunu söylemek istediklerini güzel bir şekilde
anlatamadığını söyler. Ancak oldukça hacimli bir Arapça, Farsça ve Türkçe
manzum eserleri Şa’rânî’nin bu sözlerinde haklı olmadığını göstermektedir.
Ayrıca Muhyî, onun aynı anda üç ayrı kitabe, üç dilde irticalen şiir yazdığını kaydeder. (TDVİA,
2000, C.21, s.303 )
İbrahim Gülşenî, inancı çok
kuvvetli bir insandı Allahü Teala’nın emirlerini yapmak ve yasaklarından
kaçmaktaki gayreti pek fazla idi. Dünya malına hiç değer vermez, çok şüpheli
korkusu ile yapılmasında sakınca olmayan davranışların ve işlerin fazlasından
kaçınırdı. Allahu Teala’ya olan korkusundan günlerce yemek yemek aklına
gelmezdi bile. Asla başkalarından hediye kabul etmez, üstelik eline geçen
malları fakirlere dağıtırdı.
İnsanlara karşı davranışları çok
tatlı, hoş ve yumuşaktı. Dost düşman fark etmeksizin herkes onu çok severdi,
takdir ederdi. Müslümanların gönlünü kazandığı, huzuruna getirttiği gibi kâfirleri de alçak gönüllülüğü
ile ikna edip seve seve Müslümanlaştırırdı. Sultan, İbrahim Gülşenî’yi sever
hürmet ederdi. Sultan bir gece acayip bir rüya gördü rüyasında iri yarı siyah
bir kimse kendisini öldürmek kasdıyla elinde kılıçla saldırdı. Sultan öldürülme
korkusunda iken İbrahim Gülşenî Hazretleri talebeleriyle geldi. Talebelerin her
birine altın bir kılıç verdi. Gülşenî’nin talebeleri o siyah kimseye
kılıçlarını vurup, parça parça ettiler. Sultan ertesi gün İbrahim Gülşenî’yi
sarayına davet etti. Hürmet ve saygısını gösterdi. İzzet ve ikram da bulundu.
Sultan daha rüyasını anlatmaya fırsat bulamadan İbrahim Gülşenî rüyanın
tabirini söyledi. “Sadaka belayı giderir, ömrü uzatır.” buyurdu. Böylece
Sultanın İbrahim Gülşenî’ye olan itikat ve bağlılığı artmış oldu.
Bir gün şehzadelerden biri düşman
olduğu birinin zarar
görmesini istedi. Bu maksat ile İbrahim Gülşenî’ye gelip, o kişinin zarar
görmesi için bir yazı yazmasını istedi. İbrahim Gülşenî de “İşi Hak Teala’ya
havale etmek iyidir. Kin tutarak, öfkelenerek bir Müslüman zarar vermeye kalkmak
hatta uğradığı bir zarara sevinmek caiz değildir.” buyurdu. İbrahim Gülşenî’den
bu yazıyı alamayacağını anlayan şehzade atına bindi, başka bir kimseden böyle bir yazıyı almak için yola çıktı.
Yolda at şahlanarak iki ayağı üzerine doğruldu. Şehzade atın arkasından düştü
ve kendinden geçip bayıldı. Görenler yetişip bu haliyle evine getirdiler. Ayılıp kendine gelen
şehzade: “İbrahim
Gülşenî’ye gidin, ben tövbe ettim, pişman oldum. Beni affetsin” diye haber
gönderdi. İyi olup ayağa kalkınca hemen İbrahim Gülşenî’nin yanına gitti.
Huzurlarında tekrar tövbe etti. Sadık talebelerinden oldu.
İbrahim Gülşenî yine bir gün
talebeleriyle sohbet ediyordu.
Bir ara talebeleri : “Efendim! Allahu Teala’nın ihsanı ile kabirdeki
insanların azapta veya nimet içinde
oldukları biline bilir mi?
Dua edilerek azapta olanın azabı kaldırılabilir mi? Diye sordular.”İbrahim Gülşenî de; Allahu Teala’nın
sevdiklerinden biri kabre uğradığında, kabirdekinin azap içinde olduğunu gördü.
Aradan bir müddet geçtikten sonra tekrar o kabrin yanına uğradı. Kabre teveccüh
ettiğinde azabın kaldırılmış olduğunu gördü. Hayret ederek düşünceye daldı. O
sıra da kendisine bir hitap
geldi. Deniyordu ki “Bu kabirde yatan kimsenin küçük bir çocuğu vardı.
Annesi o çocuğu ilim öğrenmeye gönderdi. Çocuk Besmeleyi öğrenince Besmelenin
hürmetine babasının
azabı kalktı.” (İSLAM ALİMLERİ ANS., C.14, ss.136-137 )
Halvetî tarikatının Gülşenî
kolunu kurmuş olan İbrahim Gülşenî’nin eserlerinde Mevlana, Yunus Emre ve
kısmen Nesimî’nin tesiri hissedilmektedir. Tam bir mutasavvıf olarak
yaşamıştır. Sağlam bir dili ve akıcı bir üslubu vardır. Özellikle Türkçe
divanındaki gazel-ilahileri ile büyük bir yaygınlık kazanmıştır. Gülşenî’nin
geleceği Mevlânâ Celaleddin-î Rumî’nin “Dîdem ruh-ı hub-ı Gülşenîrâ / Ân çeşm-i çerağ-ı Rûşenî râ”
(Gülşenî’nin güzelyüzünü gördüm, o
Rûşenî’nin gözünün ışığıdır.) beytiyle müjdelenmiştir.
İbrahim Gülşenî de Ma’nevî adlı
eserinde bu beyiti ihtiva eden gazelle başlamıştır. Gerçekte bu eser
Mevlânâ’nın mesnevisine nazire olarak yazılmıştır. Bu da Gülşenî’nin Mevlana’ya
olan ilgisini göstermektedir. İbrahimGülşenî üzerinde etkili olan bir şahsiyet de Muhyiddin İbnü’l Arabî’dir.
Etkilendiği diğer bir sufî de İbnü’l Farız’dır. Arapça divanını onun
Et-Ta’iyyetü’l-Kübrâ’sına nazire olarak yazmıştır. ( TDEA, C.3, s.398-399 )
c) ESERLERİ
Türkçe, Arapça ve
Farsça olmak üzere ortalama 75.000 şiir yazmıştır. Eserlerinin başlıcaları ise şunlardır:
1) Ma’nevî: Mevlânâ’nın
Mesnevî’sine nazire olarak yazılan bu eser Farsça olup 40000 beyitten
oluşmaktadır. Diyarbakır’da on ay içinde tamamlanmıştır. Gülşenî, İstanbul’da
iken eseri Şeyhülîslam Kemalpaşazâde’ye inceletmiş, Kemalpaşazâde de sıradan
insanların bunu anlamayacağına ve eserin bir çok ilahi sırı ihtiva ediğini
söylemiştir. Hulvî bu eserin bir nüshasının Kemalpaşa zade’nin türbesinde
muhafaza edildiğini söyler. Mesnevi’den alınma pek çok hikaye de bulunmaktadır.
Kitabın hemen hemen hepsi müellifi hayata iken yazılan ayrıca ciltlerin de
değerli olan pek çok nüshası vardır. Eserin ilk beş yüz beyitiLa’li Mehmet Fenâî tarafında şerh edilmiştir.
2) Dîvân : 17.000 beyitten oluşan Farsça
divanda şairin Mevlânâ ve Yunus Emre’nin etkisinde kaldığı görünmektedir.
3) Kenzü’l–Cevâhir : Tasavvufî
konulara dair bazentuyuğ bazen
de rubai vezinlerinden meydana gelen bu Farsça eser7500 beyitten meydana gelmekte olup tek
nüshası İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi’ndedir.
4) Şîmurgnâme : Muhyî tarafından bu eserin
30000 beyit olduğu söylenmektedir.
5) Divan :1700 beyitten oluşmaktadır bu Türkçe divanda Yunus
Emre ve Nesimî’nin şiirlerin etkisi belli olmaktadır. En önemli nüshasıAnkara’da Dil ve Tarih – Coğrafya Fakültesi
Kütüphanesi’nde bulunmaktadır. Başka bir nüshası da İstanbul Üniversitesi
Kütüphanesi’nde kayıtlıdır. Gülşenî’nin diğer Türkçe eserleri de şunlardır ;
Manzum olanları, Pendnâme ve Cobannâme’dir. Manzum olan bu iki eserden başka
“Tahkîka-ı Gülşenî” adlı mensur bir Türkçe eserde İbrahim Gülşenî’ye nisbet
edilmektedir. İbrahim Gülşenî’nin İbnü’l Farız’a ait Et-Ta’iyyetü’l-Kübrâ’nın
etkisi altında yazdığı şiirlerinden oluşan 5000 beyitlik Arapça Divanı
bulunmaktadır. Bu divanın tek nüshası Ankara’da Dil ve Tarih – Coğrafya
Fakültesi Kütüphanesi’ndedir. ( TDVİA,
2000, C.21, s.304 )
ç) İBRAHİM GÜLŞENÎ’DEN ÖRNEKLER
GAZEL I
1- Gaflet ile geçdi günüm âh
n’ideyim ömrüm seni
Çün bozıla bu düzenün âh n’ideyin ömrüm seni
2- Ecel irişe nâgehân cânın ala çü Kahramân
Döndüre yasa düğünün âh n’ideyin ömrüm seni
3- Gice gündüz çalışduğın hırs u emelle yığduğın
Kala sensüz hânümânun âh
n’ideyim ömrüm seni
4- Anma mısın öleceğin kara yire gireceğin
Azrâîl’e virüp cânın âh n’ideyim ömrüm seni
5- Terk itmedün bir dem heves
elindeyken almadun ders
Dilimizin Geleceği
Dil bir toplumu toplum yapan
unsurların en önemlisidir. Dilimizi bileni bizden, bilmeyeni yabancı sayarız.
İnsanlar arasındaki ilişkiler dil ile kurulur, yürütülür, gelişir, kimi zaman
...
Cahit Zarifoğlu
1940 yılında Ankara'da doğdu. Babasının
memuriyeti dolayısıyla ilk ve orta öğrenimini yurdun çeşitli yerlerinde yaptı.
Liseyi memleketi K.Maraş'ta tamamladı. İ.Ü. Edebiyat Fakülte...
ANLATIM BOZUKLUKLARI
Anlatımın yazılı ve
sözlü olmak üzere iki temel yolu vardır. İki anlatım yolu arasında kullanılan
dil açısından farklılıklar olması doğaldır. Anlatımın işlek, açık ve etkili
olması i...
ANLATIM BİÇİMLERİ VE ÖZELLİKLERİ Anlatım, bir kimseye bir şey hakkında bir şey söyleme, bir
şey anlatma işidir. Bu söyleme ve anlatma gelişi güzel olmaz. Anlatımı
yönlendiren, biçimlendiren yazarın amacıdırBir yazar, acaba söz veya...
5 HECECİLER Hecenin Beş Şairi [Orhan Seyfi (Orhon) 1890-1972; Halit Fahri (Ozansoy) 1891-1971; Enis Behiç (Koryürek) 1891-1949; Yusuf Ziya (Ortaç) 1895-1967; Faruk Nafiz (Çamlıbel)1898-1973] İkinci meşrutiy...
19. Yüzyıldan Günümüze Türk Şiiri TANZİMAT
Tanzimat; düzenlemeler, yeğlemeler,ıslahat anlamına gelir,
"tanzim"sözcüğünün çoğuludur. Tanzim ise Arapça "nazm"dan gelir. Sıraya
koyma, dizme, sıralama, ıslah etme, ...
KEÇECİZADE İZZET MOLLA Mevlevi tarikatına bağlı , derviş ruhlu, olgun bir insan olan Izzet
Molla, nüktedan bir şairdir.Dürüst tabiatlı, kendisine yapılan
iyilikleri unutmayan bir insan olduğundan , çok iyilik ve iltifatla...
Hikaye Türü, Tanımı, Unsurları
Hikaye; hayatta olan veya olacak kanısı
veren olayları bir ölçü ile anlatan, hayalde tasarlanan ilgi çekici bir takım
olayları anlatarak oku...
Eski Anadolu Türkçesi
Xlll. yy’ın sonlarına kadar tek bir koldon devam eden
Türk yazı dili, aynı yy’ın sonlarında dallanmalara uğramıştır. Doğuda Doğu
Türkçesi (çağatayca), Kuzeyde Kuzey Batı ...
Dante Ve İlahi Komedya tarihsel arka plan:
Tarihsel akış düşüncelerin diyalektik ilerleyişi olduğu kadar bununda
üstünde
ekonomi-politik bir ilerleyiştir. Dante’nin ortaçağın sonunu ve
y...
LÜFT ü NEŞR SANATI Bir beyit içinde
iki veya ikiden fazla sözcüğü kullandıktan sonra o sözcüklerle ilgili
sözcükleri sıralama sanatıdır. Genellikle birinci dizede en az iki şey
söyleyip, bu söylenenlere ikinci...
Bedri Rahmi Eyüboğlu
ressam-şair
1913 yılında Görele'de doğdu.
Ailesinin beş çocuğundan ikincisidir.Trabzon Lisesi'nde okurken,
1927'de bu okula resim öğretmeni atanan Zeki Kocamemi'nin öğrencisi
oldu. Onun dersler...
İKİ NOKTA ( : )
İKİ
NOKTA ( : )
Başkasından aktarılan yazı ya da sözlerde, tırnak ya da
konuşma çizgisinden önce:
Cemo sopasını yere indirdi ve:
- Git sopanı al öyleyse! Dayağı yiyeceksin. ...diye ...
KELİME
KELİME
Türkçe
kelimeleri anlamlarına, yapılarına ve cümlede aldıkları görevlere göre
sınıflandırabiliriz. Bu sınıflandırma aşağıdaki tabloyu meydana getirir.
Anlamlar...
Dil bilgisi giriş Dil: İnsanların duygu,
düşünce ve isteklerini anlatmak için kullandıkları ses ya da işaretler
sistemidir.
Dilbilgisi :
Bir dili oluşturan sesleri, kelimeleri, cümleleri ve bunlarla ilgili kurallar...
ZARFLAR
ZARFLAR
ZARFLAR
Hal Zarfları
Zaman Zarfları
Yer ve Yön Zarfları
Azlık - Çokluk Zarflerı
Soru Zarfları
Yüklemin anlamını hal ve...
NOKTA ( . )
NOKTA (
. )
Tamamlanmış cümlelerin sonuna konur.
Kaçmayı namusuna yediremiyordu.
Kısaltmalardan Sonra konur.
Prof. Dr. bkz. vb. Bn. P.T.T, T.B.M.M. ... (Not: Son yıllarda
kısal...
NOKTALI VİRGÜL ( ; )
NOKTALI
VİRGÜL ( ; )
Birbirine bağlı, fakat her biri kendi içinde bağımsız
cümleleri ayırmada:
At ölür, meydan kalır; yiğit ölür, şan kalır.
İki cümle birbirine ve, ama, fakat, çün...
YAPILARI BAKIMINDAN KELİMELER
YAPILARI
BAKIMINDAN KELİMELER
1. Basit Kelimeler:
Kelime kökü ek alsa bile anlamca bir değişikliğe uğramamışsa, bu tip kelimelere
BASİT KELİMELER denir. Genellikle kök halindeki (bazen gövd...
YAZIM KURALLARINA GİRİŞ Yazıda doğabilecek karışıklıkların önüne geçmek, yanlış okumayı önlemek,
okumayı ve anlamayı kolaylaştırmak, herkesin aynı şekilde yazıp okumasını
sağlamak için belirlenmiş olan kurallara imlâ...
İNCELTME VE UZATMA İŞARETLERRİNİN YAZILIŞI Düzeltme işareti Türkçe olmayan kelimelerde kullanılan bir işarettir. Bu
işaret hem uzatma hem de inceltme görevinde kullanılır. İnceltme görevi sadece
"g, k, l" ünsüzleri için; uzat...
EDATLARIN YAZILIŞI Edat ve bağlaç olarak kullanılır.
Yazılışları bakımından aralarında fark yoktur.
Bu kelime kendinden önceki kelimeye bitişik de yazılabilir, ondan ayrı da...
Bitişik yazılan "ile"...
ÜNLÜ UYUMUNA AYKIRI EKLERİN YAZILIŞI --yor (şimdiki zaman eki): Sadece -yor şeklinde yazılır, ünlü uyumlarına
aykırıdır.
geliyor, biliyor, istiyor, gizliyor...
--ken (zarf-fiil eki): Ünlü uyumlarına aykırıdır. Sadece -ken şekl...