You are here:  Anasayfa arrow İBRAHİM GÜLŞENÎ ( ?-1533)
İBRAHİM GÜLŞENÎ ( ?-1533) PDF Yazdır E-posta
Yazar Edebiyat   
Cumartesi, 20 Eylül 2008

      a) HAYATI

 

       İbrahim Gülşenî evliyanın büyüklerindendir. İsminin uzunca söylenişi İbrahim bin Muhammed bin İbrahim bin Şehabeddin bin Aydoğmuş bin Gündoğmuş bin Oğuz Ata şeklindedir. Lakabı Gülşenî’dir. Doğum yeri ile ilgili birçok kaynakta farklı bilgiler bulunmasına karşın genel kanaat Diyarbakır Amid’de dünyaya geldiğidir. Bu konuda ileri sürülen bir diğer iddia ise Azerbaycan’ın Barda şehrinde doğduğudur. Fakat şairin Amidî nisbesini taşıması ve türbesinin Diyarbakır’da bulunması ileri sürülen bu iddiaların doğru olmadığını göstermektedir. Yinede bu konu ile ilgili kesin bir yargıya ulaşabilmiş değiliz. (İSLAM ALİMLERİ ANS., C.14, s.135 )

    

   İbrahim Gülşenî’nin hayatı hakkında bilinenlerin büyük bir kısmı oğlu Hayâlî’nin halifesi Muhyî-i Gülşenî’nin Menâkıb-ı İbrahim Gülşenî adlı eserine dayanmaktadır. Ancak bu eserde Muhyî onun nerede  doğduğuna  ilişkin  herhangi bir bilgi vermemiştir.  İbrahim Gülşenî’nin doğum yeri olduğu gibi doğum tarihi de tartışmalıdır. Ataî, Şakayık Zeylî’nde “830- 1426” da doğduğunu yazar.  Muhyî de onun 1534’te vefat ettiği zaman 114 yaşında olduğunu söyler. Bu duruma göre 826-1422 senesinde doğmuş olması gerekir. Yine Muhyî’nin  eserinden alınan bilgiye göre babası Muhammed Amidî anlatılırken onun Akkoyunlu Sultanı Hamza Döneminde (1434-1444 ) yetişmiş ve İbrahim iki yaşındayken ölmüştür. Buna göre, babasının Sultan Hamza’nın saltanat devri olan 1434- 1444 tarihleri arasında veya 1444’ten sonra ölmüş ve  İbrahim Gülşenî’nin de hemen hemen bu  tarihlerde doğmuş olma gerekir. (TDEA., C.3, s.398)

       Muhyî başka bir yerde İbrahim Gülşenî’nin 15 yaşında Tebriz’e gittiğini ve orada Uzun Hasan’ın kazaskeri Molla Hasan ile görüşerek ondan bazı görevler aldığını anlatır. Fakat onun bu sıralarda 15 yaşında  acemi bir çocuk olmaktan ziyade yaşının biraz daha büyük olması en azından  aldığı görevi bilinçlice tetkik edebileceği olgun bir yaşta olması gerekir. Aksi halde  bir kazaskerin  görevlerini  bir bölümünü bu yaştaki bir çocuğa bırakması pek fazla akıl karı olmaz. Uzun  Hasan’ın  Tebrîz’i alışı  ve burayı başkent yapışı 1468 yılına denk gelir ki daha önceki  ihtimaller göz önüne alındığında İbrahim Gülşenî’nin 38-40 yaşlarında olması gerekir. Muhyî, İbrahim Gülşenî’nin kendi soyunu yedi kuşakla Oğuz ataya ulaştırdığını söyler. Onunla aynı zamanlarda yaşayan Uzun Hasan’ın soyunun da 52. veya 54. kuşakta Oğuz ataya dayandırıldığı bilinmektedir. Ayrıca İbrahim Gülşenî’nin kendi soyunu Hz. Peygamber’e veya Sahabeye değil, Oğuz ataya bağlaması Akkoyunlular da kavmiyetçi duyguların canlanması sürecinin başlamasıyla ilgili olarak düşünülmüştür.

       Gülşenî, kültürlü bir ailenin çocuğudur. Babası kelam, fıkıh, mantık konusunda eserleri olan bir âlimdi. Dedesi ise müderristi ve aynı zamanda “Tekkü’l Muğlak” adlı bir kitabın ve tasavvufa dair bir çok eserin müellifiydi. Aynı şekilde amcası da ilimle uğraşan ve yaklaşık 200 müridi olan bir şeyhti. Gülşenî’nin babası ölünce onu amcası yanına aldı ve eğitimini üstlendi. İlk öğrenimini burada yaptı. Çok küçük yaşta eğitime başladığını hatta 4 yaşındayken Kur’an-ı hatmettiği, Türkçe kitaplardan ayet ve hadisler okumaya başladığı, 10 yaşında ise mübarek geceleri ihya ettiği, oyun ve eğlenceye değer vermediği Muhyî tarafından söylenmektedir. Daha sonra bilgisini ve görgüsünü daha da arttırmak için Maverâünnehir’e gitmek için yola çıkmıştır. Tebrîz’e vardığında Uzun Hasan’ın kazaskeri Molla Hasan ile karşılaşır, onun kabiliyetini fark eden Molla Hasan, tahsil görmek için Maveraünnehre gitmeye gerek yok diyerek Tebrîz’de de bunu yapabileceğini söyleyerek

 İbrahim Gülşenî’yi kalması konusunda ikna eder. Burada Uzun Hasan’ında yardımıyla medrese eğitimini görür ve Molla İbrahim olarak tanınmaya başlar. Tebrîz’de itibarı gittikçe artan İbrahim Molla daha sonra Uzun Hasan’la tanışma imkanı buldu ve sürekli huzuruna girip çıkabilmesi için ona “tarhan” unvanı verildi. Daha sonra Herat’a gönderildi. Burada Abdurrahman-ı Cuma ile tanıştı. ( TDVİA., 2000, C.12, s.302 )

       Gülşenî, Halvetiyye tarîkatı ikinci pîri Seyyîd Yahyâ’yı Şirvanî’nin  halîfelerinden Dede Ömer Rûşenî ile  tanışıp ona intisab etti. İbrahim Gülşenî, bir  süre daha onunla kaldıktan sonra Tebrîz’e geri döndü. Bunun ardından sıkı bir zühd ve riyazet hayatı yaşamaya başladı. Dede Ömer Rûşenî, Uzun Hasan döneminde Tebrîz’e geldiğine göre İbrahim Gülşenî ona 1487 yılından önce intisab etmiş olmalıdır. Dede Ömer Rûşenî vefatından birkaç gün önce İbrahim Gülşenî’yi halife ilan etti. Rûşenî’den hilafet alarak tarikat kurmaya koyuldu. Gülşenî’ye Sultan Yakub’da büyük değer vermiştir. Hatta onu kendisiyle birlikte bazı savaşlara götürerek askerlerinin maneviyatını yükseltmeye çalışmıştır. Gülşenî de Tebrîz’i anlattığı bir şiirinde Sultan Yakub’dan övgü ile söz etmiştir. ( TDEA, C.3, s.398 )

       Sultan Yakub’un ölümünden sonra Akkoyunlu ailesi içinde meydana gelen taht kavgaları nedeniyle sıkıntılı bir dönem geçiren İbrahim Gülşenî 900 yılında çok sayıda müridi ile birlikte hacca gitti. Mekke de bazı Mısır’lı âlimlerle tanıştı ve sonra Tebrîz’e döndü. Şah İsmail, Tebrîz’e girince ailesi ile birlikte buradan ayrılıp Diyarbakır’a gitti. Burada “Ma’nevi” adlı eserini yazmaya başladı. Burada ona intisab eden Müslümanların yanı sıra gayri Müslimler de intisab etmeye başladı. Ancak devlet cizye gelirlerinin azalmasından endişe ettiği için bunu kabul etmez. İbrahim Gülşenî, Diyarbakır’dan ayrılıp Kudüs’e gitmek istediyse de isteği her defasında reddedildi. Ardından Aleüddevlenin daveti üzerine Maraş’a gitti ve oradan  Kudüs’e gitmek için yola çıktı. Kudüs yolu ile Mısır’a gitti ve buraya yerleşti. Şöhreti kısa sürede her yere yayılmaya başladı. Yavuz Sultan Selim Mısır’ı fethedip Kahire’ye geldiğinde onu ziyaret edip Müeyyediye Camisi önündeki, yanındaki araziyi dergah yapılması için kendisine ricada bulunması üzerine onlara bağışlamıştır. Gülşenî, dostlarının da yardımıyla zaviyesini inşa ettirip tarikatını yaymaya başladı. Ünü bütün Mısır’a yayıldı. Zavîyesi dolup taşmaya başladı. Bu büyük şöhreti duyan Kanunî Sultan Süleyman kendisini İstanbul’a çağırmıştır. Fakat bazı yanlış anlaşılmalar dolayısıyla padişahın karşısına tahtına göz diktiği söylentisi nedeniyle çıkartılmadığı ve kimilerince ancak 1528-1529 yılında ulaştığı kaydedilmiştir. Önce İbrahim Paşa onu padişahın karşısına çıkarmayıp hakkında söylenenlerle ilgili kanıt toplamaya çalışmış sonrada suçsuz olduğu anlaşılmıştır. Gülşenî, Kanûnî Sultan Süleyman’la görüşme imkanı bulmuş ve padişah ona saygı göstermiştir. Ayrıca Kehhalbaşına şeyhin gözlerini iyileştirmesini  emretmiş  ve ilerlemiş yaşına rağmen gözleri açılmıştır.  Kanûnî, Gülşenî’nin  İstanbul’dan  ayrılıp Mısır’a gideceği zaman onun şerefine bir ziyafet vermiş ve ona İstanbul’da kalmayı teklif etmiştir. Çok yaşlı olduğunun ileri sürülmesi üzerine Hasan Zarîfî’yi halife olarak bırakmıştır. Mısır’a döndükten sonra yaklaşık beş yıl daha yaşayan İbrahim Gülşenî 23 Nisan 1534’te vefat etmiştir. Ölümüne “Mate Kutbüz Zaman İbrahim” ibaresi tarih düşürülmüştür. ( TDVİA, 2000, C.21, ss.302-303 )

 

 

 

 

 

        b) ŞAHSİYETİ

 

        Gülşenî’nin tarîkat silsilesi Halvetiye’nin ana kollarından Rûşenîyye’ nin Pîri Dede Ömer Rûşen vasıtasıyla tarîkatın ikinci pîri Yahya’yı Şirvâniye ulaşır. Mürşîdi Dede Ömer Ruşen’inin kendisine bir gül vererek “sen ol bağı bekanın gülşenisin” demesi üzerine mahlası Heybeti’yi değiştirerek Gülşenî’yi kullanmaya başladığından kurduğu tarikata Gülşeniyye denilmiştir. İbrahim Gülşenî’nin öğrenim durumu hakkında kaynaklarda kesin bir bilgi yoktur. Abdülvehhah Eş-Şe’rânî onunla bir çok defa görüştüğünü onu beğendiğini fakat dili tutuk bir ümmî olduğunu söylemek istediklerini güzel bir şekilde anlatamadığını söyler. Ancak oldukça hacimli bir Arapça, Farsça ve Türkçe manzum eserleri Şa’rânî’nin bu sözlerinde haklı olmadığını göstermektedir. Ayrıca Muhyî, onun aynı anda üç ayrı kitabe, üç dilde irticalen şiir yazdığını kaydeder. (TDVİA, 2000, C.21, s.303 )

       İbrahim Gülşenî, inancı çok kuvvetli bir insandı Allahü Teala’nın emirlerini yapmak ve yasaklarından kaçmaktaki gayreti pek fazla idi. Dünya malına hiç değer vermez, çok şüpheli korkusu ile yapılmasında sakınca olmayan davranışların ve işlerin fazlasından kaçınırdı. Allahu Teala’ya olan korkusundan günlerce yemek yemek aklına gelmezdi bile. Asla başkalarından hediye kabul etmez, üstelik eline geçen malları fakirlere dağıtırdı.

       İnsanlara karşı davranışları çok tatlı, hoş ve yumuşaktı. Dost düşman fark etmeksizin herkes onu çok severdi, takdir ederdi. Müslümanların gönlünü kazandığı, huzuruna getirttiği gibi kâfirleri de alçak gönüllülüğü ile ikna edip seve seve Müslümanlaştırırdı. Sultan, İbrahim Gülşenî’yi sever hürmet ederdi. Sultan bir gece acayip bir rüya gördü rüyasında iri yarı siyah bir kimse kendisini öldürmek kasdıyla elinde kılıçla saldırdı. Sultan öldürülme korkusunda iken İbrahim Gülşenî Hazretleri talebeleriyle geldi. Talebelerin her birine altın bir kılıç verdi. Gülşenî’nin talebeleri o siyah kimseye kılıçlarını vurup, parça parça ettiler. Sultan ertesi gün İbrahim Gülşenî’yi sarayına davet etti. Hürmet ve saygısını gösterdi. İzzet ve ikram da bulundu. Sultan daha rüyasını anlatmaya fırsat bulamadan İbrahim Gülşenî rüyanın tabirini söyledi. “Sadaka belayı giderir, ömrü uzatır.” buyurdu. Böylece Sultanın İbrahim Gülşenî’ye olan itikat ve bağlılığı artmış oldu.

       Bir gün şehzadelerden biri düşman olduğu birinin zarar görmesini istedi. Bu maksat ile İbrahim Gülşenî’ye gelip, o kişinin zarar görmesi için bir yazı yazmasını istedi. İbrahim Gülşenî de “İşi Hak Teala’ya havale etmek iyidir. Kin tutarak, öfkelenerek bir Müslüman zarar vermeye kalkmak hatta uğradığı bir zarara sevinmek caiz değildir.” buyurdu. İbrahim Gülşenî’den bu yazıyı alamayacağını anlayan şehzade atına bindi, başka bir kimseden böyle bir yazıyı almak için yola çıktı. Yolda at şahlanarak iki ayağı üzerine doğruldu. Şehzade atın arkasından düştü ve kendinden geçip bayıldı. Görenler yetişip bu haliyle evine getirdiler. Ayılıp kendine gelen şehzade: “İbrahim Gülşenî’ye gidin, ben tövbe ettim, pişman oldum. Beni affetsin” diye haber gönderdi. İyi olup ayağa kalkınca hemen İbrahim Gülşenî’nin yanına gitti. Huzurlarında tekrar tövbe etti. Sadık talebelerinden oldu.

       İbrahim Gülşenî yine bir gün talebeleriyle sohbet ediyordu. Bir ara talebeleri : “Efendim! Allahu Teala’nın ihsanı ile kabirdeki insanların azapta veya nimet içinde oldukları biline bilir mi? Dua edilerek azapta olanın azabı kaldırılabilir mi? Diye sordular.”  İbrahim Gülşenî de; Allahu Teala’nın sevdiklerinden biri kabre uğradığında, kabirdekinin azap içinde olduğunu gördü. Aradan bir müddet geçtikten sonra tekrar o kabrin yanına uğradı. Kabre teveccüh ettiğinde azabın kaldırılmış olduğunu gördü. Hayret ederek düşünceye daldı. O sıra da kendisine bir hitap geldi. Deniyordu ki “Bu kabirde yatan kimsenin küçük bir çocuğu vardı. Annesi o çocuğu ilim öğrenmeye gönderdi. Çocuk Besmeleyi öğrenince Besmelenin hürmetine babasının azabı kalktı.” (İSLAM ALİMLERİ ANS., C.14, ss.136-137 )

       Halvetî tarikatının Gülşenî kolunu kurmuş olan İbrahim Gülşenî’nin eserlerinde Mevlana, Yunus Emre ve kısmen Nesimî’nin tesiri hissedilmektedir. Tam bir mutasavvıf olarak yaşamıştır. Sağlam bir dili ve akıcı bir üslubu vardır. Özellikle Türkçe divanındaki gazel-ilahileri ile büyük bir yaygınlık kazanmıştır. Gülşenî’nin geleceği Mevlânâ Celaleddin-î Rumî’nin “Dîdem ruh-ı hub-ı Gülşenî  râ / Ân çeşm-i çerağ-ı Rûşenî râ” (Gülşenî’nin güzel  yüzünü gördüm, o Rûşenî’nin gözünün ışığıdır.) beytiyle müjdelenmiştir.

       İbrahim Gülşenî de Ma’nevî adlı eserinde bu beyiti ihtiva eden gazelle başlamıştır. Gerçekte bu eser Mevlânâ’nın mesnevisine nazire olarak yazılmıştır. Bu da Gülşenî’nin Mevlana’ya olan ilgisini göstermektedir. İbrahim Gülşenî üzerinde etkili olan bir şahsiyet de Muhyiddin İbnü’l Arabî’dir. Etkilendiği diğer bir sufî de İbnü’l Farız’dır. Arapça divanını onun Et-Ta’iyyetü’l-Kübrâ’sına nazire olarak yazmıştır. ( TDEA, C.3, s.398-399 )

 

        c) ESERLERİ

 

        Türkçe, Arapça ve Farsça olmak üzere ortalama 75.000 şiir yazmıştır. Eserlerinin başlıcaları ise şunlardır:

       1) Ma’nevî: Mevlânâ’nın Mesnevî’sine nazire olarak yazılan bu eser Farsça olup 40000 beyitten oluşmaktadır. Diyarbakır’da on ay içinde tamamlanmıştır. Gülşenî, İstanbul’da iken eseri Şeyhülîslam Kemalpaşazâde’ye inceletmiş, Kemalpaşazâde de sıradan insanların bunu anlamayacağına ve eserin bir çok ilahi sırı ihtiva ediğini söylemiştir. Hulvî bu eserin bir nüshasının Kemalpaşa zade’nin türbesinde muhafaza edildiğini söyler. Mesnevi’den alınma pek çok hikaye de bulunmaktadır. Kitabın hemen hemen hepsi müellifi hayata iken yazılan ayrıca ciltlerin de değerli olan pek çok nüshası vardır. Eserin ilk beş yüz beyiti  La’li Mehmet Fenâî tarafında şerh edilmiştir.

       2) Dîvân : 17.000 beyitten oluşan Farsça divanda şairin Mevlânâ ve Yunus Emre’nin etkisinde kaldığı görünmektedir.

       3) Kenzü’l–Cevâhir : Tasavvufî konulara dair bazen  tuyuğ bazen de rubai vezinlerinden meydana gelen bu Farsça eser  7500 beyitten meydana gelmekte olup tek nüshası İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi’ndedir.

       4) Şîmurgnâme : Muhyî tarafından bu eserin 30000 beyit olduğu söylenmektedir.

       5) Divan :1700 beyitten oluşmaktadır bu Türkçe divanda Yunus Emre ve Nesimî’nin şiirlerin etkisi belli olmaktadır. En önemli nüshası  Ankara’da Dil ve Tarih – Coğrafya Fakültesi Kütüphanesi’nde bulunmaktadır. Başka bir nüshası da İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi’nde kayıtlıdır. Gülşenî’nin diğer Türkçe eserleri de şunlardır ; Manzum olanları, Pendnâme ve Cobannâme’dir. Manzum olan bu iki eserden başka “Tahkîka-ı Gülşenî” adlı mensur bir Türkçe eserde İbrahim Gülşenî’ye nisbet edilmektedir. İbrahim Gülşenî’nin İbnü’l Farız’a ait Et-Ta’iyyetü’l-Kübrâ’nın etkisi altında yazdığı şiirlerinden oluşan 5000 beyitlik Arapça Divanı bulunmaktadır. Bu divanın tek nüshası Ankara’da Dil ve Tarih – Coğrafya Fakültesi Kütüphanesi’ndedir. ( TDVİA, 2000, C.21, s.304 )

 

 

 

 

 

       ç) İBRAHİM GÜLŞENÎ’DEN ÖRNEKLER

 

GAZEL I

 

           1- Gaflet ile geçdi günüm âh n’ideyim ömrüm seni   

               Çün bozıla bu düzenün âh n’ideyin ömrüm seni

 

           2- Ecel irişe nâgehân cânın ala çü Kahramân

               Döndüre yasa düğünün âh n’ideyin ömrüm seni

 

           3- Gice gündüz çalışduğın hırs u emelle yığduğın

                Kala sensüz hânümânun âh n’ideyim ömrüm seni

 

           4- Anma mısın öleceğin kara yire gireceğin

                Azrâîl’e virüp cânın âh n’ideyim ömrüm seni

 

           5- Terk itmedün bir dem heves elindeyken almadun ders

                Çün kim hevâyadur yönün âh n’ideyin ömrüm seni

 

           6- Kıyâmet kopar haşr içün dirilür ölen neşr içün

                Cânun olıser düşmanun âh n’ideyin ömrüm seni

 

           7- Zikir budur ey Gülşenî telkîn idelden Rûşenî

               Cân atmadun sevdün teni âh n’ideyin ömrüm seni

 

 

                            GAZEL II

 

           1- Ben bu mülke gelmedin nerdenliğüm bilmişem

               Bilmeyene o mülki bildürmeğe gelmişem

 

           2- Od u su toprak hevâ bulmadan neşv ü nemâ

               Gelübeni bu eve girmeğe yönelmişem

 

           3- Evveli yok evvele gün gibi mir’at ile

               Mahzar olup zât ile ayn-ı safâ olmışam

 

           4- Işk ile aklın ilin tayy kıluban cüz’ külün

               Yokluğ ile varlığın bilmek içün gelmişem

 

           5- Ma’rifetin haline münkir olan kaline

               Cehl ile ıdlâline ağlar iken gülmişem

 

           6- Işk ilşe hamr-ı ezel içeliden lem-yezel

               Sarhoş olup sahv ile sanmanuz yanılmışam

 

           7- Rûşenî’den ay gibi Gülşenî devrân ile

               Ay ile gün yoğ iken buluşuban dolmışa

 

GAZEL III

 

           1- Işk ile den hâlümi n’olasıdur âkıbet

               Nem var ise çün anun olasıdur âkıbet

 

           2- Işk ile mecnûnluğum vâlih ü meftunluğum

               ş oluban hâs ü âm bilesidür âkıbet

 

           3- Işk akuban aklumı unutdurup naklümi

               Deli gibi dağlara salasıdur âkıbet

 

           4- Işk ile şeydalığum ağlar iken güldüğüm

               Yâd ü biliş görüben gülesidür âkıbet

 

           5- Işka olup müptelâ bir dime yüz bin belâ

               Başuma andan kazâ gelesidür âkıbet

 

           6- Dilin ile varlığın sal yerine yokluğ al

               Almaz isen bî-makâl alasıdur âkıbet

 

           7- Işk izini izleyen doğrı yolın gözleyen

               şenî’den Gülşenî bulasıdur âkıbet

 

 

KOŞMA

 

Benüm gönlüm alan dilber

Gider dirler gider dirler

Beni Mecnûn tek o Leylî

İder dirler gider dirler

 

Kapup aklumı başumdan

Komadı bilgi hûşumdan

Soraram yad bilişümden

Gider dirler gider dirler

 

Ne sevdâdur dey’nüz bana

İşidüp kalmanuz tana

Gönül benden kaçup ana

Gider dirler gider dirler

 

İşitdüm ışk ile sevdâ

landa âşıkı şeydâ

şüp deli gibi dağa

Gider dirler gider dirler

 

 

 

 

 

N’idem ey uslular dey’nüz

Delirmeden ganum yey’nüz

Çü başdan aklumı yaz güz

Gider dirler gider dirler

 

Görüp ışk ile medhûşi

Bilün âşık o bîhûşı

Çü anun akl ile hûşı

Gider dirler gider dirler

 

 

 

 

 

 

 

Yorumlar (0)Add comments

Yorum yaz
quote
bold
italicize
underline
strike
url
image
quote
quote
smile
wink
laugh
grin
angry
sad
shocked
cool
tongue
kiss
cry
daha kucuk | daha buyuk

security image
Lutfen goruntulenen karakterleri yaziniz


busy
Son Güncelleme ( Cumartesi, 20 Eylül 2008 )
 
< Önceki   Sonraki >

Giriş Formu






Kayıp Parola?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol
Dilimizin Geleceği
Dil bir toplumu toplum yapan unsurların en önemlisidir. Dilimizi bileni bizden, bilmeyeni yabancı sayarız. İnsanlar arasındaki ilişkiler dil ile kurulur, yürütülür, gelişir, kimi zaman ...
Cahit Zarifoğlu
1940 yılında Ankara'da doğdu. Babasının memuriyeti dolayısıyla ilk ve orta öğrenimini yurdun çeşitli yerlerinde yaptı. Liseyi memleketi K.Maraş'ta tamamladı. İ.Ü. Edebiyat Fakülte...
ANLATIM BOZUKLUKLARI
Anlatımın yazılı ve sözlü olmak üzere iki temel yolu vardır. İki anlatım yolu arasında kullanılan dil açısından farklılıklar olması doğaldır. Anlatımın işlek, açık ve etkili olması i...
ANLATIM BİÇİMLERİ VE ÖZELLİKLERİ
Anlatım, bir kimseye bir şey hakkında bir şey söyleme, bir şey anlatma işidir. Bu söyleme ve anlatma gelişi güzel olmaz. Anlatımı yönlendiren, biçimlendiren yazarın amacıdırBir yazar, acaba söz veya...
5 HECECİLER
Hecenin Beş Şairi [Orhan Seyfi (Orhon) 1890-1972; Halit Fahri (Ozansoy)  1891-1971; Enis Behiç (Koryürek) 1891-1949; Yusuf Ziya (Ortaç) 1895-1967; Faruk Nafiz (Çamlıbel)1898-1973] İkinci meşrutiy...
19. Yüzyıldan Günümüze Türk Şiiri
TANZİMAT Tanzimat; düzenlemeler, yeğlemeler,ıslahat anlamına gelir, "tanzim"sözcüğünün çoğuludur. Tanzim ise Arapça "nazm"dan gelir. Sıraya koyma, dizme, sıralama, ıslah etme, ...
KEÇECİZADE İZZET MOLLA
Mevlevi tarikatına bağlı , derviş ruhlu, olgun bir insan olan Izzet Molla, nüktedan bir şairdir.Dürüst tabiatlı, kendisine yapılan iyilikleri unutmayan bir insan olduğundan , çok iyilik ve iltifatla...
Hikaye Türü, Tanımı, Unsurları
         Hikaye; hayatta olan veya olacak kanısı veren olayları bir ölçü ile anlatan, hayalde tasarlanan ilgi çekici bir takım olayları anlatarak oku...
DİL BİLİÇLENMESİ
                               ...
Eski Anadolu Türkçesi
  Xlll. yy’ın  sonlarına kadar tek bir koldon devam eden Türk yazı dili, aynı yy’ın sonlarında dallanmalara uğramıştır. Doğuda Doğu Türkçesi (çağatayca), Kuzeyde Kuzey Batı ...
Dante Ve İlahi Komedya
tarihsel arka plan:   Tarihsel akış düşüncelerin diyalektik ilerleyişi olduğu kadar bununda üstünde  ekonomi-politik bir ilerleyiştir.   Dante’nin ortaçağın sonunu ve y...
LÜFT ü NEŞR SANATI
  Bir beyit içinde iki veya ikiden fazla sözcüğü kullandıktan sonra o sözcüklerle ilgili sözcükleri sıralama sanatıdır. Genellikle birinci dizede en az iki şey söyleyip, bu söylenenlere ikinci...
Bedri Rahmi Eyüboğlu
ressam-şair 1913 yılında Görele'de doğdu. Ailesinin beş çocuğundan ikincisidir.Trabzon Lisesi'nde okurken, 1927'de bu okula resim öğretmeni atanan Zeki Kocamemi'nin öğrencisi oldu. Onun dersler...
Divan edebiyatı ve milli edebiyat Dönemlerinde ele alınan Temaların karşılaştırılması
DİVAN EDEBİYATI: Divan edebiyatının temeli Arap edebiyatının üzerine kurulmuştur. Bu edebiyat, eski bir uygarlığa sahip ve o ölçüde eski ve geleneksel bir edebiyatları olmasına rağmen, öncelikle İ...
İKİ NOKTA ( : )
İKİ NOKTA ( : ) Başkasından aktarılan yazı ya da sözlerde, tırnak ya da konuşma çizgisinden önce: Cemo sopasını yere indirdi ve: - Git sopanı al öyleyse! Dayağı yiyeceksin. ...diye ...
KELİME
KELİME Türkçe kelimeleri anlamlarına, yapılarına ve cümlede aldıkları görevlere göre sınıflandırabiliriz. Bu sınıflandırma aşağıdaki tabloyu meydana getirir. Anlamlar...
Dil bilgisi giriş
Dil: İnsanların duygu, düşünce ve isteklerini anlatmak için kullandıkları ses ya da işaretler sistemidir. Dilbilgisi : Bir dili oluşturan sesleri, kelimeleri, cümleleri ve bunlarla ilgili kurallar...
ZARFLAR
ZARFLAR     ZARFLAR     Hal Zarfları Zaman Zarfları Yer ve Yön Zarfları Azlık - Çokluk Zarflerı Soru Zarfları Yüklemin anlamını hal ve...
NOKTA ( . )
NOKTA ( . ) Tamamlanmış cümlelerin sonuna konur. Kaçmayı namusuna yediremiyordu. Kısaltmalardan Sonra konur. Prof. Dr. bkz. vb. Bn. P.T.T, T.B.M.M. ... (Not: Son yıllarda kısal...
NOKTALI VİRGÜL ( ; )
NOKTALI VİRGÜL ( ; ) Birbirine bağlı, fakat her biri kendi içinde bağımsız cümleleri ayırmada: At ölür, meydan kalır; yiğit ölür, şan kalır. İki cümle birbirine ve, ama, fakat, çün...
YAPILARI BAKIMINDAN KELİMELER
YAPILARI BAKIMINDAN KELİMELER 1. Basit Kelimeler: Kelime kökü ek alsa bile anlamca bir değişikliğe uğramamışsa, bu tip kelimelere BASİT KELİMELER denir. Genellikle kök halindeki (bazen gövd...
YAZIM KURALLARINA GİRİŞ
 Yazıda doğabilecek karışıklıkların önüne geçmek, yanlış okumayı önlemek, okumayı ve anlamayı kolaylaştırmak, herkesin aynı şekilde yazıp okumasını sağlamak için belirlenmiş olan kurallara imlâ...
PEKİŞTİRLMİŞ KELİMELERİN YAZILIŞI
 Pekiştirme sıfatları ve zarfları bitişik yazılır: dümdüz, sapsarı, mosmor, kapkara, apaçık, tertemiz, çepeçevre, sapasağlam, darmadağınık, yapayalnız, çırılçıplak, çepeçevre...
İNCELTME VE UZATMA İŞARETLERRİNİN YAZILIŞI
 Düzeltme işareti Türkçe olmayan kelimelerde kullanılan bir işarettir. Bu işaret hem uzatma hem de inceltme görevinde kullanılır. İnceltme görevi sadece "g, k, l" ünsüzleri için; uzat...
EDATLARIN YAZILIŞI
 Edat ve bağlaç olarak kullanılır. Yazılışları bakımından aralarında fark yoktur. Bu kelime kendinden önceki kelimeye bitişik de yazılabilir, ondan ayrı da... Bitişik yazılan "ile"...
ÜNLÜ UYUMUNA AYKIRI EKLERİN YAZILIŞI
 --yor (şimdiki zaman eki): Sadece -yor şeklinde yazılır, ünlü uyumlarına aykırıdır. geliyor, biliyor, istiyor, gizliyor... --ken (zarf-fiil eki): Ünlü uyumlarına aykırıdır. Sadece -ken şekl...

Spotlight

Stop
Play