You are here:  Anasayfa arrow Özel Dosyalar arrow XVI. YÜZYIL TÜRK EDEBİYATI arrow Divan Edebiyatı
Divan Edebiyatı PDF Yazdır E-posta
Yazar Edebiyat   
Cumartesi, 20 Eylül 2008

           Divan şiiri, XV. yüzyılda devletin bütün alanlarda yükselişin bir sonucu olarak sağlam temeller atmış ve XVI. asırda atılan bu temeller sayesinde en üst seviyesine ulaşmıştır. Şiirin iç ahengi, süslenişi, ses güzelliği, nazım tekniği, sanatları, mazmunları, mecazları, mecazları gibi bütün unsurları bakımından genel olarak bütün asırlardan üstündür. Bu asrın şiir yapısı öylesine üzerine itina ile durulur bir dereceye getirilmiş ki divan şairleri şiirlerindeki her kelimeyi söz ipliğine dizilen incirler gibi kabul etmeye ve o kadar önem vermeye başlamışladır.

         

Bu asrın sanat özellikleri kendini şiirle birlikte saraylardaki süslemelere, resim sanatı eserlerine, minyatürlere, kabartmalara, kitap başlıklarının tezhiplerine, sahife kenarlarına, kitap ciltlerinin şemselerine, camileri süsleyen çinilere, vazolara varıncaya kadar göz alıcı bir güzellik göstermektedir. İşte bu nedenle Nihat Sâmi Banarlı “XVI. asır Divan şiiri, asrın bütün plastik ve süsleme sanatlarındaki ince işleyiş zevkini kendi mısralarına aksettiren şiirdir” der (BANARLI, 1998, C. 1, s. 563).

           XVI. yüzyılda Türk edebiyatına edebi eserler  kazandırmış değerli çalışmalarıyla kendilerinden daha büyük şairlerin yetişmesinde tesiri olmuş bu büyük şairler ve alimler grubuna katılarak Türk edebiyatına gücü yettiği kadar hizmet etmiş şairlerin sayısı çoktur. Bu asırda ülkedeki umumi gelişmenin doğal sonucu olarak bahsettiğimiz ilim, kültür ve edebiyatta devletin büyümesiyle orantılı olarak büyük bir gelişme göstermiştir.

           Şiir ve edebiyatın bu kadar gelişmesinde padişahlarla birlikte devletin ileri gelenlerinin edebiyata ve şiire önem vermeleri, şairleri ve sanatkarları koruyup değerli hediyelerle ödüllendirmeleri olmuştur. Bu şekilde devlet büyüklerinin çevrelerinde bir edebi çevre olmuştur. İstanbul’da saray çevresi, sadrazam, şeyhülislam, kazasker, vezir, nişancı, defterdar gibi devlet büyüklerinin konakları İstanbul dışında şehzade sarayları, paşaların ve beylerin konakları, şairlerin ve sanatkarların toplandıkları, korundukları yerler olmuştur (TDEK, 1992, C.III, s. 132).

           XVI. asırda birkaçı dışında Osmanlı padişahları, şiir ve edebiyatla ilgilenmişler ve Sultan II. Murad’dan başlayarak çoğu da şiir söylemiştir. Fatih Sultan Mehmet (Avnî), Sultan II. Bayezid (Adlî), Yavuz Sultan Selim (Selimî), Kanûnî Sultan Süleyman (Muhibbî), Sultan II, Selim (Selimî), Sultan III. Murat (Muradî) mahlaslarını kullanmışlardır. Şehzadelerden Sultan Cem, Sultan Korkut (Harîmî), Sultan Mustafa (Muhlisî), Sultan Mehmet, Sultan Bayezid oldukça tanınmış şairlerdir. Bazılarının müretteb divanları vardır (BTK., C.3, 196).

         Yüzyılın başında Ahdî mahlasıyla şiir söyleyen Sultan II. Bayezid divan tertip etmiş şairlerdendir. Sultan Bayezid yakınında olanlara şairlere, sanatkarlara ve fakirlere karşı cömert bir padişah olarak tanınmıştır. Çevresinde pek çok şair barındırmıştır. Kendine sunulan her kasideyi okur, değerlendirir ve bol bahşişle ödüllendirirdi. Devrinde otuzdan çok şaire “salyâne” denilen yıllık maaş verilirdi.

         Yavuz Sultan Selim ise şiirlerini Farsça yazmıştır. Bir divan tertipleyecek kadar çok şiiri vardır. Yavuz Sultan Selim çıktığı seferlerde şairlerin çoğunu yanında götürür ve sefer tarihini nazm etmelerini isterdi. Bundan dolayı onun adına birçok Selimnâme yazılmıştır. Selimnâmeler, Yavuz Sultan Selim’in saltanatını konu edinip onun dönemindeki belli başlı onayları anlatan manzum veya mensur eserlerin adıdır. Bu eserler daha sonra ortaya çıkan Süleymannâmeler’le birlikte devletin en güçlü dönemlerini dile getirdikleri için baştan sona zafer ve başarıların anlatımıyla doludur. Bundan dolayı halkın milli şuurunu okşayıp askeri savaşa teşvik etmişlerdir.

         Sultan Selim’in kısa saltanatından sonra Osmanlı tahtına çıkan Kanûnî Sultan Süleyman’ın saltanat süresinde Osmanlı İmparatorluğu ilim, kültür ve edebiyatında yüksek noktalara çıktığı devir olmuştur. Şiirle uğraşan Osmanlı sultanları içinde en çok şiir söyleyen Muhibbî olmuştur. Divanındaki 2802 gazel, 23 muhammes ve tahmis, 30 murabba ile edebiyatımızda Edirneli Nizamî’den sonra en çok gazeli olan şair olmuştur.

         Uzun saltanatı boyunca Kanûnî Sultan Süleyman yüzlerce şairi koruması altına almıştır. Ayrıca padişahın çevresindeki bu şairler ona Süleymannâmeler yazmışlardır. Bilindiği gibi bunun aslı Selimnâmelere dayanmaktadır.

         Sultan II. Selim babası öldüğünde büyük bir imparatorluğun başına geçmiştir. Sakin  yaratılışlı, savaşı sevmeyen, şiir sohbetlerine ve eğlenceye daha düşkün olan bir padişahtı. Devletin idaresini Sokullu  Mehmet Paşa’ya bırakmış okumakla, ibadetle, avcılıkla ve eğlenceyle vaktini geçirmiştir. Divan tertib edecek kadar şiir yazamamıştır. Ama yine de ödüllendirmeyi ihmal etmemiştir. Şemsî Ahmet Paşa ve Bâkî, onun da takdirini kazanmıştır.

         Sultan II.Selim’den sonra tahta geçen III. Murad ise şair ve dine bağlı bir padişahtı. Üç dilde divan tertib edecek kadar çok şiir söylemiştir. Türkçe olarak 1400 gazel yazmıştır. Saltanatı boyunca şair ve sanatkarlarla da fazla ilgilenmemiştir. Devrinin ünlü sanatçıları dedesi ve babası dönemindeki meşhur şairlerdir (TDEK, 1992, C.3, ss.134-135).

         Osmanlı sarayında şairlerin korunması bir gelenek halini almıştı. Yalnız padişah değil şehzadeler, sadrazamlar, vezirler ve diğer ileri gelenleri de şairleri koruyorlar içlerinden bir kısmı özellikle divan şiiri için gerekli bilgilere sahip yüksek öğrenim görmüş kişiler şiir yazmakla da uğraşıyorlardı. Yüzyılın sanat ve kültür merkezi İstanbul idi. Ancak Bağdat, Konya, Bursa, Edirne, Vardar Yenicesi gibi birçok önemli kültür ve sanat merkezi daha vardı (CENGİZ, 1972, s.276).

         XVI. yüzyılda ilmin, sanatın, şiirin ve edebiyatın gelişmesini hazırlayan böyle uygun bir zeminde büyük ilim adamları, tarihçiler, şairler ve nesir ustaları yetişmiştir. Osmanlı Devleti’nin büyüklüğüne layık bir Osmanlı-Türk kültür ve edebiyatı meydana getirilmiştir.

         XVI. yüzyılda yetişen ilim adamlarının başında Ali Cemal Efendi bulunmaktadır. Devrinde tefsir, hadis ve fıkıhta derin bilgisiyle tanınmıştır. Yine de bu devirde bütün İslam aleminde tanınmış Kemalpaşa-zâde Şemseddin Ahmet de önemli bir ilim adamıdır. Bunlarla birlikte biyografi ve bibliyografi alanında üstad olan Taşköprülü-zâde İsameddin Ahmet ve Gelibolulu Mustafa Sürûri dönemin tanınmış bilginlerindendir (TDEK, 1992, C.3, ss.135-137).

         Tarih alanında da bu asırda bir hayli gelişmeler olmuştur. Özel tarihler, manzum Süleymannâme, Selimnâme ve gazavatnâmeler yazılmıştır. Bu yüzyılda Kemalpaşa-zade Şemseddin 228 yıllık (1299-1527) Osmanlı tarihini Tevârih-i Âlî Osman adlı eserinde toplamıştır. Lütfi Paşa da Lütfi Paşa Tarihi diye bilinen bir eser yazmıştır. Bu asrın bir başka önemli tarihçisi Selanikîi Mustafa Efendi’dir. Bu devrin en büyük tarihçisi ise kuşkusuz Gelibolulu Mustafa Ali’dir. En önemli eseri Künhü’l-Ahbar’dır (BTK, 1986, C.3, ss.199-200).

         XVI. yüzyıl biyografi alanında da çok değerli eserlerin yazıldığı bir devirdir. Bu asrın şuarâ tezkirecileri Sehi Bey, Latâfî, Aşık Çelebi, Ahdî ve Beyânî’dir. Şairlerin hayatlarından söz edip eserlerinden örnekler veren şuarâ tezkireleri geleneği Anadolu Türk Edebiyatı’nda ilk kez bu yüzyılda görülür. Bu tezkerelerde şairlerin doğum yeri, adı, lakabı, öğrenim durumu, meslek veya makamı, başlıca hocaları, hayatlarındaki en önemli değişiklikler, ölüm tarihleri, bazen, şiirle ilgili hikaye, edebi durumuyla ilgili değerlendirmeler, eserleri ve bunlardan örnekler yer alır.

         Edebiyatımızın şuarâ tezkireleri gibi önemli eserlerinden olan nazire mecmuaları, şairlerin birbirine söyledikleri şiirleri toplayan kitaplardır. Bu yüzyılın ile mecmuası Eğridirli Hoca Kemal tarafından 1512 yılında düzenlenen Câmi’ün-Nezâir adlı büyük kitaptır.

         XVI. yüzyılın kaside, gazel ve mesnevi de parlak bir devirdir. Türk şiiri bu duruma gelinceye kadar üç asırlık bir deneme, uygulama ve gelişme süresinden geçmiştir (TDEK, 1992, C.3, ss.139-142).

         XVI. yüzyılda Osmanlı Türkçesi de klasik biçimini almış Eski Anadolu Türkçesi özelliklerinden sıyrılarak birçok Türkçe kelime yerine Arapça ve Farsça’dan deyimler, kelimeler ve uzun tamlamalar yerine göre kullanılmaya başlanmış Türkçe yeni bir şekle bürünmüştü. Bu asrın dili öncekilerden oldukça farklı daha süslü ve ağdalı bir dildir. Dili aruza uydurabilmek için birçok Arapça ve Farsça kelime alınmış ve Osmanlıca adı verilen zor anlaşılır bir dil oluşturulmuştu. Divan şiiri kelimelerdeki bu değişmenin yanı sıra giderek simgeci, kavramsal bir şiir özelliği kazandı. Bu dönemde ağırlaşan dili yabancı kelimelerden kurtararak sadeleştirmek için bazı teşebbüslerde de bulunulmuştur. Güvâhi, Tatavnalı Mahremî, Edirneli Nazmî, Terzi-zâde Ulvî gibi şairler bunlardan bazılarıdır.

         XVI. yüzyılda kaside, gazel ve mesnevi dalında büyük şairler yetişmiştir. Asrın başında zati ve ortalarında Hayâlî Bey daha sonra da Bâkî bu türde eserler vermişlerdir.

         Yine bu asırda mesnevi türünde de pek çok eser yazılmıştır. Bazı gazel ve kaside şairleri aynı zamanda mesnevi de yazmışlardır. Bu devirde daha çok didaktik ve ahlaki konu yerine tasavvufi ve tarihi konular işlenmiştir. Anadolu’da ilk Hamse’yi Bihişt Sinan Çelebi yazmayı başarmıştır.

         Bu döneme ilişkin önemli bir bölümde şehrengizlerdir. Bilindiği gibi şehrengiz Türk edebiyatına has türlerden biri olup ilk kez bu yüzyılda edebiyatımızda görülür. Bir şehrin güzelliklerinden bahseden bu tür, ilk örneklerini bu yüzyılda vermiştir. XVIII. yüzyıldan sonra gündemden çekilmiştir. Ali (Gelibolu), Azîzî (İstanbul), Âşık Çelebi (Bursa), Beyânî (Sinop) bazı şehrengiz yazarlarımızdır.

   Sonuç olarak baktığımızda XVI. yüzyıl hem nazım hem de nesir alanında ortaya koyduğu yüzlerce edebi ürünle kültürel alanda da zirvenin yaşandığı bir dönemdir. Sanat yönünden de Türk müellifler İran edebiyatı ve İranlı ustaların gölgesi olmaktan kendilerini kurtarmışlar ve Osmanlı Devleti’ne üstün bir devir özelliği katmışlardır (TDEK, 1992, C.3, ss.142-152).

 

 

Yorumlar (0)Add comments

Yorum yaz
quote
bold
italicize
underline
strike
url
image
quote
quote
smile
wink
laugh
grin
angry
sad
shocked
cool
tongue
kiss
cry
daha kucuk | daha buyuk

security image
Lutfen goruntulenen karakterleri yaziniz


busy
Son Güncelleme ( Cumartesi, 20 Eylül 2008 )
 
< Önceki   Sonraki >

Giriş Formu






Kayıp Parola?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol
Dilimizin Geleceği
Dil bir toplumu toplum yapan unsurların en önemlisidir. Dilimizi bileni bizden, bilmeyeni yabancı sayarız. İnsanlar arasındaki ilişkiler dil ile kurulur, yürütülür, gelişir, kimi zaman ...
Cahit Zarifoğlu
1940 yılında Ankara'da doğdu. Babasının memuriyeti dolayısıyla ilk ve orta öğrenimini yurdun çeşitli yerlerinde yaptı. Liseyi memleketi K.Maraş'ta tamamladı. İ.Ü. Edebiyat Fakülte...
ANLATIM BOZUKLUKLARI
Anlatımın yazılı ve sözlü olmak üzere iki temel yolu vardır. İki anlatım yolu arasında kullanılan dil açısından farklılıklar olması doğaldır. Anlatımın işlek, açık ve etkili olması i...
ANLATIM BİÇİMLERİ VE ÖZELLİKLERİ
Anlatım, bir kimseye bir şey hakkında bir şey söyleme, bir şey anlatma işidir. Bu söyleme ve anlatma gelişi güzel olmaz. Anlatımı yönlendiren, biçimlendiren yazarın amacıdırBir yazar, acaba söz veya...
5 HECECİLER
Hecenin Beş Şairi [Orhan Seyfi (Orhon) 1890-1972; Halit Fahri (Ozansoy)  1891-1971; Enis Behiç (Koryürek) 1891-1949; Yusuf Ziya (Ortaç) 1895-1967; Faruk Nafiz (Çamlıbel)1898-1973] İkinci meşrutiy...
19. Yüzyıldan Günümüze Türk Şiiri
TANZİMAT Tanzimat; düzenlemeler, yeğlemeler,ıslahat anlamına gelir, "tanzim"sözcüğünün çoğuludur. Tanzim ise Arapça "nazm"dan gelir. Sıraya koyma, dizme, sıralama, ıslah etme, ...
KEÇECİZADE İZZET MOLLA
Mevlevi tarikatına bağlı , derviş ruhlu, olgun bir insan olan Izzet Molla, nüktedan bir şairdir.Dürüst tabiatlı, kendisine yapılan iyilikleri unutmayan bir insan olduğundan , çok iyilik ve iltifatla...
Türkçenin Doğru Kullanılması
Öncelikle Türkçeyi doğru kullanmak gerekir.   Çünkü sabah günaydın, gün içinde merhaba, veda ederken hoşça kalın demekten başlayarak en karmaşık düşüncelerimize kadar kull...
TEVRİYE SANATI
Tevriye’nin lügat manası, bir şeyi arkaya atmak, örtmek demektir. Buna ihâm denildiği gibi bedî ile Arapça kitaplarında “tevcih” ve “tahyil” adları da verilmiştir. Edeb...
ÇANAKKALE SAVAŞI
Mahmed Akif’in okul kitaplarına bazı mısraları çıkartılarak alınan büyük Çanakkale savaşını tasvir eden manzumesi, İstiklal marşı’ndan önce yazılmış en heyecan verici şii...
İKTİBAS SANATI
İKTİBAS SANATI Ödünç alma. Bir ayeti, bir hadisi ya da bir sözü tam veya yarım olaak anlamlı bir biçimde aktarma sanatıdır. İktibaslar bu yönleriyle irsâl-i mesele benzerler. Lelâm...
ÇOCUK EDEBİYATININ GENEL NİTELİKLERİ
A. BİÇİM BAKIMINDAN ÇOCUK EDEBİYATI Çocuk kitapları, okuyucu zümrelerinin özelliğine göre biçim açısından farklılıklar gösterir. Çocuk edebiyatı eserleri de, çocuğun yaş ve seviye...
Dil ve Anlatım Dersi Ders Notları
1)Anlatım:Herhangi bir konu üzerinde konuşurken veya bir konu üzerine yazarken,belli bir gayeyi gerçekleştirmek isteriz.Bu gaye,bizi dinlemekte veya okumakta olanlara bilgi vermek,onl...
DESTANLAR ve ÖZELLİKLERİ
  Destanlar, toplum hayatında derin izler bırakan büyük olayların (kuraklık, gttç, düşman istilası, tabiî afetler, savaşlar vb.) o topluluğun hafızasında yoğrula yoğrula şekill...
İKİ NOKTA ( : )
İKİ NOKTA ( : ) Başkasından aktarılan yazı ya da sözlerde, tırnak ya da konuşma çizgisinden önce: Cemo sopasını yere indirdi ve: - Git sopanı al öyleyse! Dayağı yiyeceksin. ...diye ...
KELİME
KELİME Türkçe kelimeleri anlamlarına, yapılarına ve cümlede aldıkları görevlere göre sınıflandırabiliriz. Bu sınıflandırma aşağıdaki tabloyu meydana getirir. Anlamlar...
Dil bilgisi giriş
Dil: İnsanların duygu, düşünce ve isteklerini anlatmak için kullandıkları ses ya da işaretler sistemidir. Dilbilgisi : Bir dili oluşturan sesleri, kelimeleri, cümleleri ve bunlarla ilgili kurallar...
ZARFLAR
ZARFLAR     ZARFLAR     Hal Zarfları Zaman Zarfları Yer ve Yön Zarfları Azlık - Çokluk Zarflerı Soru Zarfları Yüklemin anlamını hal ve...
NOKTA ( . )
NOKTA ( . ) Tamamlanmış cümlelerin sonuna konur. Kaçmayı namusuna yediremiyordu. Kısaltmalardan Sonra konur. Prof. Dr. bkz. vb. Bn. P.T.T, T.B.M.M. ... (Not: Son yıllarda kısal...
NOKTALI VİRGÜL ( ; )
NOKTALI VİRGÜL ( ; ) Birbirine bağlı, fakat her biri kendi içinde bağımsız cümleleri ayırmada: At ölür, meydan kalır; yiğit ölür, şan kalır. İki cümle birbirine ve, ama, fakat, çün...
YAPILARI BAKIMINDAN KELİMELER
YAPILARI BAKIMINDAN KELİMELER 1. Basit Kelimeler: Kelime kökü ek alsa bile anlamca bir değişikliğe uğramamışsa, bu tip kelimelere BASİT KELİMELER denir. Genellikle kök halindeki (bazen gövd...
YAZIM KURALLARINA GİRİŞ
 Yazıda doğabilecek karışıklıkların önüne geçmek, yanlış okumayı önlemek, okumayı ve anlamayı kolaylaştırmak, herkesin aynı şekilde yazıp okumasını sağlamak için belirlenmiş olan kurallara imlâ...
PEKİŞTİRLMİŞ KELİMELERİN YAZILIŞI
 Pekiştirme sıfatları ve zarfları bitişik yazılır: dümdüz, sapsarı, mosmor, kapkara, apaçık, tertemiz, çepeçevre, sapasağlam, darmadağınık, yapayalnız, çırılçıplak, çepeçevre...
İNCELTME VE UZATMA İŞARETLERRİNİN YAZILIŞI
 Düzeltme işareti Türkçe olmayan kelimelerde kullanılan bir işarettir. Bu işaret hem uzatma hem de inceltme görevinde kullanılır. İnceltme görevi sadece "g, k, l" ünsüzleri için; uzat...
EDATLARIN YAZILIŞI
 Edat ve bağlaç olarak kullanılır. Yazılışları bakımından aralarında fark yoktur. Bu kelime kendinden önceki kelimeye bitişik de yazılabilir, ondan ayrı da... Bitişik yazılan "ile"...
ÜNLÜ UYUMUNA AYKIRI EKLERİN YAZILIŞI
 --yor (şimdiki zaman eki): Sadece -yor şeklinde yazılır, ünlü uyumlarına aykırıdır. geliyor, biliyor, istiyor, gizliyor... --ken (zarf-fiil eki): Ünlü uyumlarına aykırıdır. Sadece -ken şekl...

Spotlight

Stop
Play