Divan şiiri,
XV. yüzyılda devletin
bütün alanlarda yükselişin bir sonucu olarak sağlam temeller atmış ve XVI.
asırda atılan bu temeller sayesinde en üst seviyesine ulaşmıştır. Şiirin iç
ahengi, süslenişi, ses güzelliği, nazım tekniği, sanatları, mazmunları,
mecazları, mecazları gibi bütün unsurları bakımından genel olarak bütün
asırlardan üstündür. Bu asrın şiir yapısı öylesine üzerine itina ile durulur
bir dereceye getirilmiş ki divan şairleri şiirlerindeki her kelimeyi söz
ipliğine dizilen incirler gibi kabul etmeye ve o kadar önem vermeye
başlamışladır.
Bu asrın
sanat özellikleri kendini şiirle birlikte saraylardaki süslemelere, resim
sanatı eserlerine, minyatürlere, kabartmalara, kitap başlıklarının
tezhiplerine, sahife kenarlarına, kitap ciltlerinin şemselerine, camileri
süsleyen çinilere, vazolara varıncaya kadar göz alıcı bir güzellik
göstermektedir. İşte bu nedenle Nihat Sâmi Banarlı “XVI. asır Divan şiiri,
asrın bütün plastik ve süsleme sanatlarındaki ince işleyiş zevkini kendi
mısralarına aksettiren şiirdir” der (BANARLI, 1998, C. 1, s. 563).
XVI.
yüzyılda Türk edebiyatına edebi eserler kazandırmış değerli
çalışmalarıyla kendilerinden daha büyük şairlerin yetişmesinde tesiri olmuş bu
büyük şairler ve alimler grubuna katılarak Türk edebiyatına gücü yettiği kadar
hizmet etmiş şairlerin sayısı çoktur. Bu asırda ülkedeki umumi gelişmenin doğal
sonucu olarak bahsettiğimiz ilim, kültür ve edebiyatta devletin büyümesiyle
orantılı olarak büyük bir gelişme göstermiştir.
Şiir
ve edebiyatın bu kadar
gelişmesinde padişahlarla birlikte devletin ileri gelenlerinin edebiyata ve
şiire önem vermeleri, şairleri ve sanatkarları koruyup değerli hediyelerle
ödüllendirmeleri olmuştur. Bu şekilde devlet büyüklerinin çevrelerinde bir
edebi çevre olmuştur. İstanbul’da saray çevresi, sadrazam, şeyhülislam,
kazasker, vezir, nişancı, defterdar gibi devlet büyüklerinin konakları İstanbul
dışında şehzade sarayları, paşaların ve beylerin konakları, şairlerin ve
sanatkarların toplandıkları, korundukları yerler olmuştur (TDEK, 1992, C.III, s. 132).
XVI.
asırda birkaçı dışında Osmanlı padişahları, şiir ve edebiyatla
ilgilenmişler ve Sultan II. Murad’dan başlayarak çoğu da şiir söylemiştir.
Fatih Sultan Mehmet (Avnî), Sultan II. Bayezid (Adlî), Yavuz Sultan Selim
(Selimî), Kanûnî Sultan Süleyman (Muhibbî), Sultan II, Selim (Selimî), Sultan
III. Murat (Muradî) mahlaslarını kullanmışlardır. Şehzadelerden Sultan Cem,
Sultan Korkut (Harîmî), Sultan Mustafa (Muhlisî), Sultan Mehmet, Sultan Bayezid
oldukça tanınmış şairlerdir. Bazılarının müretteb divanları vardır (BTK., C.3,
196).
Yüzyılın
başında Ahdî mahlasıyla şiir söyleyen Sultan II. Bayezid divan tertip etmiş
şairlerdendir. Sultan Bayezid yakınında olanlara şairlere, sanatkarlara ve
fakirlere karşı cömert bir padişah olarak tanınmıştır. Çevresinde pek çok şair
barındırmıştır. Kendine sunulan her kasideyi okur, değerlendirir ve bol
bahşişle ödüllendirirdi. Devrinde otuzdan çok şaire “salyâne” denilen yıllık
maaş verilirdi.
Yavuz
Sultan Selim ise şiirlerini Farsça yazmıştır.
Bir divan tertipleyecek kadar çok şiiri vardır. Yavuz Sultan Selim çıktığı
seferlerde şairlerin çoğunu yanında götürür ve sefer tarihini nazm etmelerini
isterdi. Bundan dolayı onun adına birçok Selimnâme yazılmıştır. Selimnâmeler,
Yavuz Sultan Selim’in saltanatını konu edinip onun dönemindeki belli başlı
onayları anlatan manzum veya mensur eserlerin adıdır. Bu eserler daha sonra
ortaya çıkan Süleymannâmeler’le birlikte devletin en güçlü dönemlerini dile
getirdikleri için baştan sona zafer ve başarıların anlatımıyla doludur. Bundan
dolayı halkın milli şuurunu okşayıp askeri savaşa teşvik etmişlerdir.
Sultan
Selim’in kısa saltanatından sonra Osmanlı tahtına çıkan Kanûnî Sultan
Süleyman’ın saltanat süresinde Osmanlı İmparatorluğu ilim, kültür ve edebiyatında
yüksek noktalara çıktığı devir olmuştur. Şiirle uğraşan Osmanlı sultanları
içinde en çok şiir söyleyen Muhibbî olmuştur. Divanındaki 2802 gazel, 23
muhammes ve tahmis, 30 murabba ile edebiyatımızda Edirneli Nizamî’den sonra en
çok gazeli olan şair olmuştur.
Uzun
saltanatı boyunca Kanûnî Sultan Süleyman yüzlerce şairi koruması altına
almıştır. Ayrıca padişahın çevresindeki bu şairler ona Süleymannâmeler
yazmışlardır. Bilindiği gibi bunun aslı Selimnâmelere dayanmaktadır.
Sultan II.
Selim babası öldüğünde büyük bir imparatorluğun başına geçmiştir.
Sakin yaratılışlı, savaşı sevmeyen, şiir
sohbetlerine ve eğlenceye daha düşkün olan bir padişahtı. Devletin idaresini
Sokullu Mehmet Paşa’ya bırakmış
okumakla, ibadetle, avcılıkla ve eğlenceyle vaktini geçirmiştir. Divan tertib
edecek kadar şiir yazamamıştır. Ama yine de ödüllendirmeyi ihmal etmemiştir.
Şemsî Ahmet Paşa ve Bâkî, onun da takdirini kazanmıştır.
Sultan
II.Selim’den sonra tahta geçen III. Murad ise şair ve dine bağlı bir padişahtı. Üç dilde
divan tertib edecek kadar çok şiir söylemiştir. Türkçe olarak 1400 gazel
yazmıştır. Saltanatı boyunca şair ve sanatkarlarla da fazla ilgilenmemiştir.
Devrinin ünlü sanatçıları dedesi ve babası dönemindeki meşhur şairlerdir (TDEK,
1992, C.3, ss.134-135).
Osmanlı
sarayında şairlerin korunması bir gelenek halini almıştı. Yalnız padişah değil
şehzadeler, sadrazamlar, vezirler ve diğer ileri gelenleri de şairleri
koruyorlar içlerinden bir kısmı özellikle divan şiiri için gerekli bilgilere
sahip yüksek öğrenim görmüş kişiler şiir yazmakla da uğraşıyorlardı. Yüzyılın
sanat ve kültür merkezi İstanbul idi. Ancak Bağdat, Konya, Bursa, Edirne,
Vardar Yenicesi gibi birçok önemli kültür ve sanat merkezi daha vardı (CENGİZ,
1972, s.276).
XVI. yüzyılda
ilmin, sanatın, şiirin ve edebiyatın gelişmesini hazırlayan böyle uygun bir
zeminde büyük ilim adamları, tarihçiler, şairler ve nesir ustaları yetişmiştir.
Osmanlı Devleti’nin büyüklüğüne layık bir Osmanlı-Türk kültür ve edebiyatı
meydana getirilmiştir.
XVI. yüzyılda
yetişen ilim adamlarının başında Ali Cemal Efendi bulunmaktadır. Devrinde
tefsir, hadis ve fıkıhta derin bilgisiyle tanınmıştır. Yine de bu devirde bütün
İslam aleminde tanınmış Kemalpaşa-zâde Şemseddin Ahmet de önemli bir ilim
adamıdır. Bunlarla birlikte biyografi ve bibliyografi alanında üstad olan
Taşköprülü-zâde İsameddin Ahmet ve Gelibolulu Mustafa Sürûri dönemin tanınmış
bilginlerindendir (TDEK, 1992, C.3, ss.135-137).
Tarih
alanında da bu asırda bir hayli gelişmeler olmuştur. Özel tarihler, manzum
Süleymannâme, Selimnâme ve gazavatnâmeler yazılmıştır. Bu yüzyılda
Kemalpaşa-zade Şemseddin 228 yıllık (1299-1527) Osmanlı tarihini Tevârih-i Âlî
Osman adlı eserinde toplamıştır. Lütfi Paşa da Lütfi Paşa Tarihi diye bilinen
bir eser yazmıştır. Bu asrın bir başka önemli tarihçisi Selanikîi Mustafa
Efendi’dir. Bu devrin en büyük tarihçisi ise kuşkusuz Gelibolulu Mustafa
Ali’dir. En önemli eseri Künhü’l-Ahbar’dır (BTK, 1986, C.3, ss.199-200).
XVI. yüzyıl
biyografi alanında da çok değerli eserlerin yazıldığı bir devirdir. Bu asrın
şuarâ tezkirecileri Sehi Bey, Latâfî, Aşık Çelebi, Ahdî ve Beyânî’dir.
Şairlerin hayatlarından söz edip eserlerinden örnekler veren şuarâ tezkireleri
geleneği Anadolu Türk Edebiyatı’nda ilk kez bu yüzyılda görülür. Bu tezkerelerde
şairlerin doğum yeri, adı, lakabı, öğrenim durumu, meslek veya makamı, başlıca
hocaları, hayatlarındaki en önemli değişiklikler, ölüm tarihleri, bazen, şiirle
ilgili hikaye, edebi durumuyla ilgili değerlendirmeler, eserleri ve bunlardan
örnekler yer alır.
Edebiyatımızın
şuarâ tezkireleri gibi önemli eserlerinden olan nazire mecmuaları, şairlerin
birbirine söyledikleri şiirleri toplayan kitaplardır. Bu yüzyılın ile mecmuası
Eğridirli Hoca Kemal tarafından 1512 yılında düzenlenen Câmi’ün-Nezâir adlı
büyük kitaptır.
XVI. yüzyılın
kaside, gazel ve mesnevi de parlak bir devirdir. Türk şiiri bu duruma gelinceye
kadar üç asırlık bir deneme, uygulama ve gelişme süresinden geçmiştir (TDEK,
1992, C.3, ss.139-142).
XVI. yüzyılda
Osmanlı Türkçesi de klasik biçimini almış Eski Anadolu Türkçesi özelliklerinden
sıyrılarak birçok Türkçe kelime yerine Arapça ve Farsça’dan deyimler, kelimeler
ve uzun tamlamalar yerine göre kullanılmaya başlanmış Türkçe yeni bir şekle
bürünmüştü. Bu asrın dili öncekilerden oldukça farklı daha süslü ve ağdalı bir
dildir. Dili aruza uydurabilmek için birçok Arapça ve Farsça kelime alınmış ve
Osmanlıca adı verilen zor anlaşılır bir dil oluşturulmuştu. Divan şiiri
kelimelerdeki bu değişmenin yanı sıra giderek simgeci, kavramsal bir şiir özelliği
kazandı. Bu dönemde ağırlaşan dili yabancı kelimelerden kurtararak
sadeleştirmek için bazı teşebbüslerde de bulunulmuştur. Güvâhi, Tatavnalı
Mahremî, Edirneli Nazmî, Terzi-zâde Ulvî gibi şairler bunlardan bazılarıdır.
XVI. yüzyılda
kaside, gazel ve mesnevi dalında büyük şairler yetişmiştir. Asrın başında zati
ve ortalarında Hayâlî Bey daha sonra da Bâkî bu türde eserler vermişlerdir.
Yine bu
asırda mesnevi türünde de pek çok eser yazılmıştır. Bazı gazel ve kaside
şairleri aynı zamanda mesnevi de yazmışlardır. Bu devirde daha çok didaktik ve
ahlaki konu yerine tasavvufi ve tarihi konular işlenmiştir. Anadolu’da ilk
Hamse’yi Bihişt Sinan Çelebi yazmayı başarmıştır.
Bu döneme
ilişkin önemli bir bölümde şehrengizlerdir. Bilindiği gibi şehrengiz Türk
edebiyatına has türlerden biri olup ilk kez bu yüzyılda edebiyatımızda görülür.
Bir şehrin güzelliklerinden bahseden bu tür, ilk örneklerini bu yüzyılda
vermiştir. XVIII. yüzyıldan
sonra gündemden çekilmiştir. Ali (Gelibolu), Azîzî (İstanbul), Âşık Çelebi
(Bursa), Beyânî (Sinop) bazı şehrengiz yazarlarımızdır.
Sonuç
olarak baktığımızda XVI.
yüzyıl hem nazım hem de nesir alanında ortaya koyduğu yüzlerce edebi
ürünle kültürel alanda da zirvenin yaşandığı bir dönemdir. Sanat yönünden de
Türk müellifler İran edebiyatı ve İranlı ustaların gölgesi olmaktan kendilerini
kurtarmışlar ve Osmanlı Devleti’ne üstün bir devir özelliği katmışlardır (TDEK,
1992, C.3, ss.142-152).
Dilimizin Geleceği
Dil bir toplumu toplum yapan
unsurların en önemlisidir. Dilimizi bileni bizden, bilmeyeni yabancı sayarız.
İnsanlar arasındaki ilişkiler dil ile kurulur, yürütülür, gelişir, kimi zaman
...
Cahit Zarifoğlu
1940 yılında Ankara'da doğdu. Babasının
memuriyeti dolayısıyla ilk ve orta öğrenimini yurdun çeşitli yerlerinde yaptı.
Liseyi memleketi K.Maraş'ta tamamladı. İ.Ü. Edebiyat Fakülte...
ANLATIM BOZUKLUKLARI
Anlatımın yazılı ve
sözlü olmak üzere iki temel yolu vardır. İki anlatım yolu arasında kullanılan
dil açısından farklılıklar olması doğaldır. Anlatımın işlek, açık ve etkili
olması i...
ANLATIM BİÇİMLERİ VE ÖZELLİKLERİ Anlatım, bir kimseye bir şey hakkında bir şey söyleme, bir
şey anlatma işidir. Bu söyleme ve anlatma gelişi güzel olmaz. Anlatımı
yönlendiren, biçimlendiren yazarın amacıdırBir yazar, acaba söz veya...
5 HECECİLER Hecenin Beş Şairi [Orhan Seyfi (Orhon) 1890-1972; Halit Fahri (Ozansoy) 1891-1971; Enis Behiç (Koryürek) 1891-1949; Yusuf Ziya (Ortaç) 1895-1967; Faruk Nafiz (Çamlıbel)1898-1973] İkinci meşrutiy...
19. Yüzyıldan Günümüze Türk Şiiri TANZİMAT
Tanzimat; düzenlemeler, yeğlemeler,ıslahat anlamına gelir,
"tanzim"sözcüğünün çoğuludur. Tanzim ise Arapça "nazm"dan gelir. Sıraya
koyma, dizme, sıralama, ıslah etme, ...
KEÇECİZADE İZZET MOLLA Mevlevi tarikatına bağlı , derviş ruhlu, olgun bir insan olan Izzet
Molla, nüktedan bir şairdir.Dürüst tabiatlı, kendisine yapılan
iyilikleri unutmayan bir insan olduğundan , çok iyilik ve iltifatla...
Türkçenin Doğru Kullanılması
Öncelikle
Türkçeyi doğru kullanmak gerekir.
Çünkü sabah günaydın, gün içinde merhaba, veda
ederken hoşça kalın demekten başlayarak en karmaşık düşüncelerimize kadar
kull...
TEVRİYE SANATI Tevriye’nin lügat manası, bir şeyi arkaya
atmak, örtmek demektir. Buna ihâm denildiği gibi bedî ile Arapça kitaplarında
“tevcih” ve “tahyil” adları da verilmiştir. Edeb...
ÇANAKKALE SAVAŞI
Mahmed Akif’in okul kitaplarına
bazı mısraları çıkartılarak alınan büyük Çanakkale savaşını tasvir eden
manzumesi, İstiklal marşı’ndan önce
yazılmış en heyecan verici şii...
İKTİBAS SANATI
İKTİBAS SANATI
Ödünç alma. Bir ayeti, bir hadisi ya da bir sözü tam veya
yarım olaak anlamlı bir biçimde aktarma sanatıdır. İktibaslar bu yönleriyle
irsâl-i mesele benzerler. Lelâm...
ÇOCUK EDEBİYATININ GENEL NİTELİKLERİ
A. BİÇİM
BAKIMINDAN ÇOCUK EDEBİYATI
Çocuk kitapları, okuyucu zümrelerinin özelliğine göre
biçim açısından farklılıklar gösterir. Çocuk edebiyatı eserleri de, çocuğun yaş
ve seviye...
Dil ve Anlatım Dersi Ders Notları
1)Anlatım:Herhangi bir konu üzerinde konuşurken veya
bir konu üzerine yazarken,belli bir gayeyi gerçekleştirmek isteriz.Bu gaye,bizi
dinlemekte veya okumakta olanlara bilgi vermek,onl...
DESTANLAR ve ÖZELLİKLERİ
Destanlar,
toplum hayatında derin izler bırakan büyük olayların (kuraklık, gttç, düşman
istilası, tabiî afetler, savaşlar vb.) o topluluğun hafızasında yoğrula yoğrula
şekill...
İKİ NOKTA ( : )
İKİ
NOKTA ( : )
Başkasından aktarılan yazı ya da sözlerde, tırnak ya da
konuşma çizgisinden önce:
Cemo sopasını yere indirdi ve:
- Git sopanı al öyleyse! Dayağı yiyeceksin. ...diye ...
KELİME
KELİME
Türkçe
kelimeleri anlamlarına, yapılarına ve cümlede aldıkları görevlere göre
sınıflandırabiliriz. Bu sınıflandırma aşağıdaki tabloyu meydana getirir.
Anlamlar...
Dil bilgisi giriş Dil: İnsanların duygu,
düşünce ve isteklerini anlatmak için kullandıkları ses ya da işaretler
sistemidir.
Dilbilgisi :
Bir dili oluşturan sesleri, kelimeleri, cümleleri ve bunlarla ilgili kurallar...
ZARFLAR
ZARFLAR
ZARFLAR
Hal Zarfları
Zaman Zarfları
Yer ve Yön Zarfları
Azlık - Çokluk Zarflerı
Soru Zarfları
Yüklemin anlamını hal ve...
NOKTA ( . )
NOKTA (
. )
Tamamlanmış cümlelerin sonuna konur.
Kaçmayı namusuna yediremiyordu.
Kısaltmalardan Sonra konur.
Prof. Dr. bkz. vb. Bn. P.T.T, T.B.M.M. ... (Not: Son yıllarda
kısal...
NOKTALI VİRGÜL ( ; )
NOKTALI
VİRGÜL ( ; )
Birbirine bağlı, fakat her biri kendi içinde bağımsız
cümleleri ayırmada:
At ölür, meydan kalır; yiğit ölür, şan kalır.
İki cümle birbirine ve, ama, fakat, çün...
YAPILARI BAKIMINDAN KELİMELER
YAPILARI
BAKIMINDAN KELİMELER
1. Basit Kelimeler:
Kelime kökü ek alsa bile anlamca bir değişikliğe uğramamışsa, bu tip kelimelere
BASİT KELİMELER denir. Genellikle kök halindeki (bazen gövd...
YAZIM KURALLARINA GİRİŞ Yazıda doğabilecek karışıklıkların önüne geçmek, yanlış okumayı önlemek,
okumayı ve anlamayı kolaylaştırmak, herkesin aynı şekilde yazıp okumasını
sağlamak için belirlenmiş olan kurallara imlâ...
İNCELTME VE UZATMA İŞARETLERRİNİN YAZILIŞI Düzeltme işareti Türkçe olmayan kelimelerde kullanılan bir işarettir. Bu
işaret hem uzatma hem de inceltme görevinde kullanılır. İnceltme görevi sadece
"g, k, l" ünsüzleri için; uzat...
EDATLARIN YAZILIŞI Edat ve bağlaç olarak kullanılır.
Yazılışları bakımından aralarında fark yoktur.
Bu kelime kendinden önceki kelimeye bitişik de yazılabilir, ondan ayrı da...
Bitişik yazılan "ile"...
ÜNLÜ UYUMUNA AYKIRI EKLERİN YAZILIŞI --yor (şimdiki zaman eki): Sadece -yor şeklinde yazılır, ünlü uyumlarına
aykırıdır.
geliyor, biliyor, istiyor, gizliyor...
--ken (zarf-fiil eki): Ünlü uyumlarına aykırıdır. Sadece -ken şekl...