Osmanlı’nınenönemlikültürmerkezlerindenbiriolanBursa’dadoğdu. AsıladıMustafa’dır. Babasının adı
ise Mehmet’tir. Bu asrın ikinci sınıf sayılan şairleri arasındaöndegelenlerindendir.Şairinkullandığımahlasyeniharflibazı metinlerde“Cenâneklinde geçmektedir. Bilindiği gibi “Cinân” cennetler demektir :
“cenan” ise gönülmanasına gelmektedir.
Başta S. Nüzhet ve Fuat Köprülü olmak üzere bütün Türk müelliflerinin de bu
şekilde tercih ettikleri görülmektedir. Fakat şairin “Ciânu’l-Kulûb-ni eseri incelendiğinde
bunun “Cinânî” olması gerektiği anlaşılır. (OKUYUCU,1994, s.III. )
Doğum tarihi kesin olarak tespit
edilemeyen Cinânî’nin küçük yaşlarda tahsil hayatına atıldığı bilinmektedir.
Manisa müderrisi ve müftüsü olan Muallimzâde’den mulazemet olarak tahsilini
bitirdi. Hocasının Rumeli Kazaskerliği sırasında onun yanında kazaskerliği
yaptı. Bir müddet Karesi’de kassam ( miras taksimini yapan memur ) olarak da
bulunan şair daha sonra ilmiye sınıfına geçti. 1581’de Malülzâde Mehmet
Efendi’nin yerine meşihata getirilen Çivizâde tarafından 1586’da Köserler
Medresesine tayin edildiği bir tarih manzumesinden anlaşılmaktadır. Cinânî aynı
yılın sonlarına doğru Bursa’daki Îvaz Paşa Medresesine müderris oldu. Bir ara
bu medresedeki görevinden azl edildiyse de Ekim 1594’te tekrar aynı medreseye
tayin edildi. Cinânî, buradaki görevi sırasında vefat etti ve Hazma Bey
Mezarlığına defnedildi. Tezkirelerde vefatı dolayısıyla yazılmış birçok tarih manzumesi bulunmaktadır.
( TDVİA.,
1993, C.8,
s.11 )
Cinânî’den bahseden biyografik eserler
onun bazı fiziki özelliklerine de temas etmektedirler. Güldeste, şairin
sağ gözünün kör olduğunu söylerken, Şakayık Zeyli’de şişman olduğunu söyler.
Yine şairin şiirlerinden anlaşıldığına göre, oldukça uzun boylu bir yapıya
sahiptir. Hayatının birçok kısmında
hastalıklarla uğraşmış sıhhatli bir hayat geçirememiştir.
Cinânî’nin Divan’ını dolduran
caîzenâmelere, şikayetlere ve yardım taleplerine dayanarak pek rahat bir hayat
sürmediğini söyleyebiliriz. Şair sık sık evinin harabeliğinden, atının
olmayışından, kışlık yakacağını ve giyeceğini temine güç yetirememekten, iaşe
hususundaki fark u zaruretinden bahisle etrafındaki varlıklı insanlardan yardım
ister.
Şairin eserlerinde gerek babası gerekse diğer aile fertleri
ile ilgili bilgiler bulunmaktadır. Babasının Mehmet Efendi isminde bir zat
olduğundan bahsetmiştik. Caize talebiyle yazdığı bir kaside de ailesinin
kalabalık olmasından şikayet eder. Abdulbâki isminde bir çocuğu ve ilmiye
sınıfına mensup bir kardeşi olduğundan bahsetmiştir. Şair Riyâzü’l-Cînân isimli
mesnevisinde üst üste gelen birader ve hemşeri vefatlarından bahsediyor.
Cinânî, Osmanlı Devleti’nin hem
siyasi hem de edebi bakımdan kemal devrini idrak eden bir şairdir. Klasik
edebiyatımızın en büyük temsilcileri ile aynı devirde yaşamış pek çoğunu şahsen
tanımak ve bazılarına da nazireler yazmak, söylemek imkanı bulmuştur. İşte
bütün ikinci sınıf şairler gibi Cinânî de bu büyük kıymetlerin gölgesinde
kalmış ve belki biraz da bu yüzden edebiyatımızda orijinal bir şahsiyet olduğu
halde hak ettiği şöhreti kazanamamıştır.
İlk edebi kaynaklardan olan Âşık
Çelebi ve Kınalızâde tezkireleri telif edildiği yıllarda şair, henüz edebi
kişiliğini ortaya koymaktan uzak idi. Herhalde bu iki kaynakta şairimize kısa
çizgilerle yer verilmesi bundandır. Daha sonraki eserlerden Atâyî’nin Şakâyık
Zeyl’inde ve Beliğ’in Güldeste’sinde ise onun uzun uzadıya ele alındığı ve
hararetle övüldüğü görülmektedir. Kaynaklara göre, Cinânî, Türkçe, Arapça ve
Farsça şiirler yazmış ve hat sanatıyla da meşgul olmuştur. Şairin Farsça’yı iyi
bildiği anlaşılmaktadır. Divanındaki Farsça şiirlerin tutarı bir divançe teşkil
edecek sayı ve kalitededir. Genellikle basit bir Farsça ile yazmakla beraber
arada pek kullanılmayan kelime ve tabirlere de yer vermektedir.
Cinânî’nin Fars edebiyatının
temsilcileri arsında en fazla Nizâmî, Hüsrev, Camî, Attar, ve Firdevsî
etkisinde kaldığı söylenebilir. Mevlana’nın da ismi hiç geçmemesine rağmen
gerek fikirleri gerekse ondan tercüme sayılabilecek bazı beyitleri ile derin
bir surette hissedilir. Cinânî, Türk şairleri içinde gerek kendi muasırlarına
gerekse kendisinden evvelki hemen belki belli başlı bütün şairlere nazireler
yazmıştır. Şairin hayatı daha çok tahmis ve tesdis vadisinde inkişaf etmiştir.
Cinânî, kaynaklarında bahsettiği üzere nazm ve nesri sağlam, kıymetli, orijinal
bir şahsiyet olarak anılmaya layıktır. Kendisi de bunun farkındadır ve büyük
şair gibi övülmeyi sever. Bıraktığı eserleri onun övünmelerini haklı çıkarır
niteliktedir.
Cinânî’nin eserleri incelendiğinde
dünya ve hayat karşısında divan edebiyatındaki umumi temayüllere uygun görüşler
ortaya koyduğu görülür. Buna göre, dünya fanidir, bir geçiş yeridir. Bu düşünce
ise divan şairlerinde; dünyadan gam almak, geçici günleri zevk u sefa ile
değerlendirmek vs. şeklinde tezahür eder.
Cinânî, Kainat karşısında bazen müşteki, bazen
isyankar bazen de mütevekkildir. Mütevekkil anlarında her şeyde bir hikmet
arayan arif tavrı ile alemi müsamahalı bakışlarla seyr eder. Bütün
şikayetlerine rağmen insanlar dünyadaki hayatlarından memnundurlar. Allah
herkesi bir şeyle avutmakta, teselli etmektedir. ( OKUYUCU , 1994, ss.III.-XX.
)
b) ESERLERİ
1) DÎVÂN: Cinânî divanının üç nüshası
mevcuttur. Bunlardan biri İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi’nde biri İsveç
Uppsala Üniversitesi Kütüphanesi’nde diğeri ise Gemlik’te ikamet eden şair Dr. A .Özdemir Hacıtarihoğlu’na
aittir. Bu nüshaları yanında pek çok şiir mecmuasında şairimizin epeyce yekûn teşkil edecek sayıda manzumesi mevcuttur.
Cinânî divanında yaklaşık yedi
varak tutan mensur bir dibace vardır. Gayet ustaca bir üslup ile kaleme aldığı
bu kısımda şair, eserin telif sebebini hikaye ediyor. Bu divanda toplam 41
kaside yer alır. Bunlardan dokuz tanesi Sultan III. Murat’a ithaf edilmiştir. Sultan Mehmed’e ise
bir cülüsiye kaleme almıştır.
Diğer kasideler umumiyetle saray efradına ve devrin ulemalarına ithaf
edilmiştir. Cinânî, edebi türler içerisinde en çok musammat vadisine hususunda
tahmis ve tesdise iltifat etmiştir. Musammatlar kısmında başka divanlarda
rastlanmayacak sayıda tahmis ve tesdis mevcuttur. Bu kısımdaki musammat sayısı
7 mersiye de dahil 108’dir. Divandaki gazeliyet kısmında toplam 311 gazel
mevcuttur. Gazellerde üslup nispeten sade ve akıcı, tasvirler ise oldukça
realist ve beşeri aşk çerçevesindedir. Şairin en fazla ilgi gösterdiği
alanlardan birisi de müfretlerdir. (OKUYUCU , 1994, ss.XXI.-XXIV. )
2) RİYÂZÜ’L-CÎNÂN: Cinânî’nin önemli eserlerinden birisi
Riyazü’l-Cinân isimli mesnevisidir. Bu eser hem şairin hayatı hemde edebi kıymeti
itibariyle tedkike layık olmakla beraber üzerinde yapılan çalışma bir talebe
tezinden ibarettir. Eserin yurt içi ve yurt dışında pek çok nüshası
bulunmaktadır.
Eser didaktik-ahlaki bir mesnevidir.
Yaklaşık 3310
beyit tutarındadır. Eser birbirini takip eden çeşitli nasihat ve hikayelerden
müteşekkül olup 53 fasla ayrılmaktadır. I-VII bölümler arası klasik mesnevi
tertibine uygun olarak münacat, naat, mirac, söz ve kalemin vasıfları gibi
konulara yer veren şair XIII.
bölümde de seletleri olan Nizâmî, Câmî ve Nevayî hakkında takdirlerini
izhar eder. Fasıl eserin telif sebebi ve X.bölüm Sultan Murad’ın mehdine
ayrılmıştır. Asıl eser bundan sonra başlamakta ve 20 nasihat ile her nasihati
takiben yer alan 20 destan hikaye birbirini takip etmektedir. XI. ve XII. Ravzalar padişahların vasıfları hakkındadır. (OKUYUCU , 1994, ss.XXV.-XXVII. )
3) CİLÂLI’L KULUB: Şairin bu ikinci mesnevisi yirmi bölüm
üzerine tertip edilmiş didaktik-ahlaki bir eserdir. Bu eser Cinânî’nin
vefatına yakın yıllarda
telif edilmiş olduğu cihetle Riyazü’l Cinân’a nisbetle daha ağır başlı dini
tarafı daha kuvvetli bir mahiyettedir. Bu sebeple metinde sık sık ayet ve
hadislerin yer aldığı görülür. Yirmi “ıkd”a ayrılan eser baş tarafta yer alan; kalemin vasıfları
münacat, naat ve sözün ehemmiyeti gibi kısımlardan sonra Sultan III. Murat’ın mehdi ile devam eder. (OKUYUCU ,
1994, ss.XXVII.-XXXII. )
4) BEDAYÎÜ’L ÂŞÂR: Cinânî’nin çeşitli hikayelerinden meydana gelen
bu mensur eseri onun en büyük teliflerinden biri olarak kabule layıktır. Sultan III. Murat’ın isteği üzerine tertip
edilmiştir. Eserin birbirinden hacimce farklı birkaç nüshası bulunmaktadır.
Devrin içtimai durumu, günlük hayat, folklorik bilgiler, inançlar, bazı vaka ve
şahsiyetlerle ilgili malumat bakımından büyük bir öneme sahiptir.
Eserde çeşitli konularda
hikayeler bulunmaktadır.
Bunlar kadınların hile ve fitneleri cinsinden hikayeler, cin, peri, sihir,
şekil, değiştirme vs. dini hikayeler, kara ve deniz harpleri ile efsanevi
hikayeler ile acibe ve garibe türünden hikayelerdir.
Dilimizin Geleceği
Dil bir toplumu toplum yapan
unsurların en önemlisidir. Dilimizi bileni bizden, bilmeyeni yabancı sayarız.
İnsanlar arasındaki ilişkiler dil ile kurulur, yürütülür, gelişir, kimi zaman
...
Cahit Zarifoğlu
1940 yılında Ankara'da doğdu. Babasının
memuriyeti dolayısıyla ilk ve orta öğrenimini yurdun çeşitli yerlerinde yaptı.
Liseyi memleketi K.Maraş'ta tamamladı. İ.Ü. Edebiyat Fakülte...
ANLATIM BOZUKLUKLARI
Anlatımın yazılı ve
sözlü olmak üzere iki temel yolu vardır. İki anlatım yolu arasında kullanılan
dil açısından farklılıklar olması doğaldır. Anlatımın işlek, açık ve etkili
olması i...
ANLATIM BİÇİMLERİ VE ÖZELLİKLERİ Anlatım, bir kimseye bir şey hakkında bir şey söyleme, bir
şey anlatma işidir. Bu söyleme ve anlatma gelişi güzel olmaz. Anlatımı
yönlendiren, biçimlendiren yazarın amacıdırBir yazar, acaba söz veya...
5 HECECİLER Hecenin Beş Şairi [Orhan Seyfi (Orhon) 1890-1972; Halit Fahri (Ozansoy) 1891-1971; Enis Behiç (Koryürek) 1891-1949; Yusuf Ziya (Ortaç) 1895-1967; Faruk Nafiz (Çamlıbel)1898-1973] İkinci meşrutiy...
19. Yüzyıldan Günümüze Türk Şiiri TANZİMAT
Tanzimat; düzenlemeler, yeğlemeler,ıslahat anlamına gelir,
"tanzim"sözcüğünün çoğuludur. Tanzim ise Arapça "nazm"dan gelir. Sıraya
koyma, dizme, sıralama, ıslah etme, ...
KEÇECİZADE İZZET MOLLA Mevlevi tarikatına bağlı , derviş ruhlu, olgun bir insan olan Izzet
Molla, nüktedan bir şairdir.Dürüst tabiatlı, kendisine yapılan
iyilikleri unutmayan bir insan olduğundan , çok iyilik ve iltifatla...
ÇANAKKALE SAVAŞI
Mahmed Akif’in okul kitaplarına
bazı mısraları çıkartılarak alınan büyük Çanakkale savaşını tasvir eden
manzumesi, İstiklal marşı’ndan önce
yazılmış en heyecan verici şii...
BATI ETKİSİNDE GELİŞEN TÜRK ŞİİRİ
Türkiye'de çağdaşlaşma serüveni genellikle Batılılaşma hareketleriyle
başlatılır. Osmanlıdaki Batılılaşma çabalarının, reformist girişimleri dayatan,
Batı'nın istemleriyle gerçekleştiği bilinir....
Türkçenin Doğru Kullanılması
Öncelikle
Türkçeyi doğru kullanmak gerekir.
Çünkü sabah günaydın, gün içinde merhaba, veda
ederken hoşça kalın demekten başlayarak en karmaşık düşüncelerimize kadar
kull...
DESTAN DESTAN
Destan veya asıl söylenişiyle dastan Farsça'dan alınmış bir
kelimedir. Sözlüklerde, ansiklopedilerde ve çeşitli kaynaklarda bir
birine yakın anlamda tanımlanmaktadır. Bu tanımlardan bazıları...
MECAZ SANATI
Bütün lisanlarda her kelimenin ifade ettiği bir mana
vardır.Kelime söylendiğinde ilk akla gelen bu manaya hakiki mana denilmektedir.
Kelimelerin bu ilk manalarına dilin gelişimi içeri...
DEVİR ÖZELLİKLERİ
İSLÂMİYET ÖNCESİ TÜRK EDEBİYATI
GEÇİŞ DÖNEMİ
HALK EDEBİYATI
A) İSLÂMİYET ÖNCESİ TÜRK EDEBİYATI
Türkler, yerleşik hayata geçmeden ön...
İKİ NOKTA ( : )
İKİ
NOKTA ( : )
Başkasından aktarılan yazı ya da sözlerde, tırnak ya da
konuşma çizgisinden önce:
Cemo sopasını yere indirdi ve:
- Git sopanı al öyleyse! Dayağı yiyeceksin. ...diye ...
KELİME
KELİME
Türkçe
kelimeleri anlamlarına, yapılarına ve cümlede aldıkları görevlere göre
sınıflandırabiliriz. Bu sınıflandırma aşağıdaki tabloyu meydana getirir.
Anlamlar...
Dil bilgisi giriş Dil: İnsanların duygu,
düşünce ve isteklerini anlatmak için kullandıkları ses ya da işaretler
sistemidir.
Dilbilgisi :
Bir dili oluşturan sesleri, kelimeleri, cümleleri ve bunlarla ilgili kurallar...
ZARFLAR
ZARFLAR
ZARFLAR
Hal Zarfları
Zaman Zarfları
Yer ve Yön Zarfları
Azlık - Çokluk Zarflerı
Soru Zarfları
Yüklemin anlamını hal ve...
NOKTA ( . )
NOKTA (
. )
Tamamlanmış cümlelerin sonuna konur.
Kaçmayı namusuna yediremiyordu.
Kısaltmalardan Sonra konur.
Prof. Dr. bkz. vb. Bn. P.T.T, T.B.M.M. ... (Not: Son yıllarda
kısal...
NOKTALI VİRGÜL ( ; )
NOKTALI
VİRGÜL ( ; )
Birbirine bağlı, fakat her biri kendi içinde bağımsız
cümleleri ayırmada:
At ölür, meydan kalır; yiğit ölür, şan kalır.
İki cümle birbirine ve, ama, fakat, çün...
YAPILARI BAKIMINDAN KELİMELER
YAPILARI
BAKIMINDAN KELİMELER
1. Basit Kelimeler:
Kelime kökü ek alsa bile anlamca bir değişikliğe uğramamışsa, bu tip kelimelere
BASİT KELİMELER denir. Genellikle kök halindeki (bazen gövd...
YAZIM KURALLARINA GİRİŞ Yazıda doğabilecek karışıklıkların önüne geçmek, yanlış okumayı önlemek,
okumayı ve anlamayı kolaylaştırmak, herkesin aynı şekilde yazıp okumasını
sağlamak için belirlenmiş olan kurallara imlâ...
İNCELTME VE UZATMA İŞARETLERRİNİN YAZILIŞI Düzeltme işareti Türkçe olmayan kelimelerde kullanılan bir işarettir. Bu
işaret hem uzatma hem de inceltme görevinde kullanılır. İnceltme görevi sadece
"g, k, l" ünsüzleri için; uzat...
EDATLARIN YAZILIŞI Edat ve bağlaç olarak kullanılır.
Yazılışları bakımından aralarında fark yoktur.
Bu kelime kendinden önceki kelimeye bitişik de yazılabilir, ondan ayrı da...
Bitişik yazılan "ile"...
ÜNLÜ UYUMUNA AYKIRI EKLERİN YAZILIŞI --yor (şimdiki zaman eki): Sadece -yor şeklinde yazılır, ünlü uyumlarına
aykırıdır.
geliyor, biliyor, istiyor, gizliyor...
--ken (zarf-fiil eki): Ünlü uyumlarına aykırıdır. Sadece -ken şekl...