You are here:  Anasayfa arrow Özel Dosyalar arrow XVI. YÜZYIL TÜRK EDEBİYATI arrow CİNÂNÎ ( ?-1595 )
CİNÂNÎ ( ?-1595 ) PDF Yazdır E-posta
Yazar Edebiyat   
Cumartesi, 20 Eylül 2008

      a) HAYATI VE ŞAHSİYETİ

 

       Osmanlı’nın  en önemli   kültür   merkezlerinden  biri olan  Bursa’da  doğdu. Asıl adı  Mustafa’dır. Babasının adı ise Mehmet’tir. Bu asrın ikinci sınıf sayılan şairleri arasında  önde  gelenlerindendir.  Şairin   kullandığı mahlas  yeni   harfli bazı metinler  de  “Cenânî” şeklinde geçmektedir. Bilindiği gibi “Cinân” cennetler demektir : “cenan” ise gönül   manasına gelmektedir. Başta S. Nüzhet ve Fuat Köprülü olmak üzere bütün Türk müelliflerinin de bu şekilde tercih ettikleri görülmektedir. Fakat şairin “Ciânu’l-Kulûb-ni eseri incelendiğinde bunun “Cinânî” olması gerektiği anlaşılır. (OKUYUCU,1994, s.III. )

     

Doğum tarihi kesin olarak tespit edilemeyen Cinânî’nin küçük yaşlarda tahsil hayatına atıldığı bilinmektedir. Manisa müderrisi ve müftüsü olan Muallimzâde’den mulazemet olarak tahsilini bitirdi. Hocasının Rumeli Kazaskerliği sırasında onun yanında kazaskerliği yaptı. Bir müddet Karesi’de kassam ( miras taksimini yapan memur ) olarak da bulunan şair daha sonra ilmiye sınıfına geçti. 1581’de Malülzâde Mehmet Efendi’nin yerine meşihata getirilen Çivizâde tarafından 1586’da Köserler Medresesine tayin edildiği bir tarih manzumesinden anlaşılmaktadır. Cinânî aynı yılın sonlarına doğru Bursa’daki Îvaz Paşa Medresesine müderris oldu. Bir ara bu medresedeki görevinden azl edildiyse de Ekim 1594’te tekrar aynı medreseye tayin edildi. Cinânî, buradaki görevi sırasında vefat etti ve Hazma Bey Mezarlığına defnedildi. Tezkirelerde vefatı dolayısıyla yazılmış birçok tarih manzumesi bulunmaktadır. ( TDVİA., 1993, C.8, s.11 )

       Cinânî’den bahseden biyografik eserler onun bazı fiziki özelliklerine de temas etmektedirler. Güldeste, şairin sağ gözünün kör olduğunu söylerken, Şakayık Zeyli’de şişman olduğunu söyler. Yine şairin şiirlerinden anlaşıldığına göre, oldukça uzun boylu bir yapıya sahiptir. Hayatının birçok kısmında hastalıklarla uğraşmış sıhhatli bir hayat geçirememiştir.

       Cinânî’nin Divan’ını dolduran caîzenâmelere, şikayetlere ve yardım taleplerine dayanarak pek rahat bir hayat sürmediğini söyleyebiliriz. Şair sık sık evinin harabeliğinden, atının olmayışından, kışlık yakacağını ve giyeceğini temine güç yetirememekten, iaşe hususundaki fark u zaruretinden bahisle etrafındaki varlıklı insanlardan yardım ister.

       Şairin eserlerinde gerek babası gerekse diğer aile fertleri ile ilgili bilgiler bulunmaktadır. Babasının Mehmet Efendi isminde bir zat olduğundan bahsetmiştik. Caize talebiyle yazdığı bir kaside de ailesinin kalabalık olmasından şikayet eder. Abdulbâki isminde bir çocuğu ve ilmiye sınıfına mensup bir kardeşi olduğundan bahsetmiştir. Şair Riyâzü’l-Cînân isimli mesnevisinde üst üste gelen birader ve hemşeri vefatlarından bahsediyor.

       Cinânî, Osmanlı Devleti’nin hem siyasi hem de edebi bakımdan kemal devrini idrak eden bir şairdir. Klasik edebiyatımızın en büyük temsilcileri ile aynı devirde yaşamış pek çoğunu şahsen tanımak ve bazılarına da nazireler yazmak, söylemek imkanı bulmuştur. İşte bütün ikinci sınıf şairler gibi Cinânî de bu büyük kıymetlerin gölgesinde kalmış ve belki biraz da bu yüzden edebiyatımızda orijinal bir şahsiyet olduğu halde hak ettiği şöhreti kazanamamıştır.

       İlk edebi kaynaklardan olan Âşık Çelebi ve Kınalızâde tezkireleri telif edildiği yıllarda şair, henüz edebi kişiliğini ortaya koymaktan uzak idi. Herhalde bu iki kaynakta şairimize kısa çizgilerle yer verilmesi bundandır. Daha sonraki eserlerden Atâyî’nin Şakâyık Zeyl’inde ve Beliğ’in Güldeste’sinde ise onun uzun uzadıya ele alındığı ve hararetle övüldüğü görülmektedir. Kaynaklara göre, Cinânî, Türkçe, Arapça ve Farsça şiirler yazmış ve hat sanatıyla da meşgul olmuştur. Şairin Farsça’yı iyi bildiği anlaşılmaktadır. Divanındaki Farsça şiirlerin tutarı bir divançe teşkil edecek sayı ve kalitededir. Genellikle basit bir Farsça ile yazmakla beraber arada pek kullanılmayan kelime ve tabirlere de yer vermektedir.

       Cinânî’nin Fars edebiyatının temsilcileri arsında en fazla Nizâmî, Hüsrev, Camî, Attar, ve Firdevsî etkisinde kaldığı söylenebilir. Mevlana’nın da ismi hiç geçmemesine rağmen gerek fikirleri gerekse ondan tercüme sayılabilecek bazı beyitleri ile derin bir surette hissedilir. Cinânî, Türk şairleri içinde gerek kendi muasırlarına gerekse kendisinden evvelki hemen belki belli başlı bütün şairlere nazireler yazmıştır. Şairin hayatı daha çok tahmis ve tesdis vadisinde inkişaf etmiştir. Cinânî, kaynaklarında bahsettiği üzere nazm ve nesri sağlam, kıymetli, orijinal bir şahsiyet olarak anılmaya layıktır. Kendisi de bunun farkındadır ve büyük şair gibi övülmeyi sever. Bıraktığı eserleri onun övünmelerini haklı çıkarır niteliktedir.

       Cinânî’nin eserleri incelendiğinde dünya ve hayat karşısında divan edebiyatındaki umumi temayüllere uygun görüşler ortaya koyduğu görülür. Buna göre, dünya fanidir, bir geçiş yeridir. Bu düşünce ise divan şairlerinde; dünyadan gam almak, geçici günleri zevk u sefa ile değerlendirmek vs. şeklinde tezahür eder.

       Cinânî, Kainat karşısında bazen müşteki, bazen isyankar bazen de mütevekkildir. Mütevekkil anlarında her şeyde bir hikmet arayan arif tavrı ile alemi müsamahalı bakışlarla seyr eder. Bütün şikayetlerine rağmen insanlar dünyadaki hayatlarından memnundurlar. Allah herkesi bir şeyle avutmakta, teselli etmektedir. ( OKUYUCU , 1994, ss.III.-XX. )

 

      b) ESERLERİ

 

       1) DÎVÂN: Cinânî divanının üç nüshası mevcuttur. Bunlardan biri İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi’nde biri İsveç Uppsala Üniversitesi Kütüphanesi’nde diğeri ise Gemlik’te ikamet eden şair Dr. A .Özdemir Hacıtarihoğlu’na aittir. Bu nüshaları yanında pek çok şiir mecmuasında şairimizin epeyce yekûn teşkil edecek sayıda manzumesi mevcuttur.

       Cinânî divanında yaklaşık yedi varak tutan mensur bir dibace vardır. Gayet ustaca bir üslup ile kaleme aldığı bu kısımda şair, eserin telif sebebini hikaye ediyor. Bu divanda toplam 41 kaside yer alır. Bunlardan dokuz tanesi Sultan III. Murat’a ithaf edilmiştir. Sultan Mehmed’e ise bir cülüsiye kaleme almıştır. Diğer kasideler umumiyetle saray efradına ve devrin ulemalarına ithaf edilmiştir. Cinânî, edebi türler içerisinde en çok musammat vadisine hususunda tahmis ve tesdise iltifat etmiştir. Musammatlar kısmında başka divanlarda rastlanmayacak sayıda tahmis ve tesdis mevcuttur. Bu kısımdaki musammat sayısı 7 mersiye de dahil 108’dir. Divandaki gazeliyet kısmında toplam 311 gazel mevcuttur. Gazellerde üslup nispeten sade ve akıcı, tasvirler ise oldukça realist ve beşeri aşk çerçevesindedir. Şairin en fazla ilgi gösterdiği alanlardan birisi de müfretlerdir. (OKUYUCU , 1994, ss.XXI.-XXIV. )

 

 

 

       2) RİYÂZÜ’L-CÎNÂN: Cinânî’nin önemli eserlerinden birisi Riyazü’l-Cinân isimli mesnevisidir. Bu eser hem şairin hayatı hemde edebi kıymeti itibariyle tedkike layık olmakla beraber üzerinde yapılan çalışma bir talebe tezinden ibarettir. Eserin yurt içi ve yurt dışında pek çok nüshası bulunmaktadır.

       Eser didaktik-ahlaki bir mesnevidir. Yaklaşık 3310 beyit tutarındadır. Eser birbirini takip eden çeşitli nasihat ve hikayelerden müteşekkül olup 53 fasla ayrılmaktadır. I-VII bölümler arası klasik mesnevi tertibine uygun olarak münacat, naat, mirac, söz ve kalemin vasıfları gibi konulara yer veren şair XIII. bölümde de seletleri olan Nizâmî, Câmî ve Nevayî hakkında takdirlerini izhar eder. Fasıl eserin telif sebebi ve X.bölüm Sultan Murad’ın mehdine ayrılmıştır. Asıl eser bundan sonra başlamakta ve 20 nasihat ile her nasihati takiben yer alan 20 destan hikaye birbirini takip etmektedir. XI. ve XII. Ravzalar padişahların vasıfları hakkındadır. (OKUYUCU , 1994, ss.XXV.-XXVII. )

 

       3) CİLI’L KULUB: Şairin bu ikinci mesnevisi yirmi bölüm üzerine tertip edilmiş didaktik-ahlaki bir eserdir. Bu eser Cinânî’nin vefatına yakın yıllarda telif edilmiş olduğu cihetle Riyazü’l Cinân’a nisbetle daha ağır başlı dini tarafı daha kuvvetli bir mahiyettedir. Bu sebeple metinde sık sık ayet ve hadislerin yer aldığı görülür. Yirmi “ıkd”a ayrılan eser baş tarafta yer alan; kalemin vasıfları münacat, naat ve sözün ehemmiyeti gibi kısımlardan sonra Sultan III. Murat’ın mehdi ile devam eder. (OKUYUCU , 1994, ss.XXVII.-XXXII. )

 

       4) BEDAYÎÜ’L ÂŞÂR: Cinânî’nin çeşitli hikayelerinden meydana gelen bu mensur eseri onun en büyük teliflerinden biri olarak kabule layıktır. Sultan III. Murat’ın isteği üzerine tertip edilmiştir. Eserin birbirinden hacimce farklı birkaç nüshası bulunmaktadır. Devrin içtimai durumu, günlük hayat, folklorik bilgiler, inançlar, bazı vaka ve şahsiyetlerle ilgili malumat bakımından büyük bir öneme sahiptir.

       Eserde çeşitli konularda hikayeler bulunmaktadır. Bunlar kadınların hile ve fitneleri cinsinden hikayeler, cin, peri, sihir, şekil, değiştirme vs. dini hikayeler, kara ve deniz harpleri ile efsanevi hikayeler ile acibe ve garibe türünden hikayelerdir.

 

                     

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

       c) CİNÂNÎ’DEN ÖRNEKLER

 

GAZEL I

 

 

           1- Hokka-i la’l-i güherdir bu dehân-ı şi’râ

               Şah-ı merândır anın içre zebân-ı şi’râ

 

 

           2- Bilmez kıymetini her kişi açılmayacak

               Çü her ma’nî şimşir beyân-ı şi’râ

 

           3- Rüstem Zâl ile bu menzili hallac etmez

               Berkir ey kaşı ya seht-î güman şi’râ

 

           4- Yazmağa deftere dîvân muhabbet-i şi’rin

                Safha-i levha kalem oldu beyân-ı şi’râ

 

           5- Hâtif gaybdan olursa Cinânî nü ola feyz

                Vahdır hafya-i ilhâm lisân şi’râ

 

 

 

 

Testis Cinânî Efendi Serbendeş ez ân Fuzûlî

1

 

                 Men edüb kadden hevâsı dil ribâlardan beni

                 Kesdi şimşir mizan gayri hevâlardan beni

                 Her peri rû add iderken mübtelâlardan beni

                 Kurtarub aşkın senin bu ibtilâlardan beni

                 Ferâğ etti mührün özge mübtelâlardan beni

                 Harz imiş aşkın senin saklar belâlardan seni

 

5

 

                 Ey Cinânî olmasa yâr-ı suhandânım benim

                 Sine de bir lahza arâm eylemez cânım benim

                 Girye mâil değil çün kalb-i nâlânım benim

                 Nâ ola dirsem yâre ey ser-ü harânım benim

                 Ferâğ etti mührün özge mübtelâlardan beni

                 Harz imiş aşkın senin saklar belâlardan seni

 

 

Yorumlar (0)Add comments

Yorum yaz
quote
bold
italicize
underline
strike
url
image
quote
quote
smile
wink
laugh
grin
angry
sad
shocked
cool
tongue
kiss
cry
daha kucuk | daha buyuk

security image
Lutfen goruntulenen karakterleri yaziniz


busy
Son Güncelleme ( Cumartesi, 20 Eylül 2008 )
 
< Önceki   Sonraki >

Giriş Formu






Kayıp Parola?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol
Dilimizin Geleceği
Dil bir toplumu toplum yapan unsurların en önemlisidir. Dilimizi bileni bizden, bilmeyeni yabancı sayarız. İnsanlar arasındaki ilişkiler dil ile kurulur, yürütülür, gelişir, kimi zaman ...
Cahit Zarifoğlu
1940 yılında Ankara'da doğdu. Babasının memuriyeti dolayısıyla ilk ve orta öğrenimini yurdun çeşitli yerlerinde yaptı. Liseyi memleketi K.Maraş'ta tamamladı. İ.Ü. Edebiyat Fakülte...
ANLATIM BOZUKLUKLARI
Anlatımın yazılı ve sözlü olmak üzere iki temel yolu vardır. İki anlatım yolu arasında kullanılan dil açısından farklılıklar olması doğaldır. Anlatımın işlek, açık ve etkili olması i...
ANLATIM BİÇİMLERİ VE ÖZELLİKLERİ
Anlatım, bir kimseye bir şey hakkında bir şey söyleme, bir şey anlatma işidir. Bu söyleme ve anlatma gelişi güzel olmaz. Anlatımı yönlendiren, biçimlendiren yazarın amacıdırBir yazar, acaba söz veya...
5 HECECİLER
Hecenin Beş Şairi [Orhan Seyfi (Orhon) 1890-1972; Halit Fahri (Ozansoy)  1891-1971; Enis Behiç (Koryürek) 1891-1949; Yusuf Ziya (Ortaç) 1895-1967; Faruk Nafiz (Çamlıbel)1898-1973] İkinci meşrutiy...
19. Yüzyıldan Günümüze Türk Şiiri
TANZİMAT Tanzimat; düzenlemeler, yeğlemeler,ıslahat anlamına gelir, "tanzim"sözcüğünün çoğuludur. Tanzim ise Arapça "nazm"dan gelir. Sıraya koyma, dizme, sıralama, ıslah etme, ...
KEÇECİZADE İZZET MOLLA
Mevlevi tarikatına bağlı , derviş ruhlu, olgun bir insan olan Izzet Molla, nüktedan bir şairdir.Dürüst tabiatlı, kendisine yapılan iyilikleri unutmayan bir insan olduğundan , çok iyilik ve iltifatla...
ÇANAKKALE SAVAŞI
Mahmed Akif’in okul kitaplarına bazı mısraları çıkartılarak alınan büyük Çanakkale savaşını tasvir eden manzumesi, İstiklal marşı’ndan önce yazılmış en heyecan verici şii...
BATI ETKİSİNDE GELİŞEN TÜRK ŞİİRİ
Türkiye'de çağdaşlaşma serüveni genellikle Batılılaşma hareketleriyle başlatılır. Osmanlıdaki Batılılaşma çabalarının, reformist girişimleri dayatan, Batı'nın istemleriyle gerçekleştiği bilinir....
Türkçenin Doğru Kullanılması
Öncelikle Türkçeyi doğru kullanmak gerekir.   Çünkü sabah günaydın, gün içinde merhaba, veda ederken hoşça kalın demekten başlayarak en karmaşık düşüncelerimize kadar kull...
DESTAN
DESTAN Destan veya asıl söylenişiyle dastan Farsça'dan alınmış bir kelimedir. Sözlüklerde, ansiklopedilerde ve çeşitli kaynaklarda bir birine yakın anlamda tanımlanmaktadır. Bu tanımlardan bazıları...
MECAZ SANATI
Bütün lisanlarda her kelimenin ifade ettiği bir mana vardır.Kelime söylendiğinde ilk akla gelen bu manaya hakiki mana denilmektedir. Kelimelerin bu ilk manalarına dilin gelişimi içeri...
Divan edebiyatı ve milli edebiyat Dönemlerinde ele alınan Temaların karşılaştırılması
DİVAN EDEBİYATI: Divan edebiyatının temeli Arap edebiyatının üzerine kurulmuştur. Bu edebiyat, eski bir uygarlığa sahip ve o ölçüde eski ve geleneksel bir edebiyatları olmasına rağmen, öncelikle İ...
DEVİR ÖZELLİKLERİ
İSLÂMİYET ÖNCESİ TÜRK EDEBİYATI   GEÇİŞ DÖNEMİ   HALK EDEBİYATI     A) İSLÂMİYET ÖNCESİ TÜRK EDEBİYATI   Türkler, yerleşik hayata geçmeden ön...
İKİ NOKTA ( : )
İKİ NOKTA ( : ) Başkasından aktarılan yazı ya da sözlerde, tırnak ya da konuşma çizgisinden önce: Cemo sopasını yere indirdi ve: - Git sopanı al öyleyse! Dayağı yiyeceksin. ...diye ...
KELİME
KELİME Türkçe kelimeleri anlamlarına, yapılarına ve cümlede aldıkları görevlere göre sınıflandırabiliriz. Bu sınıflandırma aşağıdaki tabloyu meydana getirir. Anlamlar...
Dil bilgisi giriş
Dil: İnsanların duygu, düşünce ve isteklerini anlatmak için kullandıkları ses ya da işaretler sistemidir. Dilbilgisi : Bir dili oluşturan sesleri, kelimeleri, cümleleri ve bunlarla ilgili kurallar...
ZARFLAR
ZARFLAR     ZARFLAR     Hal Zarfları Zaman Zarfları Yer ve Yön Zarfları Azlık - Çokluk Zarflerı Soru Zarfları Yüklemin anlamını hal ve...
NOKTA ( . )
NOKTA ( . ) Tamamlanmış cümlelerin sonuna konur. Kaçmayı namusuna yediremiyordu. Kısaltmalardan Sonra konur. Prof. Dr. bkz. vb. Bn. P.T.T, T.B.M.M. ... (Not: Son yıllarda kısal...
NOKTALI VİRGÜL ( ; )
NOKTALI VİRGÜL ( ; ) Birbirine bağlı, fakat her biri kendi içinde bağımsız cümleleri ayırmada: At ölür, meydan kalır; yiğit ölür, şan kalır. İki cümle birbirine ve, ama, fakat, çün...
YAPILARI BAKIMINDAN KELİMELER
YAPILARI BAKIMINDAN KELİMELER 1. Basit Kelimeler: Kelime kökü ek alsa bile anlamca bir değişikliğe uğramamışsa, bu tip kelimelere BASİT KELİMELER denir. Genellikle kök halindeki (bazen gövd...
YAZIM KURALLARINA GİRİŞ
 Yazıda doğabilecek karışıklıkların önüne geçmek, yanlış okumayı önlemek, okumayı ve anlamayı kolaylaştırmak, herkesin aynı şekilde yazıp okumasını sağlamak için belirlenmiş olan kurallara imlâ...
PEKİŞTİRLMİŞ KELİMELERİN YAZILIŞI
 Pekiştirme sıfatları ve zarfları bitişik yazılır: dümdüz, sapsarı, mosmor, kapkara, apaçık, tertemiz, çepeçevre, sapasağlam, darmadağınık, yapayalnız, çırılçıplak, çepeçevre...
İNCELTME VE UZATMA İŞARETLERRİNİN YAZILIŞI
 Düzeltme işareti Türkçe olmayan kelimelerde kullanılan bir işarettir. Bu işaret hem uzatma hem de inceltme görevinde kullanılır. İnceltme görevi sadece "g, k, l" ünsüzleri için; uzat...
EDATLARIN YAZILIŞI
 Edat ve bağlaç olarak kullanılır. Yazılışları bakımından aralarında fark yoktur. Bu kelime kendinden önceki kelimeye bitişik de yazılabilir, ondan ayrı da... Bitişik yazılan "ile"...
ÜNLÜ UYUMUNA AYKIRI EKLERİN YAZILIŞI
 --yor (şimdiki zaman eki): Sadece -yor şeklinde yazılır, ünlü uyumlarına aykırıdır. geliyor, biliyor, istiyor, gizliyor... --ken (zarf-fiil eki): Ünlü uyumlarına aykırıdır. Sadece -ken şekl...

Spotlight

Stop
Play