Zamanımızdan
yaklaşık dört bin yıl önce Orta Asya’da yaşayan Türk boylarının bulunduğunu
biliyoruz. Türklerin sığır,yuğ,şölen adları verilen törenlerindeki
gösteriler,gelenekli Türk tiyatrosunun ilk örnekleri sayılabilir. Bu törenlerin
yönetmen ve oyuncuları şaman adı verilen din adamlarıdır.
Zamanla içeriği genişleyen dinsel törenler,geleneksel törenler haline
gelir. Ergenekon Destanında yer alan demir dövme töreni bu örneklerden birini
oluşturur. Bu törene bütün boy halkı katılır., büyük bir alan sahne olarak
kullanılırdı. Dede Korkut Öyküleri incelendiğinde ozan ve kopuzun dram
sanatının bir parçası alarak kullanılırdı. Ayrıca Şamanizm ayinleri bu bakımdan
dikkati çeker.
Orta Asya’daki Türklerin; dine,destan ve efsanelere dayalı dramatik
gösterileri dışında tiyatro gelenekleriyle ilgili yeterli bilgimiz yoktur.
Bilgilerimizin bir kısmı Çin kaynaklarına dayanmaktadır. İslamiyet’ten önceki
tiyatromuzla ilgili araştırmalar yapan Sırp araştırmacı Nikoliç, Türklere ait
ilkel biçimde yazılmış bir tiyatro metni bulunmuştur. Nikoliç’in İslamiyet’ten
önceki dönemde oynandığı sandığı bu metnin konusu şöyledir;
“Türklerin Çinlilerle yaptıkları savaşlardan biri… Bir Türk kahramanı
savaşa gider. Evinde çocuğunu ve karısını bırakır… O gittikten sonra eve bir
Çinli gelir. Çinli,bu kadına göz koymuştur. Kocasının yokluğunda ona sahip
olmak arzusundadır. Genç kadın kendini çok iyi savunur.. Çinlikadını ele geçiremeyeceğini anlayınca,kadını
yüzünden yaralar. Savaşa gitmekte olan Türk, unuttuğu hamaylısını almak için
eve döner, yaşanan felaketi görür. Saldırgan Çinliyi kalbinden vurarak
öldürür.”
11.yüzyılda İslamiyet’i tamamen kabul etmiş olan Türkler, yeni kültürün
etkisiyle tiyatrodan uzak kaldılar. Buna karşılık,gölge (hayal) oyunları cansız
olduğu için,hoşgörüyle karşılanmıştır. Ayrıca Türkler; kültür,inanış ve
yaşayışlarına uygun olarak geleneğe dayalı bir canlandırma sanatı
geliştirdiler. Gelenekli Türk Tiyatrosu adı verilen bu tiyatro anlayışının
kolları şunlardır:
- Köylü Tiyatrosu Geleneği: Kırsal bölgelerde,köylerde görülen ,daha çok
yöresel yaşamdan konularını alan seyirlik oyunların oluşturduğu bir tiyatro
geleneğidir. Kökleri geçmişe dayanır.1- Bolluk,sevgi,savaş,kıskançlık,yoksulluk
gibi konular işlenir.2- Köy seyirlik oyunu da denilen bu oyunlar sözlü gelenek
içinde yer alır. Oyunların içeriği ve yapısı,yörelere göre farklılıklar
gösterebilir.3-Oyuncular genellikle profesyonel değildir.4- Kılık
değiştirme,kişileştirme,maskeler ve müzik oyun içinde yer alabilir.5- Köylü
tiyatrosu geleneği içinde yer alan oyunlarda kalıplaşmış sözlerin yanı sıra
doğaçlamalar da bulunur.
Halk Tiyatrosu Geleneği: Halk tiyatrosu geleneği içinde oyunların en
yaygınları meddah,karagöz ve orta oyunudur. Bu oyunlar, köylü tiyatrosu geleneğine
göre sosyal sanat anlayışına ve tiyatroya biraz daha yaklaşmış oyunlardır.
Oyuncular,az çok profesyonel kimselerdir. Bu oyunlarda da doğaçlama geleneğine
bağlıdır. Halk tiyatrosu içinde yer alan oyunlar,şehirlerde belli bir sahne
anlayışı içinde sergilenir.
Batı Tiyatrosu Geleneği: Batılı anlamda tiyatro geleneği tanzimatla
başlamıştır. Çevreler, uyarlamalar ve ilk denemelerle kendi kendini gösteren bu
gelenek günümüze kadar olgunlaşarak gelmiştir. Günümüzde de gerek devlet
tiyatroları gerekse özel tiyatrolar bu geleneği kurumlaştırarak sürdürmektedir.
MEDDAH:
Methedici (övücü) taklitler yapıp hoş öyküler anlatarak halk eğlendiren
sanatçıya meddah denir. Türk Halk zekâsının ve halkın,olayları karikatürize
etme gücünün büyük sanatlarından biri olan meddahlık yüzyıllar boyu yaşamış,Türk
halkı arasında çok ilgi görmüştür. Meddahlık için tek adamlı tiyatro
diyebiliriz. Meddah, tiyatronun bütün kişilerini varlığında birleştiren bir
aktördür. Yüksekçe bir yerde oturarak bir öyküyü başından sonuna
kadar,canlandırdığı kişileri ağız özelliklerine göre konuşturarak anlatır.
Perdesi ,sahnesi,elbiseleri,dekoru,kişileri bulunmayan bu tiyatronun her şeyi
meddah denilen o tek adamın zekasına,bilgisine,söz söylemedeki başarısına
bağlıdır. Meddahların çoğu,klâsikleşmiş beyitlerle öykülerine başlarlar. Meddah
anlatacağı öyküye geçmeden önce: “Hak dostum hak” diyerek çoğunlukla şiirsel
beyitle öyküye girer.
“Söyledikçe sergüzeşti verir bezme letafet
Dinle imdi bende-i acizden hoş bir hikâyet”
Meddah kişilerin ağız özelliklerini taklit ettiği gibi
hayvanların,doğanın ve cansız nesnelerin seslerini de taklit eder. Meddahın iki
aracı vardır; biri boynuna doladığı mendili, ötekide elinde tuttuğu sopasıdır.
Mendille çeşitli başlıklar yapar,terini siler,sopayı da oyunu
başlatmak,seyirciyi suskunluğa çağırmak,kapıyı vurmak için yada
saz,süpürge,saz,at yerine kullanır. Bitişte özür diler,oyundan çıkan sunucu
(kıssa) bildirir. Daha sonra anlatacağı öykünün adını ve öyküyü nerede
anlatacağını söyler.
Günümüzde meddahlıkla ilgili birkaç dağınık yama ve taş baskısı kitap
dışında fazla kaynak yoktur. İstanbul Üniversitesi kitaplığında bulunan
“Mecmua-i Fevâid” meddahlar üzerine yazılmış önemli bir kaynaktır.
ORTA OYUNU
Orta oyunu,çevresi izleyicilerle çevrili bir alan içinde oynanan,yazılı
metne dayanmayan içinde müzik,raks ve şarkı da bulunan doğaçlamabir oyundur. Orta oyunu adının geçtiği ilk
belge 1834 tarihlidir. Daha eski kaynaklarda bu oyun ;kol oyunu,meydan
oyunu,taklit oyunu,zuhurî gibi adlarla anılmıştır. Orta oyunu,han yada
kahvehane gibi kapalı yerlerde de oynanılmakla birlikte,genel olarak açık
yerlerde ortada oynanan bir oyundur. Oyunun oynandığı yuvarlak yada oval alana
palanga denir. Oyunun dekoru; yeni dünya denilen bezsiz birparavanda ve dükkân denilen iki katlı bir
kafesten oluşur. Yeni dünya ev olarak, dükkân da işyeri olarak kullanılır.
Dükkânda bir tezgâh, birkaç hasır iskemle bulunur. Orta oyununun kişileri ve
fasılları Karagöz oyunuyla büyük oranda benzerlik gösterir. Oyunun en önemli
iki kişisi Kavuklu ile Pişekar’dır. Kavuklu,Karagöz oyunundaki Karagöz’ün
karşılığı,Pişekar’da Hacivat’ın karşılığıdır. Orta oyununda da gülmece
öğesi,Karagöz oyunundaki gibi ,yanlış anlamalara,nüktelere ve güldürücü
hareketlere dayanır. Oyunu çeşitli mesleklerden,yörelerden,uluslardan insanları
meslekî ve yöresel özellikleri,ağızları taklit edilir. Bunlar arasındaArap, Acem,
Kastamonulu, Kayserili, Kürt, Frenk, Laz, Yahudi, Ermeni vb. sayılabilir. Orta
oyununda kadın rolünü oynayan kadın kılığına girmiş erkeğe zenne denir.
Kavuklu Hamdi ile Pişekâr küçük İsmail Efendi,orta oyununun önemli
ustaları sayılır.
Orta oyunun bölümleri;
-Mukaddime(Giriş); Zurnacı,Pişekâr havası çalar. Pişekar çıkar ve
izleyiciyi selamladıktan sonra Zurnacı ile konuşur. Bu konuşmada oynanacak
oyunun adı bildirilir. Daha sonra zurnacı Kavuklu havasını çalar. Kavuklu ile
Kavuklu arkası oyun alanına girer. Kavuklu ile Kavuklu arkası arasında kısa bir
konuşma geçer. Sonra bu kişiler Pişekârı görüp korkarlar ve korkudan
birbirlerinin üstüne düşerler. Bazı oyunlarda zenne takımı ve Çelebi’nin daha
önce çıkıp Pişekâr’la konuştukları bir sahne de vardır.
-Muhavere(Söyleşme); Bu bölüm Kavuklu ile Pişekâr’ın birbirleriyle
tanıdık çıktıkları tanışma konuşmasıyla başlar. Kavuklu ile Pişekar’ınbirbirlerinin sözlerini ters anlamaları bir
gülmece oluşturur ki buna arzbâr denir. Arzbârdan sonra tekerleme başlar.
Tekerlemede Kavuklu,başından geçen olağan dışı bir olayı Pişekâr’a anlatır. Pişekâr’da
bunu gerçekmiş gibi dinler,sonunda bunun düş olduğu anlaşılır.
-Fâsıl(Oyun); Oyunun asıl bölümü,belli bir olayın canlandırıldığı fâsıl
bölümüdür. Orta oyunu fasılları genellikle iki paralel olay dizisinde gelişir.
Dükkân dekorunda gelişen olaylarda genellikle Kavuklu bir iş arar. Pişekâr’ın
ona iş bulmasıyla olaylar gelişir. Dükkâna gelip gider. Çeşitli müşterilerle
ilgili oyunlarda vardır. İkinci olaylar dizisi yeni dünya denilen ev dekorunda
geçer. Zenne takımının,Pişekâr aracılığıyla ev araması ve bir eve yerleşmesi
biçiminde olaylar gelişir.
-Bitiş; Oyunun son bölümüdür. Pişekâr izleyicilerden özür dileyerek
gelecek oyunun adını ve yerini bildirir. Oyunu kapatır. Geleneksel Türk Halk
Tiyatrosunun önemli seyirliklerinden olan orta oyununun başlıcaları şunlardır:
Mahalle baskını,Terzi oyunu,Yazıcı oyunu, Büyücü Hoca, Fotoğrafçı, Hamam, Tahir
ile Zühre, Kale oyunu, Pazarcılar, Çeşme, Gözlemeci, Çifte Hamamlar, Kunduracı,
Eskici Abdi.
KARAGÖZ
Karagöz, bir gölge oyunudur. Bu oyun, deriden kesilen ve tasvir adı
verilen bir takım şekillerin (insan,hayvan,bitki,eşya vb) arkadan
ışıklandırılmış beyaz bir perde üzerinde yansıtılması temeline dayanır.
Gölge oyununun önce Çin’de (M.Ö.
2.yy.) veya Hint’te çıktığı söylentileri de vardır. Evliya Çelebi ise Karagöz
ile Hacivat’ın Anadolu Selçuklu Hükümdarı Alaaddin Keykubat zamanında (13.yy.)
yaşamış gerçek kişiler olduğunu belirtir.
Halk arasındaki bir söylentiye göre
ise Karagöz ile Hacivat, Sultan Orhan (14.yy.) zamanında Bursa’da bir cami
yapımında çalışmış işçilerdir. İkisi arasındaki nükteli konuşmalar diğer
işçileri oyaladığı için Sultan Orhan tarafından öldürtülmüşlerdir. Daha sonra
Şeyh Küşter Hacivat ve Karagöz’ün deriden yapılmış tasvirlerini oynatmış ve
onların şakalarını tekrarlamıştır. Bu nedenle Karagöz perdesine Küşteri Meydanı
da denir.
İslâm dünyasında 11. yüzyılda sözü
edilmeye başlanan bu oyuna hayal-i zılı (gölge-i hayali) adı verilmiştir.
Karagöz oyunu, özellikle 17
yüzyıldan sonra oldukça yaygınlaşmıştır. 19 yüzyılda Karagöz kısaca, hayal
oyunu diye anılmış, bu oyunu oynatan sanatçılara da hayalî (hayalci Karagözcü)
denmiştir.
Karagöz oyunu halk kültürünün ortak
ürünüdür. Bu oyunlarda işlenen çeşitli konuları kimin düzenlediği belli
değildir. Karagöz tulûata dayandığı için oyunun sözlerini, her sanatçı, oyun
sırasında kendine göre düzenler. Karagöz oyunları 19. yüzyılda yazıya
geçirilmeye başlanmıştır.
Karagöz oyunlarının bölümleri:
-Mukaddime (Giriş): Oyunun başlangıç
bölümüdür. Perdede görüntü verilmeden önce müzik başlar. Sonra konuya uygun
olarak bir görüntü verilir. Hacivat Of… hay,Haak! diyerek
perde gazeline
başlar.
-Muhavere (Söyleşme): Karagöz ile
Hacivat arasında geçer. Muhavere iki bölüme ayrılır. Bunlar,fasılla ilişkisi
olan ve fasılla ilişkisi olmayan bölümlerdir. Muhaverede yalnız, Hacivat ve
Karagöz bir oyun oynar.Bu oyun, önce
olmayacak bir olayın gerçekleşmemiş gibi anlatılmasıyla başlar, sonra bunun düş
olduğu anlaşılır.
-Fasıl (Oyun): Oyunun kendisidir.
Hacivat ve Karagöz’den başka oyun kişileri fasılda görünürler. Karagöz oyunları
genellikle adlarını bu bölümün içeriğinden alır.
-Bitiş: Bu bölüm çok kısadır. Karagöz,oyunun
bittiğini haber verir, kusurlar için özür diler, gelecek oyunu duyurur.
Karagöz’le Hacivat arasında kısa bir söyleşme geçer. Bu söyleşmede oyundan
çıkarılacak sonuç da belirtilir.
Karagöz
oyunun kişileri:
Karagöz oyunun en önemli kişileri
Karagöz ile Hacivat’tır. Karagöz okumamış halkı, Hacivat ise aydın yada yarı
aydın kimseleri temsil eder. Oyunda konuya göre türlü meslek, yöre ve
uluslardan kişiler, kendi şiveleriyle taklit edilir. Karagöz oyununun diğer
önemli kişileri şunlardır:
Çelebi (Genç,züppe bir mirasyedi)Kürt (Hamal,bekçi)
Altı Kulaç Beberuhi (Cüce ve aptal)Arnavut (Bahçıvan,korucu,bozacı)
Tuzsuz Deli Bekir (Sarhoş,zorba)Acem (Zengin tüccar)
Efe ( Zorba)Ak Arap (Dilenci,kahve dövücüsü)
Matiz (Sarhoş)Zenci Arap (Lala,köle)
Zenne (Kadın)Yahudi (Bezirgan)
Kastamonulu (Oduncu,bekçi)Ermeni (Kuyumcu)
Bolulu (Aşçı)Frenk ve Rum(Doktor, Terzi,
Tüccar,
Meyhaneci)
Kayserili (Pastırmacı)Laz
(Kayıkçı,kalaycı)
Rumelili (Pehlivan,arabacı)Tiryaki
(Lâf ebesi)
Karagöz oyunun dağarcığı:
Bilinen Karagöz oyunlarının sayısı
çoksa da Karagöz oyununun klâsik dağarcığı yirmi sekiz oyunda birleşmiştir. Bu
oyunlardan bazıları şunlardır: Ağalık,Bahçe Sefası, Balıkçılar, Baskın, Leylâ
ile Mecnun,Ferhat ile Şirin,Cambazlar,Sahte Eskici,Hain Kâhya,Horozlu Düğün,
Karagöz’ün Yalova Sefası, Cin Çarpması.
MODERN TÜRK TİYATROSU
Tanzimat Dönemi Tiyatrosu
Bizde Karagöz,orta oyunu,meddah gibi geleneksel oyunlar dışında, Batılı
anlamda tiyatro eserlerinin yazımı Tanzimat’ın ilanından sonra başlar. Bununla
birlikte, Tanzimat öncesinde de İstanbul’da bit tiyatro yaşamı vardır.III Selim
döneminde sarayın içine ve İstanbul’un çeşitli yerlerine tiyatro binaları
yaptırılır. 1860’lı yıllarda Hoca Naum ve Güllü Agop gibi tiyatro adamları,
Omsalı tiyatrosunun kurulmasında ve Türkçe temsiller vermesinde öncülük
ederler.
Güllü Agop, Gedikpaşa Tiyatrosunu kurar (1869) ve bir çok oyunu sahneye
koyar. Bu arada on yıl süreyle tiyatro oynatma yetkisi,Güllü Agop’a verilir.
Güllü Agop’a verilen bu yetkinin Türk tiyatrosunun önünü kestiğini düşünen
Kavuklu Hamdi gibi tiyatro adamlarımız Tulûat tiyatrosunu kurarlar. Tulûat
tiyatrosu, Batılı tiyatro ile geleneksel orta oyunu özelliklerinin karışımından
doğan halk tiyatrosudur.
Batılı anlamda ilk yerli tiyatro eserimiz, Şinasi’nin 1859 yılında
yazdığı Şair Evlenmesi’dir. Bir perdelik komedi olan bu eser, 1860 yılında Tercümânı
Ahvâl gazetesinde bölüm bölüm yayımlanır. Ancak bu eserden önce yazılmış iki
tiyatro eserimiz daha vardır. Bunlardan biri 1800’lü yıllarda yazıldığı sanılan
“Vâkayi-i Acibe ve Havadis-i Garibe-i Keşfger Ahmet” adlı eserdir. Bu eser 1956
yılında Prof. Fahir İz tarafından Viyana Milli Kütüphanesinde bulunmuştur.
İskerleç adında bir yazara ait olan eser üç perdelik bir komedidir. Diğer eser
ise Hayrullah Efendi’nin 1844’te yazdığı “Hikâye-i İbrahim Paşa ve İbrahim
Gülşenî” dir. Bu da dört perdelik acıklı bir dramdır. Her ikisinin varlıkları
geç öğrenildikleri için Şair Evlenmesi ilk tiyatro eserimiz kabul edilir.
Şinasi’den sonra Ali Haydar “Sergüzşt-i Perviz” ve “İkinci Esas” adlı
manzum oyunlarını yazar. Bu oyunlar teknik zayıflıklar içeren trajedilerdir.
Yazarın ayrıca komedileri de vardır.
Tanzimat döneminin yazarları arasında en etkili olanlar, Namık Kemal ve
Ahmet Vefik Paşa’dır. Namık Kemal’de romantizmin etkileri vardır, oyunları dram
türündendir. Ahmet Vefik Paşa, Moliere’den çevirileri ve özellikle adapteleri
ile başarıya ulaşır. Yalnız Padişah Abdülaziz’in Meşrutiyete karşı olması,
meşrutiye yanlısı olan tiyatrocuları olumsuz etkilemiştir. Namık Kemal’in Vatan
Yahut Silistre adlı oyununun sahnelenişi sırasında ve sahnelendikten sonra
halkın, Abdülaziz aleyhine ve Şehzade Murat lehine yatığı gösteriler Namık
Kemal’in Magosa’ya, Ahmet Mithat Efendi ve Ebüzziya Tevfik’in Rodos’a
sürülmelerine neden olmuştur.
1876 yılında Abdülaziz tahttan indirilir. Meşrutiyet yanlısı Şehzade
Murat, akıl sağlığı bozuk olduğu için tahtta kalamaz. II. Abdülhamit,
meşrutiyet yönetimi kurmaya söz vererek tahta geçer ve I. Meşrutiyeti ilan
eder. Abdülaziz döneminde sürgüne gönderilen yazar ve şairler sürgünden
dönerler. Ancak II. Abdülhamit, kısa bir süre sonra anayasayı yürürlükten
kaldırır ve meclisi dağıtır. Bütün yetkileri kendinde toplar. Bundan
sonra,tarihimizde “istibdat dönemi” olarak bilinen baskı ve sürün dönemi
başlar.
Tanzimat döneminde Direktör Ali Bey, tiyatro eserlerini yazdığı
gibi,tiyatronun sanatsal yönüyle de ilgilenir. Ayrıca Ahmet Mithat
Efendi,Ebüzziya Tevfik,Şemsettin Sami,Manastırlı Mahmut Ekrem, başarılı sayılan
tiyatro eserleri yazar. Abdülhak Hamit Tarhan ise oyunlarını okunmak için
yazar. Ancak Abdülhamit’in getirdiği sansür nedeniyle tiyatro alanında bir
durgunluk görülür. Bu durgunluk II. Meşrutiyetin ilanına kadar sürer.
Tanzimat tiyatrosu, toplumun eğitimi amaçlar. Tanzimat dönemi
sanatçıları, düşünceleri topluma aktarmada en etkili araç olarak tiyatroyu
görürler. Namık Kemal’e göre “Ahlak bakımından tiyatronun hizmeti;
gazetelerden,kitaplardan daha fazladır. Tiyatro, millete verilmek istenen mesajların
en dinamik aracıdır.”
Seyit Kemal Karaalioğlu, Tanzimat tiyatrosuna ilişkin; “Konular tarihten,
dış ülkelerden, bireysel olarak alınır. Gelenekler, görenekler, vatan, millet,
yurtseverlik temaları işlenir. Çevirilerden uyarlamalara, klasisizmden
romantizme geçilirken komediyle dram arasında söz söylemeye, edebi dile
gibidir” değerlendirmesi yapılmaktadır.
Meşrutiyet Dönemi Tiyatrosu
1860 yılında İbrahim Şinasi, Tercümân-ı Ahvâl gazetesinde “Devlete asker
veren, vergi veren, devlet buyruklarını yerine getiren millet, devletin iyimi,
kötümü yönetildiği hakkında düşündüklerini söyleme hakkına sahiptir.”
Düşüncesini ileri sürer.
Şinasi’nin bu düşüncesi Namık Kemal tarafından da benimsenir ve tüm
baskılara karşı sürekli işlenir.
II. Abdülhamit meşrutiyet yönetimi kurmaya, anayasa yaptırıp yurdu ona
göre yönetmeye, meclisi ve senatoyu toplamaya söz vererek padişah olmasına
karşın bu sözlerini yerine getirmez. Fakat özgürlüğü sağlamak için yıllarca
yapılan gizli çalışmaların ve baskılara direnen aydınların çabaları sonucu II.
Abdülhamit 1908’de II Meşrutiyet’i ilan etmek zorunda kalır.
1908’den sonra başlayan yeni dönemde tiyatro çalışmaları hızlanır. Tanzimat
dönemi yazarlarının yasaklanan oyunları yeniden sahnelenir. Tiyatro, topluma
hizmet veren yarı resmî birnitelik
kazanır. Cumhuriyet tiyatrosunu hazırlayan gelişmelerin temeli bu döneme de
aittir.
Meşrutiyet tiyatrosu, Servet-i Fünûn, Fecr-i Âti ve Milli Edebiyat
dönemini kapsar.
Serveti Fünûn Dönemi Sanatçıları
Gerek Sanat Anlayışları
Bu dönemde özel tiyatroların yanında
Darûİbedâyinin i kuruluşu (1914), tiyatronun gelişmesi açısından
önemli bir aşamadır.
Darülbedâyi
(Güzel Sanatlar Okulu); sanatçı yetiştirecek, tiyatro eğitimi verecek,
tiyatroyu okultaştıracak bir kurumdur.'Bu kurumun başına Fransız tiyatrosunun
ünlü rejisörlerinden Andre Antoine (Andre Antuvan) getirilir. Burada okuma,
telâffuz, dram, dans, edebiyat gibi dersler verilir, önemli tiyatro adamları
yetiştirilir.
Ünlü
tiyatro adamımız Muhsin Ertuğrul da Darülbedâyide öğretmenlik yapar. Daha sonra
(1927-1928) Darûİbedâyinin başına getirilir ve çağdaş tiyatronun kurulmasına
büyük katkıları olur. Bu döneme kadar kadın oyuncular azınlıklardan
seçilmekteydi. İlk defa Müslüman kadın oyuncu Afife Jale'nin sahneye çıkmasıyla
Müslüman kadınlara da sahne yolu açılmıştır.
Millî
Edebiyat döneminde Türkçülük akımı, tiyatroda daha fazla hissedilir. Ancak
savaş yıllarıdır. Ekonomik sorunlar, karamsarlık, yılgınlık da vardır. Bunlar
tiyatroya da yansır Siyasal ve belgesel nitelikli oyunlar, istibdat dönemi
eleştirileri, saray yaşamı, sosyal dramlar ve aile dramları tiyatroda ilgi
görür. Yakın tarih, Türk dünyası idealleri tiyatro eserlerine konu olur.
İbnürrefik
Ahmet Nuri Sekizinci, Musahipzade Celâl, bu dönemde sadece tiyatroyla uğraşan
yazarlardır. Ayrıca Aka Gündüz, Reşat Nuri Güntekin, Halit Fahri Ozansoy, Yusuf
Ziya Ortaç, Faruk Nafiz Çamlıbel, Mithat Cemal Kuntay, Refik Halit Karay, Halide
Edip Adıvar, Raif Necdet gibi yazarlar da tiyatro eserleri yazmışlardır.
Cumhuriyet Dönemi Tiyatrosu
Cumhuriyetin
ilânından günümüze kadar geçen döneme Cumhuriyet dönemi tiyatrosu diyoruz. Bu
dönemde, Türk tiyatrosu, oyuncusunu, yazarını yetiştirir. Ankara'da da Devlet
Konservatuvarının kurulmasıyla tiyatro, Anadolu'ya da açılır. Ancak günümüzde
de bu açılımın yeterli olduğu söylenemez. Muhsin Ertuğrul, Cumhuriyet döneminde
de olumlu çabalarıyla tiyatronun her aşamasının öncüsü olmuştur
Millî Edebiyat dönemi
tiyatro yazarlarından bir kısmı, Cumhuriyetin ilk yıllarında da eser vermeyi
sürdürürler.
Cumhuriyet
dönemi ve günümüz tiyatro eserlerinin oluşumuna baktığımızda, her oyunu etiketle belirleyip bunların yalnızca
"o" olduğunu söylemek zordur. Trajik bir gelişim içinde gülünç olanı
da görebiliyoruz. Modern trajedinin kahramanları artık krallar, prensler değil;
günlük yaşam içinde pek göze batmayan sıradan insanlardır. Komedinin kahramanları
arasında, krallarla soytarılar yan yana olabiliyor. Ayrıca dram türünün kapsamı
da oldukça genişlemişti."
Bugün
oyun yazarı, -türlerin tarihsel özünü korumakla birlikte- alışılagelmiş
türlerin, yalnızca birinin içinde yer almayan oyunlar yazabiliyor.
Cumhuriyet
döneminde Faruk Nafiz Camlıbel; Canavar, Akın, Özyurt, Kahraman gibi
oyunlarıyla ilgi görür Reşat Nuri Güntekin, Cumhuriyet sonrasında Hülleci,
Tanrı Cağı Ziyafeti, Balıkesir Muhasebecisi adlı oyunlarını yazar.
Cumhuriyet
döneminin diğer tiyatro yazarları ise; Ahmet Kutsi Tecer, Cevat Fehmi Başkut,
Necip Fazıl Kısakürek, Nazım Kurşunlu, Orhan Kemal, Oktay Rıfat, Haldun Taner,
Aziz Nesin, Melih Cevdet Anday, Tarık Buğra, Necati Cumalı, Orhan Asena, Yaşar
Kemal, Cahit Atay, Refik Erduran, Turgut Özakman, Güngör Dilmen, Turan
Oflazoğlu, Vasıf Öngören ve Başar Sabuncu gibi isimlerdir.
Özetleyecek
olursak; Cumhuriyet dönemi tiyatromuzda her açıdan gelişmeler olmuştur. Bugün
üniversitelerimizde de tiyatro kürsüleri (bölümleri) kurulmuştur. Başarılı
çalışmalar yapılmaktadır.
Dilimizin Geleceği
Dil bir toplumu toplum yapan
unsurların en önemlisidir. Dilimizi bileni bizden, bilmeyeni yabancı sayarız.
İnsanlar arasındaki ilişkiler dil ile kurulur, yürütülür, gelişir, kimi zaman
...
Cahit Zarifoğlu
1940 yılında Ankara'da doğdu. Babasının
memuriyeti dolayısıyla ilk ve orta öğrenimini yurdun çeşitli yerlerinde yaptı.
Liseyi memleketi K.Maraş'ta tamamladı. İ.Ü. Edebiyat Fakülte...
ANLATIM BOZUKLUKLARI
Anlatımın yazılı ve
sözlü olmak üzere iki temel yolu vardır. İki anlatım yolu arasında kullanılan
dil açısından farklılıklar olması doğaldır. Anlatımın işlek, açık ve etkili
olması i...
ANLATIM BİÇİMLERİ VE ÖZELLİKLERİ Anlatım, bir kimseye bir şey hakkında bir şey söyleme, bir
şey anlatma işidir. Bu söyleme ve anlatma gelişi güzel olmaz. Anlatımı
yönlendiren, biçimlendiren yazarın amacıdırBir yazar, acaba söz veya...
5 HECECİLER Hecenin Beş Şairi [Orhan Seyfi (Orhon) 1890-1972; Halit Fahri (Ozansoy) 1891-1971; Enis Behiç (Koryürek) 1891-1949; Yusuf Ziya (Ortaç) 1895-1967; Faruk Nafiz (Çamlıbel)1898-1973] İkinci meşrutiy...
19. Yüzyıldan Günümüze Türk Şiiri TANZİMAT
Tanzimat; düzenlemeler, yeğlemeler,ıslahat anlamına gelir,
"tanzim"sözcüğünün çoğuludur. Tanzim ise Arapça "nazm"dan gelir. Sıraya
koyma, dizme, sıralama, ıslah etme, ...
KEÇECİZADE İZZET MOLLA Mevlevi tarikatına bağlı , derviş ruhlu, olgun bir insan olan Izzet
Molla, nüktedan bir şairdir.Dürüst tabiatlı, kendisine yapılan
iyilikleri unutmayan bir insan olduğundan , çok iyilik ve iltifatla...
BATI ETKİSİNDE GELİŞEN TÜRK ŞİİRİ
Türkiye'de çağdaşlaşma serüveni genellikle Batılılaşma hareketleriyle
başlatılır. Osmanlıdaki Batılılaşma çabalarının, reformist girişimleri dayatan,
Batı'nın istemleriyle gerçekleştiği bilinir....
Cemal Süreya Gözü ile Oktay Rıfat
Garip akımının
temsilcilerinin edebiyatımızda çok önemli bir yeri vardır. Özellikle bir çok
eleştirmen ve ...
Divan Edebiyatı
Divan
edebiyatının tanımını yaparken özellikle iki noktayı göz önünde tutmak gerek.
a)Tarihsel Kesit:Osmanlı elitesinin
sanatı olarak ortaya çıkan bu edebiyat,13.yüzyıldan 19.yüzyıla de...
MECAZ SANATI
Bütün lisanlarda her kelimenin ifade ettiği bir mana
vardır.Kelime söylendiğinde ilk akla gelen bu manaya hakiki mana denilmektedir.
Kelimelerin bu ilk manalarına dilin gelişimi içeri...
Dil ve Anlatım Dersi Ders Notları
1)Anlatım:Herhangi bir konu üzerinde konuşurken veya
bir konu üzerine yazarken,belli bir gayeyi gerçekleştirmek isteriz.Bu gaye,bizi
dinlemekte veya okumakta olanlara bilgi vermek,onl...
TECÂHÜL-İ ARİF SANATI Bilinen bir gerçeği bir nükteye dayanarak bilmiyormuş gibi
söylemektir. Yani tecâhül-i arif ne hiç bilmemektir, ne de bildiğini
saklamaktır. Buna göre söylersek, bildiğini, türlü nedenlerle bilmezle...
İKTİBAS SANATI
İKTİBAS SANATI
Ödünç alma. Bir ayeti, bir hadisi ya da bir sözü tam veya
yarım olaak anlamlı bir biçimde aktarma sanatıdır. İktibaslar bu yönleriyle
irsâl-i mesele benzerler. Lelâm...
İKİ NOKTA ( : )
İKİ
NOKTA ( : )
Başkasından aktarılan yazı ya da sözlerde, tırnak ya da
konuşma çizgisinden önce:
Cemo sopasını yere indirdi ve:
- Git sopanı al öyleyse! Dayağı yiyeceksin. ...diye ...
KELİME
KELİME
Türkçe
kelimeleri anlamlarına, yapılarına ve cümlede aldıkları görevlere göre
sınıflandırabiliriz. Bu sınıflandırma aşağıdaki tabloyu meydana getirir.
Anlamlar...
Dil bilgisi giriş Dil: İnsanların duygu,
düşünce ve isteklerini anlatmak için kullandıkları ses ya da işaretler
sistemidir.
Dilbilgisi :
Bir dili oluşturan sesleri, kelimeleri, cümleleri ve bunlarla ilgili kurallar...
ZARFLAR
ZARFLAR
ZARFLAR
Hal Zarfları
Zaman Zarfları
Yer ve Yön Zarfları
Azlık - Çokluk Zarflerı
Soru Zarfları
Yüklemin anlamını hal ve...
NOKTA ( . )
NOKTA (
. )
Tamamlanmış cümlelerin sonuna konur.
Kaçmayı namusuna yediremiyordu.
Kısaltmalardan Sonra konur.
Prof. Dr. bkz. vb. Bn. P.T.T, T.B.M.M. ... (Not: Son yıllarda
kısal...
NOKTALI VİRGÜL ( ; )
NOKTALI
VİRGÜL ( ; )
Birbirine bağlı, fakat her biri kendi içinde bağımsız
cümleleri ayırmada:
At ölür, meydan kalır; yiğit ölür, şan kalır.
İki cümle birbirine ve, ama, fakat, çün...
YAPILARI BAKIMINDAN KELİMELER
YAPILARI
BAKIMINDAN KELİMELER
1. Basit Kelimeler:
Kelime kökü ek alsa bile anlamca bir değişikliğe uğramamışsa, bu tip kelimelere
BASİT KELİMELER denir. Genellikle kök halindeki (bazen gövd...
YAZIM KURALLARINA GİRİŞ Yazıda doğabilecek karışıklıkların önüne geçmek, yanlış okumayı önlemek,
okumayı ve anlamayı kolaylaştırmak, herkesin aynı şekilde yazıp okumasını
sağlamak için belirlenmiş olan kurallara imlâ...
İNCELTME VE UZATMA İŞARETLERRİNİN YAZILIŞI Düzeltme işareti Türkçe olmayan kelimelerde kullanılan bir işarettir. Bu
işaret hem uzatma hem de inceltme görevinde kullanılır. İnceltme görevi sadece
"g, k, l" ünsüzleri için; uzat...
EDATLARIN YAZILIŞI Edat ve bağlaç olarak kullanılır.
Yazılışları bakımından aralarında fark yoktur.
Bu kelime kendinden önceki kelimeye bitişik de yazılabilir, ondan ayrı da...
Bitişik yazılan "ile"...
ÜNLÜ UYUMUNA AYKIRI EKLERİN YAZILIŞI --yor (şimdiki zaman eki): Sadece -yor şeklinde yazılır, ünlü uyumlarına
aykırıdır.
geliyor, biliyor, istiyor, gizliyor...
--ken (zarf-fiil eki): Ünlü uyumlarına aykırıdır. Sadece -ken şekl...