Index TÜRKCE TEMEL EDEBİYAT BİLGİLERİ |
| GELENEKLİ TÜRK TİYATROSU |
|
|
|
| Yazar Edebiyat | |
| Salı, 16 Aralık 2008 | |
|
Zamanımızdan
yaklaşık dört bin yıl önce Orta Asya’da yaşayan Türk boylarının bulunduğunu
biliyoruz. Türklerin sığır,yuğ,şölen adları verilen törenlerindeki
gösteriler,gelenekli Türk tiyatrosunun ilk örnekleri sayılabilir. Bu törenlerin
yönetmen ve oyuncuları şaman adı verilen din adamlarıdır.
Zamanla içeriği genişleyen dinsel törenler,geleneksel törenler haline gelir. Ergenekon Destanında yer alan demir dövme töreni bu örneklerden birini oluşturur. Bu törene bütün boy halkı katılır., büyük bir alan sahne olarak kullanılırdı. Dede Korkut Öyküleri incelendiğinde ozan ve kopuzun dram sanatının bir parçası alarak kullanılırdı. Ayrıca Şamanizm ayinleri bu bakımdan dikkati çeker. Orta Asya’daki Türklerin; dine,destan ve efsanelere dayalı dramatik gösterileri dışında tiyatro gelenekleriyle ilgili yeterli bilgimiz yoktur. Bilgilerimizin bir kısmı Çin kaynaklarına dayanmaktadır. İslamiyet’ten önceki tiyatromuzla ilgili araştırmalar yapan Sırp araştırmacı Nikoliç, Türklere ait ilkel biçimde yazılmış bir tiyatro metni bulunmuştur. Nikoliç’in İslamiyet’ten önceki dönemde oynandığı sandığı bu metnin konusu şöyledir; “Türklerin Çinlilerle yaptıkları savaşlardan biri… Bir Türk kahramanı savaşa gider. Evinde çocuğunu ve karısını bırakır… O gittikten sonra eve bir Çinli gelir. Çinli,bu kadına göz koymuştur. Kocasının yokluğunda ona sahip olmak arzusundadır. Genç kadın kendini çok iyi savunur.. Çinli kadını ele geçiremeyeceğini anlayınca,kadını yüzünden yaralar. Savaşa gitmekte olan Türk, unuttuğu hamaylısını almak için eve döner, yaşanan felaketi görür. Saldırgan Çinliyi kalbinden vurarak öldürür.” 11.yüzyılda İslamiyet’i tamamen kabul etmiş olan Türkler, yeni kültürün etkisiyle tiyatrodan uzak kaldılar. Buna karşılık,gölge (hayal) oyunları cansız olduğu için,hoşgörüyle karşılanmıştır. Ayrıca Türkler; kültür,inanış ve yaşayışlarına uygun olarak geleneğe dayalı bir canlandırma sanatı geliştirdiler. Gelenekli Türk Tiyatrosu adı verilen bu tiyatro anlayışının kolları şunlardır: - Köylü Tiyatrosu Geleneği: Kırsal bölgelerde,köylerde görülen ,daha çok yöresel yaşamdan konularını alan seyirlik oyunların oluşturduğu bir tiyatro geleneğidir. Kökleri geçmişe dayanır.1- Bolluk,sevgi,savaş,kıskançlık,yoksulluk gibi konular işlenir.2- Köy seyirlik oyunu da denilen bu oyunlar sözlü gelenek içinde yer alır. Oyunların içeriği ve yapısı,yörelere göre farklılıklar gösterebilir.3-Oyuncular genellikle profesyonel değildir.4- Kılık değiştirme,kişileştirme,maskeler ve müzik oyun içinde yer alabilir.5- Köylü tiyatrosu geleneği içinde yer alan oyunlarda kalıplaşmış sözlerin yanı sıra doğaçlamalar da bulunur. Halk Tiyatrosu Geleneği: Halk tiyatrosu geleneği içinde oyunların en yaygınları meddah,karagöz ve orta oyunudur. Bu oyunlar, köylü tiyatrosu geleneğine göre sosyal sanat anlayışına ve tiyatroya biraz daha yaklaşmış oyunlardır. Oyuncular,az çok profesyonel kimselerdir. Bu oyunlarda da doğaçlama geleneğine bağlıdır. Halk tiyatrosu içinde yer alan oyunlar,şehirlerde belli bir sahne anlayışı içinde sergilenir. Batı Tiyatrosu Geleneği: Batılı anlamda tiyatro geleneği tanzimatla başlamıştır. Çevreler, uyarlamalar ve ilk denemelerle kendi kendini gösteren bu gelenek günümüze kadar olgunlaşarak gelmiştir. Günümüzde de gerek devlet tiyatroları gerekse özel tiyatrolar bu geleneği kurumlaştırarak sürdürmektedir. MEDDAH:
Methedici (övücü) taklitler yapıp hoş öyküler anlatarak halk eğlendiren sanatçıya meddah denir. Türk Halk zekâsının ve halkın,olayları karikatürize etme gücünün büyük sanatlarından biri olan meddahlık yüzyıllar boyu yaşamış,Türk halkı arasında çok ilgi görmüştür. Meddahlık için tek adamlı tiyatro diyebiliriz. Meddah, tiyatronun bütün kişilerini varlığında birleştiren bir aktördür. Yüksekçe bir yerde oturarak bir öyküyü başından sonuna kadar,canlandırdığı kişileri ağız özelliklerine göre konuşturarak anlatır. Perdesi ,sahnesi,elbiseleri,dekoru,kişileri bulunmayan bu tiyatronun her şeyi meddah denilen o tek adamın zekasına,bilgisine,söz söylemedeki başarısına bağlıdır. Meddahların çoğu,klâsikleşmiş beyitlerle öykülerine başlarlar. Meddah anlatacağı öyküye geçmeden önce: “Hak dostum hak” diyerek çoğunlukla şiirsel beyitle öyküye girer. “Söyledikçe sergüzeşti verir bezme letafet Dinle imdi bende-i acizden hoş bir hikâyet” Meddah kişilerin ağız özelliklerini taklit ettiği gibi hayvanların,doğanın ve cansız nesnelerin seslerini de taklit eder. Meddahın iki aracı vardır; biri boynuna doladığı mendili, ötekide elinde tuttuğu sopasıdır. Mendille çeşitli başlıklar yapar,terini siler,sopayı da oyunu başlatmak,seyirciyi suskunluğa çağırmak,kapıyı vurmak için yada saz,süpürge,saz,at yerine kullanır. Bitişte özür diler,oyundan çıkan sunucu (kıssa) bildirir. Daha sonra anlatacağı öykünün adını ve öyküyü nerede anlatacağını söyler. Günümüzde meddahlıkla ilgili birkaç dağınık yama ve taş baskısı kitap dışında fazla kaynak yoktur. İstanbul Üniversitesi kitaplığında bulunan “Mecmua-i Fevâid” meddahlar üzerine yazılmış önemli bir kaynaktır. ORTA OYUNU
Orta oyunu,çevresi izleyicilerle çevrili bir alan içinde oynanan,yazılı metne dayanmayan içinde müzik,raks ve şarkı da bulunan doğaçlama bir oyundur. Orta oyunu adının geçtiği ilk belge 1834 tarihlidir. Daha eski kaynaklarda bu oyun ;kol oyunu,meydan oyunu,taklit oyunu,zuhurî gibi adlarla anılmıştır. Orta oyunu,han yada kahvehane gibi kapalı yerlerde de oynanılmakla birlikte,genel olarak açık yerlerde ortada oynanan bir oyundur. Oyunun oynandığı yuvarlak yada oval alana palanga denir. Oyunun dekoru; yeni dünya denilen bezsiz bir paravanda ve dükkân denilen iki katlı bir kafesten oluşur. Yeni dünya ev olarak, dükkân da işyeri olarak kullanılır. Dükkânda bir tezgâh, birkaç hasır iskemle bulunur. Orta oyununun kişileri ve fasılları Karagöz oyunuyla büyük oranda benzerlik gösterir. Oyunun en önemli iki kişisi Kavuklu ile Pişekar’dır. Kavuklu,Karagöz oyunundaki Karagöz’ün karşılığı,Pişekar’da Hacivat’ın karşılığıdır. Orta oyununda da gülmece öğesi,Karagöz oyunundaki gibi ,yanlış anlamalara,nüktelere ve güldürücü hareketlere dayanır. Oyunu çeşitli mesleklerden,yörelerden,uluslardan insanları meslekî ve yöresel özellikleri,ağızları taklit edilir. Bunlar arasındaArap, Acem, Kastamonulu, Kayserili, Kürt, Frenk, Laz, Yahudi, Ermeni vb. sayılabilir. Orta oyununda kadın rolünü oynayan kadın kılığına girmiş erkeğe zenne denir. Kavuklu Hamdi ile Pişekâr küçük İsmail Efendi,orta oyununun önemli ustaları sayılır. Orta oyunun bölümleri;
-Mukaddime(Giriş); Zurnacı,Pişekâr havası çalar. Pişekar çıkar ve izleyiciyi selamladıktan sonra Zurnacı ile konuşur. Bu konuşmada oynanacak oyunun adı bildirilir. Daha sonra zurnacı Kavuklu havasını çalar. Kavuklu ile Kavuklu arkası oyun alanına girer. Kavuklu ile Kavuklu arkası arasında kısa bir konuşma geçer. Sonra bu kişiler Pişekârı görüp korkarlar ve korkudan birbirlerinin üstüne düşerler. Bazı oyunlarda zenne takımı ve Çelebi’nin daha önce çıkıp Pişekâr’la konuştukları bir sahne de vardır. -Muhavere(Söyleşme); Bu bölüm Kavuklu ile Pişekâr’ın birbirleriyle tanıdık çıktıkları tanışma konuşmasıyla başlar. Kavuklu ile Pişekar’ın birbirlerinin sözlerini ters anlamaları bir gülmece oluşturur ki buna arzbâr denir. Arzbârdan sonra tekerleme başlar. Tekerlemede Kavuklu,başından geçen olağan dışı bir olayı Pişekâr’a anlatır. Pişekâr’da bunu gerçekmiş gibi dinler,sonunda bunun düş olduğu anlaşılır. -Fâsıl(Oyun); Oyunun asıl bölümü,belli bir olayın canlandırıldığı fâsıl bölümüdür. Orta oyunu fasılları genellikle iki paralel olay dizisinde gelişir. Dükkân dekorunda gelişen olaylarda genellikle Kavuklu bir iş arar. Pişekâr’ın ona iş bulmasıyla olaylar gelişir. Dükkâna gelip gider. Çeşitli müşterilerle ilgili oyunlarda vardır. İkinci olaylar dizisi yeni dünya denilen ev dekorunda geçer. Zenne takımının,Pişekâr aracılığıyla ev araması ve bir eve yerleşmesi biçiminde olaylar gelişir. -Bitiş; Oyunun son bölümüdür. Pişekâr izleyicilerden özür dileyerek gelecek oyunun adını ve yerini bildirir. Oyunu kapatır. Geleneksel Türk Halk Tiyatrosunun önemli seyirliklerinden olan orta oyununun başlıcaları şunlardır: Mahalle baskını,Terzi oyunu,Yazıcı oyunu, Büyücü Hoca, Fotoğrafçı, Hamam, Tahir ile Zühre, Kale oyunu, Pazarcılar, Çeşme, Gözlemeci, Çifte Hamamlar, Kunduracı, Eskici Abdi. KARAGÖZ
Karagöz, bir gölge oyunudur. Bu oyun, deriden kesilen ve tasvir adı verilen bir takım şekillerin (insan,hayvan,bitki,eşya vb) arkadan ışıklandırılmış beyaz bir perde üzerinde yansıtılması temeline dayanır. Gölge oyununun önce Çin’de (M.Ö. 2.yy.) veya Hint’te çıktığı söylentileri de vardır. Evliya Çelebi ise Karagöz ile Hacivat’ın Anadolu Selçuklu Hükümdarı Alaaddin Keykubat zamanında (13.yy.) yaşamış gerçek kişiler olduğunu belirtir. Halk arasındaki bir söylentiye göre ise Karagöz ile Hacivat, Sultan Orhan (14.yy.) zamanında Bursa’da bir cami yapımında çalışmış işçilerdir. İkisi arasındaki nükteli konuşmalar diğer işçileri oyaladığı için Sultan Orhan tarafından öldürtülmüşlerdir. Daha sonra Şeyh Küşter Hacivat ve Karagöz’ün deriden yapılmış tasvirlerini oynatmış ve onların şakalarını tekrarlamıştır. Bu nedenle Karagöz perdesine Küşteri Meydanı da denir. İslâm dünyasında 11. yüzyılda sözü edilmeye başlanan bu oyuna hayal-i zılı (gölge-i hayali) adı verilmiştir. Karagöz oyunu, özellikle 17 yüzyıldan sonra oldukça yaygınlaşmıştır. 19 yüzyılda Karagöz kısaca, hayal oyunu diye anılmış, bu oyunu oynatan sanatçılara da hayalî (hayalci Karagözcü) denmiştir. Karagöz oyunu halk kültürünün ortak ürünüdür. Bu oyunlarda işlenen çeşitli konuları kimin düzenlediği belli değildir. Karagöz tulûata dayandığı için oyunun sözlerini, her sanatçı, oyun sırasında kendine göre düzenler. Karagöz oyunları 19. yüzyılda yazıya geçirilmeye başlanmıştır. Karagöz oyunlarının bölümleri:
-Mukaddime (Giriş): Oyunun başlangıç bölümüdür. Perdede görüntü verilmeden önce müzik başlar. Sonra konuya uygun olarak bir görüntü verilir. Hacivat Of… hay,Haak! diyerek perde gazeline başlar. -Muhavere (Söyleşme): Karagöz ile Hacivat arasında geçer. Muhavere iki bölüme ayrılır. Bunlar,fasılla ilişkisi olan ve fasılla ilişkisi olmayan bölümlerdir. Muhaverede yalnız, Hacivat ve Karagöz bir oyun oynar. Bu oyun, önce olmayacak bir olayın gerçekleşmemiş gibi anlatılmasıyla başlar, sonra bunun düş olduğu anlaşılır. -Fasıl (Oyun): Oyunun kendisidir. Hacivat ve Karagöz’den başka oyun kişileri fasılda görünürler. Karagöz oyunları genellikle adlarını bu bölümün içeriğinden alır. -Bitiş: Bu bölüm çok kısadır. Karagöz,oyunun bittiğini haber verir, kusurlar için özür diler, gelecek oyunu duyurur. Karagöz’le Hacivat arasında kısa bir söyleşme geçer. Bu söyleşmede oyundan çıkarılacak sonuç da belirtilir. Karagöz
oyunun kişileri:
Karagöz oyunun en önemli kişileri Karagöz ile Hacivat’tır. Karagöz okumamış halkı, Hacivat ise aydın yada yarı aydın kimseleri temsil eder. Oyunda konuya göre türlü meslek, yöre ve uluslardan kişiler, kendi şiveleriyle taklit edilir. Karagöz oyununun diğer önemli kişileri şunlardır: Çelebi (Genç,züppe bir mirasyedi) Kürt (Hamal,bekçi) Altı Kulaç Beberuhi (Cüce ve aptal) Arnavut (Bahçıvan,korucu,bozacı) Tuzsuz Deli Bekir (Sarhoş,zorba) Acem (Zengin tüccar) Efe ( Zorba) Ak Arap (Dilenci,kahve dövücüsü) Matiz (Sarhoş) Zenci Arap (Lala,köle) Zenne (Kadın) Yahudi (Bezirgan) Kastamonulu (Oduncu,bekçi) Ermeni (Kuyumcu) Bolulu (Aşçı) Frenk ve Rum(Doktor, Terzi, Tüccar, Meyhaneci) Kayserili (Pastırmacı) Laz (Kayıkçı,kalaycı) Rumelili (Pehlivan,arabacı) Tiryaki (Lâf ebesi) Karagöz oyunun dağarcığı: Bilinen Karagöz oyunlarının sayısı çoksa da Karagöz oyununun klâsik dağarcığı yirmi sekiz oyunda birleşmiştir. Bu oyunlardan bazıları şunlardır: Ağalık,Bahçe Sefası, Balıkçılar, Baskın, Leylâ ile Mecnun,Ferhat ile Şirin,Cambazlar,Sahte Eskici,Hain Kâhya,Horozlu Düğün, Karagöz’ün Yalova Sefası, Cin Çarpması. MODERN TÜRK TİYATROSU
Tanzimat Dönemi Tiyatrosu
Bizde Karagöz,orta oyunu,meddah gibi geleneksel oyunlar dışında, Batılı anlamda tiyatro eserlerinin yazımı Tanzimat’ın ilanından sonra başlar. Bununla birlikte, Tanzimat öncesinde de İstanbul’da bit tiyatro yaşamı vardır.III Selim döneminde sarayın içine ve İstanbul’un çeşitli yerlerine tiyatro binaları yaptırılır. 1860’lı yıllarda Hoca Naum ve Güllü Agop gibi tiyatro adamları, Omsalı tiyatrosunun kurulmasında ve Türkçe temsiller vermesinde öncülük ederler. Güllü Agop, Gedikpaşa Tiyatrosunu kurar (1869) ve bir çok oyunu sahneye koyar. Bu arada on yıl süreyle tiyatro oynatma yetkisi,Güllü Agop’a verilir. Güllü Agop’a verilen bu yetkinin Türk tiyatrosunun önünü kestiğini düşünen Kavuklu Hamdi gibi tiyatro adamlarımız Tulûat tiyatrosunu kurarlar. Tulûat tiyatrosu, Batılı tiyatro ile geleneksel orta oyunu özelliklerinin karışımından doğan halk tiyatrosudur. Batılı anlamda ilk yerli tiyatro eserimiz, Şinasi’nin 1859 yılında yazdığı Şair Evlenmesi’dir. Bir perdelik komedi olan bu eser, 1860 yılında Tercümânı Ahvâl gazetesinde bölüm bölüm yayımlanır. Ancak bu eserden önce yazılmış iki tiyatro eserimiz daha vardır. Bunlardan biri 1800’lü yıllarda yazıldığı sanılan “Vâkayi-i Acibe ve Havadis-i Garibe-i Keşfger Ahmet” adlı eserdir. Bu eser 1956 yılında Prof. Fahir İz tarafından Viyana Milli Kütüphanesinde bulunmuştur. İskerleç adında bir yazara ait olan eser üç perdelik bir komedidir. Diğer eser ise Hayrullah Efendi’nin 1844’te yazdığı “Hikâye-i İbrahim Paşa ve İbrahim Gülşenî” dir. Bu da dört perdelik acıklı bir dramdır. Her ikisinin varlıkları geç öğrenildikleri için Şair Evlenmesi ilk tiyatro eserimiz kabul edilir. Şinasi’den sonra Ali Haydar “Sergüzşt-i Perviz” ve “İkinci Esas” adlı manzum oyunlarını yazar. Bu oyunlar teknik zayıflıklar içeren trajedilerdir. Yazarın ayrıca komedileri de vardır. Tanzimat döneminin yazarları arasında en etkili olanlar, Namık Kemal ve Ahmet Vefik Paşa’dır. Namık Kemal’de romantizmin etkileri vardır, oyunları dram türündendir. Ahmet Vefik Paşa, Moliere’den çevirileri ve özellikle adapteleri ile başarıya ulaşır. Yalnız Padişah Abdülaziz’in Meşrutiyete karşı olması, meşrutiye yanlısı olan tiyatrocuları olumsuz etkilemiştir. Namık Kemal’in Vatan Yahut Silistre adlı oyununun sahnelenişi sırasında ve sahnelendikten sonra halkın, Abdülaziz aleyhine ve Şehzade Murat lehine yatığı gösteriler Namık Kemal’in Magosa’ya, Ahmet Mithat Efendi ve Ebüzziya Tevfik’in Rodos’a sürülmelerine neden olmuştur. 1876 yılında Abdülaziz tahttan indirilir. Meşrutiyet yanlısı Şehzade Murat, akıl sağlığı bozuk olduğu için tahtta kalamaz. II. Abdülhamit, meşrutiyet yönetimi kurmaya söz vererek tahta geçer ve I. Meşrutiyeti ilan eder. Abdülaziz döneminde sürgüne gönderilen yazar ve şairler sürgünden dönerler. Ancak II. Abdülhamit, kısa bir süre sonra anayasayı yürürlükten kaldırır ve meclisi dağıtır. Bütün yetkileri kendinde toplar. Bundan sonra,tarihimizde “istibdat dönemi” olarak bilinen baskı ve sürün dönemi başlar. Tanzimat döneminde Direktör Ali Bey, tiyatro eserlerini yazdığı gibi,tiyatronun sanatsal yönüyle de ilgilenir. Ayrıca Ahmet Mithat Efendi,Ebüzziya Tevfik,Şemsettin Sami,Manastırlı Mahmut Ekrem, başarılı sayılan tiyatro eserleri yazar. Abdülhak Hamit Tarhan ise oyunlarını okunmak için yazar. Ancak Abdülhamit’in getirdiği sansür nedeniyle tiyatro alanında bir durgunluk görülür. Bu durgunluk II. Meşrutiyetin ilanına kadar sürer. Tanzimat tiyatrosu, toplumun eğitimi amaçlar. Tanzimat dönemi sanatçıları, düşünceleri topluma aktarmada en etkili araç olarak tiyatroyu görürler. Namık Kemal’e göre “Ahlak bakımından tiyatronun hizmeti; gazetelerden,kitaplardan daha fazladır. Tiyatro, millete verilmek istenen mesajların en dinamik aracıdır.” Seyit Kemal Karaalioğlu, Tanzimat tiyatrosuna ilişkin; “Konular tarihten, dış ülkelerden, bireysel olarak alınır. Gelenekler, görenekler, vatan, millet, yurtseverlik temaları işlenir. Çevirilerden uyarlamalara, klasisizmden romantizme geçilirken komediyle dram arasında söz söylemeye, edebi dile gibidir” değerlendirmesi yapılmaktadır. Meşrutiyet Dönemi Tiyatrosu
1860 yılında İbrahim Şinasi, Tercümân-ı Ahvâl gazetesinde “Devlete asker veren, vergi veren, devlet buyruklarını yerine getiren millet, devletin iyimi, kötümü yönetildiği hakkında düşündüklerini söyleme hakkına sahiptir.” Düşüncesini ileri sürer. Şinasi’nin bu düşüncesi Namık Kemal tarafından da benimsenir ve tüm baskılara karşı sürekli işlenir. II. Abdülhamit meşrutiyet yönetimi kurmaya, anayasa yaptırıp yurdu ona göre yönetmeye, meclisi ve senatoyu toplamaya söz vererek padişah olmasına karşın bu sözlerini yerine getirmez. Fakat özgürlüğü sağlamak için yıllarca yapılan gizli çalışmaların ve baskılara direnen aydınların çabaları sonucu II. Abdülhamit 1908’de II Meşrutiyet’i ilan etmek zorunda kalır. 1908’den sonra başlayan yeni dönemde tiyatro çalışmaları hızlanır. Tanzimat dönemi yazarlarının yasaklanan oyunları yeniden sahnelenir. Tiyatro, topluma hizmet veren yarı resmî bir nitelik kazanır. Cumhuriyet tiyatrosunu hazırlayan gelişmelerin temeli bu döneme de aittir. Meşrutiyet tiyatrosu, Servet-i Fünûn, Fecr-i Âti ve Milli Edebiyat dönemini kapsar. Serveti Fünûn Dönemi Sanatçıları
Gerek Sanat Anlayışları
Bu dönemde özel tiyatroların yanında Darûİbedâyinin i kuruluşu (1914), tiyatronun gelişmesi açısından önemli bir aşamadır. Darülbedâyi (Güzel Sanatlar Okulu); sanatçı yetiştirecek, tiyatro eğitimi verecek, tiyatroyu okultaştıracak bir kurumdur.'Bu kurumun başına Fransız tiyatrosunun ünlü rejisörlerinden Andre Antoine (Andre Antuvan) getirilir. Burada okuma, telâffuz, dram, dans, edebiyat gibi dersler verilir, önemli tiyatro adamları yetiştirilir. Ünlü tiyatro adamımız Muhsin Ertuğrul da Darülbedâyide öğretmenlik yapar. Daha sonra (1927-1928) Darûİbedâyinin başına getirilir ve çağdaş tiyatronun kurulmasına büyük katkıları olur. Bu döneme kadar kadın oyuncular azınlıklardan seçilmekteydi. İlk defa Müslüman kadın oyuncu Afife Jale'nin sahneye çıkmasıyla Müslüman kadınlara da sahne yolu açılmıştır. Millî Edebiyat döneminde Türkçülük akımı, tiyatroda daha fazla hissedilir. Ancak savaş yıllarıdır. Ekonomik sorunlar, karamsarlık, yılgınlık da vardır. Bunlar tiyatroya da yansır Siyasal ve belgesel nitelikli oyunlar, istibdat dönemi eleştirileri, saray yaşamı, sosyal dramlar ve aile dramları tiyatroda ilgi görür. Yakın tarih, Türk dünyası idealleri tiyatro eserlerine konu olur. İbnürrefik Ahmet Nuri Sekizinci, Musahipzade Celâl, bu dönemde sadece tiyatroyla uğraşan yazarlardır. Ayrıca Aka Gündüz, Reşat Nuri Güntekin, Halit Fahri Ozansoy, Yusuf Ziya Ortaç, Faruk Nafiz Çamlıbel, Mithat Cemal Kuntay, Refik Halit Karay, Halide Edip Adıvar, Raif Necdet gibi yazarlar da tiyatro eserleri yazmışlardır. Cumhuriyet Dönemi Tiyatrosu
Cumhuriyetin ilânından günümüze kadar geçen döneme Cumhuriyet dönemi tiyatrosu diyoruz. Bu dönemde, Türk tiyatrosu, oyuncusunu, yazarını yetiştirir. Ankara'da da Devlet Konservatuvarının kurulmasıyla tiyatro, Anadolu'ya da açılır. Ancak günümüzde de bu açılımın yeterli olduğu söylenemez. Muhsin Ertuğrul, Cumhuriyet döneminde de olumlu çabalarıyla tiyatronun her aşamasının öncüsü olmuştur Millî Edebiyat dönemi tiyatro yazarlarından bir kısmı, Cumhuriyetin ilk yıllarında da eser vermeyi sürdürürler. Cumhuriyet dönemi ve günümüz tiyatro eserlerinin oluşumuna baktığımızda, her oyunu etiketle belirleyip bunların yalnızca "o" olduğunu söylemek zordur. Trajik bir gelişim içinde gülünç olanı da görebiliyoruz. Modern trajedinin kahramanları artık krallar, prensler değil; günlük yaşam içinde pek göze batmayan sıradan insanlardır. Komedinin kahramanları arasında, krallarla soytarılar yan yana olabiliyor. Ayrıca dram türünün kapsamı da oldukça genişlemişti." Bugün oyun yazarı, -türlerin tarihsel özünü korumakla birlikte- alışılagelmiş türlerin, yalnızca birinin içinde yer almayan oyunlar yazabiliyor. Cumhuriyet döneminde Faruk Nafiz Camlıbel; Canavar, Akın, Özyurt, Kahraman gibi oyunlarıyla ilgi görür Reşat Nuri Güntekin, Cumhuriyet sonrasında Hülleci, Tanrı Cağı Ziyafeti, Balıkesir Muhasebecisi adlı oyunlarını yazar. Cumhuriyet döneminin diğer tiyatro yazarları ise; Ahmet Kutsi Tecer, Cevat Fehmi Başkut, Necip Fazıl Kısakürek, Nazım Kurşunlu, Orhan Kemal, Oktay Rıfat, Haldun Taner, Aziz Nesin, Melih Cevdet Anday, Tarık Buğra, Necati Cumalı, Orhan Asena, Yaşar Kemal, Cahit Atay, Refik Erduran, Turgut Özakman, Güngör Dilmen, Turan Oflazoğlu, Vasıf Öngören ve Başar Sabuncu gibi isimlerdir. Özetleyecek olursak; Cumhuriyet dönemi tiyatromuzda her açıdan gelişmeler olmuştur. Bugün üniversitelerimizde de tiyatro kürsüleri (bölümleri) kurulmuştur. Başarılı çalışmalar yapılmaktadır.
Devamini oku
Yorum Ekleyin (0)
Hits: 826
|
Giriş Formu
Spotlight
-
BİRBİRİYLE KARIŞTIRILAN SÖZCÜKLER
ABDAL:Derviş
Salı, 26 Şubat 2008
By - Edebiyat - Hits: 1089 -
ANLAM KÖTÜLENMESİ
"canlı" anlam...Pazartesi, 15 Ekim 2007
By - Edebiyat - Hits: 1524 -
ANLAM DARALMASI
Bir sözcüğün ifade etti...Pazartesi, 15 Ekim 2007
By - Edebiyat - Hits: 3704 -
ANLAM İYİLEŞMESİ
"kötü" anlamı...Pazartesi, 15 Ekim 2007
By - Edebiyat - Hits: 4197







