içerik
Index
Genel konular
Edebiyat
Index Genel konular Edebiyat |
| Yaratımsız Dönem Ve İkinci Yeni |
|
|
|
| Yazar Edebiyat | |
| Cumartesi, 10 Ocak 2009 | |
|
Dönemin şiir ortamını
ise Mehmet Doğan şöyle betimler:
"1954–55 yılları sanat dergileri araştırıcı
bir gözle tarandığında şiirin belirli bir şekilde zayıfladığı görülecektir. Orhan
Veli’nin daha 1949’da genç şairlerin
ilgisini çektiği tehlike elle tutulur
bir gerçeğe dönüşmüş; şiir deyince yalnız küçük olayların, yalnız alelade bir dille
anlatılması akla gelir olmuş,
basitlik, aleladelik şiirin ölçüsü olmuştur. Dergi sayfalarını
Garip akımının
sıradan kopyaları doldurmuştur. Coşkusuz, cansız, renksiz, bütün gücü üç beş dize içine sıkıştırdığı bir espride olan fıkramsı şiirler. Korkunç şekilde birbirlerine benzerler hepsi de. Şair kişilikleri nerdeyse silinmiştir
ortalıktan. İmzalar olmasa hangi şiir
kimindir tanınamaz. Bazen hiç şiirsiz çıktığı görülür bir
derginin."
İşte Muzaffer Erdost’un "İkinci Yeni" akımı adını taktığı şiir
akımı
bu ortamda, Garip’e tepki olarak belirir. İlk ürünler Yeditepe dergisinde (1954–1955), Pazar Postası’nda (1956) yayımlanır. Cemal Süreya, İlhan Berk, Edip Cansever, Turgut Uyar, Sezai
Karakoç, Ece Ayhan, Tevfik Akdağ,
Ülkü Tamer akımın belli başlı adlarıdır.
Oktay Rıfat da Perçemli Sokak’ı
(1956) çıkararak yeni arayışlara katılır. Aynı yıllarda, özellikle Pazar Postası’nda yeni şiir anlayışını
savunan yazılar görülür. Ozanlar dışında, Muzaffer Erdost akımın
kuramcısı
görünümündedir.
Kısaca özetlemek
gerekirse, İkinci Yeni, Garip’in
tam tersi bir noktadan yola çıkar.
Söyleyişteki rahatlığın yerine şiir dilini zorlamayı, anlaşılırlık yerine anlamca kapalılığı,
somuta karşılık soyutlamayı getirir. Halk şiirine
sırt çevrilir. Öte yandan dize anlayışına, sözcüklerle oynamaya yönelerek eski şiirle zayıf da olsa bağlantı kurulur. İkinci Yeniciler için önce biçim gelir. Cemal Süreya bunu şöyle belirtir: 2Biz şiir salt biçimdir, demiyoruz, belki en çok
biçimdir diyoruz. Bunu belirtebilmek için de soyut bir metotla diğer her şey aynı kaldığı takdirde biçimin beklenebilir değişmelerini
arıyoruz. Biçimi önemsiyoruz. Bunu da gerekli
buluyoruz." (Pazar Postası,
s. 41, 1958).
İkinci Yeni’nin çıkışında gerçeküstücülüğün etkin olduğu biliniyor. Andre Breton’un gerçeküstücülük tanımını anımsayalım: "Sürrealizm:
Sözle, yazıyla, ya da başka bir biçimle düşüncenin gerçek işleyişini ortaya koymak için yararlanılan katkısız bir ruhsal otomatizm. Aklın ve her türlü ahlaksal ve estetik kaygının
denetimi dışında, düşüncenin belirlenmesi... Sürrealizm, düşüncenin çıkar gözetmez oyununa, rüyanın
sınırsız gücüne ve bugüne değin önemsenmemiş bulunan belli çağrışım biçimlerinin üstün bir gerçekliği olduğuna inanır."
Usu boşlayan, daha doğrusu usun mantıksal işleyişine sırt çeviren bu anlayış İkinci
Yeni’nin belirgin özelliklerindendir. Başlangıçta Garipçilerin çıkışı
da gerçeküstücülüğün izlerini taşır; ama İkinci Yeniciler gerçeküstücülüğü daha bilinçli benimserler. Gerçeküstücülerin bilinç dışına yönelişlerini, çağrışımlarla zenginleşen imgeciliklerini, düş,
fantezi ve alay öğelerinden yararlanışlarını ustaca değerlendirirler. Harfçiliğin (lettrisme) etkisini taşıyan örnekleri ise biçimsel arayışların ürünü saymak gerekir.
İKİNCİ YENİ BİR KAÇIŞ ŞİİRİ MİDİR?
Siyasal ortam düşünüldüğünde, evet bir kaçış şiirdir.
Ama yaşanılan toplumsal durum göz önüne alındığında, bireyin toplumla
çatışmasının, yabancılaşmanın; yerleşik değerlerin bireyi bunaltmasının ve dış dünyayla, insanlarla kurulan ilişkilerin yozlaşmasının İkinci Yeni’yi beslediği söylenemez mi? Çağdaş düşünce akımlarıyla (varoluşçuluk gibi) beslenen İkinci Yeni deviniminin siyasal eylemi dışlaması, gerici bir sanat akımı olarak damgalanması için yeterli midir? Kaldı ki, her akımın çıkışında
ve gelişim sürecinde rastlanan aşırı
örnekler, öykünmecilerin, yenilik için yenilik ardında koşanların yoz ürünleri de o akımı
olumsuzlaşmanın nedeni olmaz.
Nitekim 1960’tan sonra İkinci
Yeni akımı
da, kendi içinde biçimsel aşırılıklardan
arınarak, yeni imgelere, dize işçiliğine dayanan ve şiirsel
bir yapı kurmayı amaçlayan arayışlarla
gelişimini sürdürdü. İkinci Yenicilerin uzak çağrışımlar
yaratmaya yönelik, şiire özgü bir dil oluşturma çabaları genelde Türk şiirini de etkiledi.
Anlamsızlık değil, yeni anlamlar
yakalamaktı artık amaç.
1965’lere gelinirken, Yön dergisinde Nazım Hikmet’in şiirlerinin çıkması, 1936’dan beri basılmaları yasaklanmış kitaplarının birbiri ardına yayımlanmaya başlaması. İkinci Yeni akımının sonu oldu. Akımın belli başlı
adları toplumsal özlere açılarak yeni bileşimler ardındaydılar zaten. Yeniden gündeme gelen toplumcu şiir, geçirilen bütün deneyleri özümseyerek,
kaldığı yerden değil, gelinen yerden yeni bir gelişim sürecine girdi.
İKİNCİ YENİ ŞİİRİNİN
ÖZELLİKLERİ
ü İmgelere
kapıları yeniden ve sonuna kadar açmak
ü Edebi
sanatlara özgürlük tanımak
ü Basitlik,
sadelik ve aleladelikten kurtulmak
ü Konuşma diline sırt çevirmek
ü Konuyu,
hikâyeyi, olayı atmak
ü Halkın hayatından ve kültüründen uzaklaşmak
ü Folkloru
şiire düşman bellemek
ü Fakir çoğunluğa değil aydın azınlığa seslenmek
ü Şehirli
adam tipi çizmeye boş vermek
ü Şiiri
ustan ve anlamdan kaydırmak
ü Nükte, şaşırtma
ve tekerlemeden kaçmak
ü Duyguya
ve çağrışıma
yaslanmak
Ece Ayhan
1931'de Muğla Datça’da doğdu. Asıl adı Ece Ayhan Çağlar. İlk ve orta
öğrenimini İstanbul’da tamamladı. 1959’da Ankara Siyasal Bilgiler
Fakültesi’nden mezun oldu. Gürün, Alaca, Çardak ilçelerinde kaymakamlık yaptı.
1966’da memurluktan ayrıldı İstanbul’a gelerek Sinematek’te, Meydan
Larousse’da, e Yayınları’nda çalıştı. Üç yıl süre İsviçre’de tedavi gördü.
Dönünce bir süre İstanbul’da ve Bodrum-Gümüşlük’te yaşamını sürdürdü.
Çanakkale’ye yerleşti. İlk şiiri 1954’te "Türk Dili"nde yayımlandı.
Türk Dili, Varlık, Yenilik dergilerinde çıkan (1954–55) birkaç şiirinden sonra
Seçilmiş Hikâyeler, Pazar Postası, Yeditepe dergilerinde yazdı. Kendine özgü
çağrışımlar ve göndermelerle örülü şiirleriyle hem Türk şiirinde hem de İkinci
Yeni’nin içinde farklı bir kanal açtı.
Üç Gencin Kalbi Akdeniz Pencereleri
Bir gemici tanırım Açın pencereleri açın
Kalbini bir limanda bırakmış akdeniz’de
sabah oluyor
Ya kaybolursa? küçük
harfli Musa
Ağlar çocukluğundaki gibi hep
böyle gökyüzünde
Kalbini almaya gidecek hâlâ
Kıvanç duyuyorum bu akçalı güneşten
Bir oğlan tanırım çürümüş bankalar borsalar
Derin yeşil gözlü birazdan açılacak yeryüzüne
Gönlü güney denizlerinin dibi ayaklarımız
altında kezlerce deniz çayımızı içerken
Kalbi ise yerinde
Birine vermeye gidecek On
beş kuruş uzattı seninki
Bir gemi arar durur on
beş kuruş bir gazete
Bulutlardan. aydınlık yüzlü bir kadın
bize sesleniyor
birdenbire
Bir şair tanırım
Onunki içler acısı Akdeniz Akdeniz’de çay içerken yaratılıyor
Kalbini asla vermemiş şu bizim dev dudaklı
Çalmışlar ve küçük harfli Musa için
Kalbi eski bir efsanede saklı. açın pencereleri açın.
Ece AYHAN Ece
AYHAN
Sezai Karakoç
1933'te Diyarbakır’ın Ergani ilçesinde doğdu. "Diriliş"
dergisini aylık, haftalık bazen haftada iki kez yayınladı. İlk şiiri 1951'de
"Hisar" dergisinde çıktı. Üniversite yıllarında 1955'te "Şiir
Sanatı" dergisini çıkardı. Mülkiye, Yenilik, XX. Asır, İstanbul, Şiir
Sanatı gibi dergilerdeki şiirleriyle tanındı. Gençlik döneminde Pazar
Postası'nda İkinci Yeni akımı doğrultusunda şiirler yazdı. Daha sonraki
yıllarda tümüyle kendi şiirine yöneldi. Yeni biçim araştırmalarına, değişik
imgelerle kendine özgü, mistik ve İslami içeriğe yer veren eserleriyle kuşağının
en iyi şairleri arasına girdi. Gazete yazılarında İslam toplumlarının çağdaş
dünyadaki konumlarını ele aldı. Eski Türk uygarlıklarına ilişkin değerlerle,
çağdaş bir kişilik oluşturma düşüncelerini işledi.
Ayna Hatıra Gözler ve Sevmek Anneler Ve Çocuklar
Evlerinin içi kabartma bahar Anne öldü mü çocuk
Köşelerde keklik gibi bakıp duran saksılar Bahçenin en yalnız köşesinde
Halıları öpe öpe nakış yapar nakış gibi ayaklar Elinde
siyah bir çubuk
Siz söyleyin insan seve seve ölmez ne yapar Ağzında
küçük bir leke
Köşelerde keklik gibi bakıp duran saksılar
Çocuk
öldü mü güneş
Evlerinin içi yeni güllerden Simsiyah görünür gözüne
Görülmemiş güneşleri görülmemiş gözlerine getiren Elinde bir ip nereye
Sağ köşedeki entari sol köşedeki şapka Bilmez
bağlayacağını anne
Beni katıl suların ortasına bıraka
Katıl sular güneşi gözlerinden götüren Kaçar
herkesten
Durmaz
bir yerde
Evlerinin içi gurur döşeli
Anne ölünce çocuk
Benim aşkım bin bir köşeli ah bin bir köşeli
Çocuk ölünce anne
Sezai KARAKOÇ Sezai KARAKOÇ
Edip Cansever
8 Ağustos 1928’de İstanbul’da doğdu. İstanbul Erkek Lisesi’ni bitirdi.
Kapalıçarşı’da turistik eşya ve halı ticareti yapmaya başladı. 1976’dan sonra
yalnızca şiirle uğraştı. Gençlik şiirlerini İkindi Üstü (1947) adlı kitapta
topladı. İlk kitabından 7 yıl sonra yayımladığı Dirlik Düzenlikte kendisine
özgü bir şiir evreni kurduğu görüldü. Sürekli yazan, yayımlayan bir şair olarak
30 yıla yakın bir süre ilgileri hep üstünde tuttu. 28 Mayıs 1986’da İstanbul’da
yaşamını yitirdi.
Adsız Bir Çiçek Bitti
O Sevda...
Rengini dünyaya ilk defa sunan Bitti
o sevda kesildi çığlıkları martıların
Adsız bir çiçek gibi parlıyorsa gözlerim Su gibi bitti, suya karşıt gibi bitti
Sevgilim İtti kıyıyı adına deniz dediğimiz şey
Bana "sen bir şairsin"
dediğin zaman. Unuttuk
ikimiz de her türlü yetinmezliği
Kaybetti
kumarda gözlerim
Kaybetti
kumarda gözleri.
Yalnız sana yazıyorum bu şiiri
İstersen bir şiir gibi okuma
Uzaklaştı ağaçlar birbirlerinden
Çünkü her yıl yeniden yazacağım onu Yakınlaştı ağaçlar birbirlerine
Soğuklar başlayınca havalanıp Yani her
soluk alıp verişimizde bizim
Millerce yol kat ettikten sonra Bir
mekik gibi kalbin
Güneyi tadan bir kuşun
sevinciyle. Bir
mekiği gibi kalbim
İşleyip durdu bu yitikliği yeniden
Ve yazmış olacağım bir de Ne
kaldı
Her dönemde her çağda
Farkında mısın bilmem
Sevdanın kendine özgü diliyle Gündüzler..
Gündüzler biraz azaldı.
Edip CANSEVER Edip
CANSEVER
Oktay Rıfat
10 Haziran 1914’te Trabzon’da doğdu. 18 Nisan 1988’de İstanbul’da
yaşamını yitirdi. 1936'da Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. İlk şiiri 1936'da
Varlık dergisinde yayınlandı. Orhan Veli Kanık ve Melih Cevdet Anday ile Varlık
dergisinde başlattıkları atılım "Garip" adı verilen şiir akımının
doğmasına neden oldu. İlk şiirlerinde, diğer arkadaşları gibi, kentte yaşayan
insanların günlük yaşamlarını işledi. Etkileyici gücünü şaşırtıcı buluşlardan,
alay ve yergiden alan, dili yalın, 4–5 dizelik şiirler yazdı. 1944'ten sonra
Aile, Yaprak, Yeditepe, Yeni Dergi gibi dergilerde yayınlanan şiirleriyle
etkili oldu. "Yaşayıp Ölmek ve Avarelik Üstüne Şiirler" kitabında bir
yandan Garip çizgisini sürdürürken bir yandan geleneksel biçimler denedi. Yarım
ve tam uyaklar kullandığı bu dönem şiirlerinde halk şiiri geleneğini
geliştirmeye çalıştı. Şiirinin üçüncü evresinde toplumsal sorunları konu alan
şiirlere ağırlık verdi. Halk deyişlerinden yararlanarak alaya, yergiye dayalı
şiirler yazdı. "Aşağı Yukarı" ve "Karga ile Tilki"
kitaplarında özgür bir söyleyişe ulaştı.
Yağmur Başlangıcı Pembe
Yalı
Siz bir başlangıç bile değilken Kızlar vardır kıvırcık salata gibi
yokken denemez çünkü vardınız Ağızları burunları kıvır
kıvır
geyikler inerdi gözlerinize Bacak
bacak üstüne vapurlarda
ağaçlarınız
fındık ve sincap Rüzgar
eser oraları buraları görünür
bu yüzden omuzlarınız
memeleriniz bir kitap gibi okunaklı
oluklara düşen sessiz damlalardı
Vay
canına tükürdüğümün İstanbul’u
bin kez yondum, sizi bin kez doğurdum Bir
oynak olur Fındıklı önlerinde
bir keten buruşukluğu her seferinde Elimde yüz iğnelik çapari
yağacak diye düşünürdüm havalara bakarak Poyraz gibi dalarım palamutlara
bir serinlik bir kıpırtı otta ve ağaçta Altımda Turgut Reis motoru
akşamın kanından gecemize yaklaşan
bir gemi gibi önce küçük sonra yakın
iri damlaları o seyrek yağmurun
tüterdi ot, çakıl,
kum Rumelihisarı’nda Orhan’ın mezarı
Ne
gittim ne gördüm gitmek de istemem
siz bir başlangıç bile değilken Taze
ekmek bir parça beyaz peynir
sizi yazdım, kotardım Şimdi olsa şuracıkta rakı içer
bir başucu kitabı olmanızı istedim Denize mi
bakar kim bilir.
tek tek iri o yabanıl
kelimeler
onlar işte renkli zarlarının
içinde
olukların çinkosunda yuvarlanan
Ben
rıhtımdan suya atlarım
siz daha bir başlangıç bile değilken Altımda balıklar
yağmur başlamıştı Üstümde bulutlar
ama ne ben, ne bahçe, ne yaz Ağzımın kenarında çırpıntılı Boğaz suyu
hiçbirimiz. Pembe
yalıya doğru yüzerim
Oktay Rıfat HOROZCU Oktay
Rıfat HOROZCU
Ülkü Tamer
20 Şubat 1937'te Gaziantep’te doğdu. Ortaöğrenimini İstanbul'da
tamamladı. 1958'de Robert Kolej’i bitirdi. Bir süre İstanbul Üniversitesi
Gazetecilik Enstitüsü’nde okudu. Milliyet Yayınları'nı, Milliyet Çocuk,
Milliyet Sanat Dergisi ve Sanat Olayı dergisini yönetti. İlk şiiri 1954'te
"Kaynak" dergisinde yayınlandı. Pazar Postası, Yelken, Yeditepe,
"a" gibi dergilerde çıkan şiirleriyle tanındı. 1959'da basılan ilk
şiir kitabı "Soğuk Otların Altında" ile başlayarak İkinci Yeni
duyarlılığını yansıtan soyutlamalara yönelik, yoğun ve özgün bir imge anlayışı
geliştirdi. Yalın bir dil kullandığı şiirlerinde giderek toplumsal kaygılar ve
düşünce öğeleri ağırlık kazandı. Her dönemde kendine özgü olmayı başardı.
Türkü, koşma tadında, masalları, doğa görüntülerini, çocuksu duyarlılığını
yansıtan özgür çağrışımların beslediği neşeli, humor yüklü şiirler yazdı.
Hançer Üşür Ölüm Bile
Geçen sonbahar gömmüştük hançerimizi Bir
ormanda tutup onu
Kare taşlardan yapılmış bir avluya; Bağladılar ağaca
Hem değerli, hem keskin bir hançerdi. Yumdu sanki
uyur gibi
Kabzası erimiştir şimdi, benziyordur Gözlerini usulca
Sığırtmaçların yosun tutan saçlarına.
Bir
soğuk yel eser
Üşür
ölüm bile
İskeletine kan yapışmıştır yeraltında, Anlatır akan kanı
Solucanların, atmacaların kanı. Beyaz
sesiyle
Avluyu örten kan taşlarına düşüp
Derinlere dağınık bir çizgi biçiminde Diz çöktüler karşısına
Uçmalarını
gönderen atmacaların kanı.
Sonra ateş ettiler
Parçalanan
yüreğine
Yuva kurdu mermiler
Yollarındaki fenerleri yakmıştır
deniz.
Hançer tek
yenilgisini bizden almıştır,
Bir soğuk yel eser
Bakmaktadır oluğunun ülkesinden akşama, Üşür ölüm bile
Düşerken kanatlarına tutunan kuşlara. Anlatır akan kanı
Ve biz son
yenilgimizi ondan almışızdır.
Beyaz sesiyle
Gelip kondu bir güvercin
Bir dilencinin
sesindeki gri sessizliği
Ellerine o gece
Nedense ürkütüyor, dağcıların göğünü, Kırmızı bir çelenk oldu
Denizleri sırtlarında birer panterle geçen
Bileğinde kelepçe
İp yürekli gemicilerin
yüzünü ürkütüyor
Bir hançerin paslanırken çıkardığı gürültü. Bir soğuk yel eser
Üşür ölüm bile
Anlatır akan kanı
Beyaz
sesiyle
Ülkü TAMER Ülkü
TAMER
İlhan Berk
1918'de Manisa’da doğdu. İlk ve ortaokulu doğduğu kentte tamamladı.
Manisa Halkevi Dergisi’nde yayınlanan ilk şiirleriyle bu şiirlerden oluşan
"Güneşi Yakanların Selamı"nda (1935) görülen Nâzım Hikmet etkisi
sonraki şiirlerinde kayboldu. "İstanbul", "Günaydın
Yeryüzü", "Türkiye Şarkısı" kitaplarındaki şiirlerinde geleceğe
dönük toplumsal özlemleri dile getirdi. 1950'lerin ortalarında beliren genç
şairleri etkiledi, onların bazı özelliklerinde de etkilendi. İkinci Yeni
akımına katıldı. Araştırmacı kişiliği, özgün duyarlılıkları ve buluşlarıyla 20.
Yüzyıl Türk şiirinin en önemli isimleri arasında.
Akşama Doğru Atımı
İstedim Evin Göğü Gerindi
ey güzel harf güzel
kâğıt güzel kalem. Cin
gülleri bir yerden ordan geliyorum
Öyle
sular dağların üstüydü isminiz
sana nehirlerden
rüzgârlardan söz ediyorum Yeşil, o solukları gibi rüzgârların
benim için nehirleri
eğit, suyolları aç. Bir bin yıl rüzgâr değirmeninizde
kaldım
ben ki daha ağzı
lekeli bir çocukken
yürürken gördüm bir
gün nehirleri Tep
kralları gibiydim öyle yalnızdım
nehirlerin
rüzgârların sözü yaşar Bir
çağda seni bu beyazlığında tuttum
ben ağzının yaprağıyım, bir yere yaz bunu. Ak, sabah kalyonlarım
hep gökyüzündeydi
ey güzel el yazısı
güzel mürekkep güzel uç. Ben rüzgâr
değirmeninizde kaldım
beni küçük su
birikintileri büyüttü. İşte
ellerin o dünya kadar Akdeniz
beni anlamak için su
birikintilerine sor Hansi,
gecenin panjurunda Berk kuşlarım
su unutmaz: daireler
çizerek dikkatle çalışır. Ey benim sığlığım eşkim karanlığım
siz
benim için yapraklar
topla, yatağını lekele. Yitik
gülüşünün açtığı sular şimdi
Ben
o gecelerde saçıydım çocukların
ben bu akşam doğruyum, karıştır saçlarımı. Bir bin yıl rüzgâr
değirmeninizde kaldım.
İlhan BERK İlhan
BERK
Kemal Özer
1935’te İstanbul’da doğdu. Öğrenim yıllarında arkadaşlarıyla birlikte
"a" Dergisi’ni (1956–60) çıkardı. Cumhuriyet gazetesinde (1960–81),
Karacan Yayınları’nda (1981–1982) çalıştı. Kitapçılık ve yayıncılık yaptığı 1965–1970
arasında, şiir ve sinema alanında kitapların yanı sıra Şiir Sanatı (1966–68)
dergisini yayınladı. 1972’de arkadaşlarıyla yeniden yayınladıkları "Yeni a
Dergisi’nin kurucu ve yazarları arasında yer aldı. Varlık dergisinin yönetmenliğini
üstlendi (1983–90). Türkiye Yazarlar Sendikası’nın ikinci başkanlık görevinde
bulundu (1999–2000). Kendi kurduğu Yordam Yayınevi’nde kitaplarını yayınlamayı
1989’dan beri sürdürüyor.
Sürek Deniz
Orakçısı
çözer bir gün bukağılardan sor
kendi kendine bir sabah
atları genişliklere doğru av
hazırlığına başlarken
tutsak olanlarını kırların sulara
kim salar ilk güneşi
şehirlerden itilmiş özsu sen
kayığına binmesen
orağını
almasan eline
ağaç ağaç yürür ormanda ilk
ürünü kim biçer denizden
yaralanan derinlik
baltaların mavilediği göçebe uzay kent
niye bir büyük gergeftir
izi sürülürcesine bir geyik geçirmiş
ilmiğini alın terine
niye
aç ağızlardan örülü
yeniden yaratılır bir gün bir
martı çığlığıdır gök
yeni öyküler için toprak iner
kalkar başının üzerinde
bütün o kaçışlar dalgınlıklar küçük
dalışlarla yoklar tekneni
yüreğin usançlarını yaşamak
bir
başınasın yaşamı üretirken
yeniden yaratılır duygu zıpkın
çizer kürek acıtır ağ yorar
göz göze gelişler yıpranıp unutulan neden
elleri bulunmaz elinin yanında
unutulan ağızları barbarların sofrasına
çökerken yeryüzünün
boşlukta bir köprü kemeri kuşlardan sor
kendi kendine bir sabah
Kemal ÖZER Kemal
ÖZER
Cemal Süreya
1931’de Erzincan’da doğdu. 9 Ocak 1990’da İstanbul’da yaşamını yitirdi.
Asıl ismi Cemalettin Seber. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi
Maliye ve İktisat Bölümü’nü bitirdi. Maliye Bakanlığı’nda müfettiş yardımcılığı
ve müfettişlik görevleri yaptı. 1982’de müşavir maliye müfettişliğinden emekli
oldu. Ağustos 1960’ta başladığı ve yalnızca dört sayı çıkarabildiği Papirüs
dergisini, Haziran 1966-Mayıs 1970 arası 47, 1980–81 arası iki sayı daha
çıkardı. 1978’de Kültür Bakanlığı’nda Kültür Yayınları Danışma Kurulu üyesi
olarak da görev yaptı. Emekli olduktan sonra, yayınevlerinde danışman ve
ansiklopedilerde redaktör olarak çalıştı. Birçok dergide yazıları ve şiirleri
yayımlandı. Oluşum, Türkiye Yazıları, Maliye Yazıları dergileri ile Saçak
dergisinin kültür-sanat bölümünü bir süre yönetti. Politika, Aydınlık ve Yeni
Ulus gazeteleri ile Yazko Somut ve 2000’e Doğru dergilerinde köşe yazıları
yazdı.
Az Yaşadıksa Da Hüznün
Kuşları
Ben kibriti çaktığım
zaman ben
bütün hüzünleri denemişim kendimde
Her şey kırmızıydı yüzün olarak canımla besliyorum şu
hüznün kuşlarını
Ben kibriti çaktığım
zaman bir
bir denemişim bütün kelimeleri
Çünkü her yüz bir memlekettir yeni
sözler buldum seni görmeyeli
kuliste
yarasını
saran soytarı gibi
seni
görmeyeli
Ben sigaramı yaktığım zaman kasketim
eğip üstüne acılarımın
Çünkü her sigara bir kelimedir sen
yüzüne sürgün olduğum kadın
Ben sigaramı yaktığım zaman kardeşim olan gözlerini unutmadım
Güz günleriydi bir şarkı olarak çık gel bir kez daha beni bozguna uğrat
sen
tutar kendini incecik sevdirirdin
bir
umuttum bir misillemeydin yalnızlığa
Bir güvercin ben öldüğüm
zaman şanssızım diyemem kendi payıma
Nice hüzünlerden yaprak yaprak hain bir aşk bu kökü dışarda
Bir güvercin ben öldüğüm
zaman olur
böyle şeyler ara sıra
olur
ara sıra
Cemal SÜREYA Cemal SÜREYA
Turgut uyar
4 Ağustos 1927’de Ankara’da doğdu. 22 Ağustos 1985’te İstanbul’da
yaşamını yitirdi. Babası subaydı. İlköğrenimini çeşitli kentlerde tamamladı.
1946'da Bursa Işıklar Lisesi’ni, 1947'de Askeri Memurlar Okulu’nu bitirdi. Bir
süre orduda subay olarak görev yaptı. İlk şiiri "Yad" Haziran 1947’de
Yedigün dergisinde çıktı. Çeşitli dergilerde yer alan şiirleriyle adını
duyurdu. Ölçülü, uyaklı ilk dönem şiirlerinde daha çok kişisel yaşantısı
üzerinde durdu. Aşk, ayrılık, ölüm temalarını işlediği bu dönem şiirlerinde
Garip akımının izleri görülür. Daha sonra yoğun imgelerin ve simgeci bir
söyleyişin etkili olduğu şiirleriyle İkinci Yeni'nin başlıca şairlerinden biri
oldu. Sanatını halk şiirinin deyişleri ve divan şiirinin biçimlerinden
yararlanarak geliştirdi. Büyük kent yaşamını bütün karmaşıklığı, parçalılığı ve
sarsıntılarıyla içeren bir şiir oluşturdu. Lirik şiirin geleneksel sınırlarını
zorladı. Şiirle düzyazı arasındaki ayrımı ortadan kaldırdı. Son dönem
şiirlerinde başlangıçtaki zengin doku giderek yalınlaştı, daha karamsar olmaya
başladığı görüldü.
Susuzluk’a Kimsede
Görmediğim
sen beni hazırlama sakın sen de bana gel Kimsede görmediğim bir şiir
ölmüş ölü olmuş hüseynine hasana gel Yüzü al ve akşamı aşıyor
Eski bir tanrı gibi kendi dininde
elleri koku dağıtırdı nasıl bir koku Uzun süren bir dönemi düşlüyor olmalı
suya gel kana gel
bir yeni hasana gel İçindeki bir içkinin sıcaklığında
Suskunluğu bir başkaldırı olmalı
o öldü çünkü bir
gülü tutmuştu bilmeden Elleri ayakları sinemalara bulaşmış
sen istersen her gün
gel her sene gel Romanlara bulaşmış
Genel helâlara bulaşmış
gel beyazlıkları elle türlü kokuları
biç Dağları iyi bilmediğinden
günler karardığında davran hep sana gel Denizleri anımsamış olmalı
Gözleri o yüzden çırpıntılı
ne yap yap hazırla kendini anladın mı
ne yap yap meselâ ısıtıp dökündüğün sularla bile bana gel Karabaşlıklı geçmiş,
Sonsuz gelecek
hatırlanmış bir gül ben de hatırlarım kolaydır Şimdi burada vakit gece ya
ölmüş mü ölmemiş mi hüseynine hasana gel Bir yerlerde ey gözleri maden
Gündüz olmalı
Hüseyin de öldü ölür
hasan da öldü ölür Taşın içinde bir gündüz
ölen ve dirilen o
bitmez insana gel Demirin, ağacın.
Turgut UYAR Turgut UYAR
Devamini oku
Yorum Ekleyin (0)
Hits: 966
|
Giriş Formu
Spotlight
-
BİRBİRİYLE KARIŞTIRILAN SÖZCÜKLER
ABDAL:Derviş
Salı, 26 Şubat 2008
By - Edebiyat - Hits: 1089 -
ANLAM KÖTÜLENMESİ
"canlı" anlam...Pazartesi, 15 Ekim 2007
By - Edebiyat - Hits: 1524 -
ANLAM DARALMASI
Bir sözcüğün ifade etti...Pazartesi, 15 Ekim 2007
By - Edebiyat - Hits: 3704 -
ANLAM İYİLEŞMESİ
"kötü" anlamı...Pazartesi, 15 Ekim 2007
By - Edebiyat - Hits: 4197









