içerik
Index
Genel konular
Edebiyat
Index Genel konular Edebiyat |
| Türkçenin Doğru Kullanılması |
|
|
|
| Yazar Edebiyat | ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| Çarşamba, 21 Ekim 2009 | ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
Öncelikle
Türkçeyi doğru kullanmak gerekir.
Çünkü sabah günaydın, gün içinde merhaba, veda
ederken hoşça kalın demekten başlayarak en karmaşık düşüncelerimize kadar
kullandığımız şey dildir. Dil sözcüklerden oluşur. Şimdi sormak isteyenleriniz olabilir: ‘Eee,
ne yapalım yani?’ Yapılacak şey basit:
Kullandığınız
sözcüklerin doğru, yerli yerinde ve anlatmak istediğinizi aktaracak biçimde
kullanılmasına dikkat edin
Çünkü her sözcük bir düşünsel kavramın simgesidir.
Sevdiğiniz bir şeyi anlatırken nefret sözcüklerine yer olmadığı gibi, hüzünler
içinde boğulmuş bir kişinin anlatımında da mutluluk kavramlarını ve onların
simgeleri olan mutluluk sözcüklerini bulmayı umut edemezsiniz.
Bu basit anlatımların ötesinde dil, bütün bilgi
dağarcığının, deneyimlerin, sözlü ya da yazılı olarak aktarıldığı ortamdır.
Dil, insanlığın geçirdiği dönemler boyunca edindiği
tüm bilginin ve deneyimlerinin saklanmasında kullanılan ortamdır. Kütüphaneler
bunun için çok önemlidir. Günümüzde Amerika Birleşik Devletleri’ndeki Kongre
Kütüphanesi bu nedenle dünyanın birinci sıradaki bilgi bankasıdır.
Dilin bu öneminin ötesinde, bizler yazılı basında,
radyoda veya televizyonda yazan, konuşan, çizen, anlatan kişileriz. Bu
yanımızla toplumda örnek alınan yayıncılarız. Bu nedenle de ne söylediğimize,
nasıl söylediğimize, ne yaptığımıza, nasıl yaptığımıza dikkat etmek zorundayız.
Bugün Türkçe büyük bir bozulma süreci ile karşı
karşıyadır. İşte günlük konuşma dilinde rastlanan yanlışlardan örnekler:
“Aaa! filan
oldum,” “Nasıl olur oldum,” “Ayy inanmıyorum oldum”: Bir şaşkınlığı, inanmazlığı anlatmak için
kullanılan bu tür anlatımlar yanlıştır. ‘Aaa dedim,’ ‘nasıl olur dedim,’
‘inanamam dedim’ biçimindeki anlatımlar doğrudur.
Abi, abla,
amca, baba vb.: Programın
sunucusu ile konukları arasında akrabalık ya da dostluk ilişkileri, dinleyen ya
da izleyenleri hiç ilgilendirmeyen şeylerdir ve bu sözcükler yayında hiç
kullanılmamalıdır.
Agresif,
agresiflik: Bu yabancı
sözcüğün yerine kullanılabilecek çok güzel bir Türkçe sözcük var: ‘Saldırgan’,
‘saldırganlık’, ‘saldırganca’.
Akabinde:
Cumhuriyet çocuklarının hâlâ Arapça sözcükler kullanıyor olması şaşırtıcı.
‘Sonrasında’, ‘ardından’ gibi Türkçe sözcükler kullanılmalı.
Aklıselim
kişiler: Yanlış. Deyimin aslı Arapça: Akl-ı selim.. Doğru, düzgün, kusursuz akıl demek. Günümüzde sağduyu gibi son derecede uygun bir
sözcük varken akl-ı selim tanımlamasının kullanılması yanlış. ‘Aklıselim
kişiler’ tümüyle yanlış hem de Arapça. Onun doğrusu da ‘akl-ı selim sahibi kişiler,’ ancak
Arapçasını kullanmak yerine ‘sağduyu sahibi kişiler’ demek en doğrusu.
Alem: Biliyorsunuz Türkçeyi çok iyi bilenler(!) çok
önemli okutucu işaretler olan şapkaları kaldırdılar. İşte şimdi böyle bir
örnek: Alem. Burada alem mi (minarenin tepesindeki süs) yoksa âlem mi
(evren, durum ve koşullar, dünya/ortam) anlatılmak isteniyor. Birisi bunu
okumaya kalktığında bütün bir cümle içinde anlamı aramak ve ona göre sözcüğe
bir anlam kazandırıp okumak zorunda. Oysa bir şapka ile bu daha kolay olmaz
mıydı?
and: İngilizcede ‘ve’ anlamına gelen sözcük. Artık
birçok yerde ‘ve’ sözcüğünün yerine geçti, hatta yalnızca kendisi değil,
işareti ‘&’ bile ‘ve’yi teslim aldı.
Araba: “Ne kadar güzel bir araba!,” “Arabanız var mı?,”
“Arabam eskidi yenisini almak gerek.” Burada anlatılmak istenen bir otomobildir. Araba denen şey bir insanın
ya da hayvanın çektiği taşıma aracıdır, kendiliğinden hareket edebilmesini
sağlayan bir hareket ettiricisi, yani motoru yoktur. Otomobil ise
‘kendiliğinden hareket eden’ demektir. Şimdi düşünün, bir insanın ya da
hayvanın çektiği arabaya otomobil diyebiliyor musunuz? Hayır! O halde otomobile
nasıl araba denebilir? İkisi aynı mı? Hayır! ‘Otomobil’, ‘araç’, ‘oto’, ‘taşıt
aracı’ gibi sözcükler kullanılmalıdır.
Bayan: Bir unvandır. ‘Bayan Tozkoparan’ gibi bir formülde
yerinde kullanılmıştır. ‘Bay Tozkoparan’ın karşıtıdır. ‘Kadın’ anlamında
kullanılmamalıdır. Cinsleri anlatan temel tanımlar ‘kadın’ ve ‘erkek’tir. Zaten
kadın ve erkek utanılacak sözcükler değildir. Erkek sözcüğünün karşıtı
kadındır. Erkek sözcüğü utanca neden olmazken kadın sözcüğünden utanmanın bir
anlamı var mı? Bir kişinin başından cinsel ilişki geçip geçmediğini esas almak
yerine yaşanmış yılları, yani yaşı, esas almak daha doğrudur. Cinsel ilişki
deneyiminden sonra erkeğe başka bir şey deniyor mu? Hayır! Başından cinsel
ilişki geçmemiş erkek için oğlan veya oğlan çocuk diyor muyuz? Hayır, erkek
çocuk diyoruz. O halde erkek için esas alınmayan bir ölçü kadın için neden
geçerli olsun? Yaşı küçük olan dişilere küçük kız, genç kız; yaşını almış
olanlara kadın demek zor mu? Bir kişinin görünüşünden yola çıkarak tanımlama
getirsek daha doğru olmaz mı?
Birlikte
olmak: Bir araya gelmek, bir arada
olmak anlamında kullanılıyor ama özellikle magazin basınında konu olan
kişilerin dilinde ‘birlikte olmak,’ cinsel ilişki anlamına gelmeye başladı.
Yapımcılar, sunucular bu konuda çok dikkatli olmalıdırlar. ‘Bir araya geldik,’
‘bir aradayız,’ ‘beraberiz,’ ‘buluştuk,’ ‘falanca… kişi yanımızda,’ ‘filanca...
kişinin yanındayız’ gibi yapılar kullanılmalıdır.
Bye bye: Türkçesi var ve çok da hoş bir dilek içeriyor:
Hoşça kal.
Dahi: Dâhi
biçiminde açık ve uzun ‘a’ ile kullanıldığında ‘olağanüstü yetenekleri olan’
anlamını taşıyor ve böyle okunduğunda, söylendiğinde yanlış oluyor. “Bütün
değerler öylesine bozuldu ki O cahil dahi adam oldu, bir koltuk kaptı”
cümlesinde ‘dahi’ sözcüğünü ‘dâhi’
olarak okuyalım. “Cahil dâhi”
diye bir saçmalık çıkıyor ortaya, anlam tam olarak değişiyor. Oysa bu Türkçe
olmayan sözcük yerine ‘bile’ kullanılabilir. Böylece hata yapmaktan da
kurtulmuş olursunuz.
Dahi (bile)
anlamında ‘de’, ‘da’: Ayrı yazılmalı ve okunurken, söylenirken ‘dahi,’ ‘bile’
sözcüklerinde olduğu gibi bir vurgu kullanılmalıdır.
Def’aten, defaten: Arapçadır, ‘bir defada’, ‘birden’ demektir. Dilbilgisi
yeterli olmayan radyo ve televizyon sunucuları-spikerleri-yorumcuları
tarafından ‘defaatle’, ‘birçok kez’ yerine kullanılmaktadır. Tam anlamıyla
yanlıştır. ‘Birçok kez’ denmelidir.
Devlet eski
Bakanı, İstanbul eski Belediye Başkanı:
Yanlıştır. Bunlar unvandır ve bütünlükleri bozulmamalıdır. Örnek: ‘İstanbul
eski Belediye Başkanı’ diyemezsiniz. Şimdi görevde olan Başkan’dan söz ederken
‘İstanbul yeni Belediye Başkanı’ diyebiliyor muyuz? Hayır! Herhangi bir sonek
almaksızın bu unvanları bölmemek gerekir. İstanbul’un eski Belediye Başkanı diyebilirsiniz. Ancak bu da kural
değil, çünkü ‘Devlet eski Bakanı’ diyemeyeceğiniz gibi, bu defa ‘Devletin eski Bakanı’ da diyemezsiniz.
‘Devlet yeni Bakanı’, ‘Devletin yeni Bakanı’ diyebilir misiniz? Hayır! Doğru olan
söyleniş biçimi, ‘Eski Devlet Bakanı’ ya da ‘Eski İstanbul Belediye
Başkanı’dır. Eski sözcüğü bu unvanların başına eklenmelidir.
Dilerseniz: Bir sunucu, “Şimdi, dilerseniz bir parça
dinleyelim” veya “dilerseniz bu konuyu sonlandıralım ve ‘.........’ya ilişkin
duruma bakalım” diye bir sunuş yapıyor. Yayın eğer iki yönlü ve canlı ise,
stüdyoda ya da yayının yapıldığı yerde sunucunun karşısında bir dinleyici veya
izleyici varsa ve o anda dileğini belirtebilecek durumdaysa belki böyle bir şey
kabul edilebilir ama yine de bir yayın bu anlamda dileğe bağlanamaz. Yayın
canlı olmasına karşın iki yönlü canlı bağlantılı bir iletişim yoksa
‘dilerseniz’ sözü saçmadır. Hele band yayını ise temelden yanlıştır, çünkü
öncelikle bandın kaydı ile yayını arasında saatler geçmiştir, belki gün
değişmiştir. Sonra, yine karşıda cevap verecek bir kişi yoktur. Böyle bir
durumda sunucuya, yapımcıya düşen, kendi genel tasarımı içinde programı ‘alıp
götürmek’, dinleyiciyi ya da izleyiciyi de kendi yanına çekmektir. Usta olan
bir yapımcı, sunucu böyle yapar.
…diye
düşünüyorum: Yanlıştır.
‘düşünüyorum ki…,’ ‘sanıyorum ki…,’ formülü doğrudur. “Burada konuşmak iyi
olacak diye düşünüyorum,” “Şöyle bir yol izlenmesinin doğru olacağını
düşünüyorum” cümlelerindeki ‘düşünüyorum’ sözcüğü, sanki verilmiş bir karar
olmadığını, bir düşünme sürecinin hâlâ sürmekte olduğunu belirtmektedir.
Aslında ‘sanıyorum’ anlamı vardır. Yani kanıtlanmamış kişisel bir sanı söz
konusu gibidir. Sanki sonucun beklendiği veya istendiği gibi olmayacağı
olasılığı vardır. O zaman, “Burada konuşmanın iyi olacağını sanıyorum” ya da
“Sanırım burada konuşmak iyi olacak,” “Şöyle bir yol izlenmesi doğru olacaktır
sanırım” demek doğrudur. Buradaki çekicilik, ‘diye düşünüyorum’ biçiminde biten
bir konuşmanın verdiği (aslında sahte)
entellektüel havadadır. Günümüz toplumunda da ‘bilgisizliğin’ yaygın olduğu ve
gösterişin ‘iş yaptığı’ bu havadan vazgeçmek hiç kolay olmasa gerek.
…diyorum,
diyoruz: “Şimdi de müzik diyorum.”
“Artık sohbete biraz ara verelim diyoruz.” “Hoşça
kalın diyoruz.” gibi cümleler
düşünelim, burada ‘diyorum’a, ‘diyoruz’a gerek var mı? ‘Diyoruz’ sözcüğünden
önce söylenmesi gereken zaten söylenmiyor mu: “Şimdi de müzik” “Hoşça kalın”
“Artık sohbete biraz ara verelim” gibi? O halde ‘söylediğinizi, dediğinizi bir kez
daha söylemenin, demenin anlamı var mı?
“Elinden
geleni ardına koymamak”: Elden
gelen, yapılabilecek bütün kötülükleri yapmak anlamında, olumsuz bağlamda
kullanılması gereken bu deyim eğer, olumlu bağlamda, gücünün yettiği her şeyi
yapmak anlamında kullanılırsa yanlış olur. Doğrusu “Elinden geleni yaptı” demektir.
Emsal: Arapça olan bu sözcüğün yerine
Türkçe olan ‘örnek’ kullanılmalıdır.
Eskimoo:
Eskimolar ‘eski moo’ oldu, sanki ‘yeni
moo’ da varmış gibi. Doğru okunuşu ‘eskimo’.
Eşyalar: Eşya zaten çoğuldur, şeyler demektir. Doğrusu
eşyadır.
…etmek
istiyorum: ‘Teşekkür etmek istiyorum,’
‘Sahneye davet etmek istiyorum,’ ‘Ümit etmek istiyorum’ gibi formüller
İngilizcedeki ‘I would like to’ deyiminin Türkçeye uyarlanmasıdır. Günlük
Türkçede böyle bir kullanım yanlıştır. Belki bu uyarlanma ile bir tür kibarlık,
ağırbaşlılık, saygınlık izlenimi verilmek isteniyor ama diplomatların
kendilerine özgü yazışmaları ve konuşmaları dışında Türkçede böyle bir yapı
yoktur. ‘Teşekkür ederim’, ‘Sahneye davet ederim’, ‘Ümit ederim’ formülleri
doğrudur, yeterlidir, Türkçedir.
‘Evet, işte
…….. sahneye geliyor!’, ‘Evet, işte karşınızda.....’ : ‘Hayır, işte…’ diye başlasak doğru olur mu? Hayır!
Onun için ‘evet’ sözcüğünün bu bağlamda kullanılması yanlıştır.
Evraklar: Varak, yani üzerine yazı yazılmış kâğıt
demek. Evrak da bunun çoğulu. O nedenle evraklar gibi bir yanlış yapmak yerine,
yazılar, belgeler, yazışmalar, gibi sözcükler doğrudur.
Geçmiş olsun
diliyorum: Buradaki ‘diliyorum’ hem
yanlış hem fazla, çünkü geçmiş olsun dileği zaten belirtilmiştir. Ayrıca dilemek de öncesi, sırası ve sonrası
olan bir süreç değildir, yani süren ve ‘..yor’ soneki alması gereken bir eylem
değildir. Anlık bir duygu açıklamasıdır. Doğru kullanımı ‘…dilerim’dir.
…gerçekleştirmek: “….. ve ..... bir görüşme gerçekleştirdiler”,
“Sayın ….. bir ziyaret
gerçekleştiriyor,” “….. toplantı gerçekleştiriyorlar.” Sözcüğün bu bağlamda
kullanılması yanlıştır. ‘Yapmak’, ‘etmek,’ ‘düzenlemek’ gibi fiiller kullanılmalıdır.
Geri aramak,
geri dönmek, cevaben aramak: Hepsi
yanlıştır. ‘Yeniden aramak’, ‘tekrar
aramak’, ‘sonra aramak’ kullanılmalıdır.
Geri iade
etmek: İade zaten geri vermektir.
İade etmek diyebilirsiniz. Ama Arapça yerine, Türkçesini kullanmak, ‘geri
vermek’ demek doğrusudur.
Giriş yapmak,
çıkış yapmak: Bunlar polis
anonslarını çok dinleyen ve pek de bilgili olmayan basın mensuplarının Türkçeye
kazandırdığı yanlışlardır. Kullanılmamalıdır. Doğrusu ‘girmek’, ‘çıkmak’tır.
Gözaltına
almak: Belirli bir süre için bir
yerde alıkoymaktır.
Gözetim
altına almak: Kollamak, korumak
amacıyla girişimde bulunmaktır, ‘gözaltına almak’ yerine kullanılamaz.
Gözlem altına
almak: Yani ‘müşahede’ altına almak,
bir tür incelemeye almak, gözetlemek demektir, ‘gözaltına almak’ yerine
kullanılamaz.
..gözükmek: Bir zamanlar yanlış olmakla birlikte Türkçenin
özelliklerinden olan, ad’dan eylem türetme sonucu dile girmiştir. Yanlış
değildir ama daha doğru olan söyleyiş biçimi ‘görünmek’ olmalıdır. Çünkü
yapılan iş ‘görmek’tir, ‘gözmek’ değil. O nedenle fiil ‘görmek’ten türetilirse
daha doğru olur.
“Güle güle günlerde kullanın”: Tam anlamıyla yanlıştır. “Güle güle kullanın” ya
da “İyi günlerde kullanın” yapılarından birini seçmek doğrudur.
…gündem,
gündemler, gündem maddesi: Her
şey artık bir gündem ve/veya gündem maddesi, hatta ‘gündemler’ haline dönüştü.
Konu, sorun, olay gibi sözcükler unutuldu. Konu, sorun, olay gibi sözcükler
unutulunca ve işin içine daha entellektüel bir hava girince her olay ‘gündem’
veya ‘gündem maddesi’ oldu, neredeyse her şey ‘gündeme bomba gibi düşmeye’
başladı. Türkçe yoksullaştı, anlatım zenginliği zarar gördü.
Hakkatten: Bilgisizliğin,
eğitilmemişliğin örneği. Söylenişi yanlış. Doğrusu “hakikaten.” Ama bu sözcük
de Arapça. Türkçesi kusursuz ve ne demek istendiğini tam anlatıyor: “Gerçekten.” Böyle bir Türkçe sözcük
var ise o kullanılmalıdır.
Hatta: Hatta mı (bir telefon görüşmesinde olduğu gibi)
yoksa hattâ mı
(‘hem de’, ‘üstelik’) anlatılmak isteniyor? Şapka, yani inceltme işareti
kullanılmadan bunu ayırt etmek mümkün değil. Böyle bir sözcüğü bir kişi nasıl
doğru okuyabilir?
Hatta kalmak: Sunucu kendisiyle telefon bağlantısında olan
kişinin telefonunu kapatmamasını istiyor ve “Siz de hatta kalın konuşmaları
dinleyin” diyor. “Telefonu kapatmayın, dinleyin” demek doğru olanı.
Hayırda hayır
vardır: Burada anlam belli olmuyor.
Hayırda mı (iyilik yapmak) hayır var, yoksa haayır da mı (reddetmek)
hayır var? Okurken vurgularla bu anlamlar belirtilmelidir. Olumsuz cevap
anlamındaki ‘hayır’da ‘a’ açık okunmalıdır.
Hello: Doğrusu, Türkçe olanı “Merhaba!”
“Hoşça kal
yaptı” (El sallanmaktadır), “Hadi ordan! yaptı” (Yapılan hareket yine
el ile anlatılır), “Dur bakalım! yaptı”(El
ile dur hareketi yapılmaktadır), “Bana
ne! yaptı” (Omuzların hareket ettirilmesi ve yüzdeki ifadeyle
anlatılmaktadır): Bunların ve benzerlerinin bu biçimde söylenmesi tam anlamıyla
yanlıştır. Her birinde ‘yaptı’ sözcüğü yerine ‘dedi’ kullanılmalıdır. Söylenen
sözün hareket anlatan bir sözcükle tanımlanması mümkün değildir.
…ifade
ediyorum, ifade etmek: Niçin, ‘söylemek,’
‘anlatmak,’ ‘demek,’ ‘belirtmek,’ ‘açıklamak’ vb. kullanılmıyor? Belki de biraz
ağdalı konuşmak aslında olmayan ve hak edilmeyen bir büyüklük havası veriyor.
Politikacılardan geçme bir alışkanlık. Politikacıların bu alışkanlığı nereden
edindikleri ise bilinemez.
İlerleyen
dakikalar, ilerleyen bölümler:
Tam anlamıyla yanlış, ilerleyen dakikalar değil bizleriz. ‘İleride,’ ‘ilerde,’
‘ilerdeki,’ ‘ileriki,’ ‘sonraki,’ ‘daha sonra,’ ‘gelecek,’ ‘gelecekte,’ vb.
sözcükler kullanılmalıdır. ‘Saat ilerlemiş’ deyişindeki ‘ilerlemek’ sözcüğü geç
olmak anlamını taşımaktadır ve öteki bağlamda, ‘gelecek’ bağlamında,
kullanılmamalıdır.
İnanmıyorum!: Tam anlamıyla yanlıştır. ‘İnanılmaz,’ ‘İnanamam,’
‘İnanacağımı sanmayın,’ ‘İnanacağımı düşünmeyin,’ ‘Buna inanmak olanaksız’
‘İnanılacak gibi değil’ demek doğrudur.
İstihbaratlar,
faaliyetler: Bunlar Arapça
kökenli ve zaten çoğul olan sözcüklerdir. Onun için bu ve benzeri sözcüklerde
‘ler’, ‘lar’ sonekleri kullanmak yanlıştır.
İstikamet:
Arapçadır. ‘Yön’ gibi bir sözcük varken kullanılmasının haklı bir nedeni
olabilir mi?
İş bilmek X
İşini bilmek: ‘İşi bilmek’ ile
‘işini bilmek’ arasındaki ince farkı ayırt etmek gerek. İş bilmenin anlamı iyi
iş yapmak, işi nasıl yapacağını bilmektir. İşini bilmek ise her türlü, hatta
bazen dürüst olmayan yollara saparak bir şeyler yapmaktır.
K,L,M,N,P,R,C,S
vb. sessiz/ünsüz harfler: Türkçedeki bütün ünsüzler incedir. Kalın
ünsüz yoktur. CeHaPe olmaz. KeHaKe olmaz. PeKaKa olmaz. BeDeDeKa olmaz, İMeKaBe
olmaz, SePeKa olmaz, MeKaYeKa olmaz, MeHeKa olmaz.
Kabine, kabîne: Bakanlar kurulu, hükümet yerine kullanılmaktadır.
Gereksizdir. Kabîne (uzun ‘î’ ile) yanlıştır. Hele ‘Hükümet kabînesi’ tam
anlamıyla yanlıştır.
Kahretsin!: İngilizcedeki ‘damn’ sözcüğünün, cahil çevirmenler
tarafından Türkçeye ‘kazandırılmış’ halidir. Onun yerine, ‘tüh’, ‘yazık’,
‘eyvah’, ‘aman’ gibi sözcükler kullanılmalıdır.
Kendine iyi
bak: Kendimize aynada mı bakalım?
Yanlış ve hiçbir anlamı yok. ‘Dikkatli ol’, ‘Dikkat et’, ‘Sağlığına özen
göster’, ‘Sağlığına dikkat et’ vb. gibi yapılar doğrudur.
Keyif almak: Meyhane Türkçesidir. Günlük konuşmada kaba, kötü
bir anlamı var. ‘Keyiflenmek’, ‘Keyif çatmak’ gibi kullanımlar doğrudur. ‘Keyif
almak’ yerine, ‘hoşlanmak,’ ‘mutlu
olmak,’ ‘sevmek,’ ‘beğenmek,’ ‘zevk almak’ gibi sözcükler kullanılmalıdır.
Keyifli: Keyifli gece, keyifli mekân, keyifli ortam, keyifli zaman,
keyifli meyhane vb. biçimlerde kullanılıyor. Burada keyifli olan, yani
keyiflenen, keyif sahibi olan gece mi, mekân mı, ortam mı, zaman mı, meyhane mi, yoksa bu ortamlarda
bulunan insan mı? Bu sözcük tam
anlamıyla meyhane kültüründen dilimize dolanan bir yanlışlıktır. Keyif
insana özgüdür. İnsan ile bağlantılı kullanılır. Burada kullanılan
anlamıyla keyifli, keyif veren demektir. Keyif veren şeylerin de toplumumuzda
‘uyuşturucular’ olarak algılandığı unutulmamalıdır. Bunların yerine ‘hoş,’
‘sevimli,’ ‘güzel,’ ‘rahatlatıcı,’ ‘zevk veren,’ ‘neşelendiren,’
‘eğlendiren’ vb. sözcükler
kullanılabilir.
Kriz: Hemen hemen her konunun, gelişmenin, olayın, sorunun
‘kriz’ olarak tanımlanması, her şeyin bir sorun olarak algılanması ve
yansıtılması yanlıştır.
…kutluyorum,
kutluyoruz: Aynı ‘Teşekkür etmek,’ ‘Saygı sunmak’ yapılarında olduğu gibi,
kutlamak da öncesi, sırası, sonrası olan bir eylem değildir. Anlıktır. Kutlamak
doğrudur. ‘Kutluyor olmak’ gibi bir saçmalık düşünülemeyeceği için ‘Kutluyorum’
da olmaz. ‘Kutlarım’ demek doğrudur.
Lansman: Fransızcadır, kullanılması yanlıştır. Bir ürünün ilk
kez piyasaya çıkışında tanıtılması anlamını taşır. Tanıtma, sunma, tanıtım, ilk
sunuş, ilk sunum gibi sözcükleri kullanmak doğrudur.
Masaya
yatırmak: Artık ekonomi,
Kıbrıs konusu, terörizm, globalleşme yani küreselleşme vb. her sorun hep masaya
yatırılıyor. İngilizcedeki ‘to lay on the
table’, ‘laid out on the table’ deyimlerinden kaynaklanıyor. İngilizce ve
denizcilerin haritayı masaya yayıp rotayı incelemesinden ya sa askerlerin masa
üzerindeki haritadan askerî hareketi izlemesinden kaynaklanan bir deyim olduğu
için Türkçeye çevrildiği zaman yanlış anlam veriyor. Tartışmak, görüşmek,
incelemek, ele almak gibi mastarlardan üretilecek fiiller gereklidir.
Meclîs: Bu
biçimde (uzun ‘î’ ile) söyleniş yanlıştır. Arapçayı Türkçeden önce öğrenen ya
da Arapçayı daha iyi bilenlerin söyleyiş biçimidir. ‘Meclis’ sözcüğündeki ‘i’
harfi kısa okunmalıdır.
Oldukça: Türkçede bu sözcüğe ilişkin olarak bir anlam
kayması gerçekleşmiştir. ‘Oldukça’ artık ‘çok’ yerine kullanılır olmuştur. Bu
da yetersiz dilbilgisinden, bilgisizlikten, kaynaklanmaktadır. ‘Oldukça’nın anlamı, ‘yetecek kadar,’ ‘epey,’ ‘hayli’dir.
‘Çok’ ise bu derecenin de üstündedir. Galatasaray süper kupayı kazandığı dönemde oldukça mı başarılıydı, yoksa
çok mu? Sharon Stone oldukça mı güzel, yoksa çok mu’? Dünya şampiyonu olan,
ardı ardına rekorlar kıran Schumacher oldukça mı, yoksa çok mu başarılı?
Ortak akıl: ‘İfade ediyorum’ deyişinde olduğu gibi, kendini
büyük, bilgili ve entellektüel göstermek isteyenlerin uydurduğu bir terimdir.
İngilizcedeki common sense sözcüğünün
tam olarak Türkçeye çevrilmesinden ortaya çıkmıştır. Yanlıştır. Aklın ortak
olanı nasıl bir şeydir düşündünüz mü? Aklın ortak olmayanı nasıl bir şeydir
acaba? Ortak akla sahip olmayan bir deli mi anlatılmak istenmektedir?
‘Sağduyu,’ ‘mantık’ gibi sözcükler doğrudur.
Paniklemek,
panik olmak: Yanlıştır.
Doğrusu paniğe kapılmaktır.
Pislik: İngilizcedeki ‘shit’, ‘dirt’, ‘trash’ gibi
sözcükleri karşılamak üzere Türkçeye ‘kazandırılmıştır’. Tek başına, ‘pislik’
olarak veya ’pislik herif’ ‘sen bir pisliksin’ gibi kullanımları doğru
değildir. Doğrusu ‘pis herif,’ ‘pis kadın,’ ‘pis adam’ ya da ‘iğrenç’ sözcüğü
ile türetilmiş yapılardır.
Reel sektör: ‘Reel’ sözcüğü İngilizcedeki ‘real’ (gerçek)
sözcüğünü karşılamaktadır. Üreten, yapan, imal eden sektör anlamında
kullanılmaktadır. Peki, öteki sektörler sanal mı? Hepsi para kazanıyor,
ekonomiye katkı yapıyorlar. Türkiye’de ekonomik krizin en derin yerinde en çok
para kazandıran turizm sektörü sanal mıydı?
Resmî
geçit: Resmi sözcüğü, uzun ‘î’ ile
yazılırsa, bir de ‘resmî
olmayan geçit’ bulunduğu gibi bir anlam çıkıyor. Yanlıştır. Çünkü konunun resmî ya da
resmî
olmamakla bir ilgisi bulunmuyor. Buradaki deyim resm-i geçit, yani geçit resimlemek, geçit sunmak ya da göstermek
anlamını taşımaktadır.
Sahne almak: İngilizcedeki ‘to have the floor’ deyiminden
uyarlanarak, sahneye çıkmak, sahneye gelmek, sahneye çıkılan sürenin başlangıcı
anlamında kullanılıyor. ‘Alınan,’ satın alınan bir şey yoktur. Doğrusu,
‘Sahneye çıkmak,’ ‘Sahneye gelmek’tir.
Saygı
sunuyorum, saygı sunuyoruz: ‘Teşekkür
ediyor olmak’ örneğindeki gibi, ‘saygı sunuyor olmak’ saçmalığı da yoktur. Bu
söyleniş biçimleri yanlıştır. Saygı bir anda sunulur, öncesi, sırası, sonrası
olan yani ‘belirli süre devam eden’ bir süreçte değildir. ‘Saygı sunarım’ doğru
söyleniş biçimidir.
Sayın Vali
Ahmet Tozkoparan, General Sayın Ahmet Tozkoparan, Cumhurbaşkanı Sayın…..: Burada, ad ve soyadı birlikte olduğu zaman
unvanların söylenmesi saygı açısından yeterlidir. Aradaki veya baştaki
‘sayın’lar yanlıştır ve fazladır. Unvan ile birlikte sayın sözcüğünün
kullanılması bilgisizlikten, kendini aşırı derecede önemsiz görmekten ya da
karşısındakini aşırı derecede büyütmek çabasından kaynaklanan bir saçmalıktır.
[(*)DOĞRU SESLENME VE SUNMA TÜRLERİ İÇİN SONDAKİ
TABLOYA BAKINIZ.]
Sayın
dinleyiciler/izleyiciler, ‘çok sayın…,’ ‘sevgili…,’ ‘çok sevgili…,’ ‘değerli…’: Bu tür tanımlamaların hiçbir anlamı yoktur. TRT
yapımcı ve yayıncıları Almanlar tarafından eğitildiği için, Almancadaki ‘Liebe
zuschauer’ veya ‘Liebe hörer’ kalıpları olduğu gibi Türkçe yayın diline de
girmiştir. Sizin için değerli olan bir başkası için olmayabilir. O başkası için
ise sizin duygularınız hiçbir anlam taşımamaktadır. Sayın dediklerinizin içinde
hırsız, arsız, uğursuz, soyguncu, katil vb. birçok kişinin de bulunduğunu hiç
düşündünüz mü? Günlük konuşmanızda, sokakta, alışverişte böyle konuşuyor
musunuz? Hayır! En doğru olan, dolaysız, sıfatsız doğrudan seslenme biçimini
kullanmaktır.
Show, şov: ‘Gösteri’ çok iyi anlatıyor.
Showroom: Sergi salonu, sergileme salonu.
Speküle
etmek: Böyle bir fiil yok.
Spekülasyondan geliyor. Spekülasyon, birşey konusunda yerli yersiz konuşmak,
söylentiler üretmek, hedeflenen bir şeye göre konuşmak ve söylenti türetmek
anlamlarını taşır. ‘Speküle etmek’ tam bir bilgisizlik ürünüdür. ‘Dedikodusunu yapmak,’ ‘dedikodu konusu
yapmak,’ ‘söylenti üretmek,’ gibi ifadeler doğrudur.
Süreç
: ‘Halden hale geçerek bir durumdan ötekine ya da sonuca giden ilerleyiş’
demektir. Son yıllarda ‘süre’ sözcüğü ortadan kalkmış, her şey ‘süreç’e
dönüşmüştür. ‘Süre’, yani ‘bir olayın başı ile sonu arasında geçen zaman ile
‘süreç’ özenle ayrılmalıdır.
Şok olmak: Yanlış.
‘Şoke olmak,’ ‘şok geçirmek,’ ‘şoka
uğramak’ doğrudur.
Tavır: Bu Arapça sözcüğün yerine son günlerde duruş kullanılmaya başlandı. Anlatılmak
istenen şeyin tam karşılığını veriyor.
Teamül: Arapçadır, ‘olagelen muamele’, ‘yapıla gelen muamele ve davranış’ demektir. Bu
sözcüğü, ‘alışılmış işlem’, ‘gelenekleşmiş işlem’, ‘gelenek’ gibi Türkçe
sözcüklerle anlatmak doğrudur.
Teşekkür
ediyorum, teşekkür ediyoruz, teşekkürler ediyorum: Türkçe özürlü kişilerin günlük hayatta en çok
kullandıkları, yangın gibi çok hızlı yayılan ve son derecede rahatsız edici bir
kullanım biçimidir. Bu kullanımdan yola çıkarsak, Türkçede ‘teşekkür ediyor
olmak’ gibi bir saçmalıkla karşılaşıyoruz. Bunu türetirsek, ‘teşekkür ediyor
olmamak,’ ‘teşekkür etmiyor olmak’ gibi daha da saçma cümleler karşımıza
çıkıyor. Teşekkür ediyor olmak Arapçadaki ‘müteşekkir olmak’ ifadesini
karşılıyor. Orada doğru olabilir ama Türkçede değil. Buna ek olarak, ‘teşekkür
etmek’ süren bir eylem değildir. Basit karşılaştırmalarla bu saçmalığı daha iyi
ortaya koyabiliriz. “Ne yapıyorsun” sorusuna, yani o sırada yapılmakta olan
şeye ilişkin sorulara, verilebilecek bir kaç yanıtı ele alalım: “Yemek
yiyorum”; “Ders çalışıyorum”; “Traş oluyorum”; “Yazı yazıyorum”; “Resim
yapıyorum.” Şimdi teşekkür etmek bunlar gibi bir eylem mi? Yani süren belli bir
süre devam eden bir eylem, bir iş midir? Hayır! Teşekkür etmek anlık bir
eylemdir. Doğrusu, ‘Teşekkür ederim,’
‘Teşekkür ederiz’dir. ‘Teşekkürler etmek’ de doğru değildir.
Trade centre: Ticaret merkezi, iş merkezi.
Üzgünüm: İngilizcedeki ‘I am sorry’, ‘Özür dilerim’ tümcesindeki ‘sorry’ sözcüğünün ‘üzülmüş olmak,
üzüntülü olmak’ anlamı alınarak ve deyim değerlendirilmesi yapılmadan Türkçeye
kazandırılmış bir yanlışlıktır. Yine bilgisiz film çevirmenlerinin
uydurmasıdır. Türkçede ‘üzgünüm’ sözcüğü doğru değildir. ‘Üzüldüm’ ‘üzüntülüyüm’ ‘üzüntü
duydum’ denebilir ama ‘üzgünüm’ denmemelidir. Doğrusu, ‘Özür dilerim’ demektir.
Vauvv!: Tam anlamıyla İngilizceden uyarlamadır. Yerine ‘vayy!’, ‘çok güzel!’, ‘harika!’, ‘müthiş!’
gibi sözcükler kullanılabilir.
Şimdi bir VTR’miz var, ... Bir VTR izleyelim: VTR ‘Video tape recorder’, yani ‘band yazıcı
aygıt’ sözcüklerinin karşılığıdır. Programda bir aygıt sunulmadığına göre ‘VTR’
sözcüğü kullanılması yanlıştır. ‘Bir bandımız var’, ‘Bir band izleyelim,’
‘kaydedilmiş görüntülerimiz var’ demek doğrudur.
Yani: Bir Arap sözcüğü ve dil alışkanlığıdır. Bizim de
ne kadar çok kullanmaya başladığımıza dikkat ettiniz mi? ‘Seviyorum yani,’
‘Yapılacak bir şey kalmadı yani,’ ‘Üzüldük yani,’ ‘Ehh, dönüyoruz artık yani’
vb. gibi. Bu biçimde kullanım tam anlamıyla yanlıştır. Düzgün kullanımında
bile, çok sayıda ‘yani’ kullanmak ya anlatanın yeteneksizliğini ve sürekli
olarak açıklama gereği duyduğu veya dinleyenin anlama özürlü olduğunu göz
önünde tutarak davrandığı izlenimi verebilir.
Yanlış
anlaşma: Yanlış olursa, anlaşma olmaz.
Doğrusu ‘yanlış anlama’dır veya ‘yanlış anlaşılma’dır ya da ‘yanlışta
anlaşma’dır ki, o başka bir şeydir.
Yapılabilinir,
edilebilinir: Türkçede çift
edilgenlik kuralı yoktur. ‘Yapılabilir,’
‘edilebilir’ doğrudur.
Yapıyorsunuz,
ediyorsunuz: Buradaki
‘…yorsun,’ ‘…yorsunuz’ sonekleri aslında ‘…caksın,’ ‘...ceksin’ sonekleridir.
Bu söylenişlerin doğrusu, ‘yapacaksın,’
‘edeceksin,’ ‘gideceksin,’ ‘geleceksin’; ‘yapın,’ ‘edin,’ ‘gidin,’ ‘gelin’;
‘yap,’ ‘et,’ ‘git,’ ‘gel’ olmalıdır.
Yarın bu
odunu yarın: Okutucu şapka
işaretleri kullanılmadığı için yanlış bir anlam çıkıyor. Doğrusu, ‘yaarın
bu odunu yarın’ olmalı ve bir sonraki günü anlatan sözcükteki ‘a’ açık
okunmalıdır.
Yaşanmak: Artık o hale geldi ki, deprem yaşanıyor, toplantı
yaşanıyor, heyecan yaşanıyor, ilerleme yaşanıyor, gerilim yaşanıyor, üzüntü
yaşanıyor, kavga yaşanıyor vb. Hatta “Çatışmada
ölümler yaşanmadı” cümlesinde olduğu gibi, aklın almayacağı yanlışlar
yapılıyor. Oysa görülüyor, göze çarpıyor, hissediliyor, oluyor, ortaya çıkıyor
vb. gibi fiiller kullanılmalıdır. Bu olmadığı zaman Türkçenin zenginliği,
anlatımın zenginliği ortadan kalkıyor.
“Yayınımıza katıldığınız ve kıymetli görüşlerinizi
bizlerle paylaştığınız için teşekkür ediyoruz... İyi günler diliyoruz...
Saygılar sunuyoruz... Kolaylıklar diliyoruz...” Olabilecek en kötü Türkçe. Sonekleri nedeniyle
uyaklı, şiirsel bir seslenme olarak insanları yanıltıyor ve güzel bir veda
izlenimi yaratıyor. Öncelikle, görüşlerin değerli olup olmadığına karar verecek
olan kişi, programı sunan kişi değildir. Değerlendirmeyi izleyenler yapacaktır.
Sonra, Türkçe böyle bozulmamalıdır. Teşekkür etmek süren bir eylem olmadığı
için şimdiki zaman çekimi ile değil (yani ..yor, ..yorum ile değil), geniş
zaman çekimi ile (..ederim, ..ederiz ile) kullanılmalıdır. “Teşekkür
ediyorum, teşekkür ediyoruz” yanlıştır. “Teşekkür ederim” doğrudur.
“Teşekkür ederim, iyi günler (ya da) hoşça kalın”, “Teşekkür ederiz, hoşça
kalın (ya da iyi günler)” demek en doğrusudur.
***
Tanıtma / Seslenme Türleri
Devamini oku
Yorum Ekleyin (0)
Hits: 1556
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| Son Güncelleme ( Çarşamba, 21 Ekim 2009 ) | ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Giriş Formu
Spotlight
-
BİRBİRİYLE KARIŞTIRILAN SÖZCÜKLER
ABDAL:Derviş
Salı, 26 Şubat 2008
By - Edebiyat - Hits: 1089 -
ANLAM KÖTÜLENMESİ
"canlı" anlam...Pazartesi, 15 Ekim 2007
By - Edebiyat - Hits: 1524 -
ANLAM DARALMASI
Bir sözcüğün ifade etti...Pazartesi, 15 Ekim 2007
By - Edebiyat - Hits: 3704 -
ANLAM İYİLEŞMESİ
"kötü" anlamı...Pazartesi, 15 Ekim 2007
By - Edebiyat - Hits: 4197








