içerik
Index
Genel konular
Edebiyat
Index Genel konular Edebiyat |
| HİCİV |
|
|
|
| Yazar Edebiyat | |
| Cumartesi, 10 Ocak 2009 | |
|
Kişi,kurum ve olayları gülünç hale sokmak,alaya
almak, iğnelemek veya hakaret etmek suretiyle küçük düşürmeyi ve rezil etmeyi
amaçlayan ve genellikle manzum olan türe “hiciv” diyoruz.
Hiciv türü Batı Edebiyatlarında “satire”, Arap
Edebiyatında “hica” diye isimlendirilmiştir.
Hica, Eski Arap Şiirinin temel türlerinden biridir.
O, Arap kabileleri savaşa başlamadan önce, kabile şairlerinin rakip kabileyi
kötüleyen, kendi kabilesini öven şiirlere verilen isimdir. Barış zamanlarında
yapılan şiir yarışmalarında, bir şairin diğer şairler hakkında söylediği
onlarla alay eden ve onları küçümseyen şiirlerine de hica denilmiştir. Bu tür
şiirler İslamiyette hoş görülmez. Buna rağmen İslamiyet’in ilk dönemlerinde
Müslüman olmayan şairlerin İslam Dinine ve bu dinin Peygamberine yönelik
hicivlerine Müslüman şairler de hicivle karşılık vermişlerdir. Hica türünü
Araplardan alan İranlılar hica kelimesini hecv şeklinde telaffuz etmişlerdir.
Türk Edebiyatı’na da hecv şeklinde İran Edebiyatı’ndan girmiş, halk dilinde
hicv şeklinde telaffuz edilmiştir. Türk Edebiyatı’nda hiciv kelimesi ile
birlikte, hicvin söyleniş tarzı ve amacına göre latife, hezl, tehzil, mütayebe,
mülatafa, tariz, zemm, şetm gibi isimler de kullanılmıştır. Türk Edebiyatı’nda
ilk hiciv örnekleri 14. yy. sonlarında görülür. Bunlar İran Edebiyatı örnek
alınarak söylenmiştir.
Hiciv türü Türk şiirinin gelişmesine paralel bir
seyir takip etmiştir. 15. yy da hiciv sayısı azdır. 16. yy da hiciv sayısında
artış görülür. Bu yüzyıldaki hicivler genellikle latife tarzındaki şahsi
hicivlerdir. 17. ve 18. yy lar en çok hiciv söylenen dönemlerdir. Hakaret ve
küfür yoluyla söylenmiş hicivler çoğunluktadır. Sosyal hicivler bu dönemde
artmaya başlar. 19. yy da hiciv, şekil ve muhteva bakımından değişmeye başlar.
Sosyal hicivler artmış, hiciv dili daha seviyeli bir hale gelmiştir.
Şeyhi
ve Harname
Kütahya’da doğmuştur, doğum tarihi bilinmemektedir.
İlk eğitimini buradaki alimlerden ve özellikle Ahmedi’den ders alarak yapmış
daha sonra tahsilini ilerletmek için İran’a gitmiştir. Ran’da Seyyid Şerif-i
Cürcani ile ders arkadaşı olan Şeyhi, tasavvuf, edebiyat ve tıp dallarında
yetişmiş olarak Anadolu’ya dönmüştür. Ankara’ya uğrayarak Hacı Bayram-ı Veli’ye
intisab etti. Bu sebeple şiirlerinde Şeyhi mahlasını kullandı. Ancak hayatı
boyunca mevki sahiplerinin yanından ayrılmamış olması tasavvufa ilgisi olmakla
birlikte kendisini bütünüyle bu yola vermediğini göstermektedir. Tasavvuf
konusunda geniş bilgi sahibi olduğu şiirlerinden anlaşılmaktadır. Germiyan
Beyliği’nde Emir Süleyman ve daha sonra II. Yakup’un dostluğunu kazanmıştır ve
onların meclisinde bulunmuştur. Çelebi Mehmet’in 1415 yılında düzenlediği
Karaman seferinde Ankara yakınlarında hastalanması ve hekimlerin bu göz
hastalığını tedavi edememeleri üzerine Ankara’ya çağırıldı. Padişahı tedavi
etti. Çelebi Mehmet tarafından hususi tabipliğine getirilmiş ve taltif
edilmiştir. Bu olay üzerine Osmanlı sarayı ile devamlı ve düzenli ilişkiye
geçmiştir. Bir müddet sonra tekrar memleketine, Yakup Bey’in yanına dönen şair,
II.Murat sultan olunca onun adına “Hüsrev ile Şirin”i yazmaya başlamış ve
onunla bir hayli alakası olmuştur. 1428 yılında Edirne’yi ziyarete gelen Yakup
Bey’le birlikte memleketi Kütahya’ya dönmüş olduğu sanılmaktadır. 1431 yılında
Kütahya’da ölmüştür.
Divan
şiirinin benliğini kazanmasında Şeyhi’nin önemli bir yeri vardır. Eserlerinde
Atar, Sadi, Nizami, Kemali Hocendi, Selman-ı Salveç ve Hafız gibi İran
şairlerinin görülmekte birlikte onun başarısında 13. ve 14. yy da Anadolu’daki
edebi gelişmenin de payı büyüktür. Şeyhi’nin eserleri Divan, Harname ve
Husrev-ü Şirin’dir. Tıp ile ilgili, manzum bir risalesi ile Ney-Name adlı ufak
bir mesnevisi ve Hab-name adını taşıyan Attar’dan çevrilmiş bir mesnevisinin
daha bulunduğu zannedilmektedir.
Şeyhi’nin Harnamesi, klasik Türk Edebiyatının ilk
hiciv metni olarak kabul edilmektedir. İnce alay ve nükteleri ihtiva eden
Harname, “ failatün-mefailün-failün” vezniyle yazılmış 126 beyitlik bir
mesnevidir. Mesnevi yazım şekliyle söylenen hicivler, bir şahıs hicvinden
ziyade sosyal bir durumun veya bir olayın hicvi için söylenilmiştir.
Harname’nin yazılış sebebi ve kime sunulduğu
konusunda edebiyat otoritelirince verilen bilgiler çeşitli olup birbirini
tutmamaktadır. Aşık Çelebi, Kınalızade Hasan Çelebi ve Gelibolulu Ali
Harname’nin Çelebi Sultan Mehmet’e sunulduğunu ve Şeyhi’nin Tokuzlar Köyü’nde
uğradığı saldırı olayını bildirmek için bu risaleyi nazmettiğini
yazmaktadırlar. Latifi ve Sehi tezkirelerinde birbirine çok yakın hikayeler
nakledilerek, Harnamenin II.Murat ‘a sunulduğu belirtilmektedir. Faruk Kadri
Timurtaş, daha önce söylenenlerin bir değerlendirmesini yaparak eserin
II.Murat’a sunulduğu görüşünü destekleyen “Der-Medh-i Sultan Murad Han”
başlığının ve
Maksad-ı dil Murad-ı can-ı
cihan
Şeh-i Sultan Murad Han-ı
zeman
Beytinin yalnızca bir nüshada bulunması sebebiyle,
bunların müstensih ilavesi olabileceği düşüncesiyle olsa gerek zayıf bir vesika
olarak değerlendirir. O daha kesin tespitler yapıncaya kadar bu mesnevinin Çelebi
Sultan Mehmet’e sunulduğunu kabul etmenin daha uygun olduğunu düşünmektedir.
Prof. Dr. Mine Mengi “Harname Kime Sunulmuştur”
başlıklı yazısında Timurtaş’ın içindeki Harname metnini fark edemediği bir
Şeyhi divanı nüshasını da dikkate alarak ve Şeyhi’nin II. Murad’a birçok kaside
sunmuş olmasının onun II.Murad’a daha yakın olduğunu gösterdiğini belirterek
Sehi, Latifi ve Fuat Köprülü’nün görüşlerine katılır. Başka bir
değerlendirmesinde ise Harnamenin önce I. Mehmet’e sonra II.Murat’a sunulduğu
düşüncesini ileri sürer.
Şeyhi, Harnamede risalenin yazılış sebebi üzerinde
durmuyor. Yalnız, hikayeye girer ve bunun kendi haline uygun olduğunu
bildirirken “ Cihanın zevk içinde bulunduğu halde, kendisinin sıkıntı ve
beladan kurtulmadığını, rahat umdukça zahmetler gördüğünü, devletler istedikçe
mihnetler bulduğunu” söylüyor. Son kısma doğru da “Padişahın buyruğunun
dinlenmediğini, malını haramilere kaptırdığını ve adalet istediğini” yazdığına
göre, bir saldırıya uğradığı ve eseri bu sebeple nazmettiği anlaşılmaktadır.
Fakat Şeyhi’nin hangi olaydan dolayı, ne tür bir saldırıya uğradığı tam olarak
anlaşılmamaktadır.
Harname, dört bülümden meydana gelmiştir. İlk bölüm,
Tevhid ve Naat’tır. Sonra padişahı öven 26 beyitlik bir kısım geliyor, bunun
sonunda sözü kendine getiren Şeyhi “rahat umdukça zahmetler gördüğünü, devlet
istedikçe mihnet bulduğunu” söyleyerek kendi haline uygun bir hikaye ile esas
konuya giriyor. Biçare bir eşeğin başından geçeni anlattıktan sonra sözü tekrar
kendine getirip, hikayeyi kendi haline teşbih ediyor ve padişahtan adalet
isteyerek dua ediyor. Duayı da ihtiva eden dördüncü kısım ayrı bir başkalık
taşımaktadır.
Konusu :
Yük çekmekten şikayetçi, zayıf ve hasta bir eşek
var. Oduna ve suya gitmekten bıkmış. Gece-gündüz üzüntü ve dert içinde. Öyle
ağır yükler çekiyor ki, sırtında tüy kalmamış. Tüy şöyle dursun et ve deriden
de eser yok.Dudakları sarkmış, çenesi düşmüş. O kadar zayıf ki arkasına bir
sinek konsa yoruluyor. Kulağında kargalar, gözünde sinekler dernek kurmuş.
Arkasından palanı alınsa, kalanı it artığından farksız.
Birgün, sahibi ona acır, sırtından palanını alarak
otlağa salıverir. Eşek orada öküzleri görür. Öküzlerin kılını çeksen yağı
damlayacak kadar semizdirler. Bir devlet tacı gibi gördüğü öküzlerin
boynuzlarına hayran kalır. Üstelik yular ve palan dertleri de yok. Şaşar ve
kendi hallerini tasavvur ederek düşünür. Yaratılışta eşit oldukları halde, kendilerinin
boynuzdan mahrum olmalarını manasız ve haksız bulur. Bu müşkülünü, ancak
eşeklerin piri tanınan,gün görmüş, akıllı ve hakim eşeğin çözeceğini anlayarak
ona başvurur. İhtiyar eşek kendisine şu cevabı verir : “Bu işin aslı
basittir.Allah öküzü rızık sebebi olarak yarattı. Gece-gündüz arpa buğday
işler, bunların hasıl olmasında uğraşırlar. Başlarında devlet tacı olması
bundandır. Halbuki bizim işimiz, odun taşımaktır. Bunu göz önünde tutarsan bize
boynuz şöyle dursun, kuyruk ve kulağın da fazla olduğunu anlarsın.”
Zavallı eşek oradan dert içinde ayrılır. Fakat bu
işin aslı kolaymış diye aslında memnun da olur . “ Artık ben de buğday işler, yazımı ve kışımı orada
geçiririm.Ne zamana kadar odun ile dayak yiyeceğim, bundan sonra buğday işlemekle
izzetler bulayım.” Şeklinde düşüncelerle dolaşırken yeşermiş bir ekin görür.
Aşk ile yemeye başlar. Öyle saldırır ki , az zamanda tarla kara toprak haline
gelir. Doyduktan sonra yuvarlanır ve sevincinden terennüme başlar. Tiz perdeden
bağırması durumdan ekin sahibinin haberdar olmasına sebep olur. Tarla sahibi
gelip de tarlasını mahvolmuş görünce, biçare eşeği döver. Bununla da hırsını
alamaz; kuyruğunu ve kulağını keser.
Eşek canı acıyarak kaçarken yolda akıl danıştığı pir
eşeğe rastlar. İhtiyar eşek halini sorar. Zavallı inleyerek der ki “ Boynuz
umarak kulaktan oldum.”
Şeyhi’nin Harname isimli risalesinin Türk Edebiyatında önemli bir
yerinin olmasının ilk hiciv metni olarak kabul edilmesinin yanında Şeyhi’nin
kuvvetli şairliği ile de ilişkisi vardır. Bir mesnevinin ihtiva etmesi lazım
gelen tevhit, naat, padişah methiyesi, telif sebebi, esas hikaye, dua gibi
kısımların bu küçük eserde mevcut bulunması ve kısımların şaşılacak derecede
bir nisbet ve tenasüb ile yazılmış olması Şeyhi’nin şairlik başarısının
göstergesidir. Şeyhi’nin eserde vermiş olduğu tasvirler çok güçlüdür. Eşeğin
zayıflığı ve öküzlerin otlaktaki görünüşleri çizilirken göze,kulağa, zihne
hitap eden canlı ve hareketli sahneler oluşturulmuştur. Bu yönü ile eski
edebiyatımızda eşi az bulunur realist bir örnektir.
Şeyhi, Harname’de tarihin başlangıcından beri
insanların tartıştıkları kader kavramı ve bu kavramın insan hayatının
seyrindeki yeri ve insanların bu kavrama bakışlarını, kadere karşı gelme ve
bunun sonuçlarını işlemiştir. Bu konu insanların farklı derecelerle (karakter,
bilgi, güç, sosyal statü, servet,vb. yönünden) yaratılmalarının önemli değil
herkesin kendi yaratılmış olduğu ortamda herkesçe kabul edilmiş ortak değerlere
göre davranmasından önemli olduğudur.
İnsanların davranış ve hareketlerini kabul edilmiş
değerlere göre değil de yaratılışın ve dolayısıyla kaderin getirdiği
farklılıklara karşı çıkarak yapmaları halinde kaybedilenlerden olacakları
anlatılmıştır.
Devamini oku
Yorum Ekleyin (0)
Hits: 1218
|
Giriş Formu
Spotlight
-
BİRBİRİYLE KARIŞTIRILAN SÖZCÜKLER
ABDAL:Derviş
Salı, 26 Şubat 2008
By - Edebiyat - Hits: 1089 -
ANLAM KÖTÜLENMESİ
"canlı" anlam...Pazartesi, 15 Ekim 2007
By - Edebiyat - Hits: 1524 -
ANLAM DARALMASI
Bir sözcüğün ifade etti...Pazartesi, 15 Ekim 2007
By - Edebiyat - Hits: 3704 -
ANLAM İYİLEŞMESİ
"kötü" anlamı...Pazartesi, 15 Ekim 2007
By - Edebiyat - Hits: 4197








