You are here:  Anasayfa
Yaratımsız Dönem Ve İkinci Yeni PDF Yazdır E-posta
Yazar Edebiyat   
Cumartesi, 10 Ocak 2009
ikinci yeni1950’lerde toplumsal yapıda kimi değişimlerin belirginleştiği görülür. II. Dünya Savaşı, tek parti yönetiminin baskısı, toplumsal gelişimindeki dengesizlik sınıfsal çatışmayı körüklemiş, çok partili döneme geçiş iktidar değişimiyle sonuçlanmıştır. Oysa görünürde halkın oyuyla değişen iktidar, aslında savaş sırasında güçlenen ticaret kesimindeki kentsoylular sınıfıyla büyük toprak sahiplerini temsil edenlerin eline geçmiştir. Nitekim 1950’den başlayarak ekonomik alanda devletin geriye çekildiği, özel girişime destek olduğu görülür. Ayrıca dış krediye dayalı bir kalkınma biçimi gerçekleştirilmek istenir. Bu, bir yandan kısa sürede, özellikle tarımsal üretimin ve ulusal gelirin artmasına yol açarken, bir yandan da anamalcı (kapitalist) ilişkilerin gelişmesine, dış borçların birikmesine neden olur. Dış bağlaşmaların ve sağlıksız toplumsal gelişimin, iktidarı, siyasal, düşünsel, kültürel alanlarda özgürlüklerin kısılmasına, baskıya götürmesi ise doğaldır. Demokrasi yanlısı güçlerin, aydınların desteğiyle iktidar olan Demokrat Parti de, daha iktidarının ilk yıllarında yalnız toplumculara değil, bütün ilerici güçlere karşı bir tutum takınır. Köy Enstitülerini kapatır. Ardından, Kore Savaşı’nın yarattığı ortamdan yararlanarak toplumcuları ezer. CHP’de kurtulamaz bu sindirme eyleminden. Gidiş, "dikensiz gül bahçesi"nedir.

 


Dönemin şiir ortamını ise Mehmet Doğan şöyle betimler:

"1954–55 yılları sanat dergileri araştırıcı bir gözle tarandığında şiirin belirli bir şekilde zayıfladığı görülecektir. Orhan Veli’nin daha 1949’da genç şairlerin ilgisini çektiği tehlike elle tutulur bir gerçeğe dönüşş; şiir deyince yalnız küçük olayların, yalnız alelade bir dille anlatılması akla gelir olmuş, basitlik, aleladelik şiirin ölçüsü olmuştur. Dergi sayfalarını Garip akımının sıradan kopyaları doldurmuştur. Coşkusuz, cansız, renksiz, bütün gücü üç beş dize içine sıkıştırdığı bir espride olan fıkramsı şiirler. Korkunç şekilde birbirlerine benzerler hepsi de. Şair kişilikleri nerdeyse silinmiştir ortalıktan. İmzalar olmasa hangi şiir kimindir tanınamaz. Bazen hiç şiirsiz çıktığı görülür bir derginin."

İşte Muzaffer Erdost’un "İkinci Yeni" akımı adını taktığı şiir akımı bu ortamda, Garip’e tepki olarak belirir. İlk ürünler Yeditepe dergisinde (1954–1955), Pazar Postası’nda (1956) yayımlanır. Cemal Süreya, İlhan Berk, Edip Cansever, Turgut Uyar, Sezai Karakoç, Ece Ayhan, Tevfik Akdağ, Ülkü Tamer akımın belli baş adlarıdır. Oktay Rıfat da Perçemli Sokak’ı (1956) çıkararak yeni arayışlara katılır. Aynı yıllarda, özellikle Pazar Postası’nda yeni şiir anlayışını savunan yazılar görülür. Ozanlar dışında, Muzaffer Erdost akımın kuramcısı görünümündedir.

Kısaca özetlemek gerekirse, İkinci Yeni, Garip’in tam tersi bir noktadan yola çıkar. Söyleyişteki rahatlığın yerine şiir dilini zorlamayı, anlaşılırlık yerine anlamca kapalılığı, somuta karşılık soyutlamayı getirir. Halk şiirine sırt çevrilir. Öte yandan dize anlayışına, sözcüklerle oynamaya yönelerek eski şiirle zayıf da olsa bağlantı kurulur. İkinci Yeniciler için önce biçim gelir. Cemal Süreya bunu şöyle belirtir: 2Biz şiir salt biçimdir, demiyoruz, belki en çok biçimdir diyoruz. Bunu belirtebilmek için de soyut bir metotla diğer her şey aynı kaldığı takdirde biçimin beklenebilir değişmelerini arıyoruz. Biçimi önemsiyoruz. Bunu da gerekli buluyoruz." (Pazar Postası, s. 41, 1958).

 İkinci Yeni’nin çıkışında gerçeküstücülüğün etkin olduğu biliniyor. Andre Breton’un gerçeküstücülük tanımını anımsayalım: "Sürrealizm: Sözle, yazıyla, ya da başka bir biçimle düşüncenin gerçek işleyişini ortaya koymak için yararlanılan katkısız bir ruhsal otomatizm. Aklın ve her türlü ahlaksal ve estetik kaygının denetimi dışında, düşüncenin belirlenmesi... Sürrealizm, düşüncenin çıkar gözetmez oyununa, rüyanın sınırsız gücüne ve bugüne değin önemsenmemiş bulunan belli çağrışım biçimlerinin üstün bir gerçekliği olduğuna inanır."

 Usu boşlayan, daha doğrusu usun mantıksal işleyişine sırt çeviren bu anlayış İkinci Yeni’nin belirgin özelliklerindendir. Başlangıçta Garipçilerin çıkışı da gerçeküstücülüğün izlerini taşır; ama İkinci Yeniciler gerçeküstücülüğü daha bilinçli benimserler. Gerçeküstücülerin bilinç dışına yönelişlerini, çağrışımlarla zenginleşen imgeciliklerini, düş, fantezi ve alay öğelerinden yararlanışlarını ustaca değerlendirirler. Harfçiliğin (lettrisme) etkisini taşıyan örnekleri ise biçimsel arayışların ürünü saymak gerekir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

İKİNCİ YENİ BİR KAÇIŞ ŞİİRİ MİDİR?   

  

Siyasal ortam düşünüldüğünde, evet bir kaçış şiirdir. Ama yaşanılan toplumsal durum göz önüne alındığında, bireyin toplumla çatışmasının, yabancılaşmanın; yerleşik değerlerin bireyi bunaltmasının ve dış dünyayla, insanlarla kurulan ilişkilerin yozlaşmasının İkinci Yeni’yi beslediği söylenemez mi? Çağdaşşünce akımlarıyla (varoluşçuluk gibi) beslenen İkinci Yeni deviniminin siyasal eylemi dışlaması, gerici bir sanat akımı olarak damgalanması için yeterli midir? Kaldı ki, her akımın çıkışında ve gelişim sürecinde rastlanan aşırı örnekler, öykünmecilerin, yenilik için yenilik ardında koşanların yoz ürünleri de o akımı olumsuzlaşmanın nedeni olmaz.

Nitekim 1960’tan sonra İkinci Yeni akımı da, kendi içinde biçimsel aşırılıklardan arınarak, yeni imgelere, dize işçiliğine dayanan ve şiirsel bir yapı kurmayı amaçlayan arayışlarla gelişimini sürdürdü. İkinci Yenicilerin uzak çağrışımlar yaratmaya yönelik, şiire özgü bir dil oluşturma çabaları genelde Türk şiirini de etkiledi. Anlamsızlık değil, yeni anlamlar yakalamaktı artık amaç.

1965’lere gelinirken, Yön dergisinde Nazım Hikmet’in şiirlerinin çıkması, 1936’dan beri basılmaları yasaklanmış kitaplarının birbiri ardına yayımlanmaya başlaması. İkinci Yeni akımının sonu oldu. Akımın belli baş adları toplumsal özlere açılarak yeni bileşimler ardındaydılar zaten. Yeniden gündeme gelen toplumcu şiir, geçirilen bütün deneyleri özümseyerek, kaldığı yerden değil, gelinen yerden yeni bir gelişim sürecine girdi.

 

İKİNCİ YENİ ŞİİRİNİN ÖZELLİKLERİ

 

ü    İmgelere kapıları yeniden ve sonuna kadar açmak

ü    Edebi sanatlara özgürlük tanımak

ü    Basitlik, sadelik ve aleladelikten kurtulmak

ü    Konuşma diline sırt çevirmek

ü    Konuyu, hikâyeyi, olayı atmak

ü    Halkın hayatından ve kültüründen uzaklaşmak

ü    Folkloru şiire düşman bellemek

ü    Fakir çoğunluğa değil aydın azınlığa seslenmek

ü    Şehirli adam tipi çizmeye boş vermek

ü    Şiiri ustan ve anlamdan kaydırmak

ü    Nükte, şaşırtma ve tekerlemeden kaçmak

ü    Duyguya ve çağrışıma yaslanmak

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Ece Ayhan

 

1931'de Muğla Datça’da doğdu. Asıl adı Ece Ayhan Çağlar. İlk ve orta öğrenimini İstanbul’da tamamladı. 1959’da Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden mezun oldu. Gürün, Alaca, Çardak ilçelerinde kaymakamlık yaptı. 1966’da memurluktan ayrıldı İstanbul’a gelerek Sinematek’te, Meydan Larousse’da, e Yayınları’nda çalıştı. Üç yıl süre İsviçre’de tedavi gördü. Dönünce bir süre İstanbul’da ve Bodrum-Gümüşlük’te yaşamını sürdürdü. Çanakkale’ye yerleşti. İlk şiiri 1954’te "Türk Dili"nde yayımlandı. Türk Dili, Varlık, Yenilik dergilerinde çıkan (1954–55) birkaç şiirinden sonra Seçilmiş Hikâyeler, Pazar Postası, Yeditepe dergilerinde yazdı. Kendine özgü çağrışımlar ve göndermelerle örülü şiirleriyle hem Türk şiirinde hem de İkinci Yeni’nin içinde farklı bir kanal açtı.

 

Üç Gencin Kalbi                                                 Akdeniz Pencereleri

 

Bir gemici tanırım                                                ın pencereleri açın

Kalbini bir limanda bırakmış                               akdeniz’de sabah oluyor

Ya kaybolursa?                                                    küçük harfli Musa

Ağlar çocukluğundaki gibi                                  hep böyle gökyüzünde

Kalbini almaya gidecek hâlâ                              

                                                                           Kıvanç duyuyorum bu akçalı güneşten

Bir oğlan tanırım                                                  çürümüş bankalar borsalar

Derin yeşil gözlü                                                  birazdan açılacak yeryüzüne

Gönlü güney denizlerinin dibi                             ayaklarımız altında kezlerce deniz çayımızı içerken

Kalbi ise yerinde

Birine vermeye gidecek                                       On beş kuruş uzattı seninki

Bir gemi arar durur                                              on beş kuruş bir gazete

Bulutlardan.                                                        aydınlık yüzlü bir kadın bize sesleniyor

                                                                           birdenbire

Bir şair tanırım

Onunki içler acısı                                                 Akdeniz Akdeniz’de çay içerken yaratılıyor

Kalbini asla vermemiş                                         şu bizim dev dudaklı

Çalmışlar                                                              ve küçük harfli Musa için

Kalbi eski bir efsanede saklı.                               ın pencereleri açın.

 

Ece AYHAN                                                                  Ece AYHAN

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Sezai Karakoç

 

1933'te Diyarbakır’ın Ergani ilçesinde doğdu. "Diriliş" dergisini aylık, haftalık bazen haftada iki kez yayınladı. İlk şiiri 1951'de "Hisar" dergisinde çıktı. Üniversite yıllarında 1955'te "Şiir Sanatı" dergisini çıkardı. Mülkiye, Yenilik, XX. Asır, İstanbul, Şiir Sanatı gibi dergilerdeki şiirleriyle tanındı. Gençlik döneminde Pazar Postası'nda İkinci Yeni akımı doğrultusunda şiirler yazdı. Daha sonraki yıllarda tümüyle kendi şiirine yöneldi. Yeni biçim araştırmalarına, değişik imgelerle kendine özgü, mistik ve İslami içeriğe yer veren eserleriyle kuşağının en iyi şairleri arasına girdi. Gazete yazılarında İslam toplumlarının çağdaş dünyadaki konumlarını ele aldı. Eski Türk uygarlıklarına ilişkin değerlerle, çağdaş bir kişilik oluşturma düşüncelerini işledi.

 

Ayna Hatıra Gözler ve Sevmek                                                   Anneler Ve Çocuklar

 

Evlerinin içi kabartma bahar                                                       Anne öldü mü çocuk

şelerde keklik gibi bakıp duran saksılar                                 Bahçenin en yalnız köşesinde

Halıları öpe öpe nakış yapar nakış gibi ayaklar                           Elinde siyah bir çubuk

Siz söyleyin insan seve seve ölmez ne yapar                               Ağzında küçük bir leke

şelerde keklik gibi bakıp duran saksılar                    

                                                                                                    Çocuk öldü mü güneş

Evlerinin içi yeni güllerden                                                         Simsiyah görünür gözüne

Görülmemiş güneşleri görülmemiş gözlerine getiren                  Elinde bir ip nereye

Sağşedeki entari sol köşedeki şapka                          Bilmez bağlayacağını anne

Beni katıl suların ortasına bıraka                                    

Katıl sular güneşi gözlerinden götüren                                       Kaçar herkesten

                                                                                                    Durmaz bir yerde

Evlerinin içi gurur döşeli                                                             Anne ölünce çocuk

Benim aşkım bin bir köşeli ah bin bir köşeli                                Çocuk ölünce anne

 

Sezai KARAKOÇ                                                                      Sezai KARAKOÇ

                                                    

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Edip Cansever

 

8 Ağustos 1928’de İstanbul’da doğdu. İstanbul Erkek Lisesi’ni bitirdi. Kapalıçarşı’da turistik eşya ve halı ticareti yapmaya başladı. 1976’dan sonra yalnızca şiirle uğraştı. Gençlik şiirlerini İkindi Üstü (1947) adlı kitapta topladı. İlk kitabından 7 yıl sonra yayımladığı Dirlik Düzenlikte kendisine özgü bir şiir evreni kurduğu görüldü. Sürekli yazan, yayımlayan bir şair olarak 30 yıla yakın bir süre ilgileri hep üstünde tuttu. 28 Mayıs 1986’da İstanbul’da yaşamını yitirdi.

 

Adsız Bir Çiçek                                                              Bitti O Sevda...

 

Rengini dünyaya ilk defa sunan                                     Bitti o sevda kesildi çığlıkları martıların

Adsız bir çiçek gibi parlıyorsa gözlerim                          Su gibi bitti, suya karşıt gibi bitti

Sevgilim                                                                          İtti kıyıyı adına deniz dediğimiz şey

Bana "sen bir şairsin" dediğin zaman.                             Unuttuk ikimiz de her türlü yetinmezliği

                                                                                        Kaybetti kumarda gözlerim

                                                                                        Kaybetti kumarda gözleri.

Yalnız sana yazıyorum bu şiiri                                       

İstersen bir şiir gibi okuma                                              Uzaklaştı ağaçlar birbirlerinden

Çünkü her yıl yeniden yazacağım onu                            Yakınlaştı ağaçlar birbirlerine

Soğuklar başlayınca havalanıp                                        Yani her soluk alıp verişimizde bizim

Millerce yol kat ettikten sonra                                        Bir mekik gibi kalbin

Güneyi tadan bir kuşun sevinciyle.                                 Bir mekiği gibi kalbim

                                                                                        İşleyip durdu bu yitikliği yeniden

                                                                                       

Ve yazmış olacağım bir de                                              Ne kaldı

Her dönemde her çağda                                                  Farkında mısın bilmem

Sevdanın kendine özgü diliyle                                        Gündüzler..

                                                                                        Gündüzler biraz azaldı.

 

Edip CANSEVER                                                                     Edip CANSEVER                                                   

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Oktay Rıfat

 

10 Haziran 1914’te Trabzon’da doğdu. 18 Nisan 1988’de İstanbul’da yaşamını yitirdi. 1936'da Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. İlk şiiri 1936'da Varlık dergisinde yayınlandı. Orhan Veli Kanık ve Melih Cevdet Anday ile Varlık dergisinde başlattıkları atılım "Garip" adı verilen şiir akımının doğmasına neden oldu. İlk şiirlerinde, diğer arkadaşları gibi, kentte yaşayan insanların günlük yaşamlarını işledi. Etkileyici gücünü şaşırtıcı buluşlardan, alay ve yergiden alan, dili yalın, 4–5 dizelik şiirler yazdı. 1944'ten sonra Aile, Yaprak, Yeditepe, Yeni Dergi gibi dergilerde yayınlanan şiirleriyle etkili oldu. "Yaşayıp Ölmek ve Avarelik Üstüne Şiirler" kitabında bir yandan Garip çizgisini sürdürürken bir yandan geleneksel biçimler denedi. Yarım ve tam uyaklar kullandığı bu dönem şiirlerinde halk şiiri geleneğini geliştirmeye çalıştı. Şiirinin üçüncü evresinde toplumsal sorunları konu alan şiirlere ağırlık verdi. Halk deyişlerinden yararlanarak alaya, yergiye dayalı şiirler yazdı. "Aşağı Yukarı" ve "Karga ile Tilki" kitaplarında özgür bir söyleyişe ulaştı.

 

Yağmur Başlangıcı                                                                     Pembe Yalı

 

Siz bir başlangıç bile değilken                                         Kızlar vardır kıvırcık salata gibi

yokken denemez çünkü vardınız                                     Ağızları burunları kıvır kıvır

geyikler inerdi gözlerinize                                                           Bacak bacak üstüne vapurlarda

ağaçlarınız fındık ve sincap                                             Rüzgar eser oraları buraları görünür

bu yüzden omuzlarınız                                                   

memeleriniz bir kitap gibi okunaklı

oluklara düşen sessiz damlalardı

                                                                                        Vay canına tükürdüğümün İstanbul’u

bin kez yondum, sizi bin kez doğurdum                         Bir oynak olur Fındıklı önlerinde

bir keten buruşukluğu her seferinde                                Elimde yüz iğnelik çapari

yağacak diye düşünürdüm havalara bakarak                  Poyraz gibi dalarım palamutlara

bir serinlik bir kıpırtı otta ve ağaçta                                Altımda Turgut Reis motoru

akşamın kanından gecemize yaklaşan                            

bir gemi gibi önce küçük sonra yakın

iri damlaları o seyrek yağmurun

tüterdi ot, çakıl, kum                                                       Rumelihisarı’nda Orhan’ın mezarı

                                                                                        Ne gittim ne gördüm gitmek de istemem

siz bir başlangıç bile değilken                                         Taze ekmek bir parça beyaz peynir

sizi yazdım, kotardım                                                      Şimdi olsa şuracıkta rakı içer

bir başucu kitabı olmanızı istedim                                   Denize mi bakar kim bilir.

tek tek iri o yabanıl kelimeler                                                     

onlar işte renkli zarlarının içinde                                    

olukların çinkosunda yuvarlanan

                                                                                        Ben rıhtımdan suya atlarım

siz daha bir başlangıç bile değilken                                 Altımda balıklar

yağmur başlamıştı                                                Üstümde bulutlar

ama ne ben, ne bahçe, ne yaz                                          Ağzımın kenarında çırpıntılı Boğaz suyu

hiçbirimiz.                                                                       Pembe yalıya doğru yüzerim

 

Oktay Rıfat HOROZCU                                                Oktay Rıfat HOROZCU

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Ülkü Tamer

 

20 Şubat 1937'te Gaziantep’te doğdu. Ortaöğrenimini İstanbul'da tamamladı. 1958'de Robert Kolej’i bitirdi. Bir süre İstanbul Üniversitesi Gazetecilik Enstitüsü’nde okudu. Milliyet Yayınları'nı, Milliyet Çocuk, Milliyet Sanat Dergisi ve Sanat Olayı dergisini yönetti. İlk şiiri 1954'te "Kaynak" dergisinde yayınlandı. Pazar Postası, Yelken, Yeditepe, "a" gibi dergilerde çıkan şiirleriyle tanındı. 1959'da basılan ilk şiir kitabı "Soğuk Otların Altında" ile başlayarak İkinci Yeni duyarlılığını yansıtan soyutlamalara yönelik, yoğun ve özgün bir imge anlayışı geliştirdi. Yalın bir dil kullandığı şiirlerinde giderek toplumsal kaygılar ve düşünce öğeleri ağırlık kazandı. Her dönemde kendine özgü olmayı başardı. Türkü, koşma tadında, masalları, doğa görüntülerini, çocuksu duyarlılığını yansıtan özgür çağrışımların beslediği neşeli, humor yüklü şiirler yazdı.

 

Hançer                                                                            Üşür Ölüm Bile                                 

 

Geçen sonbahar gömmüştük hançerimizi                              Bir ormanda tutup onu          

Kare taşlardan yapılmış bir avluya;                                       Bağladılar ağaca        

Hem değerli, hem keskin bir hançerdi.                                 Yumdu sanki uyur gibi

Kabzası erimiştir şimdi, benziyordur                                     Gözlerini usulca

Sığırtmaçların yosun tutan saçlarına.                        

                                                                                               Bir soğuk yel eser

                                                                                               Üşür ölüm bile          

İskeletine kan yapışmıştır yeraltında,                                    Anlatır akan kanı      

Solucanların, atmacaların kanı.                                             Beyaz sesiyle

Avluyu örten kan taşlarına düşüp                                        

Derinlere dağınık bir çizgi biçiminde                                     Diz çöktüler karşısına

Uçmalarını gönderen atmacaların kanı.                                 Sonra ateş ettiler

                                                                                                Parçalanan yüreğine

                                                                                               Yuva kurdu mermiler

Yollarındaki fenerleri yakmıştır deniz.                                

Hançer tek yenilgisini bizden almıştır,                                  Bir soğuk yel eser

Bakmaktadır oluğunun ülkesinden akşama,                           Üşür ölüm bile

şerken kanatlarına tutunan kuşlara.                                  Anlatır akan kanı

Ve biz son yenilgimizi ondan almışızdır.                              Beyaz sesiyle

 

                                                                                               Gelip kondu bir güvercin

Bir dilencinin sesindeki gri sessizliği                                     Ellerine o gece

Nedense ürkütüyor, dağcıların göğünü,                                 Kırmızı bir çelenk oldu

Denizleri sırtlarında birer panterle geçen                              Bileğinde kelepçe                            

İp yürekli gemicilerin yüzünü ürkütüyor                              

Bir hançerin paslanırken çıkardığı gürültü.                           Bir soğuk yel eser

                                                                                               Üşür ölüm bile

                                                                                                Anlatır akan kanı

 Beyaz sesiyle

 

Ülkü TAMER                                                                       Ülkü TAMER                                                                                                                                               

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

İlhan Berk

 

1918'de Manisa’da doğdu. İlk ve ortaokulu doğduğu kentte tamamladı. Manisa Halkevi Dergisi’nde yayınlanan ilk şiirleriyle bu şiirlerden oluşan "Güneşi Yakanların Selamı"nda (1935) görülen Nâzım Hikmet etkisi sonraki şiirlerinde kayboldu. "İstanbul", "Günaydın Yeryüzü", "Türkiye Şarkısı" kitaplarındaki şiirlerinde geleceğe dönük toplumsal özlemleri dile getirdi. 1950'lerin ortalarında beliren genç şairleri etkiledi, onların bazı özelliklerinde de etkilendi. İkinci Yeni akımına katıldı. Araştırmacı kişiliği, özgün duyarlılıkları ve buluşlarıyla 20. Yüzyıl Türk şiirinin en önemli isimleri arasında.

 

Akşama Doğru                                                                      Atımı İstedim Evin Göğü Gerindi

 

ey güzel harf güzel kâğıt güzel kalem.                                  Cin gülleri bir yerden ordan geliyorum

                                                                                        Öyle sular dağların üstüydü isminiz

sana nehirlerden rüzgârlardan söz ediyorum                      Yeşil, o solukları gibi rüzgârların

benim için nehirleri eğit, suyolları aç.                                    Bir bin yıl rüzgâr değirmeninizde kaldım

ben ki daha ağzı lekeli bir çocukken

yürürken gördüm bir gün nehirleri                                        Tep kralları gibiydim öyle yalnızdım

nehirlerin rüzgârların sözü yaşar                                            Bir çağda seni bu beyazlığında tuttum

ben ağzının yaprağıyım, bir yere yaz bunu.                           Ak, sabah kalyonlarım hep gökyüzündeydi

ey güzel el yazısı güzel mürekkep güzel uç.              Ben rüzgâr değirmeninizde kaldım

 

beni küçük su birikintileri büyüttü.                                       İşte ellerin o dünya kadar Akdeniz

beni anlamak için su birikintilerine sor                                  Hansi, gecenin panjurunda Berk kuşlarım

su unutmaz: daireler çizerek dikkatle çalışır.             Ey benim sığlığım eşkim karanlığım siz

benim için yapraklar topla, yatağını lekele.                           Yitik gülüşünün açtığı sular şimdi

                                                                                        Ben o gecelerde saçıydım çocukların

ben bu akşam doğruyum, karıştır saçlarımı.                         Bir bin yıl rüzgâr değirmeninizde kaldım.

 

İlhan BERK                                                                    İlhan BERK

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Kemal Özer

 

1935’te İstanbul’da doğdu. Öğrenim yıllarında arkadaşlarıyla birlikte "a" Dergisi’ni (1956–60) çıkardı. Cumhuriyet gazetesinde (1960–81), Karacan Yayınları’nda (1981–1982) çalıştı. Kitapçılık ve yayıncılık yaptığı 1965–1970 arasında, şiir ve sinema alanında kitapların yanı sıra Şiir Sanatı (1966–68) dergisini yayınladı. 1972’de arkadaşlarıyla yeniden yayınladıkları "Yeni a Dergisi’nin kurucu ve yazarları arasında yer aldı. Varlık dergisinin yönetmenliğini üstlendi (1983–90). Türkiye Yazarlar Sendikası’nın ikinci başkanlık görevinde bulundu (1999–2000). Kendi kurduğu Yordam Yayınevi’nde kitaplarını yayınlamayı 1989’dan beri sürdürüyor.

 

Sürek                                                                               Deniz Orakçısı

 

çözer bir gün bukağılardan                                              sor kendi kendine bir sabah

atları genişliklere doğru                                                   av hazırlığına başlarken

tutsak olanlarını kırların                                                  sulara kim salar ilk güneşi

şehirlerden itilmiş özsu                                                    sen kayığına binmesen

                                                                                        orağını almasan eline

ağaç ağaç yürür ormanda                                    ilk ürünü kim biçer denizden

yaralanan derinlik

baltaların mavilediği göçebe uzay                                   kent niye bir büyük gergeftir

izi sürülürcesine bir geyik                                                geçirmiş ilmiğini alın terine

                                                                                        niye aç ağızlardan örülü

yeniden yaratılır bir gün                                                  bir martı çığlığıdır gök

yeni öyküler için toprak                                                  iner kalkar başının üzerinde

bütün o kaçışlar dalgınlıklar                                            küçük dalışlarla yoklar tekneni

yüreğin usançlarını yaşamak

                                                                                        bir başınasın yaşamı üretirken

yeniden yaratılır duygu                                                   zıpkın çizer kürek acıtır ağ yorar

göz göze gelişler yıpranıp unutulan                                 neden elleri bulunmaz elinin yanında

unutulan ağızları barbarların                                            sofrasına çökerken yeryüzünün

boşlukta bir köprü kemeri kuşlardan                               sor kendi kendine bir sabah

 

Kemal ÖZER                                                                  Kemal ÖZER

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Cemal Süreya

 

1931’de Erzincan’da doğdu. 9 Ocak 1990’da İstanbul’da yaşamını yitirdi. Asıl ismi Cemalettin Seber. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Maliye ve İktisat Bölümü’nü bitirdi. Maliye Bakanlığı’nda müfettiş yardımcılığı ve müfettişlik görevleri yaptı. 1982’de müşavir maliye müfettişliğinden emekli oldu. Ağustos 1960’ta başladığı ve yalnızca dört sayı çıkarabildiği Papirüs dergisini, Haziran 1966-Mayıs 1970 arası 47, 1980–81 arası iki sayı daha çıkardı. 1978’de Kültür Bakanlığı’nda Kültür Yayınları Danışma Kurulu üyesi olarak da görev yaptı. Emekli olduktan sonra, yayınevlerinde danışman ve ansiklopedilerde redaktör olarak çalıştı. Birçok dergide yazıları ve şiirleri yayımlandı. Oluşum, Türkiye Yazıları, Maliye Yazıları dergileri ile Saçak dergisinin kültür-sanat bölümünü bir süre yönetti. Politika, Aydınlık ve Yeni Ulus gazeteleri ile Yazko Somut ve 2000’e Doğru dergilerinde köşe yazıları yazdı.

 

 

Az Yaşadıksa Da                                                                        Hüznün Kuşları

                                                                           

Ben kibriti çaktığım zaman                                             ben bütün hüzünleri denemişim kendimde

Her şey kırmızıydı yüzün olarak                                     canımla besliyorum şu hüznün kuşlarını

Ben kibriti çaktığım zaman                                             bir bir denemişim bütün kelimeleri

Çünkü her yüz bir memlekettir                                       yeni sözler buldum seni görmeyeli

 

 

 

 

                                                                                        kuliste yarasını saran soytarı gibi

                                                                                        seni görmeyeli

Ben sigaramı yaktığım zaman                                         kasketim eğip üstüne acılarımın

Çünkü her sigara bir kelimedir                                        sen yüzüne sürgün olduğum kadın

Ben sigaramı yaktığım zaman                                         kardeşim olan gözlerini unutmadım

Güz günleriydi bir şarkı olarak                                        çık gel bir kez daha beni bozguna uğrat

 

                                                                                        sen tutar kendini incecik sevdirirdin

                                                                                        bir umuttum bir misillemeydin yalnızlığa

Bir güvercin ben öldüğüm zaman                                   şanssızım diyemem kendi payıma

Nice hüzünlerden yaprak yaprak                                    hain bir aşk bu kökü dışarda

Bir güvercin ben öldüğüm zaman                                   olur böyle şeyler ara sıra

                                                                                        olur ara sıra

 

Cemal SÜREYA                                                             Cemal SÜREYA

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Turgut uyar

 

4 Ağustos 1927’de Ankara’da doğdu. 22 Ağustos 1985’te İstanbul’da yaşamını yitirdi. Babası subaydı. İlköğrenimini çeşitli kentlerde tamamladı. 1946'da Bursa Işıklar Lisesi’ni, 1947'de Askeri Memurlar Okulu’nu bitirdi. Bir süre orduda subay olarak görev yaptı. İlk şiiri "Yad" Haziran 1947’de Yedigün dergisinde çıktı. Çeşitli dergilerde yer alan şiirleriyle adını duyurdu. Ölçülü, uyaklı ilk dönem şiirlerinde daha çok kişisel yaşantısı üzerinde durdu. Aşk, ayrılık, ölüm temalarını işlediği bu dönem şiirlerinde Garip akımının izleri görülür. Daha sonra yoğun imgelerin ve simgeci bir söyleyişin etkili olduğu şiirleriyle İkinci Yeni'nin başlıca şairlerinden biri oldu. Sanatını halk şiirinin deyişleri ve divan şiirinin biçimlerinden yararlanarak geliştirdi. Büyük kent yaşamını bütün karmaşıklığı, parçalılığı ve sarsıntılarıyla içeren bir şiir oluşturdu. Lirik şiirin geleneksel sınırlarını zorladı. Şiirle düzyazı arasındaki ayrımı ortadan kaldırdı. Son dönem şiirlerinde başlangıçtaki zengin doku giderek yalınlaştı, daha karamsar olmaya başladığı görüldü.

 

Susuzluk’a                                                                                         Kimsede Görmediğim

 

sen beni hazırlama sakın sen de bana gel                                        Kimsede görmediğim bir şiir

ölmüş ölü olmuş hüseynine hasana gel                                            Yüzü al ve akşamı aşıyor

                                                                                                        Eski bir tanrı gibi kendi dininde

elleri koku dağıtırdı nasıl bir koku                                                  Uzun süren bir dönemi düşlüyor olmalı

suya gel kana gel bir yeni hasana gel                                              İçindeki bir içkinin sıcaklığında

                                                                                                        Suskunluğu bir başkaldırı olmalı

o öldü çünkü bir gülü tutmuştu bilmeden                                       Elleri ayakları sinemalara bulaşmış

sen istersen her gün gel her sene gel                                    Romanlara bulaşmış

                                                                                                        Genel helâlara bulaşmış

gel beyazlıkları elle türlü kokuları biç                                             Dağları iyi bilmediğinden

günler karardığında davran hep sana gel                                         Denizleri anımsamış olmalı

                                                                                                        Gözleri o yüzden çırpıntılı

ne yap yap hazırla kendini anladın mı

ne yap yap meselâ ısıtıp dökündüğün sularla bile bana gel          Karabaşlıklı geçmiş,

                                                                                                        Sonsuz gelecek

hatırlanmış bir gül ben de hatırlarım kolaydır                                 Şimdi burada vakit gece ya

ölmüş mü ölmemiş mi hüseynine hasana gel                                   Bir yerlerde ey gözleri maden

                                                                                                        Gündüz olmalı

Hüseyin de öldü ölür hasan da öldü ölür                                        Taşın içinde bir gündüz

ölen ve dirilen o bitmez insana gel                                                  Demirin, ağacın.

 

 

 

Turgut UYAR                                                                                               Turgut UYAR

Yorumlar (0)Add comments

Yorum yaz
quote
bold
italicize
underline
strike
url
image
quote
quote
smile
wink
laugh
grin
angry
sad
shocked
cool
tongue
kiss
cry
daha kucuk | daha buyuk

security image
Lutfen goruntulenen karakterleri yaziniz


busy
 
< Önceki   Sonraki >

Giriş Formu






Kayıp Parola?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol
Dilimizin Geleceği
Dil bir toplumu toplum yapan unsurların en önemlisidir. Dilimizi bileni bizden, bilmeyeni yabancı sayarız. İnsanlar arasındaki ilişkiler dil ile kurulur, yürütülür, gelişir, kimi zaman ...
Cahit Zarifoğlu
1940 yılında Ankara'da doğdu. Babasının memuriyeti dolayısıyla ilk ve orta öğrenimini yurdun çeşitli yerlerinde yaptı. Liseyi memleketi K.Maraş'ta tamamladı. İ.Ü. Edebiyat Fakülte...
ANLATIM BOZUKLUKLARI
Anlatımın yazılı ve sözlü olmak üzere iki temel yolu vardır. İki anlatım yolu arasında kullanılan dil açısından farklılıklar olması doğaldır. Anlatımın işlek, açık ve etkili olması i...
ANLATIM BİÇİMLERİ VE ÖZELLİKLERİ
Anlatım, bir kimseye bir şey hakkında bir şey söyleme, bir şey anlatma işidir. Bu söyleme ve anlatma gelişi güzel olmaz. Anlatımı yönlendiren, biçimlendiren yazarın amacıdırBir yazar, acaba söz veya...
5 HECECİLER
Hecenin Beş Şairi [Orhan Seyfi (Orhon) 1890-1972; Halit Fahri (Ozansoy)  1891-1971; Enis Behiç (Koryürek) 1891-1949; Yusuf Ziya (Ortaç) 1895-1967; Faruk Nafiz (Çamlıbel)1898-1973] İkinci meşrutiy...
19. Yüzyıldan Günümüze Türk Şiiri
TANZİMAT Tanzimat; düzenlemeler, yeğlemeler,ıslahat anlamına gelir, "tanzim"sözcüğünün çoğuludur. Tanzim ise Arapça "nazm"dan gelir. Sıraya koyma, dizme, sıralama, ıslah etme, ...
KEÇECİZADE İZZET MOLLA
Mevlevi tarikatına bağlı , derviş ruhlu, olgun bir insan olan Izzet Molla, nüktedan bir şairdir.Dürüst tabiatlı, kendisine yapılan iyilikleri unutmayan bir insan olduğundan , çok iyilik ve iltifatla...
ÇOCUK EDEBİYATININ GENEL NİTELİKLERİ
A. BİÇİM BAKIMINDAN ÇOCUK EDEBİYATI Çocuk kitapları, okuyucu zümrelerinin özelliğine göre biçim açısından farklılıklar gösterir. Çocuk edebiyatı eserleri de, çocuğun yaş ve seviye...
Dil ve Anlatım Dersi Ders Notları
1)Anlatım:Herhangi bir konu üzerinde konuşurken veya bir konu üzerine yazarken,belli bir gayeyi gerçekleştirmek isteriz.Bu gaye,bizi dinlemekte veya okumakta olanlara bilgi vermek,onl...
LÜFT ü NEŞR SANATI
  Bir beyit içinde iki veya ikiden fazla sözcüğü kullandıktan sonra o sözcüklerle ilgili sözcükleri sıralama sanatıdır. Genellikle birinci dizede en az iki şey söyleyip, bu söylenenlere ikinci...
ÇANAKKALE SAVAŞI
Mahmed Akif’in okul kitaplarına bazı mısraları çıkartılarak alınan büyük Çanakkale savaşını tasvir eden manzumesi, İstiklal marşı’ndan önce yazılmış en heyecan verici şii...
DİL BİLİÇLENMESİ
                               ...
TENASÜP SANATI
Uygunluk. Divan şiirinde anlam bakımından aralarında çeşitli ilgiler bulunan iki veya daha fazla kelimeyi tezat olmaksızın bir araya getirme sanatı.        &n...
Divan Edebiyatı
Divan edebiyatının tanımını yaparken özellikle iki noktayı göz önünde tutmak gerek. a)Tarihsel Kesit:Osmanlı elitesinin sanatı olarak ortaya çıkan bu edebiyat,13.yüzyıldan 19.yüzyıla de...
İKİ NOKTA ( : )
İKİ NOKTA ( : ) Başkasından aktarılan yazı ya da sözlerde, tırnak ya da konuşma çizgisinden önce: Cemo sopasını yere indirdi ve: - Git sopanı al öyleyse! Dayağı yiyeceksin. ...diye ...
Dil bilgisi giriş
Dil: İnsanların duygu, düşünce ve isteklerini anlatmak için kullandıkları ses ya da işaretler sistemidir. Dilbilgisi : Bir dili oluşturan sesleri, kelimeleri, cümleleri ve bunlarla ilgili kurallar...
KELİME
KELİME Türkçe kelimeleri anlamlarına, yapılarına ve cümlede aldıkları görevlere göre sınıflandırabiliriz. Bu sınıflandırma aşağıdaki tabloyu meydana getirir. Anlamlar...
ZARFLAR
ZARFLAR     ZARFLAR     Hal Zarfları Zaman Zarfları Yer ve Yön Zarfları Azlık - Çokluk Zarflerı Soru Zarfları Yüklemin anlamını hal ve...
NOKTALI VİRGÜL ( ; )
NOKTALI VİRGÜL ( ; ) Birbirine bağlı, fakat her biri kendi içinde bağımsız cümleleri ayırmada: At ölür, meydan kalır; yiğit ölür, şan kalır. İki cümle birbirine ve, ama, fakat, çün...
YAPILARI BAKIMINDAN KELİMELER
YAPILARI BAKIMINDAN KELİMELER 1. Basit Kelimeler: Kelime kökü ek alsa bile anlamca bir değişikliğe uğramamışsa, bu tip kelimelere BASİT KELİMELER denir. Genellikle kök halindeki (bazen gövd...
FİİLLER
FİİLLER FİİL: Varlıkların yaptıkları işleri, eylemleri, zaman ve kişiye bağlayarak anlatan kelimelere FİİL denir.           Fiil olan sözcük...
YAZIM KURALLARINA GİRİŞ
 Yazıda doğabilecek karışıklıkların önüne geçmek, yanlış okumayı önlemek, okumayı ve anlamayı kolaylaştırmak, herkesin aynı şekilde yazıp okumasını sağlamak için belirlenmiş olan kurallara imlâ...
PEKİŞTİRLMİŞ KELİMELERİN YAZILIŞI
 Pekiştirme sıfatları ve zarfları bitişik yazılır: dümdüz, sapsarı, mosmor, kapkara, apaçık, tertemiz, çepeçevre, sapasağlam, darmadağınık, yapayalnız, çırılçıplak, çepeçevre...
İNCELTME VE UZATMA İŞARETLERRİNİN YAZILIŞI
 Düzeltme işareti Türkçe olmayan kelimelerde kullanılan bir işarettir. Bu işaret hem uzatma hem de inceltme görevinde kullanılır. İnceltme görevi sadece "g, k, l" ünsüzleri için; uzat...
EDATLARIN YAZILIŞI
 Edat ve bağlaç olarak kullanılır. Yazılışları bakımından aralarında fark yoktur. Bu kelime kendinden önceki kelimeye bitişik de yazılabilir, ondan ayrı da... Bitişik yazılan "ile"...
ÜNLÜ UYUMUNA AYKIRI EKLERİN YAZILIŞI
 --yor (şimdiki zaman eki): Sadece -yor şeklinde yazılır, ünlü uyumlarına aykırıdır. geliyor, biliyor, istiyor, gizliyor... --ken (zarf-fiil eki): Ünlü uyumlarına aykırıdır. Sadece -ken şekl...

Spotlight

Stop
Play