You are here:  Anasayfa arrow TÜRKCE arrow Edebiyat arrow Divan Edebiyatı
Divan Edebiyatı PDF Yazdır E-posta
Yazar Edebiyat   
Pazartesi, 27 Ekim 2008

Divan edebiyatının tanımını yaparken özellikle iki noktayı göz önünde tutmak gerek.

a)Tarihsel Kesit:Osmanlı elitesinin sanatı olarak ortaya çıkan bu edebiyat,13.yüzyıldan 19.yüzyıla değin varlığını sürdürür.

 

Dikkat edilirse bu,Osmanlı devletinin kuruluşundan yıkılışına uzanan zaman kesitidir.Ancak, Divan Edebiyatı,nitelik yönünden Anadolu dışında 11.yüzyıldan itibaren gelişen İslami edebiyatın da bir uzantısı sayılmalıdır.

b)Kültürel Yapı:Bu edebiyat,eski Türk kültürüne değil,Ortadoğu İslam kültürüne bağlıdır.Getirdiği dünya görüşü,zevk anlayışı,konular,dil ve biçim bakımından İslam kültürünün yarattığı ortaklaşa anlayışı yansıtır.Burada söz konusu olan,Osmanlı,

Arap ve Fars kültürlerindeki ortaklaşa niteliklerdir.

            Bu duruma göre Divan Edebiyatı'nı,"Ortadoğu İslam kültüründen kaynaklanan bir sanat anlayışına bağlı olarak 13-19.

yüzyıllar arasında var olan bir "zümre edebiyatı " diye tanımlayabiliriz.Ozanların şiirlerini "divan" denilen kitaplarda toplamaları nedeniyle bu adla da anılan Divan Edebiyatı'na ayrıca"Eski Edebiyat","Enderun Edebiyatı" gibi adlar da verilmektedir.

            Divan Edebiyatı'nın çöküşü,ümmet anlayışına bağlı Osmanlı Kültürünün karşısında yeni bir seçenek olan Batı kültürünün çıkarıldığı döneme rastlar.Feodal topluma özgü bir edebiyatın,yeni ekonomik ve tıplumsal ilişkilerin gelişmeye başladığı bir

süreçte yaşamını sürdürmesi olanaksız olduğu için,Tanzimat sonrasında bu edebiyat da Osmanlı İmparatorluğu ile birlikte

önce gerilemiş,sonra da çökmüştür.

            Divan Edebiyatı'nın ilk temsilcisi 13. yüzyılda yaşayan Hoca Dehhani'dir.Öteki ozanlarının başlıcalarını yetiştikleri

yüzyıllara göre şöyle sıralayabiliriz.

13.yy.Şeyyad Hamza, Ahmet Fakih

14.yy.Ahmedi, Kadı Burhaneddin, Nesimi

15.yy.Süleyman Çelebi, Şeyhi, Ahmet Paşa, Necati, Muradi(2.Murat), Avni(Fatih Sultan Mehmet), Adli(2.Beyazıt)

16.yy.Fuzuli, Hayali, Baki, Bağdatlı Ruhi, Zati,Taşlıcalı Yahya, Nev'i

17.yy.Nev'izade Atayi, Şeyhülislam Yahya, Nef'i, Neşati, Nabi

18.yy.Nedim, Koca Ragıp Paşa, Şeyh Galip, Süruri, Fitnat Hanım

19.yy.Enderunlu Vasıf, İzzet Molla, Leyla Hanım, Leskofçalı Galip, Hersekli Arif Hikmet, Yenişehirli Avni vb..

                DİVAN ŞİİRİNDE KONULAR

            Divan şiirinde işlenen konuların başlıcaları aşk ,doğa,İslam mitolojisi,içki,eğlence,ölüm. hikemi (felsefe) düşünce ve övgüdür. Ayrıca özellikle 17.yüzyıldan başlayarak gündelik yaşam da bir ölçüde şiire yansımıştır.Bütün bu konular,Divan Edebiyatı'nın temel dünya görüşüne bağlı olarak dinsel idealizm ve bireyi yaşamdan soyutlama çerçevesinde ele alınır.

AŞK:Divan edebiyatında aşkın maddi ve tasavvufi olmak üzere iki biçimde yansıdığı görülür.

Ozanlar,maddi aşktan söz ederlerken,"mazmun" denilen kalıplaşmış sözlere başvurarak bir "sevgili tipi" çizerler.

            Bu,boyu "servi",saçları "gece ya da yılan",kaşları"yay",kirpikleri "ok",ağzı "nokta" gibi bir varlıktır.Görüldüğü gibi,

            Divan ozanının tasarladığı sevgili,dış görünüşüyle yaşamdaki kadınlara benzememektedir.Zaten bu varlığın hangi cinsten

(kadın mı,erkek mi?)olduğunu belirten betimleme öğeleri de yoktur.

Divan ozanları,aşk konusunu ele alırken,feodal toplumdaki insan ilişkilerini aşk ilişkilerine yansıtmışlardır.Bilindiği gibi feodal toplumda"yöneten-yönetşlen","sultan-kul" ilişkisi vardır.Divan ozanı,seven ile sevilen arasında buna uygun bir ilşki

tasarlar.Seveni kul,sevileni sultan diye niteler.

            Aşkın,dinsel-tasavvufi açıdan dile getirildiği Divan şiirleri de az değildir.Ancak bunların birçoğunda tasavvuf düşüncesi içtenlikle anlatılmaz.Daha çok şeriatın yasakladığı içki,cinsellik gibi konuları dinsel bir görüntü altında gizlemek için tasavvuftan yararlanır.

            Tüm Divan ozanlarının tasavvuf konusunda bu eğilimi gösterdiği söylenemez.Ancak genellikle şeriata ve mdreseye bağlıolan Divan Edebiyatı'nda tasavvuf felsefesi çoğu kez bir örtü,kimi zaman da betimsel bir araç olarak kullanılır.

DOĞA (TABİAT).Divan şiirinde ne insan doğası,ne de dış dünya gerçekçi biçimde anlatılmıştır.Doğanın betimlenmesinde çoğu kez"süslü anlatım" kaygısı ön plana çıkar.Bu da,anlatılan doğayı cansız bir nesns,bir resim haline

getirir.

            17.yy.dan başlayarak ozanların daha gerçekçi bir anlayışa yöneldikleri görülmektedir.Önceleri ağaç,kuş,çimen,bahçe,

gül gibi doğa öğeleriyle hangi yerin,çevrenin (kısacası coğrafyanın) anlatıldığı kestirilemezken,bu tarihten sonra somut

doğadan,bilinen bir coğrafyadan söz edilmeye;İstanbulun kimi mesire yerleri,hamamları,köşkler,şadırvanları,vb.betimlenmeye başlanmıştır.

      Ancak,mahallileşme akımında da ozanlar yakın çevrelerinin dışına çıkamamışlardır.Bu bakımdan insan ile doğa arasındaki üretim sürecine dayalı ilişkiler bu edebiyat için hiçbir zaman söz konusu olmamıştır.

       Kısacası,Divan şiirinde gerçek anlamıyla bir doğa yoktur.

İSLAM MİTOLOJİSİ:Geleneksel sözlü ve yazılı Türk Edebiyatı'nda Şamanizim,Budizim,Maniheizm gibi dinlerin

"evrendoğum"a ilişkin inançları yansımaktaydı.

            Divan Edebiyatı'nda bunun yerini İslami evrendoğum inancının aldığı görülür."Evren ve insan nasıl yaratılmıştır?"

sorusuna İslamiyet!in verdiği yanıt,sanat yapıtlarında anlatılmıştır.

            Evrendoğum inancının yanısıra İslam mitolojisine ilişkin kimi efsaneler de Divan şiirinde sık sık yer alır.Bunların bir

bölümü Kuran'da anlatılan "kıssa"lardır:Yusuf ile Züleyha,İskender'in yaşamı gibi.

            İslam kültürü çerçevesinde edebiyatlar yaratan Arap ve Acemlere ilşkin efsaneler de Divan şiirine yansımıştır. İrenm bağı, Hz.Muhammed'in yaşamı, Cem, Ferhat ve Şirin,vb.bunlardandır.

İÇKİ VE EĞLENCE:Divan şiirinde çok kullanılan konulardır.Özellikle gazellerde ve 18.yy.dan sonra şarkılarda yansır.Bu konular,"gülelim eğlenelim kam alalım dünyadan"anlayışı çerçevesinde işlenmiştir.Özünde yaşamın geçici olduğu anlayışına dayanır.

            Divan ozanları yaşamın geçiciliği karşısında rintçe bir tavır takınmaya çalışırlar.(Rint:1.dinin yasaklarına pek uyma-

yan kimse,2. dünyaya karşı kayıtsız davranan kişi)Ozanlar rintçe yaşamaktan yana bir tavır takınarak,katı dinsel  kurallara göre düşünen ve yaşayan "zahit"leri kınarlar.Ne var ki,Divan ozanlarının yaşayış biçimleri,bu anlayışlarının

da pek içtenlikli olmadığını gösterir.Çünkü saraydan ve yüksek devlet görevlilerinden destek gören birçok Divan ozanı,yaşam karşısında kayıtsız kalamamış,yüksek mevkiler elde etmiştir.Bunlar içkiyi de zevk ve eğlence aracı olarak kullanırlar.Bunun rintlikle alakası yoktur.

ÖLÜM:Divan Edebiyatı'nda ölüm bir tür "göç" olarak algılanır.Yaşamdan göçen kişinin hüznü Divan şiirine yansır.

Bir de başkalarının,özellikle padişah ya da öteki devlet yöneticilerin ölümü karşısında duyulan acı ve üzüntü vardır.

"Mersiye" denilen şiirler hep bu konuyu işler.

ÖVGÜ:Divan Edebiyatı'nın en yapmacıklı konusu övgüdür."Kasideler" bu konuda yazılır.Padişah ya da yüksek  rütbeli yetkilileri överek maddi çıkar sağlayan Divan ozanları,bunu adeta alışkanlık haline getirmişlerdir.

 

DİVAN NAZMININ ÖZELLİKLERİ:

Biçim yönünden:

a)Dil;Arapça,Farsça sözcük ve tamlamalarla yüklüdür.

b)Nazım birimi beyittir.Her beyitte anlam bütünlüğü vardır.Beyitler ayrı duygu ve düşünceleri dile getirdiğinden

şiirin tamamında konu birliği görülmemektedir.

c)Ölçü aruzdur.Aruz ölçüsü Türk dilinin yapısına uygun olmadığından,şairler Arapça,Farsça söz ve tamlamaları fazla

oranda kullanmak zorunda kalmışlardır.Bu durum Türkçe'nin gelişmesini geniş ölçüde engellemiştir.

d)Divan şiirinde "göz kafiyesi" anlayışına bağlı kalınmıştır.

e)Şiirler,Arap ve Fars edebiyatından alınan kaside,gazel,mesnevi,rubai...gibi değişmez nazım biçimleriyle yazılmıştır.

f)Tevhit,Münacaat,na't,mersiye,hicviye...gibi nazım türlerinde eserler verilmiştir.

DİVAN NESRİNİN ÖZELLİKLERİ:

Divan nesri,edebi nesir,tarih nesri ve didaktik nesir diye üç bölüme ayrılır.Bunların ortak özellikleri şöyle sıralanabilir:

a)Divan nesri,tarih,tezkire(biyoğrafi), münşeat(resmi yazı ve mektuplar), seyahatname(gezi yazısı) ,ahlaki ve felsefi yazılar,hikayeler gibi belirli birkaç türde yazılmıştır.Batı'da olduğu gibi her türde (roman,tiyatro,eleştiri,deneme...)

eser yazılmamıştır.

b)Divan nesri,"sade nesir" ve "süslü nesir" olmak üzere iki biçimde oluşmuştur.Halk için yazılanlar ile bazı tarih  kitapları sade nesirle,aydınlar için yazılan eserlerin çoğu ise süslü nesirle yazılmıştır.

c)Anlatımda amaç,düşünceyi yansıtmaktan çok sanatlı anlatım ustalığı göstermektir.

d)Kullanılan söz ve tamlamaların tamamına yakını Arapça ve Farsça'dır.

e)Bağ-eylemlerle gereksiz yere birbirine bağlanan cümleler çok uzundur.Bu nedenle anlatılanları kavramak zordur.

f)Cümlelerde seci (düzyazıda uyak),"ki" ,"ve" bağlaçlarına çok yer verilmiştir.

g)Noktalamaya yer verilmemiştir.

h)Cümleler söz sanatlarıyla yüklüdür.

ı)Eserlerde hikaye etme ve betim bölümlerinde duygu ön plandadır.

i)Tarih kitaplarının betim bölümleri süslü,konuşma ve anlatım bölümleri sadedir.

j)Didaktik nesirler,din,tasavvuf,eğitim,ahlak,hukuk konularında yazılmıştır.Bilgiler genellikle Doğu kaynaklarından

alınmış,skolastik çağın metafizik ve bilimsel görüşlerine bağlı kalınmıştır.

k)Edebi nesire "inşa",yazarlarına da "münşi" adı verilmiştir.

 

Edebi nesre örnek yazarlar:Sinan Paşa,Lamii Çelebi,Fuzuli, Nergisi,Veysi,Kani vb.

Tarih nesrine örnek yazarlar:Neşri,Aşık Paşa-zade,Selanikli Mustafa,Peçevi İbrahim,Koçi Bey,Katip Çelebi

Evliya Çelebi,Naima,Silahdar Mehmet Ağa,vb.

Didaktik nesre örnek yazarlar:Mercimek Ahmet,Birgivi,Yirmiskiz Çelebi Mehmet,Ahmet Resmi Efendi,vb.

 

HOCA DEHHANİ    

 

            XIII. asırda din dışı eserler veren ve divan şiirimizin temsilcisi sayılan Dehhânî, aslen Horasanlı biri Türk'tür. Selçukluların son hükümdarlarından III. Alâeddin Keykubad zamanında Anadolu'da bulunmuş ve onun adına 21 beyitlik Farsça Selçuklu Şahnâmesi yazmıştır. Fakat, bu eser daha sonra ele geçmemiştir. Bir ara, takdim ettiği kasîdede sultandan yeniden Horasan'a gitmek için izin isteyen Hoca Dehhânî'nin memleketine dönüp dönmediği belli değildir. Dinî-tasavvufî, ahlâkî konulara dokunmayıp, aşk, şarap ve tabiattan bahseden Hoca Dehhânî, yalnız duyguları itibariyle değil konuları işleyişi, dil ve üslûbu itibariyle de kudretli bir şâirdir. Bilinen eserleri gazel ve kaside türündedir. Yazım tekniği zayıf, ama dil bakımından zengin olduğu kabul edilir. İlk olarak 1926'da Fuad Köprülü Dehhânî ve eserlerini tanıttı. Mecdut Mansuroğlu da 1947'de on şiirini yayımladı.

*13.yy’da yaşamıştır.Horasan Türklerindendir.

*İran edebiyatı etkisiyle din dışı şiirler yazdı.

*Divan edebiyatının ilk şairi olarak kabul edilir.

*Şiirlerinin en önemli teması aşktır.

*Farsa’ça bir Selçuk Sehnamesi yazdığı da söylenir.


GAZEL

Bir kadehle bizi sâki gamdan âzâd eyledi
Şâd olsun gönlü anın gönlümü şâd eyledi

Bende idi bunca yıllar kaddine serv-i revan
Doğrulukla kulluk, ettiğiyçün âzâd eyledi

Husrev-i kûbân eden sen dilber-i şirin-lebi
Bisütun-ı aşk içinde beni Ferhâd eyledi.

Od ile korkutma va'iz bizi kim Lâl-i nigâr 
Cânımız bizüm oda yanmağa mu'tâd eyledi 

İster isen milk-i hüsn âbâd ola dâd eylekim
Pâdişahlar dâd ile milkini âbâd eyledi.

TANZİMAT EDEBİYATI

        Tanzimat edebiyatı, Batı kültürüyle yetişen kimselerin Tanzimat devrinde Batı edebiyatını örnek tutarak meydana getirdikleri edebiyattır.

      Bu edebiyat siyasî Tanzimat’ın ilânından yirmi yıl kadar sonra 1860’ta, Şinasi’nin Agâh Efendi ile birlikte Tercümân-ı Ahvâl gazetesini çıkarmalarıyla başlamış, 1895’e kadar sürmüştür. 

      Tanzimat edebiyatının başlıca özellikleri şu noktalar üzerinde toplanabilir: 

a.   Tanzimat edebiyatı sanatçıları, Divan edebiyatında bulunan şiir, tarih, mektup, v.b gibi edebiyat türlerini Batı anlayışına göre yenileştirmişler; ayrıca, Divan edebiyatında hiç bulunmayan makale, tiyatro, roman, hikaye, anı, eleştirme, v.b. gibi yeni edebiyat türleri getirmişlerdir. 

       b.  Tanzimat edebiyatının özellikle ilk devirlerinde yetişen sanatçıların çoğu (Ziya Paşa, Namık Kemal, v.b...) Montesquieu, Rousseau, Voltaire, v.b. gibi Fransız devrimci yazarlarının etkisi altında kalarak, makale ve şiirlerinde zulme, haksızlığa, hırsızlığa. geriliğe karşı şiddetli bir dille mücadeleye girişmişler; vatan, millet, hürriyet. hak, adalet, kanun, meşrutiyet. v.b. gibi kavramları memlekete yaymaya çalışmışlar, “toplum için sanat” anlayışını benimsemişlerdir. Tanzimat edebiyatının ikinci devrinde yetişen sanatçılar ise (Recai-zâde Mahmut Ekrem, Abdülhak Hâmit, Sami Paşa-zâde Sezai v.b.) toplum işlerine daha az karışmışlar, “sanat için sanat” anlayışını benimser görünmüşlerdir.      

        c.             Çoğu Fransız edebiyatını örnek olarak alan bu sanatçıların bir kısmı Klasisizm (Şinasi, Ahmet Vefik Paşa, Ali Bey, v.b.).bir kısmı da Realizm (Recai-zâde Mahmut Ekrem, Sami Paşa­zâde Sezai, Nabi-zâde Nâzım, v.b.) akımlarının etkisi altında eserler vermişlerdir.  

        ç. Tanzimat edebiyatı, Divan edebiyatının tersine olarak, seçkin kişiler için değil, halk için meydana getirilen bir edebiyat olmak iddiasıyla ortaya çıkmıştır. Bu görüşü benimseyen sanatçılar (Şinasi, Ziya Paşa, Namık Kemal, Ahmet Mithat, Ali Bey, v.b.) özellikle makale, tiyatro, anı, kısmen de roman türlerinde bu yolda eserler vermişlerdir. Tanzimat edebiyatının ikinci devrinde yetişen bazı sanatçılar ise (Recai-zâde Mahmut Ekrem, Abdülhak Hamit, v.b.) bu amaçtan uzaklaşmış görünmektedirler. 

       d.  Bu görüşün bir sonucu olarak, dilin sadeleşmesi, konuşma dilinin yazı dili haline gelmesi düşüncesi savunulmuştur. Tanzimat edebiyatının başlıca sanatçıları (Şinasi, Ziya Paşa, Namık Kemal, Ahmet Mithat, Ahmet Cevdet Paşa, Şemseddin Sami, v.b.) dil konusunda böyle düşünmekle birlikte, hiçbiri eski alışkanlıklarından kurtulup da büsbütün konuşma diliyle yazmış değildir. Sade dil, daha çok, tiyatro; anı, mektup, bir dereceye kadar da makale ve romanlarda kullanılmıştır. Tanzimat edebiyatının ikinci devrinde yetişen sanatçıların bir kısmı ise ( Recai-zâde Mahmut Ekrem, Sami Paşa-zâde Sezai, özellikle Abdülhak Hamit) konuşma dilinden epey uzaklaşmışlardır. 

       e.  Tanzimat edebiyatında en önemli yenilik, nesirde, anlatımın kuruluşunda görülmüştür. Bu edebiyatta söz hüneri göstermek değil, birtakım düşünceleri halka yaymak amacı güdüldüğünden, “seci” ler atılmış, asıl düşünce ile ilgisi bulunmayan doldurma sözlere yer verilmemiş, düşünceler sayfalarca süren uzun cümleler yerine kısa cümlelerle anlatılmaya çalışılmıştır. 

        f.  Tanzimat edebiyatı nazmında şiirin konusu genişletilmiş, günlük hayatla ilgili her türlü olay, duygu ve düşünce şiir konusu olarak seçilmiştir;

  İlk zamanlarda Divan edebiyatı nazım biçimlerinin dışına pek çıkılmamış, yeni düşünceler eski biçimler içinde söylenmiş (Ziya Paşa, Namık Kemal v.b.) ise de sonraları eski biçimler büsbütün bırakılarak yeni biçimler kullanılmaya başlanmıştır (Recai-zâde Mahmut Ekrem, özellikle Abdülhak Hamit, v,b.) ; yeni nazım biçimleri ilkin Fransızca’dan yapılan manzum çevirilerde görülmüş, telif şiirlerde çok sonra kullanılmıştır; beyitlerin başlı başına birer bütün olmasıyla yetinilmeyip, bütün mısralar aralarında bir anlam bağı bulunmasına, Divan şiirindeki “parça güzelliği” anlayışı yer yine şiirin baştan sona kadar belli bir düşünce etrafında gelişmesine; yani “konu birliği” ne ve “bütün güzelliği” ne önem verilmiştir: genel olarak aruz vezni kullanılmakla birlikte, Türk’lerin tabiî ve ulusal vezninin hece vezni olduğu anlaşılmış, bu vezinle yazmaya tarafçılık edilmiş (Ziya Paşa, Namık Kemal, Ahmet Cevdet Paşa v.b), fakat bu istek geniş bir akım halini alamamış, sadece birkaç sanatçı (Ethem Pertev Paşa, Ziya Paşa, Namık Kemal, Ahmet Vefik Paşa, Abdülhak Hâmit, Recai-zâde Mahmut Ekrem v.b.) tarafından girişilen birkaç deneme ile yetinilmiştir.

NAMIK KEMAL

            Namık Kemal 1840 yılında, Tekirdağ'da doğdu. Babası Mustafa Asım Bey, Sultan İkinci Abdülhamid'in müneccimbaşıydı. Namık Kemal, büyükbabası Abdüllatif Paşa tarafından büyütüldü. Abdüllatif Paşa memur olduğu için Namık Kemal'de onunla birlikte Anadolu ve Rumeli'de bulundu. Bu yüzden sürekli ve tam bir öğrenim göremedi. Dedesinin Kars Kaymakamlığı sırasında, Şeyh Vaizzade Mehmed Hamid Efendi'den, tasavvuf ve edebiyat dersleri aldı. Abdüllatif Paşa'nın son görev yeri olan Sofya'da bir yandan Fransızca, Arapça ve Farsça dersleri alırken bir yandan da divan edebiyatı yolunda şiirler yazmaya başladı. Şair binbaşı Eşref Paşa kendisine Namık mahlasını verdi.

            Namık Kemal, Niş Kadısı Mustafa Ragıb Efendi'nin kızı Nesime Hanım ile evlendi. Dedesinin 1856'da görevinden ayrılması üzerine İstanbul'a döndü. Burada Leskofçalı Galib, Yenişehirli Avni, Hersekli Arif Hikmet gibi şairlerin toplantılarına katılmaya başladı. Bab-ı Ali Tercüme odasına memur oldu. Encümeni Şura'ya girdi. Leskofçalı Galib'den şiir ve tasavvuf ile bazı toplumsal fikir ve davranışlar konusunda etkilendi. Şinasi ile tanışınca onun etkisinde kalarak, batı edebiyatına ve kültürüne yakın ilgi duydu. Şinasi'nin çıkardığı, Tasviri Efkar Gazetesi'nde yazmaya başladı. Şinasi'nin 1865 yılında Paris'e kaçması üzerine, gazetenin yayınını tek başına sürdürdü. Bu dönemde genellikle sosyal konularda yazdığı yazılarıyla dikkat çekti. Eğitim meselesi üzerinde durarak, kadınların da eğitim ve öğretimden yararlanmaları fikrini ileri sürdü.

            İstibdat rejimi ile savaşmak üzere kurulan Yeni Osmanlılar Cemiyeti'ne girdi ve bir yandan da hükümetin tutumunu eleştiren yazılar yazmaya başladı. Hükümet, siyasetine aykırı düşen gazetelerin bu yolda yazı yazmalarını yasakladı ve bazı gazeteleri kapattı. Namık Kemal'de 1867 yılında Erzurum vali muavinliğine tayin edildi. Fakat hükümetle arası açılmış olan Mısır Valisi Mustafa Fazıl Paşa'nın çağrısı üzerine, arkadaşı Ziya Paşa ile Paris'e kaçtı. Bir süre sonra da Londra'ya geçti. Mustafa Fazıl Paşa İstanbul'a dönme izni alınca arkadaşlarına maaş bağladı ve Londra'da cemiyet adına bir dergi çıkarılması için sermaye bıraktı ve bu sermaye ile Ali Suavi'nin yönetiminde Muhbir gazetesi çıkarılmaya başlandı (31 Ağustos 1867). Namık Kemal ve Ziya Paşa, Ali Suavi ile anlaşamadılar. Namık Kemal, yine Londra'da Hürriyet gazetesini çıkarmaya başladı (28 Haziran 1868).

            Namık Kemal Avrupa'da kaldığı yıllarda, Avrupa devletlerinin idare şekli, hukuki ve siyasi kurumları, iktisadi durumu gibi konularla yakından ilgilendi. Paris'te hukukçu Emile Accolas'dan, Londra'da Fanton adlı bir İngiliz'den hukuk dersleri aldı. Yeni Osmanlılar ile ilişkide bulunan tarihçi Leon Cahun ile dostluk kurdu. Ziya Paşa'nın Hidiv İsmail Paşa'yı tutması üzerine, Hürriyet gazetesinden ayrıldı (6 Eylül 1689). Fransız-Alman savaşı başladığı sırada zaptiye nazırı Hüsnü Paşa'nın çağrısı üzerine, 1870'te İstanbul'a döndü. Mahmud Nedim Paşa'nın sadrazamlığı sırasında Avrupa'dan dönen, Nuri, Reşad ve Ebüzziya Tevfik Beylerle İbret gazetesini kiraladılar (1872). Gazete, Namık Kemal'in "Garaz Marazdır" adlı yazısı üzerine dört ay süre ile kapatıldı. Namık Kemal ise Gelibolu mutasarrıflığına gönderildi (9 Temmuz 1872). Dönüşünde aynı gazetede Bab-ı Ali'yi güç durumda bırakan yazılar yazması, gazetenin bir ay kapatılmasına sebep oldu.

            Gelibolu'da iken yazmaya başladığı "Vatan yahut Silistre" adlı oyunun, Gedikpaşa tiyatrosunda oynaması sırasında, halkı coşturması ve ikinci oynaşı sırasında meydana gelen olayların, İbret gazetesinde yayımlanması üzerine Bab-ı Ali, gazeteyi kapattı (5 Nisan 1873). Namık Kemal, Ebüzziya Tevfik, Nuri, Hakkı Beyler ve Ahmed Midhat tutuklandılar. Namık Kemal kalebentlikle Magosa'ya sürüldü. Sultan Beşinci Murad'ın tahta çıkışından sonra, ancak 1876 yılında İstanbul'a dönebildi ve Şurayı devlet üyesi oldu. Kanuni Esasi'yi hazırlamakla görevlendirilen kurulda çalıştı. 1877 Osmanlı-Rus savaşından sonra beş ay kadar tutuklu kaldı, daha sonra Midilli adasına sürüldü (1877) ve burada Midilli mutasarrıfı oldu (1879). Şikayet üzerine Rodos mutasarrıflığına gönderildi (1884). Bir süre sonra Sakız mutasarrıfı oldu (1887) ve burada öldü (1888). Mezarı Gelibolu'dadır.

                                                          

 

 

EY HAYAT KUCAKLA BENI

Kalbimin kırıklarını
toplayıp avuçlarıma
Çekip gitsem bu şehirden
Anılar incinir mi?
Üşür mü? dalında bir yaz çiçeği
Ve bilir mi?
Bir sevgiye karşılık yüreğini kanatanı
Bin ilmik atanı usuna
Çekilen her tetiğe karşılık

Kirpiklerinde
Baharını saklayan yaşlı bir çocuğum ben
Düşlerin yağmurunda ıslanmış gül izi
Ağlamak istediğim her sahilde bir martı ölür
Bir şiir vurur kıyılara / gücenik
Değip geçer ellerime ihanetin rüzgarları

İçimin ırmakları kurudu / bütün yapraklar soluk
Hüzün kokuyor çiçeğim
Hangi yağmurları müjdelersen müjdele
Yeşermez bir daha yangının düştüğü yer
Aşk da küstü
Kim dinler kalbimin kırık sesini artık

Ceylanların
vurulduğu bir dağbaşı ıssızlığıyım işte
Gelinciklerin ürperdiği şafak
Ğülücükler kuruturum durmadan güz dudaklarında
Giden gelmedi terketti bütün mevsimler
Bir korkunç acıya düştümki
Sırtımda kırk paslı bıçak kırkyerimden kanayan

Avcılar vurdu küçücük serçe kuşlarımı
Acılar tünedi sevincin tüneğine
Giden dönmedi terketti bütün mevsimler
Bir tek gül kalmadı ömrümün bozkırında
Şimdi yalnızlığın en tenha kışındayım
Kirpiklerimde yıldızlar saklasamda
Bedenime buzdan rüzgarlar esiyor her gece

Testisi kırık bir yocuyum artık / yolum duman
Üşüyorum
Ey hayat kucakla beni
Mavikanatlarının altına al
Sığınıp kalayım bir sevginin sıcak iklimine

 

                                                                Namık Kemal

 

Yorumlar (0)Add comments

Yorum yaz
quote
bold
italicize
underline
strike
url
image
quote
quote
smile
wink
laugh
grin
angry
sad
shocked
cool
tongue
kiss
cry
daha kucuk | daha buyuk

security image
Lutfen goruntulenen karakterleri yaziniz


busy
 
< Önceki   Sonraki >

Giriş Formu






Kayıp Parola?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol
Dilimizin Geleceği
Dil bir toplumu toplum yapan unsurların en önemlisidir. Dilimizi bileni bizden, bilmeyeni yabancı sayarız. İnsanlar arasındaki ilişkiler dil ile kurulur, yürütülür, gelişir, kimi zaman ...
Cahit Zarifoğlu
1940 yılında Ankara'da doğdu. Babasının memuriyeti dolayısıyla ilk ve orta öğrenimini yurdun çeşitli yerlerinde yaptı. Liseyi memleketi K.Maraş'ta tamamladı. İ.Ü. Edebiyat Fakülte...
ANLATIM BOZUKLUKLARI
Anlatımın yazılı ve sözlü olmak üzere iki temel yolu vardır. İki anlatım yolu arasında kullanılan dil açısından farklılıklar olması doğaldır. Anlatımın işlek, açık ve etkili olması i...
ANLATIM BİÇİMLERİ VE ÖZELLİKLERİ
Anlatım, bir kimseye bir şey hakkında bir şey söyleme, bir şey anlatma işidir. Bu söyleme ve anlatma gelişi güzel olmaz. Anlatımı yönlendiren, biçimlendiren yazarın amacıdırBir yazar, acaba söz veya...
5 HECECİLER
Hecenin Beş Şairi [Orhan Seyfi (Orhon) 1890-1972; Halit Fahri (Ozansoy)  1891-1971; Enis Behiç (Koryürek) 1891-1949; Yusuf Ziya (Ortaç) 1895-1967; Faruk Nafiz (Çamlıbel)1898-1973] İkinci meşrutiy...
19. Yüzyıldan Günümüze Türk Şiiri
TANZİMAT Tanzimat; düzenlemeler, yeğlemeler,ıslahat anlamına gelir, "tanzim"sözcüğünün çoğuludur. Tanzim ise Arapça "nazm"dan gelir. Sıraya koyma, dizme, sıralama, ıslah etme, ...
KEÇECİZADE İZZET MOLLA
Mevlevi tarikatına bağlı , derviş ruhlu, olgun bir insan olan Izzet Molla, nüktedan bir şairdir.Dürüst tabiatlı, kendisine yapılan iyilikleri unutmayan bir insan olduğundan , çok iyilik ve iltifatla...
DEVİR ÖZELLİKLERİ
İSLÂMİYET ÖNCESİ TÜRK EDEBİYATI   GEÇİŞ DÖNEMİ   HALK EDEBİYATI     A) İSLÂMİYET ÖNCESİ TÜRK EDEBİYATI   Türkler, yerleşik hayata geçmeden ön...
Yaratımsız Dönem Ve İkinci Yeni
1950’lerde toplumsal yapıda kimi değişimlerin belirginleştiği görülür. II. Dünya Savaşı, tek parti yönetiminin baskısı, toplumsal gelişimindeki dengesizlik sınıfsal çatışmayı körüklemiş, çok...
Dil ve Anlatım Dersi Ders Notları
1)Anlatım:Herhangi bir konu üzerinde konuşurken veya bir konu üzerine yazarken,belli bir gayeyi gerçekleştirmek isteriz.Bu gaye,bizi dinlemekte veya okumakta olanlara bilgi vermek,onl...
DESTANLAR ve ÖZELLİKLERİ
  Destanlar, toplum hayatında derin izler bırakan büyük olayların (kuraklık, gttç, düşman istilası, tabiî afetler, savaşlar vb.) o topluluğun hafızasında yoğrula yoğrula şekill...
DİL BİLİÇLENMESİ
                               ...
sevgi
güzel bir animasyon...
DESTAN
DESTAN Destan veya asıl söylenişiyle dastan Farsça'dan alınmış bir kelimedir. Sözlüklerde, ansiklopedilerde ve çeşitli kaynaklarda bir birine yakın anlamda tanımlanmaktadır. Bu tanımlardan bazıları...
İKİ NOKTA ( : )
İKİ NOKTA ( : ) Başkasından aktarılan yazı ya da sözlerde, tırnak ya da konuşma çizgisinden önce: Cemo sopasını yere indirdi ve: - Git sopanı al öyleyse! Dayağı yiyeceksin. ...diye ...
Dil bilgisi giriş
Dil: İnsanların duygu, düşünce ve isteklerini anlatmak için kullandıkları ses ya da işaretler sistemidir. Dilbilgisi : Bir dili oluşturan sesleri, kelimeleri, cümleleri ve bunlarla ilgili kurallar...
KELİME
KELİME Türkçe kelimeleri anlamlarına, yapılarına ve cümlede aldıkları görevlere göre sınıflandırabiliriz. Bu sınıflandırma aşağıdaki tabloyu meydana getirir. Anlamlar...
ZARFLAR
ZARFLAR     ZARFLAR     Hal Zarfları Zaman Zarfları Yer ve Yön Zarfları Azlık - Çokluk Zarflerı Soru Zarfları Yüklemin anlamını hal ve...
NOKTALI VİRGÜL ( ; )
NOKTALI VİRGÜL ( ; ) Birbirine bağlı, fakat her biri kendi içinde bağımsız cümleleri ayırmada: At ölür, meydan kalır; yiğit ölür, şan kalır. İki cümle birbirine ve, ama, fakat, çün...
YAPILARI BAKIMINDAN KELİMELER
YAPILARI BAKIMINDAN KELİMELER 1. Basit Kelimeler: Kelime kökü ek alsa bile anlamca bir değişikliğe uğramamışsa, bu tip kelimelere BASİT KELİMELER denir. Genellikle kök halindeki (bazen gövd...
FİİLLER
FİİLLER FİİL: Varlıkların yaptıkları işleri, eylemleri, zaman ve kişiye bağlayarak anlatan kelimelere FİİL denir.           Fiil olan sözcük...
YAZIM KURALLARINA GİRİŞ
 Yazıda doğabilecek karışıklıkların önüne geçmek, yanlış okumayı önlemek, okumayı ve anlamayı kolaylaştırmak, herkesin aynı şekilde yazıp okumasını sağlamak için belirlenmiş olan kurallara imlâ...
PEKİŞTİRLMİŞ KELİMELERİN YAZILIŞI
 Pekiştirme sıfatları ve zarfları bitişik yazılır: dümdüz, sapsarı, mosmor, kapkara, apaçık, tertemiz, çepeçevre, sapasağlam, darmadağınık, yapayalnız, çırılçıplak, çepeçevre...
İNCELTME VE UZATMA İŞARETLERRİNİN YAZILIŞI
 Düzeltme işareti Türkçe olmayan kelimelerde kullanılan bir işarettir. Bu işaret hem uzatma hem de inceltme görevinde kullanılır. İnceltme görevi sadece "g, k, l" ünsüzleri için; uzat...
EDATLARIN YAZILIŞI
 Edat ve bağlaç olarak kullanılır. Yazılışları bakımından aralarında fark yoktur. Bu kelime kendinden önceki kelimeye bitişik de yazılabilir, ondan ayrı da... Bitişik yazılan "ile"...
ÜNLÜ UYUMUNA AYKIRI EKLERİN YAZILIŞI
 --yor (şimdiki zaman eki): Sadece -yor şeklinde yazılır, ünlü uyumlarına aykırıdır. geliyor, biliyor, istiyor, gizliyor... --ken (zarf-fiil eki): Ünlü uyumlarına aykırıdır. Sadece -ken şekl...

Spotlight

Stop
Play