Divan
edebiyatının tanımını yaparken özellikle iki noktayı göz önünde tutmak gerek.
a)Tarihsel Kesit:Osmanlı elitesinin
sanatı olarak ortaya çıkan bu edebiyat,13.yüzyıldan 19.yüzyıla değin varlığını
sürdürür.
Dikkat edilirse
bu,Osmanlı devletinin kuruluşundan yıkılışına uzanan zaman kesitidir.Ancak,
Divan Edebiyatı,nitelik yönünden Anadolu dışında 11.yüzyıldan itibaren gelişen
İslami edebiyatın da bir uzantısı sayılmalıdır.
b)Kültürel Yapı:Bu edebiyat,eski Türk
kültürüne değil,Ortadoğu İslam kültürüne bağlıdır.Getirdiği dünya görüşü,zevk
anlayışı,konular,dil ve biçim bakımından İslam kültürünün yarattığı ortaklaşa
anlayışı yansıtır.Burada söz konusu olan,Osmanlı,
Arap ve Fars
kültürlerindeki ortaklaşa niteliklerdir.
Bu
duruma göre Divan Edebiyatı'nı,"Ortadoğu İslam kültüründen kaynaklanan bir
sanat anlayışına bağlı olarak 13-19.
yüzyıllar
arasında var olan bir "zümre edebiyatı " diye
tanımlayabiliriz.Ozanların şiirlerini "divan" denilen kitaplarda
toplamaları nedeniyle bu adla da anılan Divan Edebiyatı'na ayrıca"Eski
Edebiyat","Enderun Edebiyatı" gibi adlar da verilmektedir.
Divan
Edebiyatı'nın çöküşü,ümmet anlayışına bağlı Osmanlı Kültürünün karşısında yeni
bir seçenek olan Batı kültürünün çıkarıldığı döneme rastlar.Feodal topluma özgü
bir edebiyatın,yeni ekonomik ve tıplumsal ilişkilerin gelişmeye başladığı bir
süreçte yaşamını
sürdürmesi olanaksız olduğu için,Tanzimat sonrasında bu edebiyat da Osmanlı
İmparatorluğu ile birlikte
önce
gerilemiş,sonra da çökmüştür.
Divan
Edebiyatı'nın ilk temsilcisi 13. yüzyılda yaşayan Hoca Dehhani'dir.Öteki
ozanlarının başlıcalarını yetiştikleri
yüzyıllara
göre şöyle sıralayabiliriz.
13.yy.Şeyyad
Hamza, Ahmet Fakih
14.yy.Ahmedi,
Kadı Burhaneddin, Nesimi
15.yy.Süleyman
Çelebi, Şeyhi, Ahmet Paşa, Necati, Muradi(2.Murat), Avni(Fatih Sultan Mehmet),
Adli(2.Beyazıt)
Divan
şiirinde işlenen konuların başlıcaları aşk ,doğa,İslam
mitolojisi,içki,eğlence,ölüm. hikemi (felsefe) düşünce ve övgüdür. Ayrıca
özellikle 17.yüzyıldan başlayarak gündelik yaşam da bir ölçüde şiire
yansımıştır.Bütün bu konular,Divan Edebiyatı'nın temel dünya görüşüne bağlı
olarak dinsel idealizm ve bireyi yaşamdan soyutlama çerçevesinde ele alınır.
AŞK:Divan edebiyatında aşkın maddi ve
tasavvufi olmak üzere iki biçimde yansıdığı görülür.
Ozanlar,maddi
aşktan söz ederlerken,"mazmun" denilen kalıplaşmış sözlere başvurarak
bir "sevgili tipi" çizerler.
Bu,boyu
"servi",saçları "gece ya da yılan",kaşları"yay",kirpikleri
"ok",ağzı "nokta" gibi bir varlıktır.Görüldüğü gibi,
Divan
ozanının tasarladığı sevgili,dış görünüşüyle yaşamdaki kadınlara
benzememektedir.Zaten bu varlığın hangi cinsten
(kadın
mı,erkek mi?)olduğunu belirten betimleme öğeleri de yoktur.
Divan
ozanları,aşk konusunu ele alırken,feodal toplumdaki insan ilişkilerini aşk
ilişkilerine yansıtmışlardır.Bilindiği gibi feodal
toplumda"yöneten-yönetşlen","sultan-kul" ilişkisi
vardır.Divan ozanı,seven ile sevilen arasında buna uygun bir ilşki
tasarlar.Seveni
kul,sevileni sultan diye niteler.
Aşkın,dinsel-tasavvufi
açıdan dile getirildiği Divan şiirleri de az değildir.Ancak bunların birçoğunda
tasavvuf düşüncesi içtenlikle anlatılmaz.Daha çok şeriatın yasakladığı
içki,cinsellik gibi konuları dinsel bir görüntü altında gizlemek için tasavvuftan
yararlanır.
Tüm Divan ozanlarının tasavvuf
konusunda bu eğilimi gösterdiği söylenemez.Ancak genellikle şeriata ve mdreseye
bağlıolan Divan Edebiyatı'nda tasavvuf felsefesi çoğu kez bir örtü,kimi zaman
da betimsel bir araç olarak kullanılır.
DOĞA (TABİAT).Divan şiirinde ne insan
doğası,ne de dış dünya gerçekçi biçimde anlatılmıştır.Doğanın betimlenmesinde
çoğu kez"süslü anlatım" kaygısı ön plana çıkar.Bu da,anlatılan doğayı
cansız bir nesns,bir resim haline
getirir.
17.yy.dan
başlayarak ozanların daha gerçekçi bir anlayışa yöneldikleri
görülmektedir.Önceleri ağaç,kuş,çimen,bahçe,
gül
gibi doğa öğeleriyle hangi yerin,çevrenin (kısacası coğrafyanın) anlatıldığı
kestirilemezken,bu tarihten sonra somut
doğadan,bilinen
bir coğrafyadan söz edilmeye;İstanbulun kimi mesire yerleri,hamamları,köşkler,şadırvanları,vb.betimlenmeye
başlanmıştır.
Ancak,mahallileşme akımında da ozanlar
yakın çevrelerinin dışına çıkamamışlardır.Bu bakımdan insan ile doğa arasındaki
üretim sürecine dayalı ilişkiler bu edebiyat için hiçbir zaman söz konusu
olmamıştır.
Kısacası,Divan şiirinde gerçek anlamıyla
bir doğa yoktur.
İSLAM MİTOLOJİSİ:Geleneksel sözlü ve
yazılı Türk Edebiyatı'nda Şamanizim,Budizim,Maniheizm gibi dinlerin
"evrendoğum"a
ilişkin inançları yansımaktaydı.
Divan
Edebiyatı'nda bunun yerini İslami evrendoğum inancının aldığı
görülür."Evren ve insan nasıl yaratılmıştır?"
sorusuna
İslamiyet!in verdiği yanıt,sanat yapıtlarında anlatılmıştır.
Evrendoğum
inancının yanısıra İslam mitolojisine ilişkin kimi efsaneler de Divan şiirinde
sık sık yer alır.Bunların bir
bölümü
Kuran'da anlatılan "kıssa"lardır:Yusuf ile Züleyha,İskender'in yaşamı
gibi.
İslam
kültürü çerçevesinde edebiyatlar yaratan Arap ve Acemlere ilşkin efsaneler de
Divan şiirine yansımıştır. İrenm bağı, Hz.Muhammed'in yaşamı, Cem, Ferhat ve
Şirin,vb.bunlardandır.
İÇKİ VE EĞLENCE:Divan şiirinde çok
kullanılan konulardır.Özellikle gazellerde ve 18.yy.dan sonra şarkılarda
yansır.Bu konular,"gülelim eğlenelim kam alalım dünyadan"anlayışı
çerçevesinde işlenmiştir.Özünde yaşamın geçici olduğu anlayışına dayanır.
Divan
ozanları yaşamın geçiciliği karşısında rintçe bir tavır takınmaya
çalışırlar.(Rint:1.dinin yasaklarına pek uyma-
yan
kimse,2. dünyaya karşı kayıtsız davranan kişi)Ozanlar rintçe yaşamaktan yana
bir tavır takınarak,katı dinsel kurallara
göre düşünen ve yaşayan "zahit"leri kınarlar.Ne var ki,Divan
ozanlarının yaşayış biçimleri,bu anlayışlarının
da
pek içtenlikli olmadığını gösterir.Çünkü saraydan ve yüksek devlet
görevlilerinden destek gören birçok Divan ozanı,yaşam karşısında kayıtsız
kalamamış,yüksek mevkiler elde etmiştir.Bunlar içkiyi de zevk ve eğlence aracı olarak
kullanırlar.Bunun rintlikle alakası yoktur.
ÖLÜM:Divan Edebiyatı'nda ölüm bir tür
"göç" olarak algılanır.Yaşamdan göçen kişinin hüznü Divan şiirine
yansır.
Bir
de başkalarının,özellikle padişah ya da öteki devlet yöneticilerin ölümü
karşısında duyulan acı ve üzüntü vardır.
"Mersiye"
denilen şiirler hep bu konuyu işler.
ÖVGÜ:Divan Edebiyatı'nın en yapmacıklı
konusu övgüdür."Kasideler" bu konuda yazılır.Padişah ya da yüksek rütbeli yetkilileri överek maddi çıkar
sağlayan Divan ozanları,bunu adeta alışkanlık haline getirmişlerdir.
DİVAN NAZMININ ÖZELLİKLERİ:
Biçim yönünden:
a)Dil;Arapça,Farsça
sözcük ve tamlamalarla yüklüdür.
b)Nazım
birimi beyittir.Her beyitte anlam bütünlüğü vardır.Beyitler ayrı duygu ve
düşünceleri dile getirdiğinden
şiirin
tamamında konu birliği görülmemektedir.
c)Ölçü
aruzdur.Aruz ölçüsü Türk dilinin yapısına uygun olmadığından,şairler
Arapça,Farsça söz ve tamlamaları fazla
oranda
kullanmak zorunda kalmışlardır.Bu durum Türkçe'nin gelişmesini geniş ölçüde
engellemiştir.
d)Divan
şiirinde "göz kafiyesi" anlayışına bağlı kalınmıştır.
e)Şiirler,Arap
ve Fars edebiyatından alınan kaside,gazel,mesnevi,rubai...gibi değişmez nazım
biçimleriyle yazılmıştır.
f)Tevhit,Münacaat,na't,mersiye,hicviye...gibi
nazım türlerinde eserler verilmiştir.
DİVAN NESRİNİN ÖZELLİKLERİ:
Divan
nesri,edebi nesir,tarih nesri ve didaktik nesir diye üç bölüme ayrılır.Bunların
ortak özellikleri şöyle sıralanabilir:
a)Divan
nesri,tarih,tezkire(biyoğrafi), münşeat(resmi yazı ve mektuplar),
seyahatname(gezi yazısı) ,ahlaki ve felsefi yazılar,hikayeler gibi belirli
birkaç türde yazılmıştır.Batı'da olduğu gibi her türde
(roman,tiyatro,eleştiri,deneme...)
eser
yazılmamıştır.
b)Divan
nesri,"sade nesir" ve "süslü nesir" olmak üzere iki biçimde
oluşmuştur.Halk için yazılanlar ile bazı tarih kitapları sade nesirle,aydınlar için yazılan
eserlerin çoğu ise süslü nesirle yazılmıştır.
c)Anlatımda
amaç,düşünceyi yansıtmaktan çok sanatlı anlatım ustalığı göstermektir.
d)Kullanılan
söz ve tamlamaların tamamına yakını Arapça ve Farsça'dır.
e)Bağ-eylemlerle
gereksiz yere birbirine bağlanan cümleler çok uzundur.Bu nedenle anlatılanları
kavramak zordur.
f)Cümlelerde
seci (düzyazıda uyak),"ki" ,"ve" bağlaçlarına çok yer
verilmiştir.
g)Noktalamaya
yer verilmemiştir.
h)Cümleler
söz sanatlarıyla yüklüdür.
ı)Eserlerde
hikaye etme ve betim bölümlerinde duygu ön plandadır.
i)Tarih
kitaplarının betim bölümleri süslü,konuşma ve anlatım bölümleri sadedir.
j)Didaktik
nesirler,din,tasavvuf,eğitim,ahlak,hukuk konularında yazılmıştır.Bilgiler
genellikle Doğu kaynaklarından
alınmış,skolastik
çağın metafizik ve bilimsel görüşlerine bağlı kalınmıştır.
k)Edebi
nesire "inşa",yazarlarına da "münşi" adı verilmiştir.
Edebi
nesre örnek yazarlar:Sinan Paşa,Lamii Çelebi,Fuzuli, Nergisi,Veysi,Kani vb.
Tarih
nesrine örnek yazarlar:Neşri,Aşık Paşa-zade,Selanikli Mustafa,Peçevi İbrahim,Koçi
Bey,Katip Çelebi
Evliya
Çelebi,Naima,Silahdar Mehmet Ağa,vb.
Didaktik
nesre örnek yazarlar:Mercimek Ahmet,Birgivi,Yirmiskiz Çelebi Mehmet,Ahmet Resmi
Efendi,vb.
HOCA DEHHANİ
XIII. asırda din dışı eserler veren
ve divan şiirimizin temsilcisi sayılan Dehhânî, aslen Horasanlı biri Türk'tür.
Selçukluların son hükümdarlarından III. Alâeddin Keykubad zamanında Anadolu'da
bulunmuş ve onun adına 21 beyitlik Farsça Selçuklu Şahnâmesi yazmıştır.
Fakat, bu eser daha sonra ele geçmemiştir. Bir ara, takdim ettiği
kasîdede sultandan yeniden Horasan'a gitmek için izin isteyen Hoca Dehhânî'nin
memleketine dönüp dönmediği belli değildir. Dinî-tasavvufî, ahlâkî konulara
dokunmayıp, aşk, şarap ve tabiattan bahseden Hoca Dehhânî, yalnız duyguları
itibariyle değil konuları işleyişi, dil ve üslûbu itibariyle de kudretli bir
şâirdir. Bilinen eserleri gazel ve kaside türündedir. Yazım tekniği zayıf, ama
dil bakımından zengin olduğu kabul edilir. İlk olarak 1926'da Fuad Köprülü
Dehhânî ve eserlerini tanıttı. Mecdut Mansuroğlu da 1947'de on şiirini
yayımladı.
*13.yy’da yaşamıştır.Horasan Türklerindendir.
*İran edebiyatı etkisiyle din dışı şiirler yazdı.
*Divan edebiyatının ilk şairi olarak kabul edilir.
*Şiirlerinin en önemli teması aşktır.
*Farsa’ça bir Selçuk Sehnamesi yazdığı da söylenir.
GAZEL
Bir kadehle bizi sâki gamdan âzâd eyledi
Şâd olsun gönlü anın gönlümü şâd eyledi
Bende idi bunca yıllar kaddine serv-i revan
Doğrulukla kulluk, ettiğiyçün âzâd eyledi
Husrev-i kûbân eden sen dilber-i şirin-lebi
Bisütun-ı aşk içinde beni Ferhâd eyledi.
Od ile korkutma va'iz bizi kim Lâl-i nigâr
Cânımız bizüm oda yanmağa mu'tâd eyledi
İster isen milk-i hüsn âbâd ola dâd eylekim
Pâdişahlar dâd ile milkini âbâd eyledi.
TANZİMAT EDEBİYATI
Tanzimat edebiyatı, Batı kültürüyle
yetişen kimselerin Tanzimat devrinde Batı edebiyatını örnek tutarak meydana
getirdikleri edebiyattır.
Bu edebiyat siyasî Tanzimat’ın ilânından yirmi yıl kadar sonra
1860’ta, Şinasi’nin Agâh Efendi ile birlikte Tercümân-ı Ahvâl gazetesini
çıkarmalarıyla başlamış, 1895’e kadar sürmüştür.
Tanzimat edebiyatının başlıca özellikleri şu noktalar üzerinde
toplanabilir:
a. Tanzimat edebiyatı sanatçıları, Divan
edebiyatında bulunan şiir, tarih, mektup, v.b gibi edebiyat türlerini Batı
anlayışına göre yenileştirmişler; ayrıca, Divan edebiyatında hiç bulunmayan
makale, tiyatro, roman, hikaye, anı, eleştirme, v.b. gibi yeni edebiyat türleri
getirmişlerdir.
b. Tanzimat
edebiyatının özellikle ilk devirlerinde yetişen sanatçıların çoğu (Ziya Paşa,
Namık Kemal, v.b...) Montesquieu, Rousseau, Voltaire, v.b. gibi Fransız
devrimci yazarlarının etkisi altında kalarak, makale ve şiirlerinde zulme,
haksızlığa, hırsızlığa. geriliğe karşı şiddetli bir dille mücadeleye
girişmişler; vatan, millet, hürriyet. hak, adalet, kanun, meşrutiyet. v.b. gibi
kavramları memlekete yaymaya çalışmışlar, “toplum için sanat” anlayışını
benimsemişlerdir. Tanzimat edebiyatının ikinci devrinde yetişen sanatçılar ise
(Recai-zâde Mahmut Ekrem, Abdülhak Hâmit, Sami Paşa-zâde Sezai v.b.) toplum
işlerine daha az karışmışlar, “sanat için sanat” anlayışını benimser
görünmüşlerdir.
c. Çoğu Fransız edebiyatını örnek
olarak alan bu sanatçıların bir kısmı Klasisizm (Şinasi, Ahmet Vefik Paşa, Ali
Bey, v.b.).bir kısmı da Realizm (Recai-zâde Mahmut Ekrem, Sami Paşazâde Sezai,
Nabi-zâde Nâzım, v.b.) akımlarının etkisi altında eserler vermişlerdir.
ç. Tanzimat
edebiyatı, Divan edebiyatının tersine olarak, seçkin kişiler için değil, halk
için meydana getirilen bir edebiyat olmak iddiasıyla ortaya çıkmıştır. Bu
görüşü benimseyen sanatçılar (Şinasi, Ziya Paşa, Namık Kemal, Ahmet Mithat, Ali
Bey, v.b.) özellikle makale, tiyatro, anı, kısmen de roman türlerinde bu yolda
eserler vermişlerdir. Tanzimat edebiyatının ikinci devrinde yetişen bazı
sanatçılar ise (Recai-zâde Mahmut Ekrem, Abdülhak Hamit, v.b.) bu amaçtan
uzaklaşmış görünmektedirler.
d. Bu
görüşün bir sonucu olarak, dilin sadeleşmesi, konuşma dilinin yazı dili haline
gelmesi düşüncesi savunulmuştur. Tanzimat edebiyatının başlıca sanatçıları
(Şinasi, Ziya Paşa, Namık Kemal, Ahmet Mithat, Ahmet Cevdet Paşa, Şemseddin
Sami, v.b.) dil konusunda böyle düşünmekle birlikte, hiçbiri eski
alışkanlıklarından kurtulup da büsbütün konuşma diliyle yazmış değildir. Sade
dil, daha çok, tiyatro; anı, mektup, bir dereceye kadar da makale ve romanlarda
kullanılmıştır. Tanzimat edebiyatının ikinci devrinde yetişen sanatçıların bir
kısmı ise ( Recai-zâde Mahmut Ekrem, Sami Paşa-zâde Sezai, özellikle Abdülhak
Hamit) konuşma dilinden epey uzaklaşmışlardır.
e. Tanzimat
edebiyatında en önemli yenilik, nesirde, anlatımın kuruluşunda görülmüştür. Bu
edebiyatta söz hüneri göstermek değil, birtakım düşünceleri halka yaymak amacı
güdüldüğünden, “seci” ler atılmış, asıl düşünce ile ilgisi bulunmayan doldurma
sözlere yer verilmemiş, düşünceler sayfalarca süren uzun cümleler yerine kısa
cümlelerle anlatılmaya çalışılmıştır.
f. Tanzimat
edebiyatı nazmında şiirin konusu genişletilmiş, günlük hayatla ilgili her türlü
olay, duygu ve düşünce şiir konusu olarak seçilmiştir;
İlk zamanlarda Divan edebiyatı nazım
biçimlerinin dışına pek çıkılmamış, yeni düşünceler eski biçimler içinde
söylenmiş (Ziya Paşa, Namık Kemal v.b.) ise de sonraları eski biçimler büsbütün
bırakılarak yeni biçimler kullanılmaya başlanmıştır (Recai-zâde Mahmut Ekrem,
özellikle Abdülhak Hamit, v,b.) ; yeni nazım biçimleri ilkin Fransızca’dan
yapılan manzum çevirilerde görülmüş, telif şiirlerde çok sonra kullanılmıştır;
beyitlerin başlı başına birer bütün olmasıyla yetinilmeyip, bütün mısralar
aralarında bir anlam bağı bulunmasına, Divan şiirindeki “parça güzelliği”
anlayışı yer yine şiirin baştan sona kadar belli bir düşünce etrafında
gelişmesine; yani “konu birliği” ne ve “bütün güzelliği” ne önem verilmiştir:
genel olarak aruz vezni kullanılmakla birlikte, Türk’lerin tabiî ve ulusal
vezninin hece vezni olduğu anlaşılmış, bu vezinle yazmaya tarafçılık edilmiş
(Ziya Paşa, Namık Kemal, Ahmet Cevdet Paşa v.b), fakat bu istek geniş bir akım
halini alamamış, sadece birkaç sanatçı (Ethem Pertev Paşa, Ziya Paşa, Namık
Kemal, Ahmet Vefik Paşa, Abdülhak Hâmit, Recai-zâde Mahmut Ekrem v.b.)
tarafından girişilen birkaç deneme ile yetinilmiştir.
NAMIK KEMAL
Namık
Kemal 1840 yılında, Tekirdağ'da doğdu. Babası Mustafa Asım Bey, Sultan İkinci
Abdülhamid'in müneccimbaşıydı. Namık Kemal, büyükbabası Abdüllatif Paşa
tarafından büyütüldü. Abdüllatif Paşa memur olduğu için Namık Kemal'de onunla
birlikte Anadolu ve Rumeli'de bulundu. Bu yüzden sürekli ve tam bir öğrenim
göremedi. Dedesinin Kars Kaymakamlığı sırasında, Şeyh Vaizzade Mehmed Hamid
Efendi'den, tasavvuf ve edebiyat dersleri aldı. Abdüllatif Paşa'nın son görev
yeri olan Sofya'da bir yandan Fransızca, Arapça ve Farsça dersleri alırken bir
yandan da divan edebiyatı yolunda şiirler yazmaya başladı. Şair binbaşı Eşref
Paşa kendisine Namık mahlasını verdi.
Namık
Kemal, Niş Kadısı Mustafa Ragıb Efendi'nin kızı Nesime Hanım ile evlendi.
Dedesinin 1856'da görevinden ayrılması üzerine İstanbul'a döndü. Burada
Leskofçalı Galib, Yenişehirli Avni, Hersekli Arif Hikmet gibi şairlerin
toplantılarına katılmaya başladı. Bab-ı Ali Tercüme odasına memur oldu.
Encümeni Şura'ya girdi. Leskofçalı Galib'den şiir ve tasavvuf ile bazı
toplumsal fikir ve davranışlar konusunda etkilendi. Şinasi ile tanışınca onun
etkisinde kalarak, batı edebiyatına ve kültürüne yakın ilgi duydu. Şinasi'nin
çıkardığı, Tasviri Efkar Gazetesi'nde yazmaya başladı. Şinasi'nin 1865 yılında
Paris'e kaçması üzerine, gazetenin yayınını tek başına sürdürdü. Bu dönemde genellikle
sosyal konularda yazdığı yazılarıyla dikkat çekti. Eğitim meselesi üzerinde
durarak, kadınların da eğitim ve öğretimden yararlanmaları fikrini ileri sürdü.
İstibdat
rejimi ile savaşmak üzere kurulan Yeni Osmanlılar Cemiyeti'ne girdi ve bir yandan
da hükümetin tutumunu eleştiren yazılar yazmaya başladı. Hükümet, siyasetine
aykırı düşen gazetelerin bu yolda yazı yazmalarını yasakladı ve bazı gazeteleri
kapattı. Namık Kemal'de 1867 yılında Erzurum vali muavinliğine tayin edildi.
Fakat hükümetle arası açılmış olan Mısır Valisi Mustafa Fazıl Paşa'nın çağrısı
üzerine, arkadaşı Ziya Paşa ile Paris'e kaçtı. Bir süre sonra da Londra'ya
geçti. Mustafa Fazıl Paşa İstanbul'a dönme izni alınca arkadaşlarına maaş
bağladı ve Londra'da cemiyet adına bir dergi çıkarılması için sermaye bıraktı
ve bu sermaye ile Ali Suavi'nin yönetiminde Muhbir gazetesi çıkarılmaya
başlandı (31 Ağustos 1867). Namık Kemal ve Ziya Paşa, Ali Suavi ile
anlaşamadılar. Namık Kemal, yine Londra'da Hürriyet gazetesini çıkarmaya
başladı (28 Haziran 1868).
Namık
Kemal Avrupa'da kaldığı yıllarda, Avrupa devletlerinin idare şekli, hukuki ve
siyasi kurumları, iktisadi durumu gibi konularla yakından ilgilendi. Paris'te
hukukçu Emile Accolas'dan, Londra'da Fanton adlı bir İngiliz'den hukuk dersleri
aldı. Yeni Osmanlılar ile ilişkide bulunan tarihçi Leon Cahun ile dostluk
kurdu. Ziya Paşa'nın Hidiv İsmail Paşa'yı tutması üzerine, Hürriyet
gazetesinden ayrıldı (6 Eylül 1689). Fransız-Alman savaşı başladığı sırada
zaptiye nazırı Hüsnü Paşa'nın çağrısı üzerine, 1870'te İstanbul'a döndü. Mahmud
Nedim Paşa'nın sadrazamlığı sırasında Avrupa'dan dönen, Nuri, Reşad ve Ebüzziya
Tevfik Beylerle İbret gazetesini kiraladılar (1872). Gazete, Namık Kemal'in
"Garaz Marazdır" adlı yazısı üzerine dört ay süre ile kapatıldı.
Namık Kemal ise Gelibolu mutasarrıflığına gönderildi (9 Temmuz 1872). Dönüşünde
aynı gazetede Bab-ı Ali'yi güç durumda bırakan yazılar yazması, gazetenin bir
ay kapatılmasına sebep oldu.
Gelibolu'da
iken yazmaya başladığı "Vatan yahut Silistre" adlı oyunun, Gedikpaşa
tiyatrosunda oynaması sırasında, halkı coşturması ve ikinci oynaşı sırasında
meydana gelen olayların, İbret gazetesinde yayımlanması üzerine Bab-ı Ali,
gazeteyi kapattı (5 Nisan 1873). Namık Kemal, Ebüzziya Tevfik, Nuri, Hakkı Beyler
ve Ahmed Midhat tutuklandılar. Namık Kemal kalebentlikle Magosa'ya sürüldü.
Sultan Beşinci Murad'ın tahta çıkışından sonra, ancak 1876 yılında İstanbul'a
dönebildi ve Şurayı devlet üyesi oldu. Kanuni Esasi'yi hazırlamakla
görevlendirilen kurulda çalıştı. 1877 Osmanlı-Rus savaşından sonra beş ay kadar
tutuklu kaldı, daha sonra Midilli adasına sürüldü (1877) ve burada Midilli
mutasarrıfı oldu (1879). Şikayet üzerine Rodos mutasarrıflığına gönderildi
(1884). Bir süre sonra Sakız mutasarrıfı oldu (1887) ve burada öldü (1888).
Mezarı Gelibolu'dadır.
EY HAYAT KUCAKLA BENI
Kalbimin kırıklarını
toplayıp avuçlarıma
Çekip gitsem bu şehirden
Anılar incinir mi?
Üşür mü? dalında bir yaz çiçeği
Ve bilir mi?
Bir sevgiye karşılık yüreğini kanatanı
Bin ilmik atanı usuna
Çekilen her tetiğe karşılık
Kirpiklerinde
Baharını saklayan yaşlı bir çocuğum ben
Düşlerin yağmurunda ıslanmış gül izi
Ağlamak istediğim her sahilde bir martı ölür
Bir şiir vurur kıyılara / gücenik
Değip geçer ellerime ihanetin rüzgarları
İçimin ırmakları kurudu / bütün yapraklar soluk
Hüzün kokuyor çiçeğim
Hangi yağmurları müjdelersen müjdele
Yeşermez bir daha yangının düştüğü yer
Aşk da küstü
Kim dinler kalbimin kırık sesini artık
Ceylanların
vurulduğu bir dağbaşı ıssızlığıyım işte
Gelinciklerin ürperdiği şafak
Ğülücükler kuruturum durmadan güz dudaklarında
Giden gelmedi terketti bütün mevsimler
Bir korkunç acıya düştümki
Sırtımda kırk paslı bıçak kırkyerimden kanayan
Avcılar vurdu küçücük serçe kuşlarımı
Acılar tünedi sevincin tüneğine
Giden dönmedi terketti bütün mevsimler
Bir tek gül kalmadı ömrümün bozkırında
Şimdi yalnızlığın en tenha kışındayım
Kirpiklerimde yıldızlar saklasamda
Bedenime buzdan rüzgarlar esiyor her gece
Testisi kırık bir yocuyum artık / yolum duman
Üşüyorum
Ey hayat kucakla beni
Mavikanatlarının altına al
Sığınıp kalayım bir sevginin sıcak iklimine
Dilimizin Geleceği
Dil bir toplumu toplum yapan
unsurların en önemlisidir. Dilimizi bileni bizden, bilmeyeni yabancı sayarız.
İnsanlar arasındaki ilişkiler dil ile kurulur, yürütülür, gelişir, kimi zaman
...
Cahit Zarifoğlu
1940 yılında Ankara'da doğdu. Babasının
memuriyeti dolayısıyla ilk ve orta öğrenimini yurdun çeşitli yerlerinde yaptı.
Liseyi memleketi K.Maraş'ta tamamladı. İ.Ü. Edebiyat Fakülte...
ANLATIM BOZUKLUKLARI
Anlatımın yazılı ve
sözlü olmak üzere iki temel yolu vardır. İki anlatım yolu arasında kullanılan
dil açısından farklılıklar olması doğaldır. Anlatımın işlek, açık ve etkili
olması i...
ANLATIM BİÇİMLERİ VE ÖZELLİKLERİ Anlatım, bir kimseye bir şey hakkında bir şey söyleme, bir
şey anlatma işidir. Bu söyleme ve anlatma gelişi güzel olmaz. Anlatımı
yönlendiren, biçimlendiren yazarın amacıdırBir yazar, acaba söz veya...
5 HECECİLER Hecenin Beş Şairi [Orhan Seyfi (Orhon) 1890-1972; Halit Fahri (Ozansoy) 1891-1971; Enis Behiç (Koryürek) 1891-1949; Yusuf Ziya (Ortaç) 1895-1967; Faruk Nafiz (Çamlıbel)1898-1973] İkinci meşrutiy...
19. Yüzyıldan Günümüze Türk Şiiri TANZİMAT
Tanzimat; düzenlemeler, yeğlemeler,ıslahat anlamına gelir,
"tanzim"sözcüğünün çoğuludur. Tanzim ise Arapça "nazm"dan gelir. Sıraya
koyma, dizme, sıralama, ıslah etme, ...
KEÇECİZADE İZZET MOLLA Mevlevi tarikatına bağlı , derviş ruhlu, olgun bir insan olan Izzet
Molla, nüktedan bir şairdir.Dürüst tabiatlı, kendisine yapılan
iyilikleri unutmayan bir insan olduğundan , çok iyilik ve iltifatla...
DEVİR ÖZELLİKLERİ
İSLÂMİYET ÖNCESİ TÜRK EDEBİYATI
GEÇİŞ DÖNEMİ
HALK EDEBİYATI
A) İSLÂMİYET ÖNCESİ TÜRK EDEBİYATI
Türkler, yerleşik hayata geçmeden ön...
Yaratımsız Dönem Ve İkinci Yeni 1950’lerde toplumsal yapıda
kimi değişimlerin
belirginleştiği görülür. II. Dünya Savaşı, tek parti yönetiminin baskısı,
toplumsal gelişimindeki dengesizlik sınıfsal
çatışmayı körüklemiş, çok...
Dil ve Anlatım Dersi Ders Notları
1)Anlatım:Herhangi bir konu üzerinde konuşurken veya
bir konu üzerine yazarken,belli bir gayeyi gerçekleştirmek isteriz.Bu gaye,bizi
dinlemekte veya okumakta olanlara bilgi vermek,onl...
DESTANLAR ve ÖZELLİKLERİ
Destanlar,
toplum hayatında derin izler bırakan büyük olayların (kuraklık, gttç, düşman
istilası, tabiî afetler, savaşlar vb.) o topluluğun hafızasında yoğrula yoğrula
şekill...
DESTAN DESTAN
Destan veya asıl söylenişiyle dastan Farsça'dan alınmış bir
kelimedir. Sözlüklerde, ansiklopedilerde ve çeşitli kaynaklarda bir
birine yakın anlamda tanımlanmaktadır. Bu tanımlardan bazıları...
İKİ NOKTA ( : )
İKİ
NOKTA ( : )
Başkasından aktarılan yazı ya da sözlerde, tırnak ya da
konuşma çizgisinden önce:
Cemo sopasını yere indirdi ve:
- Git sopanı al öyleyse! Dayağı yiyeceksin. ...diye ...
Dil bilgisi giriş Dil: İnsanların duygu,
düşünce ve isteklerini anlatmak için kullandıkları ses ya da işaretler
sistemidir.
Dilbilgisi :
Bir dili oluşturan sesleri, kelimeleri, cümleleri ve bunlarla ilgili kurallar...
KELİME
KELİME
Türkçe
kelimeleri anlamlarına, yapılarına ve cümlede aldıkları görevlere göre
sınıflandırabiliriz. Bu sınıflandırma aşağıdaki tabloyu meydana getirir.
Anlamlar...
ZARFLAR
ZARFLAR
ZARFLAR
Hal Zarfları
Zaman Zarfları
Yer ve Yön Zarfları
Azlık - Çokluk Zarflerı
Soru Zarfları
Yüklemin anlamını hal ve...
NOKTALI VİRGÜL ( ; )
NOKTALI
VİRGÜL ( ; )
Birbirine bağlı, fakat her biri kendi içinde bağımsız
cümleleri ayırmada:
At ölür, meydan kalır; yiğit ölür, şan kalır.
İki cümle birbirine ve, ama, fakat, çün...
YAPILARI BAKIMINDAN KELİMELER
YAPILARI
BAKIMINDAN KELİMELER
1. Basit Kelimeler:
Kelime kökü ek alsa bile anlamca bir değişikliğe uğramamışsa, bu tip kelimelere
BASİT KELİMELER denir. Genellikle kök halindeki (bazen gövd...
FİİLLER
FİİLLER
FİİL: Varlıkların
yaptıkları işleri, eylemleri, zaman ve kişiye bağlayarak anlatan kelimelere FİİL denir.
Fiil olan sözcük...
YAZIM KURALLARINA GİRİŞ Yazıda doğabilecek karışıklıkların önüne geçmek, yanlış okumayı önlemek,
okumayı ve anlamayı kolaylaştırmak, herkesin aynı şekilde yazıp okumasını
sağlamak için belirlenmiş olan kurallara imlâ...
İNCELTME VE UZATMA İŞARETLERRİNİN YAZILIŞI Düzeltme işareti Türkçe olmayan kelimelerde kullanılan bir işarettir. Bu
işaret hem uzatma hem de inceltme görevinde kullanılır. İnceltme görevi sadece
"g, k, l" ünsüzleri için; uzat...
EDATLARIN YAZILIŞI Edat ve bağlaç olarak kullanılır.
Yazılışları bakımından aralarında fark yoktur.
Bu kelime kendinden önceki kelimeye bitişik de yazılabilir, ondan ayrı da...
Bitişik yazılan "ile"...
ÜNLÜ UYUMUNA AYKIRI EKLERİN YAZILIŞI --yor (şimdiki zaman eki): Sadece -yor şeklinde yazılır, ünlü uyumlarına
aykırıdır.
geliyor, biliyor, istiyor, gizliyor...
--ken (zarf-fiil eki): Ünlü uyumlarına aykırıdır. Sadece -ken şekl...