|
DESTAN
Destan veya asıl söylenişiyle dastan Farsça'dan alınmış bir
kelimedir. Sözlüklerde, ansiklopedilerde ve çeşitli kaynaklarda bir
birine yakın anlamda tanımlanmaktadır. Bu tanımlardan bazıları şöyledir:

Türkçe Sözlük'te: Tarih öncesi, tanrıça, yarı tanrı ve kahramanlarla
ilgili olağanüstü olayları konu alan koşuk bir kahramanlık öyküsünü ya
da bir olayı anlatan, koşma biçiminde, ölçüsü onbir hece olan halk
koşuğu.
Ana Britanica'da: Kahramanların olağanüstü eylemlerini
coşkulu, törensel bir üslupla anlatan ver genellikle birkaç bölümden
oluşan uzun manzum yapıt. Bilinen en eski edebiyat türlerinden biridir.
Türk edebiyatının çeşitli dönemlerinde destan sözcüğü, bir birinden çok
az farklılık gösteren anlatı türü için kullanılmıştır.
Görsel
Büyük Genel Kültür Ansiklopedisi'nde: Farsça Dastan'dan; büyük
kahramanlık olaylarını nazım halinde anlatan en eski sözlü edebiyat
türü, ümmet çağı Türk edebiyatında destan öykü anlatan her esere
takılan bir ad olmuş; vakayinamaler, mesneviler, tarihler, yaşamöyküsü
niteliğindeki eserler böylece anılmıştır.
Tahir-ül Mevlevi'nin
Edebiyat Lügatı'nda: Kıssa, hikaye, masal manasındadır. Bilhassa
bunların manzum olanlarına denir dastan kelimesini divan şairleri de
kullanmışlar, aruz vezniyle yazdıkları manzum hikayelere dastan tabir
etmişlerdir.
Resimli Türk Edebiyat Tarihi'nde: Milletlerin din,
fazilet ve bilhassa milli kahramanlık maceralarının manzum
masallarıdır. Halk gözüyle görülmüş, halk duygusuyla duyulmuş ve halk
diliyle söylenmiş tarih parçalarıdır. Umumiyetle tarihi kahramanlık
vakaları için söylenen manzumlardır.
Nihat Sami Banarlı
"Destan
veya asıl söylenişiyle dastan Farsça'dan alınmış bir kelimedir. Fars
dilinde efsane, mesel, hikaye-i Güzeştegan gibi karşılıkları vardır.
Birkaç sözlüğe bakıldığında destan karşılığında kıssa, hikaye vaka,
masal, sergüzeşt, bir vak'a ya da hali hikaye eden amiyane manzume,
hile ve tezvir kelimeleri yer aldığı görülmektedir."
Müjgan Cumhur
Çocuk
Edebiyatı'nda: Eski çağlarda bir milletin hayatını yakından
ilgilendiren savaş, göç ve doğal afetler tarihsel ya da toplumsal
olaylar nedeniyle din, kahramanlık ve benzeri duygularla söylenmiş,
uzun, manzum, yiğitlik hikayeleridir.
Destanlar milli dayanışmayı güçlendiren unsurlar olup ortak ülkü, emel ve gelenekleri yansıtırlar.
Anadolu
aşıklar tarafından söylenen, ulusal bir nazım biçiminin de adıdır.
Genellikle bir hal, bir olay ya da bir kahraman üzerine kurulu uzun
manzum eserlerdir. Yapıları gereği milletlerin en eski edebiyat
ürünleridir.
Bir milletin tarihinden bazı kesitleri masallaştıran nazım biçimidir.
Ait
olduğu milletin bütün varlığını, üzüntülerini, duygu ve düşüncelerini
millet olma yolundaki çabalarını, ideallerini dile getiren en zengin
edebiyat malzemedir.
Mehmet Yardımcı, Hüseyin Tuncer
Destan sözüne, Karşılaştırmalı Türk Lehçeleri Sözlüğü'nde çeşitli Türk boylarının şu adları verdikleri işaret edilmektedir:
Azerbaycan'da : Dastan; Özbekçe'de : Dâstân
Başkurtça'da : Dastan, epos Tatarca'da : Dastan, epos
Kazakça'da : Dasan, jir Uygurca'da : Dastan, rivayet
Kırgızca'da : Dastan
Şürkrü
Elçin ise çeşitli kaynaklara bağlı olarak, Yakut Türkleri'nin manzum
kahramanlık şiirlerine ve kahramanların hayat hikayelerine olongo,
Kırgız Türklerinde kahramanlık destanlarına comok, destan anlatana da
comokçu dendiğini belirtmekte ve "Kelimenin ilk defa Türkler tarafından
IX. - XI asırlar arasında yazılı edebiyatın muhtelif türlerinde
kullanıldığı tahmin edilebilir." denmektedir.
Çeşitli kaynaklarda
bir birine yakın anlamlarda tanımlanan destan için "manzum hikaye",
"hikaye", "kıssa", "kıssa hikaye", "sergüzeşt" gibi terimler
kullanılmıştır.
Bunların yanında sab ve irteg kelimelerinin
"hikaye", "kısa" vb. anlamlarıyla destan yerine geçerli sayıldığı da
görülmektedir.
Ayrıca, destan yerine "esatir" kelimesi de uzun bir
süre kullanılmıştır. eski yunanlılarda şairlerin saz eşliğinde
söyledikleri şiirlere "epos" denmesi nedeniyle batı dillerinde destan
terimi "epope" olarak geçmektedir.
Eski çağlarda insanlar tabiat
ve toplum olaylarına akıl, sır erdiremez, ya korku, ya hayranlık
duyarlardı. Gök gürlemesini, yıldırım düşmesini Tanrı'nın bir hiddeti
sayar, ürperir, titrer; dağın taşın elvan elvan bezenmesini de kaderin
güzel bir bir cilvesi sayar, sevinir, coşar. Bu korku bu anlatışlardan
önce mitler, efsaneler doğdu. Sır ve sihirle yoğrulmuş tabiatın hayal
gücüyle çözümlenmesi diyebileceğimiz bu efsaneler de destanların
kuruluşu için birere temel oldu.
İlkçağ dinlerini konu edinen
araştırmacılar insanoğlunun bu tabiat olaylarının gerçek sebeplerini,
kaynaklarını, etkilerini, tam olarak bilemediği için belli bir inanca
yönelmiş olduğunu göstermektedir. Mitos adı verilen bu ilk efsanelerde
soyut kavramlar, belirli olay ve kişilere dönüştürülmüş ayrıca ilahi
vasıflarla donatılmıştır.
Destanlar, efsanelere konu edilerek hali değişikliğe uğramış tarihi olayların izlerini taşır.
3000
yıldan beri milli duygularını bir kişilik ya da hikayede işlemek
isteyen milletler bunları destanlarda yansıtmışlardır. Değişmez kuralı
"yiğitliğe" dayandırılmasıdır. Maddi değerlerden çok ruhi değerlere
önem veren insanlar bunları her şeyin üstünde tutarlar. Yurt uğruna
bütün değerlerini yitirmekten kaçınmamak ülküsü destanların işlediği
konuların özünü meydana getirir.
Konuları olağanüstü olaylara ve
oluşlara dayanan destanlarda bir ana kahraman vardır; bu kahramanlarda
bütün üstünlükler birleşmiştir. Kahramanlar soylu kişilerdir. Destancı
soylular sınıfının ideal tiplerini çizmek, toplumu yöneten ve onun
adına iş gören, savaşan bu kişilerin şanını yüceltmek amacını güder.
Destanlar,
yozlaşmamış biçimiyle toplumdaki iç çelişkileri, bireyin ya da
sınıfların türlü ilişkilerini değil, toplumu yöneten, ona baş olan
ideal kişilerin dış güçlerle ve olağanüstü yaratıklarla savaşlarını
anlatır. Destanlarda toplumu bir bütün olarak görürüz; kahramanlar bu
bütün adına iş görür.
Destanlar, Milli şuurlanmayı hızlandırarak,
milli dayanışmayı güçlendirmek amacıyla kaleme alınmıştır. Bu nedenle
dünya edebiyatlarında en milli eserler arasında yer alır. Ortak şuurla
ortaya çıkan ülkü, emel, gelenek vb. destanlara toplumun hayat görüşünü
kısaca felsefesini sembolize eder. Bu yönüyle destanlar milletlerin soy
özelliklerini, içtimai yapılarını, ülkülerini, milli değerlerini,
geleneklerini vb. yansıttığından bu konuda yapılacak araştırmalarda ilk
temel kaynakları oluştururlar.
Destanların oluşumunda bir takım
dönemler vardır: Birinci dönemde milletin müşterek şuurunda ve hayal
gücünde iz bırakmış bir takım tarihi olaylar ve bu olaylar içinde
yüceltilmiş kahramanlar görülür. Bu olay ve kahramanlara her çağda veri
kahraman ve olaylar eklenir aynı zamanda o çağın tarihi özellikleriyle
benzerlikler taşırlar. İkinci dönemde, bunların yeni nesillere
aktarılması gerçekleşir. Sözlü olarak başlayan bu gelenek şairlerin
çalgıları eşliğinde söylediği şiirler bütününe dönüşür. Şairler de bu
efsaneler zincirine kendilerince öz ve biçim yönünden yeni eklemeler
yaparlar. Üçüncü dönemde bu sözlü geleneği güçlü bir şair, şiirler
bütünü halinde derler, gerekiyorsa yeniden nazma çeker; böylece destan
bütünlüğü kazanmış olur.
Kimi özellikleriyle ilahi gücü
bulunduğunu gösteren, ama hareketleri, duyguları, düşünceleri ile insan
olarak kalan kahramanın tam bir insan kaderini yaşaması. İşte bu
insani, özü taşıdıkları için hemen her dönemde ilgiyle karşılanmış,
önem kazanmış, günümüz edebiyatına az çok değişikliğe uğramış
özellikleriyle etkin bir edebiyat türü olarak devam etmiştir.
İlkin
destanlar sözlü olarak aktarılır. Bu manzum ve sözlü olarak anlatılan
destanlar sonra yazıya geçirilir. Bir destan oluştuğu zamandan ne kadar
sonra yazıya geçirilirse geçirilsin yine teşekkül ettiği dönemin ürünü
sayılır. Çünkü, destanın temeli, esas fikirleri, olay ve kişileri
oluştuğu zamana aittir.
Aradan geçen zaman, o destanın konusunda ve dilinde bazı değişiklikler yapsa da bu değişiklikler yüzeyseldir.
Destan,
içinde tarihi unsurların bolca var olmasına rağmen, hiçbir zaman tarih
demek değildir. Destanlara tarih gözüyle bakıldığında yanılgılara
düşülür.
Destanlar, oluşumlarına göre:
A. Doğal Destanlar
B. Yapma Destanlar olmak üzere, ikiye ayrılırlar.
A. Doğal Destanlar
Bir
ulusun ortak yaşamında derin izler bırakan, tarihsel ya da toplumsal
olayların yiğitlik yönünü konu edinen dilden dile sözlü olarak
aktarılıp, sözlü gelenekteki şekilleriyle derlenen ve yaratıcısı belli
olmayan destanlardır.
Köklü bir geçmişi olan ulusların ilk
çağlarını mitolojik menkıbeler halinde aktardıkları milli duygular
yansıttığı içinde milli destandır. Bir milletin maddi ve manevi yapısı
sergilenir destanlarda.
Milli destanın doğması için toplumun
uygarlık bakımından ait düzeyde olması halkın efsaneler yeralması,
uygun ilkel deviler yaşamış olması toplum hayatının bir takım büyük
sarsıntılara uğraması, milletin tarihinde savaşlar, göçler ve değişik
yerlerde vatan kurmalar gibi olaylar olması gerekir.
Destani
hayatları ve destan gelenekleri çok zengin olan ve eski çağların en
büyük medeniyetlerini kuran milletlerin aydınlar arasında yetişen
destan şairler halk ağzında dolaşan sayısız destan parçalarından ilham
olarak ve onları bütünleyerek milletlerinin "efsanevi tarihi" demek
olan büyük milli destanlar yazmışlardır.
Yunan şairi Homer'in
ilyada ve odise'si İran şairi Firdevsi'nin muazzam şehnamesi,
Mezopotamya'nın en eski destanı olan Gılgamış'ı Fransızların Chaisan de
Roland'ı. Rusların İgor'u bu çeşit destanlardandır.
Bazı
milletlerin destanları ise o milletin edebiyatındaki destan devri
yaşanıldıktan asırlarca sonra bir destan şairi tarafından yazılarak
değil bir araştırıcı eliyle halk dilinden derlenerek meydana
getirilmiştir. Kolevela isimli meşhur Fin destanı böle bir destandır.
Doğal destanların oluşumu üç aşamada gerçekleşir. Bunlar çekirdek, oluş ve tespit (saptama)dır.
Çok
eski devirde ulusun başından onu derinden sarsan unutulması imkansız
bir olayın geçmesi gerekir. Destanın özünün oluştuğu bu döneme çekirdek
aşaması denir. Çekirdek tamamladıktan sonra aradan geçen zamanla
çekirdeğin sürekli olarak beslenip, gelişip, zenginleşip halk
tarafından nakledilmesine oluş dönemi, milli hayatın içinde bulunduğu
destani hava devam ederken milli bir şairin bu sözlü malzemeyi bir
araya getirerek yaşadığı dönemin dili ve kendine özgü üslubu ile yazıya
geçilmesinde de saptama adı verilir. Günlük olaylarla, halkın yaşadığı
sorunlarla destanın ana temsi ve yan konularını geliştirip
kaynaştırarak süsleyen şair seçkin kişileri ön planda tutar. Şehname ve
Kitab-ı Dede Korkut Ala Lisan-ı Taife-i Oğuz han bu özelliğe sahip
eserlerdir.
Dünyanı Tanınmış Doğal Destanlarından Bazıları
Grilgamış Destanı
6300
dizeden oluşan Sümer Mütoslarına dayalı bir Mezopotamya şiiri olarak en
eski destan örneği diye kabul edilir. Babillilerin milli destanıdır.
Destanda,
insanın büyüklüğü ve tanrılar katına yükselme isteği dile getirilir.
M.Ö. 2000 yıllarına it olduğu sanılan destana Güney Babilonya
şehirlerinden Uruk'un Beyi kahraman, kuvvetli ama zalim olan
Gılgamış'ın savaşlarını, onarışını, gök yüzünün boğasıyla mücadelesini,
ölümsüzlüğün sırrını bulmak için yaptığı yolculuk anlatılır.
Ciahnson De Roland
Üç
bölümden, 4002 dizeden oluşur. Fransızların en eski destanıdır. 11.
yy.'da Turoldus tarafından yazıldığı belirtilir. Araplara karşı
düzenlen bir savaş dönüşünde Roland'ın Pireneler bölgesinde pusuya
düşürülüp öldürülmesi olayı yüzyıllar sonra değiştirilerek destan
kurallarıyla kaleme alınır. Turaldus ilhamını tarihi bir olaydan alır.
Roland'ın komutasındaki asker grubunun Basklar tarafından yenilmesini
büyük bir çarpışma gibi göstererek olayı din savaşı boyutuna taşır.
İliada ve Odisseia
24
bölümden oluşan eser Homeostan kaleme alınmıştır. Yunanlıların doğal
destanıdır. İlyada bir olayın destanıdır. Anadolu'daki Troya şehrine
Yunan sitelerinin ortaklaşa düzenledikleri seferi ve hileli zaferi
anlatır. Odessa bir kişini destanıdır. Troya savaşından sonra İthake
kralı Odysseus'un büyük güçlükleri aştıktan sonra karısına ve evine
kavuşmasını hikaye eder.
Kolevela
Fin halkının destandır.
Folklor araştırıcı olan Elias Lonnrot tarafından toplanmıştır. Korelia
Finlilerin ilk yerleşim bölgesi ve anavatanıdır. Lonnrot bu yerde
araştırmalar yaarak halk ozanlarının yüzyıllardır nesilden nesile
aktardıkları destan parçalarını düzenlemiş ve 1835'te yayımlamıştır.
Daha sonra aktardıkları destan parçalarını düzenlemiş ve 1835'te
yayımlamıştır. Daha sonra yaptığı eklemelerle 22800 dizeye ulaşan
destanı 1949'ta tekrar yayımlamıştır.
Destan Fin halkını ziraat
yapmak, toprakla uğraşmak, toprak zorluğunu yenmek yolunda Sampo adlı
sihirli değirmeni elde etmek için gösterdiği çaba üzerine kurulmuştur.
Ana konu ise iki ayrı halk topluluğunun zaman zaman birbirlerine
yaklaşıp uzaklaşmalardır. Bunlar Finlandiya'nın güneyindeki gerçek Fin
Halkı olan Korelyalarılar ile kuzeydeki Phojola halkıdır. Eser doğaya
karşı dövüşen kuzey insanların aile erdemleri ve bilgeliği över.
Kolevela'nın
kahramanlarının olağanüstü güçleri vardır. Destanda doğaya bağlı, tek
tanrıya inanan bir toplumla birlikte şamanizmin ve totenizmin izlerine
rastlanır. Destan Kolevelo'nın mutlu bir ülke olmasıyla sona erer. Fin
yazını ve Fin müziğinin beslendiği Kolevela dil, duygu, düşünce ve
hayal yönünden zengindir.
Şehname
İran'ın en önemi şairi
Firdevsi tarafından yazılmıştır. Bir milletin bütün tarihi
geleneklerini içinde barındıran Şehname'de İran tarih ve mitolojisinden
başka Türk, Hint, Yunan tarih ve mitolojisine de rastlamak mümkündür.
Saka Türkleri'ne ati Alp ER Tunga Destanının karşıtıdır. Şehname'de Alp Er Tunga Afrasya kardeşi Alp Arız Agrires'tir.
Eskiliği,
dili ve edebi değer bakımından Farsça'nın önemi bir eseridir. Şair
eserde İran'ın müslümanlar tarafından alınışından eski İran kültürünün
yok edilmeye çalışılmasından duyduğu üzüntüyü dile getirir. İran dinine
bağlı kahramanlar övülür.
Eser İran - Turan savaşları bakımından Türk tarih ve destanında önemli bir yer tutar.
Nibelungelied
11.
yy'da kim tarafından yazıldığı bilinmemekle birlikte Almanlara ait bir
destandır. Yazar 6. yy'a kadar olan masaları yanında ele alıp
uyarlamıştır. Konu olarak destanda bir efsane halkı olan zengin cüceler
yer alır. Işık kahramanı Siegfried'in kenarlıklar hakimi Niebelungenler
yenerek hazinelerini alması dile getirir. Ayrıca destan Burgund
Krallığı'nın Attila tarafından yıkılması gibi bir tarihi gerçekliğe de
dayanır.
Nibelunglar Destanı, İstanbul 2001, Yapı Kredi Yayınları
Mohoborata
Hintlilere
ait olan destanın Vyasa tarafından kaleme alındığı söylenir. Yazılışı
çok eski tarihlere kadar uzanır. Konu olarak Asya halkları olarak
nitelenen daha esmer tenli Davidler'i simgeleyen Kavrava'ların
Ariyani'lerin olası sayılan ve kral soyu olan beyaz tenli Pandovalara
kaşrı davası anlatır.
Olaylar tarihsel gerçeklere yakındır. Hint
tarihindeki Davidler'la Ariyani'ler arasındaki M.Ö. 2000 yılına dayanan
Kurukşetre savaşı destana yansımıştır.
Eser Sanskrit dili
yazısının temel yapıtlı olması açısından önemli olmakla birlikte
gelenekleri, hukuk, ve ahlak kurallarını dini, felsefi ve yargı
kavramını bir araya getirmesi bakımından da önemlidir.
Romayana
Hint destanıdır ve Roma adlı bir kahramanın hikayesini anlatır. 24000 kıtadan oluşur. Kimin yazıya geçirdiği bilinmemektedir.
İgor
Ruslara
aittir ve kimin tarafından yazıldığı bilinmemektedir. 1185'te
Palaviseler'e karşı girişilen seferin öyküsünü anlatır. Eserde İgor
önce galip gelir ama sonra kardeşi ve oğlu ile birlikte hapis edilir.
Bir sire sonra kaçar oğlu Sıladamir ise kendisine iyi davranan Kuçak
Han'ın kızı ile evlenir. Bu aralardaki olayları destanı bir hava içinde
anlatan ilk yazma nüshası 1812'de Moskova yangınında yok olmuş diğer
kopyası ise bilimsel şekilde Puştin tarihinde kaleme alınarak
yayımlamış ve baskıları yapılmıştır.
B. Yapma Destanlar
Medeni
devirlerde herhangi bir tarihi olayın bir şair tarafından destan
kurallarına uygun olarak yazılmış biçimine yapma destan denir.
Burada sadece kişisel yaratıcılık, hayal gücüyle yoğrulmuş bir anlatım vardır.
Dünyanın Tanınmış Yapma Destanlarından Bazıları
a. Çılgın Orlando:
Ünlü
İtalyan şairlerinden Aristo'nun yazdığı bu eser Hıristiyanlık -
İslamlık çarpışmasını anlatmaktadır. 46 bölümden oluşan bu uzun
manzumede eserin baş kişisi Orlando'dur.
Müslümanlarla yapılan
savaşı unutan Orlando, bir esir kıza gönlünü kaptırır. Kızı devamlı
arayan Orlando o'nun başkasını sevdiğini öğrenince aklını kaçırarak
çevresindeki insanları ve hayvanları hundarca öldürüp dehşet saçar.
Eser baştan sona güzel savaşçı kadınlar, aşk, kahramanlık, canavarlar,
büyücülerle dolu olup, bir birine bağlanan heyecanlı olaylarla iç
içedir.
b. Kaybedilmiş Cennet:
John Milton'un yazdığı epik bir şiir olup İngilizlerin en önemli yapma destanlarındandır. Konusu, insan düşünüşüdür.
Eserde
sırasıyle ilk çağları, cehennemi, göğü anlatan Milton; günahsız Adem
ile Havva'yı, Tanrı'yı, iyilik meleklerini, zebanileri ve farkında
olmadan büyük bir sevgi ile söz konusu ettiği şeytanı dile getirir.
Kaybedilmiş Cennet, Tanrı'nın insanlara karşı tutumunu haklı göstermeye çalışan bir eserdir.
c. Kurtarılmış Kudüs:
İtalyan şairi Turguato Tasso tarafından yazılan eser, İtalyan Rönesansının en önemli eserlerindendir.
Birinci
Haçlı seferi sırasına Kudüs'ün Hıristiyanlarca alınışını konu eder.
Ancak Tasso tarihi anlatışa romantik ve olağanüstü bölümler eklemiş,
klasik destan kurallarını düş gücüyle kaynaştırmıştır. Klasik destan
biçimine bağlı kalmakla birlikte aşk serüvenlerini anlatışıyla ortaçağ
romanslarına yakınlaşmıştır.
ç. Aeneis:
Romalı şair
Vergilios'un en önemli eseridir. 12 ciltlik bu destan M.Ö. XIII.
yüzyılda Troya kentinin yunanlılarca ele geçirilmesi üzerine ortadan
kaçan Aeneis'in doğaüstü bir yol göstericinin peşinden giderek
İtalya'ya varıp ileride üstünde Roma'nın yükseleceği ilk yerleşme
merkezinin kuruluş öyküsüdür.
d. Lusus Oğulları:
Portekzili şair Luis de Camoes'un bu eseri Portekiz'in efsanevi kurucusu Lusus'un oğullarını konu edinmektedir.
Asıl
konusu Hindistan'ın keşfi olan bu destana Camoes, Potekiz halkının
tarihini geçmişten başlayarak gelecekle ilgili kehanetlerle birlikte
yazmıştır.
Eser, bütün Portekiz tarihini kapsamakta olup olayların geçtiği üç kıtanın tasviri tapılmaktadır.
Destanların Genel Özellikleri
1. Destanlar nazım olarak yazılır ancak nazım - nesir karşılık olanları da vardır.
2. Destan kahramanları normal kişilerde bulunmayan üstün ve olağanüstü güçlere sahiptir. Örnek vermek gerekirse:
- Oğuz Kağan ana sütünü bir kere emmiş kırk günde yürümüştür.
- Dede Korkut Destanında Boğaç Han'ın boğayı öldürmesi ve bu yüzden Boğaç adını alması
-
Manas Destanı'nda Manas'ın oğlu Semetey'e ad koyarken (doğuşunda
görülen olağanüstülükler nedeniyle) "Beş yaşında yurt yıksın on beşinde
ok atsın, büyük iler alsın" diye dua edilir.
- Köroğulu'nun
tasviri yapılırken de "kendisi kaynamış kara demir gibi, kulakları
kalkan gibidir. Omuzunda 24 kişinin oturabileceği genişlik vardır.
Kalkanı döğebilecek çeliği çiğneyip püskürecek kuvvetedir. Novası
dağları gümbür gümbür gümbürtedir ifadesi dikkat çeker.
3.
Destanlarda zaman ve olayların geçtiği yer bellidir. Alp Er Tunga
Destanı'nda M. Ö. 7. yy.'a dayanan olayın geçtiği yer İran ülkesidir.
Şu Destanı'nda M. Ö. 390'a dayanan olaylarda Makedonyalı İskender'in
İran üzerinden Asya'ya ilerlemesi ile İran, Babsagun, Asya yer alarak
belirir.
4. Destanlar milli duyguyu, iradeyi, ülküyü temsi eden
milletin maddi ve manevi yapısını sergileyen, toplum varlığını korumaya
çalışan yapıtlardır.
5. Destanlar savaşları, kahramanlıkları,
yiğitlik, dostluk, ölüm ve yurt sevgisini ele alır. Tarihte meydana
gelen büyük savaşlar, göçler, istilalar, hayatları türlü sarsıntılarla
yuğrulan milletler vardır destanların içinde.
6. İyilik, mertlik,
ata binme, gelenek ve görenekler önemlidir. Türk destanlarında görülen
örnek tip alp, kahraman, yiğit, cesur, doğuştan olgun ve güçlüdür.
Garipnome'ye göre "Alp" kişide sağlam yürek, pazu kuvvetleri, gayret,
iyi bir at, özel bir giysi, iyi bir kılıç, süngü, yay ve kader birliği
ettiği iyi bir arkadaş olmak üzere dokuz şey gereklidir. "Türk çadırda
doğar, at üstünde ölür" yargısı ile Alp her zaman atlıdır. Güçsüz ve
zayıf kimselere dokunmaz ama dileyeni affeder.
7. Destanlarda
kahramanlar bireysel tutkularından arınmış toplum adına mücadele eden
kimselerdir. İnsan güçlü ve asıldır olaylar alp hayatı etrafında
gelişimini sürdürür.
8. Sözlü gelenekle işlenip geliştiklerinden
dolayı destanlar ilk biçimde kalmazlar. Halk arasında yayılarak, yeni
ilavelerle zenginleşip büyüyerek bir ulusun müşterek eseri haline
gelirler. Her yeni ağız ve her yeni zevk bu destanlara yalnız macera
bakımından değil dil ve söyleyiş bakımından da gittikçe olgunlaşan ve
gittikçe güzelleşen bir çok değerler ilave eder. Destanların böyle
fertlerin değil de milletlerin eseri olması onlara ilk çağların bütün
dil ve edebiyat verimlerinin üstünde ayrı bir kıymet kazandırır. Türk
destanının bugün elimizde bulunana parçaları çeşitli kaynaklardan
derlenmiştir. Bunlardan bir kısmı Avrupalı ve Türkiyeli araştırıcılar
tarafından doğrudan doğruya halk dilinde hala yaşayan eski ve yeni
destanların dolanıp yazılması ile elde edilmiştir. Bir kısmına eski
Çin, İran, Arap milletler gibi doğu milletlerine ait el yazması
eserlerde bir kısmında da Bizans tarihleri gibi Batı kaynaklarında
rastlanmıştır. Destanlarımızın önemli bir kısmında bizzat Türkler
tarafından tarihin muhtelif devirlerinde, türlü sebeplere ve muhtelif
dil ve yazılarla yazılı edebiyata geçirilmiş bulunmaktadır. Türk
destanları yazılı edebiyata destanın oluştuğu tarihten çok sonra
geçmiştir. Ancak destanlar asırlarca halk dilinde yaşayıp, yeni
olaylarla zenginleşen bir halk edebiyatı verimi olmaları onların kağıda
alınışındaki bu gecikiş çok defa destanlarımızın lehinde olmuş. Türk
destanları gönüller asırların olayları için çarpan sayısız Türklerin
duygu, görgü, hayal ve hatıralarla birleşip zenginleşmiştir.
Tarihimizin ister istemez birbirine benzeyen bir dolu kahramanları ve
kahramanlıkları bu destanlarda birbiri ile kaynaşmış ve destanlarımızın
elimize geçen bir çok parçaları adeta Türk fazilet ve kahramanlığını
gösteren bir örnek haline gelmiştir. Bir destanın doğduğu zamanla
yazıyla geçirildiği zaman sırasındaki ne kadar uzun olursa olsun o
destan yine oluştuğu çağlardan bir hatıra saklar ve oluştuğu çağların
ürünü sayılır. Çünkü destanların temel vakaları tamamiyle doğdukları
asırlara aittir. Nadon geçen asırlar bu ama vakaları ya halk dilinde
yaşayan eski destan mısraları ile yahut yeni destani heyecanlarla
süsleyerek ayrıntı bakımından değiştirip zenginleştirirler. Yalnız Türk
destanlarını yabancı dillerle tesbit edilen tercümeleri destanların
milli lisandan mahrum kalmalarına neden olmuştur.
9. Destanlar devrin durumunu, tarihi, toplum yapısını bir ayna gibi görevle önüne serer.
10.
Destanda mitoloji ile tarih içiçedir. Hayalle gerçeğin karışımıdır.
İnsanlar, insanlığın başlangıç devirlerinde tabiat olaylarını derin bir
kolu ve hayranlıkla seyrederlerdi. Hiçbir olayın sebebini bilmiyen bu
ilk insanlar için her olay çok önemli, çok meraklı ve mutlaka Tanrı
düşüncesi ile yoğrulmuş sihirli ve tılsımlı bir mahiyet taşırdı Gök
gürlemesi Tanrının hiddetli idi. Yıldırımlar Allah'ın kendilerine
vermiş olduğu bir cezaydı. İnsanlar tanrı diye güneşe tapıyorlar,
kendilerinin bir ağaç kovuğundan çıktıklarına veya bir bozkurtlar
türediklerine inanıyorlardı. O çağlar acı tatlı bütün gerçeklerin türlü
hayallerle donatılıp efsaneleştirildiği çağlardı. Topluluk arasında
mesel ateş yakmayı keşfetmek veya korkunç bir canavarı öldürmek gibi
yararlıklar gösteren kimselere "normal insan" gözüyle bakılmıyordu
onlarda Tanrı kanı bulunduğu düşünülüyor, Tanrılarla akraba oldukları
söyleniyordu. Bu derece zengin bir hayal dünyasında yaşayan insanların
başına geçerek, başka kabilelerle daha sonra başka uluslarla savaşan;
zaferler ve ülkeler kazanan büyük kahramanlara ise daha yüksek rütbeler
veriliyordu. Bu kahramanların Tanrı kudreti taşıdıkları ve Allahlarla
birlikte hareket ettikleri muhakkaktı. İşte gerçek dünyasında böyle bir
hayal alemi yaşayan ilk insanlar önemli buldukları her olayı bu çeşit
hayallerle süsleyerek birbirlerine anlatırlar. Meraklı olaylar görmek,
meraklı olaylar öğrenmek ve bunları başkalarına da anlatmak ihtiyacının
insanların en önüne geçilmez ihtiyaçlarından biridir. Bunun içindir ki
ilk şairler herşeyden çok kahramanlık olaylarını dile getirmişler bu
vakalarda yarattıkları görülen din ve savaş kahramanlarını övmek için
şiirler söylemişlerdir. Bu şiirler bol maceralı, bol hareketli ve çok
defa olandan ziyade hayale dayanan küçük fakat çeşitli zengin
efsanelerdir. Bu manzum efsaneler halk dilinde ve halk ozanında
asırlarca yaşamış her yeni hadise biraz daha zenginleşmiş, büyümüş,
tazelenmiştir. Bu destan şiiri, bir çok olayların tabiiliğine
alışıldığı devirlerde bile çok defa aynı kuvvetle devam etmiş ve
milletler arasında büyük ve kuvvetli bir destan geleneği yaratmıştır.
11.
Destanlarda doğaüstü olayların kutsal kaynaktan geldiği kabul edilir.
Destanların büyük kahramanları ve onların evlenecekleri kadınları
kadınlar çok defa kutsal bir ışıktan doğarlar. Yaratılış Destanı'ndaki
A - Ana ışıktan bir kadın sembolüdür.
Oğuz Kağan Destanı'nda Oğuz'un evlendiği ikinci karısı göl ortasında kutsal bir ağacın kovuğunda yaratılmıştır.
Destan
kahramanının yanında yer alan at bütün Türk destan ve rivayetlerinde
doğanüstü özelliklere sahip olarak su ruhunda türer. Türkler atların
denişdan çıkan, dağdan inene yada gökten, rüzgardan, mağaradan, mağaran
gelen kutsal aygırlardan türediğine inanırlar.
Battal Gazi'nin
Aşkar'ı olağanüstü anlayışla bir mağarada bu ruhtan şekillenmiştir. Bu
at da insan gibi konuşur, sahibini korur ve havada uçar. Ab-ı hayat
içtiği ve ölümsüzleştiği söylenir.
12. İhtiyar bilginler, ilahi ışık ve sesler destan kahramanlarının başarılarını sağlayan yardımcı güçlerdir.
Battalname'de
"Hızır" sıkıntıda olan müslümanlara yardım eden, ilahi bir kuvvet ve
masallarda olduğu gibi kahramanları göz yumup açıncaya kadar bir
diyardan diyara götüren ihtiyar şeklinde tasavvur olunmuştur. Battal
Gazi'nin her daraldığı yerde "Hızır" imdadına yetişir, olağanüstü
yaratılar olan, cadıları ve devleri Battal, Hızı'ın verdiği kutlu ok ve
öğrettiği dua ile mağlup eder.
13. Destanlarda varılmak istenen ülkü için herkes üzerine düşen görevi yapar ve bu görev kutsal kabul edilir.
TÜRK DESTANLARI
Türk milletinin edebiyatı ilk çağlarda her şeyden çok, uzun ve zengin bir destan edebiyatıdır.
Türk
edebiyatından destan, Türk halkının tarih sahnesine çıkışı ile başlamış
olmasına rağmen, Türk milletinin büyük bir şair tarafından derlenip
toparlanarak yeniden söylenip yazıya geçirilmiş Şehname, İlyada ve
Kalevela gibi bütün bir destanı yoktur. Halbuki o dönemlerde, destan
sahibi olabilmek için gereken bütün şartlar ve olaylar mevcuttu. Halk
muhayyilesinin efsaneler yaratmaya elverişli bulunduğu eski ve iptidai
tarih devirlerini yaşamış ve değişik yerlerde hakimiyet kurmuşluk gibi
olaylar bulunmalıdır. Böyle zamanlarda hayatları türlü sarsıntılarla
yoğrulan milletler arasında bu olayları yapan ve çeviren birtakım
kahramanlar yetişir ve destan şairleri bu kahramanların maceralarını
dile getirir.
Büyük Milletlerin hayatında bu çeşit olaylar sık sık
tekrarlanıp, sık sık yeni kahramanlar yetiştiği için, her yeni
kahraman, yeni destan parçalarının doğmasına yahut zamanla asıl
sahipleri unutulmuş, eski destanların dirilip gelişmesine sebep
olmuştur.
Türk milletinin tarihi baştan sona destan kahramanları
ve destan kahramanlıklarıyla doludur. Denilebilir ki, bu milletler
destan devri yaşamaktan ve yeni destanlar söylemekten, eski destanlar
derleyip yazmaya vakit bulamayan müstesna bir tarihe sahiptir. Bu
sebeple Türk milletinin "bütün" bir destanı yok fakat birçok destanı
vardır.
Dünyanın en eski en köklü ve büyük roller oyanmış son
derece hareketli bir millet olmamıza, destani bir hayat yaşamamıza
oluşmuş birçok destanlarımız bulunmasına rağmen çeşitli nedenlerden
dolayı Yunanlılar'da ya da İranlılar'da olduğu gibi tam olarak düzenli
bir biçimde yazıya geçirilmesi mümkün olmamıştır.
Türk destanları
dağınık destani menkıbeler aşamasını tamamlamış, büyük edebi destanlar
aşamasına ulaşmış, fakat bir bütün olarak milli destan biçiminde gereği
gibi düzenlenmemiş halk destanlarıdır.
Bugün elimizde çeşitli
destan parçaları vardır. bunların bir kısmı halk arasında yaşayan
parçaların derlenmesi suretiyle elde edilmiştir. Bir kısmı ise İran,
Arap, Moğol, tarihi ve edebi eserlerinden derlenmiştir. Bir kısmı da
Bizans ve diğer batı kaynaklarında bulunmuştur.
Türk
destanlarından parçalar, yazılı kaynaklara, destanın oluştuğu tarihten
çok sonra geçmiştir. Tarihimizin birbirine benzeyen bir dolu
kahramanları ve kahramanlıkları bu destanlarda birbirine kaynaşmış ve
destanlarımızın elimize geçen birçok parçaları adeta Türk fazilet ve
kahramanlığını gösteren birer örnek haline gelmiştir. Bu destanlar,
Türk halk edebiyatı ve folklorunu, Türk toplumunun türlü aşamalarını
aydınlatması bakımından önemlidir.
Esasen bir destanın bir
destanın doğduğu zamanla yazıya geçirildiği zaman arasındaki mesafe ne
kadar uzun olursa olsun o destan yine oluştuğu çağlardan bir hatıra
saklar ve o çağın ürünüdür. Çünkü, destanların temel olayları tamamiyle
doğdukları asırlara aittir. Aradan geçen asırlar bu ana olayları ya
halk dilinde yaşayan eski destan mısralarıyle ya da yeni destani
heyecanlarla süsleyerek değiştirip zenginleştirirler.
Türk
milletlerinin destanlarında tarihe olan yakınlık, başka milletlerin
destanlarıyla ölçülemeyecek kadar kuvvetlidir. Gerçi destan, hiç
şüphesiz ve hiçbir zaman "tarih" demek değildir. Destan, kökü tarihe
dayanan, ilhamı tarihten alan bir "halk edebiyatı" verimidir. Ancak
kendi mazisine ait hatıraları büyük bir sevgi ve alaka ile saklayan
Türk Milletinin destanları mümkün olduğu kadar tarihten
uzaklaşmamıştır. O kadar ki, bu destanlar, bazı masal unsurları
çıkarıldığı taktirde, tarihimize kaynak olabilecek bir durumdur.
Destanlar ayrıca bir milletin "güzel sanatlar" alanındaki
faaliyetlerinde kaynak olmak bakımından da önemlidir. Şairler şiirleri,
ressamlar tabloları, heykeltraşlar heykelleri için sanatın ilk ve asıl
malzemesini hep bu milli destanlardan alırlar.
İslamiyet'in Kabulünden Önceki Türk Destanları
Bunları şematik olarak şöyle sıralamak mümkündür:
I. Yaradılış Destanı
II. Eski Türk Destanları
A. Saka Türkleri'nin Destanları
a. Alp ER Tunga Desatnı
b. Şu Destanı
B. Hu Oğuz Destanları
a. Oğuz Kağan Destanı
b. Atilla Destanı
C. Göktürk Destanları
a. Gök Börü Destanı (Bozkurt Destanı)
b. Ergenekon Destanı
Ç. Dokuz Oğuz - On Uygur Destanları
a. Türeyiş Destanı
b. Göç Destanı
D. Diğer Destanı
a. Siyenip Destanı
b. Başkurt Destanı (Ural Batır)
c. El Dönemi Destanı (Çeşteni Bey)
İslamiyetin Kabulünden Sonraki Türk Destanları
Bu destanlar İslamiyetin kabulü ve yayılmasında ortaya çıkan savaşlarla, çeşitli olayları konu alan destanlardır.
a. Manas Destanı
b. Danişment Gazi Destanı
c. Cengiz Han Destanı
ç. Satuk Buğra Han Destanı
d. Battal Gazi Destanı
e. Köroğlu Destanı
f. Saltukname
g. Dede Korkut
YARADILIŞ DESTANI
İslamlıktan önce yaşamış atalarımızın şamanist bir görüş ve renkli motiflerle oluşturdukları:
a) Yakutların yaradılış destanı (efsanesi)
b) Altayların yaradılış destanı
c)
Lebed Tatarlarının yaradılış destanı olmak üzere üç önemli yaradılış
destanı bulunmaktadır. Mitolojik ve efsanevi unsurların yoğun
olmasından dolayı yaradılış efsaneleri de denmektedir.
Daha hiçbir
varlığın yaratılmadığı çağlarda yanlış Tanrı Kara Han'la uçsuz bucaksız
bir su vardı. Ay, yıldızlar, gök ve toprak yaratılmamıştı. Tanrıların
en yükseği, bütün varlıkların başlangıcı, insanoğlunun atası Tanrı Kara
Han yalnızlıklar içinde düşünürken suyun üzerinde bir dalgalanma oldu.
Ak ana denilen bir hayal sudan yükselerek Tanrıya: "Yarat!" dedi. Bunun
üzerine kendisine benzer bir varlık yaratarak ona "kişi" dedi. Tanrı
ile kişi su üzeride iki kara kaz gibi sakin sakin uçarak süzülürlerdi.
Fakat kişi bu sonsuz sessizlikten memnun değildi. O, Tanrı Kara Han'dan
daha yükseklerde uçmaya kalktı. Bu ölçüsüz hareketinden dolayı uçma
özelliğini kaybetti, dipsiz suya yuvarlandı. Boğulmak üzere iken
yaptığına pişman olarak Tanrı Kaya Han'ı yardıma çağırdı. Tanrı:
"Yüksel!" emrini verdi, onu derinliklerden çıkardı ve denizden
yükselttiği bir yıldızın üzerine oturtarak kişi boğulmaktan kurtuldu.
Kişi
artık uçamadığı için Tanrı Kaya Han bir dünya yaratmaya (yer) karar
verdi. Kişiye suyun derinliklerine dalarak toprak çıkarmasını söyledi
ve toprağı suyun yüzeyine serpti. Kişi, toprağı çıkarırken de yine kötü
düşüncelere saptı: Toprağın bir kısmını ağzında saklayarak ileride
kendisi için gizli bir dünya yaratmayı düşündü. Tanrı suyun yüzeyine
serptiği toprağa: "Büyü" der. Kişinin ağzındaki toprakta büyümeye
başladı. Eğer tanrı Kara Han kişiyle ağzındaki toprağı tükürmesini
emretmemiş olsaydı, boğulacaktı.
Tanrı Kara Han tarafından yaratılan
dünya (yer) düz ve pürüzsüzdü; fakat kişinin ağzından çıkan topraklar
her tarafa sıçradı ve yer yüzünü bataklıklar ve tepeciklerle örttü.
Buna
çok kızan Tanrı, kişiyi kendi "Işık alemi"nden kovdu ve ona şeytan =
Erlig adını verdi. Bunun üzerine arz üzerinde yerleşsinler diye başka
kişiler yarattı. Yerden dokuz dallı bir ağaç büyüterek, her dalın
altında bir kişi yarattı. Bu dokuz kişi bugüne kadar yer yüzünde
yaşayan dokuz boyun ataları olmuşlardır...
Bu destan bütün destanlar
için karakteristik bir başlangıç sayılır. Bugün hala Altay Türkleri
arasında yaşadığı söylenmektedir. Çok eski çağlarda ortaya çıkan ve en
eski destanlarımızdan birinin kalıntısı olduğu sanılır. Burada dünyanın
nasıl yaratıldığı, insanların en amaçla meydana geldikleri, Tanrı ile
şeytan arasındaki ilgi, şeytanın kötü ruhu temsil ettiği ve Tanrı gücü
karşısında etkisiz kaldığı anlatılmaktadır.
OĞUZ KAĞAN DESTANI
Oğuz
Kağan destanında Oğuz destan geleneğinin ürünleri bugüne kadar ne yazık
ki tam olarak gelememiştir. Oğuz destanlarına ilişkin rivayetler
Reşidüddin'in, Yazıcıoğlu'nun ve Ebülgazi Bahadır Han'ın eserlerinde
yer almaktadır. Elimizde bugün Oğuz Kağan destanının Uygur harfli bir
özeti vardır:
Ay Kağa'nın, Oğuz adında bir erkek oğlu olur. Kırk gün
içinde büyür, çok güzel ve aynı zamanda güçlü bir delikanlı olur. Oğuz,
zamanında ülkesini titreten canavarı öldürür.
Yolda yürürken
gökten inen bir ışık sütunundan çıkan güzel kızla evlenir: Gün, Ay,
Yıldız adlı oğulları olur. Daha sonra bir ağaç kovuğundan çıkan güzel
kızla evlenir! Gök, Dağ, Deniz adlı çocukları doğar.
Şölen verir,
kendini Türklerin büyük kağanı ilan eder. Çevresindeki boylar üzerine
akınlar düzenler, ülkesinin sınırlarını büyütür.
Sonunda büyükçe bir şölen daha vererek ülkesini oğulları arasında bölüştürür. Bozoklar ve Üçoklar gibi.
Oğuzların destan hayatını öz olarak veren bu destan, İslamlıktan sonra bazı İslami motiflerle karışarak Oğuzname adını almıştır.
Ergenekon Destanı
Bozkurt
destanının zenginleştirilmiş şekli diyebileceğimiz Ergenekon destanı
demircilik sanatının belirdiği, Türklerin özelliklerinin yansıdığı
önemli bir destandır. Bu konuda en sağlam bilgiler Reşidüddin'in Camiüt
teserih'nde yer alır.
Ergenekon büyük bir Göktürk boyunun çift
sürerek, av avlayarak ve maden işleyerek yaşayıp çoğaldığı kapalı ve
değerli bir Türk yurdunun adıdır. "Ergene": sarp "kon" geçit demektir.
Göktürk
hükümdarı İlhan ile Tatar ülkesinin hükümdarı Sevinç Han arasında
sürekli savaşlar olur ve bu savaşları genellikle Göktürkler kazanır.
Ancak bir savaşta Tatarların hilesi ile Göktürkler yenilir. Tatarlar
herkesi kılıçtan geçiri ve Çocukları köle diye yanlarına alırlar. Bu
harbin sonunda İlhan'ın Koyon isimli oğlu ile Niskisz adlı yeğeni
kadınlar ile birlikte düşman elinden kaçar: Hayvanlarıyla birlikte
dağlara yürürler. Bir sarp dağın içinde karlı bir yol bulurlar. Ancak
bir tek devrenin, tek bir koyunun zorlukla geçebileceği bu çok
tehlikeli yoldan geçerek, etrafı aşılmaz ve geçitsiz dağlarla çevrili
geniş bir ülkeye varırlar. Burada akarsular, türlü otlar, yemişli
ağaçlar ve çeşitli avlar vardır. bu yerde kalırlar ve ovaya Ergenekon
adını verirler. Fakat Ergenekon'da 400 yıl kalıp çoğalan Türkler
sonunda bu yurda sığmaz olurlar ve Ergenekon'dan çıkmaya düşmanlarıyla
çarpışmaya karar verirler. Ancak, geçmek istedikleri yolu bulmazlar o
zaman demirci "Burada denizden bir dağ var, onu eritelim..." der ve
öyle yaparlar. Dağın geniş yerine bir kat odun, bir kat kömür koyarlar.
Etmiş deveden körük yapıp yetmiş yerde kurarlar ve birikip
körükllerler. Nihayet demiri eritip, yüklü bir deve geçecek kadar yol
açarlar. Ana yurtlarına gidip Tatarlardan intikam alırlar. Ergenekon'da
çıktıkları günü bayram günü kabul ederler. Bu bayramın her yıl
dönümünde bir demiri ateşte kızdırırlar ve önce Türk hanı bu demiri örs
üzerine koyarak çekiçle vurur sonra beylerde aynısını yapar.
Göktürklerin Ergenekon'dan çıkarken onları yöneten demirci başbuğun adı
Böteçine yani Bozkurt'tur.
Göktürk destanlarının tarihi olayları
aydınlatan önemli bir yazı vardır. Bu destanlar bize Göktürklerin bu
isimle anılan Türk devletini kurmada önceki hayatları hakkında bilgi
veriyor. Büyük Hun devleti dağıldıktan sonra bir kısım Türkler Altay
dağları civarına çekilmiş burada 400 yıldan fazla kalarak toprak ve
maden işlemişlerdir. Türklerin Ergenekon dedikleri kapalı ülkenin
burası olması ihtimal yüksektir. Göktürklerin bu yerlerde denir ve
çelik işleyerek kendilerinden önce bir Türk devleti Aparlar'a silah
yaptıkları iyi bilinmektedir.
Destan bize Göktürklerin bir
"Bozkurt" neslinden türediklerine ne kadar çok inandıklarını ve
şüphesiz eski bir Türk totemi olan bu "Bozkurt"un. Türkelr arasında
önemli milli bir sembol olarak yaşadığını haber veriyor. Bozkurt adı
Moğolların içine karışan Türkler arasında bile asırlarca unutulmamış
Ergenekon destanını yaşatan Türk - Moğol geleneği Türkleri
Ergenekon'dan çıkaran hükümdarın adını asırlarca sonra yine Bozkurt
olarak hikaye etmiştir.
Destanlarımızdan Esinlenerek ilk denemeler
veren Z. Gökalp olmuştur. Kızıl Elma (1913) ve Altın ışık (1923-1942)
adlı kitaplarında bu yolda manzumeler bulunmaktadır.
ERGENEKON
Elma, erik cktu, yedik
Demir bulduk örs işledik;
"Bir gizli yol bulsak!" dedik:
dağ deledi bıcağımız!
Kurttan halı iken bu yurt,
Bir gün peyola oldu bir kurt
Bir geriğe attı avurt
Yolda, önce kendi indi:
Sağ elinde bayrağımız!
Böteçene kısalun adı
Ernenekon yurolun adı
Dört yüz sene dudun, hadi!
Çık ey yız bin mızrağımız
Oldu sna kot bu eşık,
Gördü çoban yamağımız:
Kurt bir delik buldu, gitti
Bir demirci takıp etti;
Ocak yaktı, taş eritti;
Açıldı yol kapağımız:
Büyük sevinç takip etti;
Ocak yaktı, taş eritti;
Açıldı yok kapağımız;
Büyük sevinç, büyük müjde;
Bayram yaptık kentte, köyde;
Torun, oğul, baba, dede;
Büyüğümüz, ufağımız!
Demirciye Bozkurt dendi;
Han tanıldı, taç giyidi;
Tarih kaldı delik deşik;
Artık yeter: bu taş beşik
Oldu körpe yatağımız!
Uzaklarda baş ülkeler
Issız yurtlar seni bekler!
İşte Kıpçak, işte Kaşgar!
Ta karşıda Gökdağımız!
Tarha dağı gözler seni
Tanrı orda sözler seni,
Dört asırdır özler seni,
Takın dağda ortağımız
(Ziya Gökalp Kızıl elma, 1815,Örnekleriyle Çocuk Edebiyatımız, 4. Basım, Remzi Kitabevi)
MANAS DESTANI
Kırgız
Türkleri arasında anlatılan milli kahramanlık destanı olup islamlığın
Türk halkı arasında yarattığı ilk büyük destandır. Destan, milli bir
çehre taşımakta ve Türklerin bütün öteki kavimlerden üstün oluşu
üzerinde durmaktadır. Türk kahramanı, Çin, İran kavimlerinin
kahramanlarından çok üstün niteliklere sahiptir. Bu konuda bir Rus
gazetesinde yayınlanan makalede (1924) manas destanının Türkler
arasında Pantisikizm emellerinin yayıldığı bir devirde doğmuş olduğu
ileri sürülür. Fakat Manas destanı Türkler arasında islamlığın yayılışı
hadiseler dolayısıyla oluştuğu muhakkaktır. Destanın asıl ruhu müslüman
Türk kahramanı ER Manas'ın müslüman olmayan Türklerle yaptığı
savaşlardadır. Destan sırasıyla Manas'ın nasıl doğduğunu, Alman Ber'in
önce Kokçis (Gökçe)'ye sonra Manas'a nasıl iltica ettiğini hikaye eder
Manas'la Kökçü arasındaki savaş. Kkçü'nun pisiperest oluşu
dolayısıyladır. Manasın aşkı, evlenmesi, ölmesi, hatta öldükten sonra
tekrar edilmesi gibi parçalar ve kısımları takip etmektedir. Bu
müslüman Türk kahramanının en müthiş düşmanı mecusilerin reisi olan
kahraman Er Yulay'dır ki Manas osız, ancak oburluğu yüzünden yiyip içip
sızdığı zamanlarda mağlup edebilir. Destan Manas'ın oğlu semerleyin
moreolarıyla devam eder. Manas Destanı dil bakımından bugünkü Kırgız
Türkçe'sinin özelliklerini taşımaktadır. Bu çok büyük Türk destan bugün
Kırgızlar arasında aslından birşeyler kaybetmiş nazım muzikisi
bakımından bozulmuşda olsa mısralarında canlı, ateşli, yurdunu, ulusunu
Hakanını seven ve öven bir milletin engin millet peliği yaşamakta ve
böyle bir milletin islam dinini kabul edişiyle zenginleşen ahlaki ruhu
dile getirilmektedir. Destan'da Yakıp Han'ın (Çakıp Han) oğlu Er
Manas'ın doğuşu şöyle anlatılır.
Yedi torun başında Bu Çırıçı'da bir ağlanım olsa
Yetkin doğan Boyun Han Cizmesi gümüş civili, mavi pabuçlu
Boyun Hanın oğlu Noygutt'u yecesine bozup yense
Gayretlu doğan kara Han Kuşbaşı eğeli, mavi halatlı
Kara Hanın oğlu Hakatlileri yecesine başup yense
Gayretlü doğan Yakıp Han, Yaralı esekli, delikalanlı
Güngör Yuva Teepsinde Sartları yecesine bassa
Almatı (suyunun) ağzında ...
Yerleşip yatan Yakıp Han Yakıp Hanın bu çırçı Hatundan
Aydar Hanın kızı Çırıçı'yı Bir erkek çocuğu oldu
Almış da Yakıp Han Pamuk gibi ap akdı
(şöyle söyledi:) Ve kemikler bakır gibiydi
Ak boz kısrak kesitrdi
Yakıp Han, doğan oğlunun
-Dört Peygamber karaya-
Adını Manas koydurdu.
Manas kesikte yatıp söyledi Bu Yakıp Bey çağırdı
"Ak sakallı babacığım Yakıp Han" "Bayın oğlu Bokoy Han"
Ben müslüman yolunu açacağım Beri gel, yanıma el
Kafirlerin mallasını saçacağım Başım üstüne söz diyeceğim
Hepsini kovacağım. Benim manas adlı tayım
... At bineceğim, yol gideceğim diyor
Yakıp Han bu sözleri duyanda Uzağa seferim var diyor
Alabaşlı yürük çakın atı İşte bu Manas oğluma
Yakası altın, bakır yeni Aş pişirip, ateş yakıp
Sece gözlü ak zırhı aldı Yanına yoldaş ol Bokoy
Altında süs yaptırdı Görmediğin göster Bokoy
Gümüşte süs döktürdü Bilmediğin öğret Bokoy.
Zırhı giydikten sonra
Manas'ın destanda Bilgi Kağan'ın hitabesini andıran bir başka övülüşü de söylenir.
"Yoksulları bey etmiş
Çıplaklar giydirmiş
Aç olanı doyurmuş
Arıklar semirimiş"
Kırgızlar
arasında hala yaşayan eski Türk geleneklerini, Kırgızlara ait ahlak ve
adetleri aile hayatını, bu kavimin dünya ve hayat görüşünü kuvvetle
yansıtan Manas destanında ayrıca Oğuz Destanı'ndaki Kara Han'ın Ay
Han'ın ve bizzat Oğuz Han'ın isimlerde geçmektedir. Yine Manas destanı
tıpkı eski Türk destanlarında olduğu gibi at ve silah hakkında zengin
motiflere sahiptir. Destanda yabancı kültürler altında kalan Türklere
kardeş gözüyle bakılmaması sert kelimesiyle anılan çiftçi ve
şehirlilere kıymet verilmeyişi de onun dikkate değer taraflarındandır.
Er Manas ve Türk topluluk ruhu mutaasıp değildir. Müslümanlık milli
ahlaki bir iman olarak benim sermiştir. 7'li hece vezniyle söylenilen
bu destan yarım kafiyeleri ve aliterasyonlarıyla eski milli nazmımızdan
işler taşır. Manas destanı söyleyenlere manascıl denir. sözlü gelenekle
yaşarken Rodloff 19 000 dizesini Kırgızların ağzından toplayarak
Almanca çevirisiyle birlikte 1885jk'te yayımlamıştır. 1917 - 24 yılları
arasında deleme çalışmaları ile de destanın bütünü 400 bin dizeyi
bulmuştur. Bu şekli ile Manas Destanı dünyanın en uzun destandır.
Çağdaş Türk Edebiyatında Destanlar
Çağdaş
edebiyatta önemli toplum ve tarih olayları ya da önemli kişiler üzerine
yazılmış destan marifleriyle yüklü uzun şiirler bulunmaktadır. Bunlar
klasik anlamda destan olmaktan çok toplumsal coşku yaratan konulardaki
yapıtlardır. Kimi yönleriyle yapma destanlara benzeyen bu şiirlere
çağdaş destan adı verilir. İçinde yaşadığımız dönemlerin ürünleri olan
yakın geçmişimizde oluşturulan tarihsel olgulara dayalı özgün nitelikli
yapıtlardır. Bunlardan bazıları şunlardır.
1. Nazım Hikmet, Simavna Kadısı oğlu şeyh Bedrettin Destanı'ndan
9.
Sıcaktı
Sıcak
Sapı kanlı, demir kör bir bıçaktı
Sıcak
Sıcaktı.
Bulutlar doluydular,
Bulutlar boşanacak
boşanacaktı
O, kımıldanmadan baktı,
Hayvanlardan
İki gözü iki vartal gibi indi ovaya
Orda en yumuşak, en sert
En tutumlu en cömert,
En seven,
En büyük, en güzel kadın: TOPRAK
Nerdeyse doğuracak, doğuracaktı.
Sıcaktı.
Baktı Karaburun dağlarından o
Baktı bu toprağın sonundaki ufka
Çatarak kaşların:
Kırlarda çocuk başlarını
Kanlı gelincikler gibi koparıp
Çırılçıplak çığlıkları sürükleyip peşinde
Beş tuğlu bir yangın geliyordu karşıdan ufku sarp.
Bu gelen
Şehzade murattı
Hükmü hümayun sadır olmuştu ki şehzade muradın ismine
Aydın eline varıp
Bedreddin halifesi Mühid Mustafa baktı,
Baktı köylü Mustafa
Baktı korkmadan
Kızmadan
Gülmeden
Baktı dimdik dosdoğru
Baktı O.
En yumuşak, en sert
En tutumlu, en cömert,
En seven
En büyük, en güzel kadın: TOPRAK
Nerdeyse doğuracak
Doğuraraktı
Baktı.
Bedreddin yiğitler koyolardan ufka baktılar
Gitgide yaklaşıyordu bu toprağın sonu
Fermanlı bir ölüm kuşunun kanatlarıyla.
Oysa ki onlar bu toprağı,
Bu koyolardan bakanlar onu,
Üzümü, incir, nar.
Tüyleri baldan sarı,
Sütler baldan koyu davarlar,
İnce belli, aslan yeleli otlarıyla
Duvarsız ve sınırsız
Bu kardeş sofrası gibi açmıştılar.
Sıcaktı.
Baktı.
Bedreddin yiğitler baktılar ufka
En yumuşak, en sert
En tutumlu, en cömert,
En seven, en büyük, en güzel kadın: TOPRAK
Nerdeyse doğurarak, doğuracaktı.
Sıcaktı.
Bulutlar doluydular.
Nerdeyse tatlı bir söz gibi ilk damla düşecekti yere
Birden bire
Koyalardan dökülür.
Gökten yağar
Yerden biter gibi
Bu toprağın verdiği en son eser gibi
Bedreddin yiğitleri şehzade ordusunun karşısına çıktılar
Dikişsiz ok libaşlı baş açık
Yalnayak ve yakın kılıçtılar.
Müsalağa cenk dundu
Aydının Türk köylüleri
Sakızlı Rum gemiciler,
Yahudi esnafları,
On bin mülhid yoldaşı, Böklüce Mustafa'nın
Düşman ormanına on bin balta gibi daldı.
Bayrakları al, yeşil
Kalkanları kokma, tolgası tunç saflar
Pare pare edildi olma,
Boşanan yağmur içinde gün inerken akşama
On binler iki bin kaldı.
Hep bir ağızdan türkü söyleyip
Hep beraber sulardan çekmek ağı,
Demiri oya gibi işleyip hep beraber,
Hep beraber sürebilmek toprağı,
Ballı incirleri hep belaber yiyebilmek,
Yarın yanağından gayrı her şeyde
Her yerde
Hep belaber
Diyebilmek için
Onbinler verdi sekiz binini...
Yenikdiler.
Yenenler, yenilenlerin
Dikişsiz,, ak gömleğinde sildiler kılıçlarının kanını
Ve hep beraber söylenen bir türkü gibi
Hep beraber kardeş elleriyle işlenen toprak
Edirne sarayında damızlanmış otların
Esildi nallarıyla
Tarihsel, sosyal, ekonomik şartların
Zaruri neticesi bu
Deme, bilirim!
O dediğin nesnenin önünde kafamla eğilirim.
Ama bu yürek
A, bu dilden anlamaz pek
O, "hey gidi kambur felek,
Hey gidi kahbe devran hey". Der
Ve teker teker,
Bir an içinde,
Omuzlarında dilim dilim kırbaç izleri,
Yüzler kan içinde
Geçen çıplak yakalarıyla yüreğime basarak
Geçer Aydır ellerinden Karaburun mağlupları...
(Tüm Eserleri 3)
Fazıl Hüsnü Dağlarca'nın üç şehitler Destanı: Malazgirt Ululaması / Yedi
Memetler / Yurdana / Kubilay Destanı
Kubilay Destanı'ndan KUBİLAY.
Yedek asteğmen Kubilay bir öğretmendi
Bir ışıktı incecik
Mustafa Kemal'in devrimleriyle büyümüş
Başaklarla sarı
Kavaklarla yeşil
Irmaklarla ak
Gündüzü yurt üzreydi
Yurt üzreydi geceleyin gördüğü düş
Yedek asteğmen Kubilay bir öğretmendi:
Bir ışıktı hiç sönmeyen.
Üç şehitler Destanı'ndan üç şehitler Tepesi, üç, şehitlerin
Vatan ayağa kalkmıştı, vatan silahı tutmuştu
Sanki biz cansudik parlayan bir randa
Kendimizi seyrediyorduk, destanlar arkasından
Yürüyende, uçanda
Hor Allah Allah sesi bir göğü doldurmuştur.
Bir yana dalbudak salmıştı her beden
Yokoldu düşman mansaranın büyüklüğünde
Kaçtı dıpçık hücumunu kabul etmeden
Kaçtı bir daha geri dönmemek üzere
Nura erişti şehitlerle başımız
Kazanıldı üç şehitler Tepesi'nden, çok şükür.
İkinci İnönü savaşımız.
İshak Refet Işılman'ın Cumhuriyet Destanı'ndan
I. Bölüm
O gün şu dağlar, taşlar sanki dile gelmişti
Yurdun yanık bağrından bir varlık yücelmişti
Bu varlık saha halkmış bir dağ gibi dikildi
Umutsuzluğu, yası hemen süpürdü, sildi.
Erzurum'da kükredi, Sivas'ta da haykırdı.
Kölelik bağlarını kökünden söktü, kırdı
Ankara'ya kuruldu o varlığın atağı
Yeni çiçekler açtı o gün umutlar bağı
Bu göklerin kalmadı ne bulutu, ne sisi
O yüce ortak oldu Büyük Millet Meclisi
Büyük Millet Meclisi ulusal bir isyandı
Düşmanlar bu meclisi önce bir gölge sandı.
Büyük Millet Meclisi kurtuluşun güneşi
Öyle bir güneş ki o, görülmiştir eşi
Ozan deyişler şöyle o günleri anarak,
Neler gördü geçirdi o günlerde bu toprak
(Cumhuriyet
Destanı 8 bölümden oluşmaktadır. 153 parçalı olan bu destan Büyük
Harbi, Mütarekeyi, Milli hareketlerle İnönüleri, Sakarya, Dumlupınar
zaferlerini, Cumhuriyetin ilanını ve inkılaplarımızı anlatır.)
Ceyhun Atuf Kansu'nun Sakarya Meydan Savaşı Destanı'ndan
Ateş, Kan, ve Toprak diye 3 bölüme ay rılır.
Ve Toprak'tan.
Yaralı Yiğidin Halk Türküsü
Benim sol yanım acır
Yaralandım da ondan
Konar Halkın gül yarası
Den yiğitler nicedir'
Baktım sol yanıma, yak Süleyman Asaf
Baktım sağ yanıma, yok Ali Turan
Nerdedir Çiçekdağlı Halil
Savrulur yollarında bir yıldızlı gecedir
Niceler ömüştür
Niceler tepelerde kalmıştır.
Halk soluğu yüreğime değince
Gazı yaram sol yanımı acıtır.
Gültekin Akın'ın Maraş'ın ve Ökkeş'in Destanı'ndan
Bir komagenim ben, dikbaşlı ve mağrur.
Bir kez başkaldırdım Doğu Roma'ya
Sonra Türkmen oldum Afşar boyundan
Moğol önünden kaçtım
Kaçtım Maraş'a düştüm
Yüzüğüm mühir benim
Çektiğim kahır benim
El oğlunun yüzünden
Yediğim şehir benim
Maraşlı Ökteş'in destanını bir ben söylerim
Adamın su gibi akanıdır Maraşlı
Biberde, çelikte pamukta elle,
Sim işler, oyma yapar, dik diker gibidir
Sınsın oynar, kolay çeker, diz kırar gibidir
Kuşanıp ava giderken
Bataktan alırken tursıcı
Gıyinip çarşıya varırken
Kara şalvar ok ışlık
Gözleri ışığı ve geceyi paylaştırır
Kaşları onuru ve sevdayı
Adamın su gibi akanıdır Maraşlı
Necati Bolaşoğlu'nun Kobdeniz Destan ve Deyileri adlı kitabından
ÇANAKKALE DESTANI
Çanakkale içine bir uzun selvi
Kımımuz nişanlı kımumuz evli
Çanakkale içine duman duruldi
Nice aslan kumandanlar vuruldi
Of gençluk of
Çanakkael içine duran gemiler
Gökten iner yağmur gibi mermiler
Çanakkale içine bir derin kuyi
İçmeyun askerler zehirdur suyi
Ol gençlük of
Çanakkale içine duman duruldi
Iptıki ateşte zabıt vuruldi
Tümekanın şehri küçük kasaba
İçine domuzlar gelmez hesaba
Tavlileri seçtuk verduk kasaba
Tümeka seheri mermer taşından
Kara vapur işler nehir başından.
(İptıki: İptıda, Tümeka: Mahalli şive ile dömeko)
Mehmet Yardımcı'nın Kurtuluş Savaşı Destanı'ndan
Bir büyük hüsün çökmüştü
İstanbul'da evlere
Bir gemi güvertesinde arkadaşları
Hep işgali
Durumu anlattılar
Ağladı bir yağız yiğit
Koluna sildi gözyaşlarını
"Defolup gidecekler" dedi yürekten
Mavi gözlerini dikip
Mavi denize...
...
Bir köhne vapura bindi Mustafa Kemal
Saray
"Balsa da kurtulsak" dedi
Batmadı Bandırma Vapuru
Sarı saçlarını kuzeyin yelinde
Özgüce uçurdu
Mavi gözlerinde bir uyanışı yüceltip
Türküler söyledi yol boyu
Bir ön sezi
Uzak değil günler diyordu
Anadolu'nun kerları gibi beyaz
Tertemiz yüreğine
Anadolu'nun bir kuzey kentine varı vapur
Samsun limanına yanaştı
Köylüler karşıladı Mustafa Kemal'i
Ellerinde sarı Bafra tütünü
Dumanı bile özgürlüğünü yitirmiş sigaralar
Tellendi peş peşe
"Ne olarak hadımız oğul" dedi bir ana
bir baba
"Daha ölmedik" diyordu
Bir yiğit haykırdı orta yere:
Biz Anadolu'da kısrak koşturmasını da biliriz.
Direnmesini de
Dövüşmesini de
Ölmesini de ...
Cahit Külebi Atatürk Kurtuluş Savaş'nda
I.
Edirne'den Ardahan'a kadar Savaşta kaprüsünden geçen trenler
Bir toprak uzanır Sel dur İzmir'e akar
Boz kanatlı üveyikler üstünden uçar İzmir'in denizi kış, kışı deniz
Ardahan'dan Edirne!ye Sokaklar hem biz hem deniz kokar
Edirne'den Ardahan'a kadar
Güneyde mis kokulu bir ağaç
Kapdağı'nda akar bir çeşme var Yuvarlak yaprakları ince
Sence parmak kalınlığında suyu Yaz gelipte güneş vurunca
Haram etmiş gece gündüz uykuyu Dallarından bal akar
Akar da akar
Bu toprak bizim yurdumuzdur.
Samsun'un evler denize bakar Deli gönül yücesine çıkar
Sokakları yosun içinde Bir üveyik olur, uçar gider
Çarparlar, takallar, mavnalar Ardahan'dan Edirne'ye
Bilyeler gibi suyun yüzünde Edirne'den Ardahan'a kadar
Bir iner bir kalkar
(Fert Ragip Tuncar/Atatürk ve Kahramanlık şiirleri / İnklap Aka Yayınevi)
ayrıca
H. Nihad Pepeyi: (Mütareke) (1934) Çanakkale (1938) Milli Mücadele
destanı (1940) A. Hikmet Par: İstiklal destanı (1953) Milli Mücadeleyi
destanı bir üslupla işleyen şairler arasındadır. Bununla birlikte Basrı
Gocul'un Oğuzlama (1971). Cahit Tanyol'un İstanbul fetih destanı
(1969). Yahya Kemal Beyatli'nin Selimname (Eski şiirin rüzgarıyla adlı
kitapta, 1962). H. Nihad Pepeyi'nin Türk destanına giriş (1934),
Erenler gaziler (1951). N. Yıldırım Gençosmanoğlu'nun Malazgirt destanı
(1971), Bozkurtların destanı (1973) ve son devir romancılarından M.
Necati sepetçiloğlunun (Dağ 1932) Türk edebiyatçılarının hafuslara
moblmuş deyişlerini eser bütünü içine alarak meydana getirdiği takibi
destan denemesi Yaratılış ve Türeyiş (1965) ilgi çekici bu eser olarak
dikkati çeker.
Bu eseler Türk destanlarından çağdaş Türk romanına
gelirken eski destan ya da efsane konularıyla kimi tarihi olay ya a
kişilerin hayat hikayelerini yazıldığı ürünlerdir.
HALK EDEBİYATINDA DESTANLAR
Bir
edebiyat türü olan destan zamanla klasik anlamını yitirmiş, aşık ve
divan edebiyatlarında şekil ve muhteva bakımından oldukça yeni, değişik
türlerin ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Aşık edebiyatında kahramanlık
hikayeleri, savaşlar ve çeşitli toplumsal olaylar (deprem, kıtlık,
ayaklanma...), bazan da mizahi nitelikteki eseler destan adıyla
anılmıştır.
İslam kültürü etkisinde kalan destan türüne:
• Yusuf ve Züleyha ile Cumcüme Sultan gibi aruz vezni ile mesnevi şeklinde yazılmış dini hikayeler
• Hüsrev ü şirin ile Leyla ü Mecnun gibi aşk hikayeler
• Risaletün Nushiye ile Mantıkut Tayr gibi fikri ve tasavvufi eserler
• Katusnane gibi mensur nasihatnameler
• Dastan-ı Ahmet Harami gibi manzum masallar
• Destan-ı İman Ali gibi mensur biyografik romanlar
• Cengizname gibi Mensur epik karakterli eserler örnek verilebilir.
Aşık edebiyatıyla ilgili olan halk şiirinde bir tür adı olarak kullanılan destandır.
Aşık
edebiyatında destan; aşıkların sevgilerini, kahramanlık olaylarını,
günlük olaylarla ilgili durumları ve bazı açıklı olayları anlattıkları,
biçim olarak edebiyatı nazım türlerinden koşmaya benzeyen, koşmadan
dörtlük sayısı, konu, anlatım ve ezgi yönünden ayrılan halk şiiri türü
olarak tanımlanır.
Destanlarda aşık edebiyatının öteki ürünleri
gibi genel temalar yerine belli bir olay veya bazıları kalıplaşmış
belli konular işlenir.
Destanlar için dörtlük sayısı bakımından
bir sınırlama yoktur. Genellikle kendisine en çok benzeyen koşmadan
dörtlük sayısının fazlalığı yönüyle ayrılırlar. Birkaç dörtlükten
oluşan destanlara rastlandığı gibi dörtlük sayısı yüzelliyi bulan
destanlar da vardır. destanların asıl amacı, bir olayı anlatmak olduğu
için destanlardaki dörtlük veya bend sayısı konuya bağlı olarak ve
aşığın yaratma gücüne göre değişmektedir.
Halk edebiyatımızda, kaynağı halk tarafından beslenen küçük ölçekli destanlarımız bulunmaktadır.
Kendine
özgü ezgilerle seslendirilen ve söylenen, toplumu yakından ilgilendiren
olayları, savaşları, yiğitlik ve kahramanlıkları dile getiren halk
destanları konularına göre çeşitlilik gösterir.
Bunları:
Şairnameler, yaş Destanları, Kadın ve Aile Hayatıyla ilgili Destanlar,
Davulcu ve Bekçi Destanları - Öğüt Destanları, Savaş Destanları, Hayvan
Destanları, Güldürücü Destanlar... gibi sıvalamak mümkündür.
HAYVAN DESTANLARI
Aşıklar
bazan ya bir tek hayvanı, ya da birçok hayvanı bir arada olmak üzere
destanlara konu ederler. Bu tür destanlarda hayvanların özellikleri
sıralandığı gibi, hayvanlarla ilgili olarak bazı mizahi unsurlara da
yer verilir.
Hayvanlar destanı, Pire destanı, Fare destanı, Öküz destanı., Bozöküz destanı, Tilki destanı, At destanı, Horoz destanı gibi.
Aşık Ömer'in birçok hayvanın özelliklerini sıraladığı "Hayvanlar Destanı"ndan birkaç dörtlük:
Ayıya hor bakma ateştir sözü,
Gerçek kurdun dahi soğuktur yüzü,
Gergedan bir hayvan onun boynuzu,
Zehir nuş eyleyen canlara şifa.
Örümcek tel çeker görünmez hayal,
Akrep kimi soksa olur bi-mecal,
Çekirge de yağar ol baran misal.
Hikmetine akıl erişmez amma.
Ömer Hayvanların kadri bilinci,
Cümle eylediğin kadar bulundu,
Dile gelenleri takdir olundu,
Kuşların da vasfın edeyim şeha!
GÜLDÜRÜCÜ DESTANLAR
Ele
aldığı konuyu çeşitli açılardan abartmak güldürücü konuma sokar, şair.
Şair burada olayı daha olaylı bir şekilde hikaye eder. Olayı ya
kahramanı kendisiymiş gibi ya da olay kahramanının ağzından söyler.
Bazı
güldürücü destanlarlarda halkın sevmediği insan tipleri de ele alınır
kötülükleri sıralanır ve bunlarla ilgili genel düşünceler dile
getirilir.
Güldürücü destanların konuları çok çeşitlidir.
Züğürtlük destanı, Yalancı destanı, Otlakçı destanı, Mirasyedi destanı,
Bakai destanı, Pire destanı ... bu türe girerler.
Tanınmış halk şairlerimizden Huzuri'nin ters öğüt destanından örnek olarak ilk iki dörtlük:
Bir nasihatım var zamana uygun
Tut sözümü yattıkça yat uyanma
Meşhur bir kelamdır sen kazan sen ye
El için baş yere ateşe yanma
Her nere gidersen eyle talanı
Öyle yap ki ağlatsın güleni
Bir saatte öyle yüzbin yalanı
El bir doğru söz söylerse inanma
BEKÇİ DESTANLARI
Birbiri ardı sıra gelen ve konu bütünlüğü gösteren manilerden oluşan Davulcu manileri bu adla da anılırlar.
Ramazan
gecelerinin İstanbul'a ve Anadolu'nun bazı yörelerine has adetlerinden
olan bu destan Söyleme işi bugün de yaşamaktadır.
Bu tip destanlar mani dörtlüklerinden kurulduğu için istenildiği kadar uzatılabilmektedir.
Bedestan Faslı'ndan:
A bekçi, tınına bahtını,
Bilim misin kaçtır sene?
Diba kumaş kestirelim,
Gel Gidelim bedestene
Hana girmiş çuhacılar,
Alt tarafa kaşıkçılar,
Kürkçülere şaştım kaldım,
Üst tarafı Aynacılar
ÖĞÜT (ATASÖZÜ) DESTANLARI
Bazı
aşıklar uzun destanlar halinde atasözlerini bir araya toplarlar. XVIII.
asır aşıklarından Levni'nin "Atalarsözü destanı" çok ünlüdür. Daha
sonra yetişmiş olan birçok aşık ya bu destana nazire söylemiş ya da bu
türden bir destan meydana getirmiştir.
Bu tür destanlarda hem söz oyunları hem de güzel, özlü sözlere rastlamak mümkündür.
Atasözlerini
doğrudan doğruya işlemediği halde muhtevası itibariyle öğüt verici
nitelikte olan destanlar da vardır. "Kendi düşen ağlamaz'ın destanı"
gibi.
Levni'nin "Atalarsözü destanı"ndan birkaç dörtlük:
Tut atalar sözün kalbi selim ol
Gönülden gönüle yol ver demişler
Sert sirke kabına zarar demişler
Ben de astım bu arsaya bir koyun
Meydan-ı hünerde gel sen de soyun
Feleğin zoruna dayanmaz oyun
Kati zor oyunu bozar demişler
Güneş balçık ile sıvanmaz ey dil
Bi-zeban da olsa bellidir kamil
Kendünden gayriyi beğenmez cahil
Kendi çalar kendi oynar demişler...
YAŞ DESTANLARI
Bir
insanın doğumunda ölümüne kadar geçirdiği devreler her yaşın kendine
has bazı özellikleri de verilmek suretiyle destanlaştırılmıştır.
Pir Sultan Abdal'ın Talibi'nin, Pervane'nin ve Seyrani'nin yaş destanları en çok tanınanlarıdır.
İsportalı Seyrani'ni "Yaş destanı"ndan birkaç dörtlük:
Ebe yur ardırır Sasalar masum
Göbeği kesilir düzlenir mahdum
Dayeler elinde ehvali malum
Elden ele geçer alişan olur
Beş yaşında olur bülbül misali
Altısında olur mektep mekanı
Yedisinde olur mektep mekanı
Sekizinde sünnet ve iskan olur
On üçünde eyler hoş müsahebat
On dördünde eder tenhaca sohbet
On beşinde eder hüblarla ülfet
On altı yaşında nevcivan olur...
Değişik Konulu Destanlar
Aşıkların destanlarında dile getirdikleri oldukça değişik ve çeşitlidir.
Bu
destanlar ağıt niteliğinde olan destanlar, dünyanın yaradılışı ile
ilgili destanlar, şehir - kasaba - köy hayatını dile getiren ya da yurt
köşelerini öven destanlar, yolculukları anlatan yol destanları, yemek
destanları, çiçek ve meyvelerle ilgili destanlardır.
Yolculuk Destanı
Bir dilek Gani Mevladan
Bir çift öküz verdi bahara doğru
Yüklettim otuz beş uruplar arpa
Yönünü döndürdüm şehre doğru
Yarıya varmadan öküz yoruldu
Kolum kaldı kanatlarım kırıldı
Perişanlık yakamızdan sarıldı
Kulağın beri tut habere doğru...
Şairnameler
Aşık
edebiyatında "Aşıklar Destanı", "Tekeleme", "Aşıkname", "Ozanlar
şiiri", "şairname" gibi adlarla anılan şairnameler aşığın yaşadığı çağa
ışık tutar. Aşığın yaşadığı çağda iş bırakan ya da belli bir yöre
aşıklarını konu olarak alıp tanıtan şiirlerdir. 6 + 5 = 11, 4 + 4 + =
11, 4 + 4 = 8 ya da düz sekizli hece ölçüsü ile yazılırlar. Şairnameler
ile biz halk şairlerinin yaşamları, sanatları, memleketler bağlı
oldukları tankol, zümre, sınıfları, çağdaşları, devri, kendilerinden
önce yaşamış sanatkarların adlarını öğreniniz. Bu anlamda divan
şairlerini anlatan şuara tezkirelerine benzer. Ancak tezkireler belli
bir plan, kronoloji, alfaba düzeni ve estetik anlayışta
hazırlanmışlardır. Şairnameler bu özellikleri tam olarak yansıtmamakla
birlikte halk edebiyatı araştırmalarında önemli bir kaynak
durumundadır.
Şairname'ye örnek vermek gerekirse;
Örnek Şairname
Ben aşıkıyım deyiş ah etme gönül
Dğalrda duman var sen n'olacaksın
Çağlar Hak dilince Hakk'a çağrırı
Şad murat umman var sen n'olacaksın
Yaşız oğlu yanmış evrak elinde
Mecnun Hoca yetmiş Leyla dilinde
Fehat canı vermiş şirin yolunda
Fuzuli sultan var sen n'olacaksın
Aşk ile kül olmuş yanmış Niyazi
Eşrefoğlu gezmiş Şam'ı şiraz'ı
Yunus melekleden olmuştu razı
Bekayı bulan var sen n'olacaksın
Arınmış Kuddusi hep masıvadan
Emrah göçun çekmş doru tenadan,
Mansuri kendini asmış senadan
Canına kıyan var sen n'olacaksın
Aşık Ömer gelmiş çok yazmış ebyat
Kamil dünyada olmamış murat
Nuomoğlu, Derli çok kılmış feryat
Bekayı bulan var sen n'olacaksın
Aşık Garip sazın asmış duvara
Kerem yana yana dönmüş fenere
Kusuri'nin gözü benzer pınara
Ene'l Hak diyen var sen n'olacaksın
Ben aşıkıyım deyu çok kılma zarı
Otur bir köşeye edip kararı
Ne sultanlar gelmiş Adem'den bei
Feyadü figan var sen n'olacaksın
Bazı aşık vardır sürer savurur
Mahbubi aşkından dağı devirir
Altmış beş yaşında çöle çağırır
Mesleki sızan var sen n'olacaksın
Ben değilim Hak söyletir dilimi
Bade içtim kimse bilmez halimi
Şu yalan dünyadan çektim elimi
Meftuni nihan var sen n'olacaksın
Nice aşık gelmiş nicesi geçmiş
Nice sır saklamış nice sır açmış
Nicesi bu yolda serinden geçmiş
Ummana dalan var sen n'olacaksın
Bilir misin aşıklığın sırrını
Cümlesi bu yolda vermiş seni
Daha öldürmedim nefsin birini Ruhsatı külhan var sen n'olacaksın
Ticari Hayatla ve mesleklerle ilgili destanlar
Bu
destanların özelliği toplum hayali içinde çok önemli yer olan esnafın
geçmişteki yaşayış tarzını, çalışmasını yaptığı ışın güçlüklerini, kimi
zamanda put noktalarını yansıtmış olmalarıdır. Bu destanlarda o zamanın
piri de anılır ve güzellerin övülmesi hiç unutulmaz. Hatta Helvası
güzeli, kahveci güzeli gibi pek renkli ve eğlenceli halk hikayeleri
bile yapılmıştır. Bu destanlarının bir özelliği de yazılışlarından bu
yana yüzyıllarda geçse o günler'e günümüz arasında esnafik bakımından
fazlaca bir fark olmadığı ortaya çıkmıştır.
Bu destanlar: Efkari'den
Sabahta kalktım da kahveye vardım
Barktım i kahveci yokmuş
Her masada boş boğazlar oturmuş
Kimisi solda ortar kimisi sagı
Oradan uğradım bizim kasaba
Veresiye vermiş durmuş hesaba
Sade baş kaçtığı kalmıştı çaba
Uğursuz yağının çıkmaması yağı
Sütçüye gittim yer hazır etmiş
Üç - beş müşteriye burun etmiş
Bir akkasüte batman su katmış
Gitmiş din imanı, yoktur kaymağı.
Doğal Afetlele ilgili destanlar
Adını
tabiat afetleri dediğimiz, tabiattan gelen tebketler üstüne de şairler
çok destanlar yazmışlardır. Zaman zaman Türkiye'yi yasa boğan depremler
bunların başında gelir. Depremlerden başka yangın, su baskını, çok
şiddetli kışlar, kuraklık, kıtlık gibi afetlerde halk şairlerine
destanlar ilham etmiştir. Böyle zamanlarda halın düştüğü, konuyu,
uğradığı mal ve can kaybını yanık yanı dile getirmişlerdir.
Bunlardan 10 Temmuz 1894 tarihinde İstanbul'da yaşanılan büyük deprem için söylenmiş destanlara örnek vermek gerekirse
Dinleyin ahvali baştan, iptida
İstanbul şehrinde olan ksaı
Kocalar gitmekte ahali hala
Nice babayiğit gitti ziyane
Zelzeleden çarşı olmuştu harap
Dökülmüş cümle taş ile türap
Burada ezilenler gayet bir hesap
Leşleri serdiler cümle meydana
Sene bin üç yüz on iki tamam
Takdir bu hali eyledim beyan
Söylesem çoktur, hasıl-ı kelam
Gayret et Halit, iş bu destana
1894
depremini tasvir eden Hüseyin Poyraz yahut Kanlıcalı yoğurtçu Hüseyin
efendi adında bu şair tarafından dile getirilmiş olan ve zelzele
kurbanı Salih adında birinin ağzından yazılmış destan
Dinleyin vasfeden halim sizlere
Bakın neler geldi başıma ihvan
Vukuunu göstermesin sizlere
Bu cümle alemi yoktan yaratan
Anamın rahminden düştüm düşeli
Görmedim gözümün yaşın sileli
Madede pederim vefat edeli
Güldürmedi beni felek bir zaman
...
27
Aralık 1939 gecesi 18000 vatandaşımızı kaybettiğimiz Erzincan depremi
üzerine Karslı Aşık Sabit Müdami ile Sivaslı Aşık Veysel Satıroğlu'nun
destanları:
Erzincan Destanı
Sona derim sana songün Erzincan
Hani eyvan kaşkün, şırlı atağın
Aldın kucağına nice yüzbin can
İnsan gurhanesi taşın toprağın
Nice civanları eyledin türop
Bülbülün yerinde çağırır gurap
Çarşın pazarların hep ölmüş harap
Salmuş gazel dökmüş bestanın bağın
... Aşık Sabit Müdami
Erzincan
Sam değmiş de bağlar dökmüş gazeli
Hanı harabaolmuş Keşan Erzincan
Nice yiğitleri nice güzeli
Feleğin toruna düşen Erzincan
Kimi ona vermiş, kimisi baba
Nice yavru vermiş gelmez hesaba
Felek kor insanı kaptan kaba
Tarihli felaket nisan Erzincan
... Aşık Veysel
yangınlarda
önemli destan konularındandır. İstanbul'da ne daha başak şehirlerde
çıkan yangınlar üzerine söylenmiş yangın destanları pek çoktur. Bu
destanlarda da tarihi kaynaklarda görülmeyen birçok ayrıntılarına
rastlanabilir.
1660 İstanbul yangını için Ermeni aşıklardan Aznavuroğlu'nun destanlarından birer dörtlük aşağıdadır.
Paytıaht istambol yandı tutuştu
Bilemedik ne arayıp hal oldu
Ana - baba günü bunca asker üstü
Yağmacının dedesi rizku maloldu
İstambol'da yangın olduğu sene
Fırınlardan ekmek alınmaz oldu
Cümle yanana yere derler virane
Çarşıların adı anılması oldu
Salgın
hastalıklarda toplumu derinden etkilerler. Bu yüzden bu tür olaylara da
destanlar söylenmiştir. Kolera destanı + veba salgını destanı
bunlardandır. 1827 tarihli Hasan adlı bir aşığa ait Veba salgını
destanlarından iki dörtlük.
Gitti koçyiğitler, ağlar anası
İşte mevladan geldi, nedir çilesi
Sağ u sol yanında veba yarası
Kudret hançerini vurdu bu sene
Hasan'ım der kendi kendin şaşırır
Göz yaşıyla deryaları taşırır
İnsanın taciri gelmiş deşirir
Cümle veresiye dir bu sene
Yağmurun
az yağdığı yıllarda, bir tarım bölgesi olan Anadolu2da sık sık
kıtlıklar görülürdü. Bu kıtlıkların halkı çok zor duruma soktuğu,
yiyecek sıkıntısı çekildiği destanlarda dile getirilmiştir. 1843
yılındaki kıtlığın Kayseri ve çevresindeki etkilerini dile getiren ve
Salih isimli bir aşık tarafından söylenmiş olan destanlardan iki
dörtlük:
Çun kahıt erişti bu sene gayet
Kalmadı kimsede zerrece takat
Nefs-ı nefis oldu aynı kıyamet
Kesildi cümlenin tab-ı dermanı
Sene bin iki yüz altmış iki de
Zuhur etti kıtlık çün Kayseri'de
Salih'im dediğim ya Rabbi dilde
Bir dahi gösterme böyle tufanı
Seyrani'de
Kuraklık
Nesini söyleyin benim efendim
Gayrı düşen tulmaz telimuz bizim
Garip bülbül gibi feryad ederim
Açılmadan soldu gülümüz bizim
Sef-i irençbein tebdili şaştı
Borç kemali buldu boynundan aştı
İntikal parası binleri geçti
Dahi doğrulamaz belimiz bizim
Ali Balım'ın Destanlar ve Türküler adlı kitabından doğal afetlerle ilgili destanlara örnek vermek gerekirse.
Sel Destanı
Sekizinci ayın 22'si
Emeklerim zay eyledi sel benim
Sele gitti hasılatın hepisi
Emeklerim zay eyledi sel benim
Tırtıl geldi tezekleri daldı
Sel geldi de elek elek eledi
Hasılatı çamurlara beledi
Emeklerim zay eyledi sel benim.
...
Kuraklık
Su senesi Mayıs ayında
Hep kurudu derelerin çayları
Telaş aldı şehirleri köyleri
Aman Allah ne olacak halimiz
Yüreğime düştü ince bir sızı
Allah'ım bol eyle ekmeği tuzu
Kimseden fayda yok sen kayır bizi
Aman Allah ne olacak halimiz
...
SAVAŞ DESTANLARI
Tarihi
olay konu ve çalışmaları anlatan destanlardır. Tarih kitaplarının
değinmediği kimi noktalara ışık tutması, eksik kalan yanları
tamamlamamsı bakımından önemlidir. Anadolu destanlarının savaşları konu
edinenlerinde savaşların toplum üzerindeki olumsuz etkileri ele
alınmıştır. Dışa dönük savaşları ve içe dönük çatışmaları anlatan
destanlar olmak üzere ikiye ayrılır.
Düze dönük savaşları anlatan
destanlarda düşman işgali altından kalmış yerlerde görülen zulüm ve
kötülükler yada düşmana karşı kazanılan zaferler anlatılır.
17.
asır saz şairi Kayıkçı Kul Mustafa'nın Bağdat savaşında yararlılık
gösteren Genç Osman adlı Halk kahramanı için söylediği "Genç Osman
Destanı" dışa dönük savaşlar anlatan destanlara örnek olarak
verilebilir.
Genç Osman Destanı'ndan
İptida Bağdad'a sefer alanda
Atbdi hendeği geçti Genç Osman
Vuruldu sancakdan kaplı sancağı
İletti bedene dikti Genç Osman
Eğeleyin kır atımın ikisin
Fethedeyim düşmanların hepisin
Sabah namazında Bağdad kapısın
Allah Allah deyip açtı Genç Osman
...
Bayburtlu Zihni'nin Akka Destanı'ndan
Kanla yuğrulmuş türabın Akka
İmarından çok harabın Akka
Kan dökmekle vardır şıyabın Akka
Hakın tecellisi Hikmet-i Bari
...
Toprağın fitneli taşların kanlı
Başın kavgalıdır gözün dumanlı
Çok yiğitler yedin ejder dihanlı
Sual edenlere bastın inkar.
Bazı
savaş destanlarında destanın belli yerlerinde olmak üzere Türk
komutanlar ile düşman komutanlar karşılıklı konuşturulurlar ve
birbirlerine karşı kendi askerlerini överler.
1854 Kırım Savaşı Destanı'ndan
Rusyalı der ki geçer işem candan
Alırım Kırım'ı az zaman senden
Başarsam seyreyle ateşi benden
Gece, gündüz kesmeme asla dumanı
Ömer Paşa der ki yaradan Gani
Hele bir yol bas da ararım seni
Güle, kubur ile ararım seni
Olur akibetin sonra pişmanı Bezmi
Düşman
elinde kalmış beldelerin halkı ağzından söylemiş olup buralar da
görülen zulüm ve kötülükleri anlatan, devirin padişahına seslenen
destanlardan da örnek vermek gerekirse 1801 yılında Mısır'ın
Fransızlarca işgali üzerine yazılan.:
Yavuz şehr idim Arabistan'da
Namım söylenirdi Urum'da Şam'da
Şimdi yesir oldum köfrelinde
Hidayet Mevla'dan der ağlar Mısır
Bilmeme hayal midir, bilmeme düşmüdür
İmdadcımız gelmez, yollar kısmıdır
Uyan sultan Selim, bağrın taş mıdır
Gözümüz yollarda der ağlar mısır
....
ayrıca
Aşık Halil Karabulut'un Aşık Mümin Türk İstikbal Savaşı Destanı, Aşık
Kemali Bülbül'ün Kıbrıs Zaferi ve yine Kul Mustafa'ya ait Sultan Mecit
Destanı dışa dönük savaşları anlatan destanlara örnek olarak
verilebilir.
İçe dönük çatışmaları anlatan destanlar ise
isyancılar ve aşiretlere yapılan çatışmaları, eşkıyaların ya da çevrede
ün salmış kişilerin serüvenlerini konu olarak ele alır. Bu tür
destanlar arasında Çakırcalı Mehmet Efe destanı Pozvandoğlu destanı,
Kolenderoğlu Mehmet destanı, Haydaroğlu destanı, Abaza Hasan Paşa
destanı, Kırcalı destanı, Tepedelenli Ali Paşa ayaklanması destanı,
Köroğlu, Çakıcı Efe, Yörük Ali Efe, Elbaşoğlu destanları anılabilir. Bu
tür destanlardan Pozvandoğlu destanı üzerinde kısaca durmak gereklidir.
Pozvandoğlu Osman Ağa 1792'de Ruslarla yapılan Yaş Antlaşmasından
sonra ülkenin birçok yerinde görülen eşkiyalardan biridir.
Pazvandağı'nun isyanının birçok siyasi yönleri vardır. devleti epeyce
uğraştırmış olup Vidin, Belgrat, Sofya taraflarında hakimiyet kurmuş,
komşu Hıristiyan devletlerini haraca kesmiştir. Birkaç aşığın destan
söylemiş olduğu bu olay esrarlı bir şekilde son bulmuş, Pozvandoğlu
Osman Ağa kendiliğinden ölüverince meselede kapanmıştır. Pozvandooğlu
üzerine söylenmiş bu destanlardan parçalar.
Size vasfedeyim nazmile bir dem
Vidin üzerine olan destanı
Hiç sevmezem neden ile cahili
Gözlerim daima arar yaranı
Devlete döda, feryada geldiler
Risal-ü kibara yüzler sürdüler
Hallerin ifade edip dediler
El'aman def'eyle iş bu Pozvarn'ı
Deruni
Kaptan Paşa der ki hey Pozvandoğlu
Valisine hazır ol geldim savaşa
Ululemre senin itaatın yok
Vidin'i yıkarım ta baştan başa
Emir Süleyman
Köroğlu Destanın'dan
(Köroğlu'nun Rus muharebesinde askerine söylediği)
Yiğit olan gümbür gümbür gürlesin
Yiğidi doğuran ona bin yaşa
Ağ göğdede kızıl kanlar şarlasın
Yiğidi doğuran ona bir yaş
Davlumbazlar yeğde yeğde uranda
Çarkacılar sağlı sollu dönende
Eğri kılınç ağ göğdeyi bölende
Yiğidi dağuran ona bir yaşa
Köroğlu
Toplumsal Yargı ve Toplama Niteliğinde Destanlar
Bozulan
toplumsal düzeni ele alan bu destanlarda törelerin kaybolup gitmesi,
zamane insanın bozulması, rüşvet alan memurlara eleştiri vardır.
Serdai, Ruhsati, Deuni Syedari bu türde eserler veren önemli unsurlardır. Örnek vermek gerekirse
Serdarı'nın Seyrani'den
"Tahsildarlar çıkmış köyleri gezer Asırda acayıp işler çoğaldı
Elinde kamçısı fakiri eser Bilmem bu işleri kimler ediyor
Döreği yarganı mezatta gezer Dünyayı hep rezil köpekler aldı
Hasırdan serilir çulumuz bizim" Gelen umeraya karşı gidiyor
Deruni'nin Boy kürkünü beğenmiyor köçekler
Cahili camiye imam etseler Babasına akl öğretir çocuklar
Anın ordı sıra cemaat olmaz Yumurtadan birinu çıkan cücükler
Kibirli insana üç tuğ verseler Horoz oldum diye cık cık ediyor
Arda bir merhamet inayet olmaz Küçükler büyüğe çorap giydirir
Seyrani'nin Tatlıyı insana acı yedirir
Rüşvet iel yaşar hakim hücceli Seyrani, zamane böyle dedirir
Kimse bilmez oldu sözü sohbeti Şimdi kişi bildiğine gidiyor
Bozuldu sikkenin tucuna kaldık.
Kadın ve Ali Hayatını anlatan destanlar
Kadın, karı - kara hayatı, aile yaşamının gülünç ve gerçekçi yönleri yoğrularak anlatılan destanlardır.
Örnek:
Kav gaybeticin halklar yerinden Müslüman dese vallahi yalan
Allah'ım sen sakla kadın şerrinden Karalı düşer ilin kuyusu kasan
Ayırırlar dostu biri birinden Genç Ababl eder müsvet elaman
Allah'ım sen sakla kadın şerrinden Allah'ım sen sakla kadın şerrinden
Ilın kuyusunu kazup niderler
Allah'tan bakmadan bühtan ederler
Görmediği şeyi ben gördüm derler
Allah'ım sen sakla kadın şerrinden
Haktan korkmaz peygamberden utanmaz
Er pır olan senin sözünden konmaz
Tövbe etsen kitap öpsen inanmaz
Allah'ım sen sakla kadın şerrinden
Doğru yolu koyup eğri giderler
Ilı kötü görüp kendin öğerler
Kara çalar sana kara yüzlüler
Allah'ım sen sakla kadın şerrinden
Elifnameler
Türk edebiyatında harflerle ilgili özellikler vardır bunları sınıflandırmak gerekirse
- Sembol olarak kullanılan harfler
- Özel anlamada harfler
- EBCED hedabı
- Kısaltmalarda kullanılan harfler
- Elifnameler alır.
Elifnaem:
Arap harfinin birincisi elif ile kitap risale gibi anlamlara gelen name
sözcüğünün birleşmesinden oluşan bir manzume çeşidinin adıdır. Dize
başlarındaki harflerin alt alta alfabetik bir tarzda devam etmesiyle
oluşan şiirlere denir. bu harfler dizenin (Tasavvuf elifnameler)
herhangi bir yerinde de kullanılır ve harflere bağlı olarak seçilen
sözler şiirin konusunda uygun olmalıdır. Divan şairlerinin
mesnevilerinde, kaside ve gazellerinde görülen bu uygulama aşıkların
koşma, destan ve divanlarında belilir. Her iki edebiyatı da kapsar
ancak divan şairleri aruz ölçüsü ile yazarken aşıklar hece ölçüsünde
yazmayı tercih ederler. Konu sınırlanmasının olmadığı elifnamelerde
dini, dindışı, tasavvuf her konu işlenir. Dindışı elifnamelerde doğa
sevgisi, beşer aşk divan şairlerinin gazellerinde aşıkların
koşmalarında işlenirken dini elifnamelerde Allah'ın varlığı birliği,
peygamber ve din büyüklerine övgü, Allah'a yalvarma divan şairlerinin
mesnevilerinde ( tevhid, naat, methiye, münacaatlarında) açıklanması
destanlarında görülür. Tasavvufi elifnameler de ise tasavvuf ve
mutasavvuf konu olarak dikkati çeker.
Divan şairlerinden Aşık
Paşa, Nesimi, Fuzuli, Muhibbi'nin elifnameleri, aşıklarda da Aşık Ömer,
Detli, Kul Himmert, Ruhsati, Zieli Ceyhun, Aşık Senlik, Aşık Semi, Aşık
Minhacı, Pasaflı Aşık Zülai, Kuddisi, Yozgatlı Huzni, Aşık Deyami,
Sadık Baba, Aşıkı, Müdami'nin elifnamesi önemlidir.
Örnek Elifname
Elif Allah'ı seversen beri bak
Ben benden vazgeçme boyu güzelim
Te ile se ile seni severim
Cim ile cilvesi huyu güzelim
Ha ile hı ile har bakma bize
Dal ile zel ile güz eyle sözüm
Rı ile zel ile gel çıkma yüze
Sın ile setası soyu güzelim
Şın ile şad al tut bu pendimi
Şad ile abd ile sakın kenalını
Ta ile zo ile erme ondini
Aynıdır kaşların yayı güzelim
Gayın gafletten eyelyip gürer
Te ile kaf ile eyle gel haser
Kaf iel lam ile alem geser
m.m ile nun nuru ayin gürelim
vav ile he ile puftai yazar
lamelif diyen canından bezer
ya ile Ruhsati böylece yaşar
cennet-ı alası köyü güzelim.
KAYNAKLAR
- Folklar ve Halk Edebiyatı Eflatun Cem Güney M.E. Basımevi, İst. 1971
- Folklar ve Eğitim Eflatun Cem Güney, İst. 1996. M.E.B.
- 100 soruda Türk Halk Edebiyatı Perlev Naili Boratov
- Türk destaları Kemal Zeki Gençosman İst. Hürriyet Yayınları.
- Ansiklopedik sözlük Milliyet Yayınları, 1967
- Destanlar, Yrd. Doç. Dr. Mehmet Yardımcı Ürün yayınları
- Resimli Türk Edebiyatı Tarihi Nihad Sami Banarlı yedigün Neşriyatı
- Halk Edebiyatında Milliyet unsurları inkılap ve Akka H. Fethi Gözler.
- Örnekleriyle Çocuk Edebiyatımız, 4. Basım. Remzi Kitabevi Şükrü Elçin
- Atatürk ve Kahramanlık Şiirleri Ferit Ragip Tuncar İnkılap Aka Yayınevi
- Türk Edebiyatın Antolojisi Cemil Yener İnkılap Kitabevi
- Çocuk Edebiyatı, Mehmet Yardımcı - Hüseyin Tuncer, Ürün Yayınları
- Türk Halk Edebiyatı Anlatı Türleri, Metin Karadağ Ürün Yayınları
|