|
Çagdaş türk
edebiyatı,omsalı devletinin gerilenmesinin hızlandığı,yapılan yeniliklerin
başarıya ulaşamadığı,batıya yönelme gereğinin duyulduğu bir zamanda yani
1839’da Tanzimat fermanının ilan edilmesiyle başlayan medeniyet ve kültür
değişikliği ve bu değişikliğin dayandığı
Batılı anlaşma olgusunun belirlediği bir gelişim sürecinde değerlendirile
bilir.
19 yy.da Türk
Edebiyatı,batılılaşma hareketine bağlı olarak roman,hikaye,tiyatro gibi yeni
türlerin denenmesiyle Çagdaş bir çizgiye girdi.Türk edebiyatını yönü batı
düşüncesinin temel alınması sonucu değişti.Batı ile ilişkiler,aydınların bir
batı dilini öğrenmeleri batı edebiyatından yapılan çeviriler,batıdaki fikir
akımları ile tanışma bir kültür ve medeniyet değişimini gündeme getirdi.Sosyal,ekonomik
ve siyasi hayatta meydana gelen değişikler edebiyata da yansıdı,Cumhuriyetin
kuruluşuna kadar arayışlar devam etti.
1)TANZİMAT DEVRİ TÜRK EDEBİYATI
Tanzimat fermanı ile beraber edebiyatta da batıya yönelmeye
başlar.Tanzimat dönemi edebiyatının kesin olmakla birlikte başlangıç tarihi
olarak 1860 gösterile bilir. Bu tarih Tercuman-ı Ahval’in yayımlanmaya başlayış
tarihidir.
Bu dönemde batı
edebiyatlarından bir çok yeni tür ve şekiller alınmış;önceleri çevirme
sonraları taklit ve telif etmek suretinde bu türlerde eserler verilmiştir.
Tanzimat Edebiyatının
temsilcilerinin amacı batı örneğine göre bir edebiyat yaratmak ve batı hayatını
tanıtmak olduğu için,sanatçıların hepsi edebiyat türlerinin romanda şiire kadar
en az bir kaçı ile örnekler yazmışlardır.bu dönemde telif eserler yanında çok
sayıda tercüme ve adapte eser de Türk Edebiyatına dahil edilmiştir.
Bu dönemde yapılan
yenilikler ve alınan türler şunlardır:
GAZETE
Bir yayın organı olarak
1831 de çıkmaya başlayan Takvim-i Vakayı,resmi bir gazeteydi.Daha sonra yarı
resmi olarak 1840 ta İngiliz Churchill tarafından Ceride-i Havadis çıkarıldı.
İlk edebi ve özel gazete
ise 1860 yılında Şinasî ve Âgâh Efendiler tarafından çıkarılan Tercuman-ı
Ahvaldır.
Daha sonra Şinasî,1862 de
Tasvir-i Efkâr’ı çıkarmaya başlar bunların dışında Muhbir (1866) Hürriyet
(1867), Basiret (1869),İbret (1871),Devir (1872),Bedir (1872) gazeteleri çıkar
HİKÂYE VE ROMAN
Türk edebiyatı romanla ilk
defa 1859 da karşılaşır.Yusuf Kâmil Paşa Fenolen’in Telemak (telemaque)adlı
romanını tercüme eder.İlk yerli roman Şemsettin Samin’in Taşşuk-i Talâr ve
Fitnat (1872) ‘idir.İlk hikâye Ahmet Mithat Efendi’nin Letaif-i Rivayet’idir.
TİYATRO
İlk tiyatro Şinasi’nin
evlenmesi adlı,iki perdelik,komedi türündeki eserdir.eserde görücü usulü ile
yapılan evliliklere gönderme yapılır.
ŞİİR
Tanzimat döneminde en
önemli yenilik şiirde görülür.şekil olarak divan şiirine baglı kalınmış,fakat
konu bakımından hem eski terk edilmiş hem de oldukça yeni ve çeşitli konuşlar
işlenmiştir.aruz ölçüsünün yanında az da olsa hece ölçüsü kullanılmıştır.
Gazel,kaside,terkib-i bent
gibi şekiller kullanılarak hak,adalet,kanun, medeniyet,eşitlik,hürriyet
kavramları işlenmiştir.
Tanzimat yazar ve şairleri
hem yaşadıkları dönem hem de edebiyata bakış açıları ve işledikleri konular
bakımından iki gruba ayrılır.
a)Birinci Dönem (1860-1876)
1860-1876 yılları arasında
Tanzimat edebiyatının birinci dönem temsilcileri Şinasi,Ziya Paşa,Namık
Kemal,Ahmet Mithat Efendi,Şemsettin Sami ve Ahmet Vefik Paşa’dır.
Bu dönemde sanat toplum
içindir görüşünü benimsemiştir.Bu sebeple şiirde söyleşiye degil fikre önem
verilmiştir.
Dilde sadeleşme fikri
savunulmuş amam uygulanamamıştır.Hece vezni ve halk edebiyatı da savunulmuş ama
sözde kalmıştır.divan edebiyatına tümden karşı çıkılmış ve ağır bir dille
eleştirilmiştir.Fransız edebiyatı örnek alınarak romantizmden etkilenilmiştir.
Roman,tiyatro,makale gibi
batıdan alınan türler ilk defa bu dönemde kullanılmıştır.
Noktalama işaretleri de ilk
defa bu dönemde kullanılmıştır.Kölelik ve cariyelik romanlarda sıkça
işlenmiştir.Romanlar teknik bakımdan oldukça zayıftır.Yer yer olayların akışı
kesilerek okuyucuya bilgiler verilmiştir.Uzun uzun tasvirler
yapılmış,tesadüflere sıkça yer verilmiştir.
Edebiyatçılar edebiyatın
yanında bil fiil devlet işleriyle,siyasetle de bilfiil ilgilenmişlerdir.
DÖNEMİN EDEBİYATÇILARI
ŞİNASİ (1826-1871):
Türk edebiyatında yeniliklerin
öncüsüdür.1860’ta Tercuman-ı Ahval’i (ilk özel gazete),1862’de Tasvir-i Efkâr-ı
çıkardı.İlk makaleyi (Tercuman-ı Ahval
mukaddimesi),ilk piyesi (Şair evlenmesi) o yazdı.Noktalama işaretlerini de ilk
defa o kullandı.La Fontain’den fabllar tercüme etti.Larmartin’den de mazlum
çevirileri vardır.İlk şiir çevirilerini de o yaptı.Nesirlerinde dili
sade;şiirlerinde ise ağırdır.Tanzimat Fermanı’nı ilân eden Mustafa Reşit Paşa
için yazdığı iki kasidesi ünlüdür.Bu kasidelerdeki övgüleri divan şiirindekinden
daha abartılıdır.O,başarılı bir şair ve yazar olmamasına rağmen batı
edebiyatından alınan yeni türlerle edebiyatımızın batılılaşmasında en çok onun
emeği vardır.
ESERLERİ
Şair Evlenmesi;Piyes,edebiyatımızdaki ilk tiyatro eseri,
Müntehabat-ı Eşar;Şiir,
Divan-ı Şinasi;Şiir,
Durub-ı Emsal-i Osmaniye;İlk atasözleri kitabı,
Tercüme-i Manzume;Çeviri şiirler
ZİYA PAŞA (1829-1880):
Doğu kültürleriyle
yetişmiş,sonradan batı edebiyatına yönelmiştir.Fikren yenilikçi olmasına rağmen
eserlerinde eskiyi,divan şiiri geleneğini devam ettirmiş,gazel ve kasideler
yazmıştır.En meşhur Terkib-i Bent ve Terci-i Bent şairimizdir.
Harabat adlı bir divan
şiiri antolojisi vardır.Daha önce "Şiir ve İnşa"da divan şiirinin
bizim şiirimiz olmadığını ,asıl şiirimizin halk şiiri olduğunu söyleyen
şair,eski şiir geleneğini sürdürmüş,Harabat’ta âşık şiirini eleştirmiştir.Bunun
yanında sade dilden yanadır,ama kendisi agır bir dil kullanır.Bu onun içinde
bulunduğu bir ikilemdir.Hem eskiyi eleştirmekte hem de geleneğini devam
ettirmektedir.
ESERLERİ
Harabat:Divan Şiir antolojisi,
Külliyat-i Ziya Paşa Eş’ar-ı Ziya:Divan şiiri tarzındaki şiirleri
(Gazel,kaside ve şarkılar),
Terkib-i Bent,Terci-i Bent:Bugün dahi dillerden düşmeyen beyitler
vardır.
Zafername,hiciv türünde bir kasidedir,Âli Paşa’yı yermek için
yazılmıştır.
Rüya,mensur,Defter-i Âmal hatıralarıdır.
NAMIK KEMAL
Tanzimat edebiyatının en
hareketli ve heyecanlı ismidir.Varan şairi olarak tanınır.Şiirlerinden çok
nesirleri ile tanınır.Edebiyatta hürriyet kavramını ilk kullanan
şairdir.Şiirlerinde "hürriyet,vatan,kanun,hak,adalet" kavramlarını
işlemiştir.Hürriyet Kasidesi,Vatan Şarkısı ve Vatan Mersiyesi bu konuları
içerir.
Namık Kemal de eski
kültürlerle yetişmiş,divan şiiri eğitimi almış, gazeller, kasideler
yazmıştır.Fakat o da sonradan divan edebiyatını eleştirmiştir.Ziya Paşa’nın
Harabat’ına karşı Tahrib-i Harabat’ı yazarak eskiye olan tepkisini ortaya
koymuştur.
Şinasi’nin kurduğu Tasvir-i
Efkâr’ı,Şinasi Paris’e kaçınca Namık Kemal çıkarmaya başladı.Daha sonra
kendiside Ziya Paşa ile Paris’e kaçarak orada hürriyet gazetesini
çıkardı.İstanbul’a döndükten sonra İbret gazetesini çıkardı.
Eserlerinde romantizmin
etkisi görülür.Tiyatroyu faydalı bir eğlence olarak görmüştür.
ESERLERİ
İntibah;ilk edebi roman,
Cezmi;ilk tarihi roman.
Tahrib-i harabat,Takip;ilk edebi eleştiri.Ziya Paşa’nın Harabat’ını
eleştirmek için yazılmıştır.
Renan Müdafaa namesi;ilk eleştiri.
Vatan Yahut Silistre;oyun,
Celâlettin Harzemşah ;oyun.
Gülnihal;oyun.onun en başarılı tiyatro eseridir.
Âkif Bey;oyun,
Zavallı çocuk;oyun,
Kara Bela;oyun.
Osmanlı Tarihi,Kanije muhasarası,İslam Tarihi;tarih.
b)İkinci Dönem (1876-1891)
1876-1896 yılları arasında
ikinci dönemin tanınmış temsilcileri Recaizade Mahmut Ekrem,Abdülhak Hamit
Tahran,Sami Paşazade Sezai ve Nabizade Nazım’dır.İkinci dönem edebiyatçıların
sanat anlayışları birincilerden farklıdır.ikinci dönemde sanat sanat içindir
anlayışıyla eserler verilmiştir.Bunun sebebi bu devirde idarenin daha baskıcı
davranmasıdır.
Bu dönemde batı edebiyatı örnekleri daha
başarılı bir şekilde ortaya konmuştur.dönemin sanatçıları devlet
işleriyle,siyasetle,toplum meseleleriyle değil sadece sanatla
ilgilenmişlerdir.Birinci dönem sanatçılarının toplumsal sorunlarla
ilgilenmelerine karşın bu dönem sanatçıları kişisel konu ve temaları
işlemişlerdir.Bu yüzden dilleri daha ağırdır.Dönemin romanlarında realizmin,
şiirinde ise romantizmin etkisi vardır.
DÖNEMİN SANATÇILARI
RECAİZADE MAHMUT EKREM (1847-1914)
Şiir,roman,hikaye,tiyatro,eleştiri,edebi bilgiler türlerinde eserler
vermiştir.Şiirlerinde
Hüznü ve elemi işlemiştir.Ölümü hatırlatan tabiat manzaraları,hüzünlü
duygular,romantik güzellikler,solgun güller,kitap yaprakları arasında
kurutulmuş çiçekler,küçük kuşlar onun şiirinin konuları arasındadır. Oğlu
Nejat’ın ölümü içli,üzüntülü şiirler
yazmasında etkili olmuştur.Edebiyatta yenileşmeden yanadır.Muallim Naci ile
aralarında bu konularda tartışmalar olmuştur.
ESERLERİ
Nağme-i Seher: Şiir
Yadigâr-ı Şebab:Şiir
Pejmürde:Şiir
Zemzeme:Şiir,önsüzünde edebiyat hakkındaki düşünceleri ve edebi
eleştiri vardır.(Bu esere Muallim Naci "demdeme" ile karşılık
vermiştir.)
Muhsin Bey:Hikâye
Şemsa: Hikâye
Araba sevdası:;Roman.Realizm etkisiyle yazılmıştır.ve batı hayranlığı
yolunda düşülen garip durumlar eleştirilir.
Çok Bilen Çok Yanılır:Komedi
Afife Anjelik:Tiyatro
Vuslat:Tiyatro
Atala: Tiyatro
Talim-i Edebiyat:Edebi bilgiler içerir.
SAMİ PAŞAZADE SEZAİ (1860-1936)
Batılı tarzda hikayeleri ve
bir romanı vardır.Sergüzeşt adlı romanı realizme dogru atılmış bir
adımdır.Küçük Şeyler adlı hikâye kitabı Fransız realistlerin sanat
anlayışlarına uygundur.Rumuzul-edeb,bazı makale,hikâye ve sohbet
içerir.Romantik özellikler taşıyan şiirler de yazmıştır.Şiir isimli bir de
piyesi vardır."İclâl’de,yeğeni İclâl’in ölümü üzerine yazdığı mersiye,bazı
nesirleri ve hatıraları vardır.
ABDÜLHAK HÂMİT TAHRAN (1852-1937)
Edebiyatta batılılaşmanın
asıl ihtilâlcisidir.Şair-i Azam olarak bilinir.Kurallara uymayan,batı şiirinde
gördüğü her yeniliği Türk şiirine uygulayan,divan şiirini bitiren o
olmuştur.Doğu ve batı şiirini işlendikleri yerlere giderek
öğrenmiştir.Sanatında romantik etkiler vardır. Zengin bir lirizm bulunan
şiirlerinde vezne,kafiye,söze,dile pek önem vermemiştir.Taşkınlık ve
yücelik,söyleyişteki tezat onun şiirinin önemli özellikleridir.Şiirinde ve tiyatrolarında tarihi konular önemli
bir yer tutar.Soyut kavramlar,hayat,tabiat,ölüm,insan,onun işlediği konulardır.
ESERLERİ
Belde,Makber,Halce,Bâlâdan Bir Ses,Garam…
Yirmiye yakın tiyatrosu vardır.Sahnelenmesi imkânsız tiyatro eserleri
yazmıştır.Bu eserlerde insanların yanında ölüler,ruhlar,hayaletler,periler de
rol alır.Tiyatroda egzotik,tarihi,milli ve dini konular işlenmiştir.Bazı
oyunlarında Shakespeare’in tesiri görülür.Hepsi de dramdır ve bazıları mensur
bazıları da manzumdur.İlk tiyatro eseri Macera-yı
Aşk’tır.Tarık,Fitnen,Eşber,Nesteren,Sardanapal,İlhan önemli tiyatro
eserleridir.
DÖNEMİN BAĞIMSIZ İSİMLERİ
Ahmet Mithat Efendi,Muallim Naci,Ahmet Vefik Paşa
2)EDEBİYAT-I CEDİDE (SERVET-İ FÜNUN) (1896-1901)
Servet-i Fünun, daha önce
Ahmet İhsan tarafından çıkarılan bir fen dergisidir. Recaizade,1895 sonlarında
derginin başına Tevfik Fikret’i getirir.Tanzimat’la birlikte başlayan edebiyatı
Avrupa ruhu ve tekniği içinde yenileşme hareketi,1896-1901 yılları
arasında,Servet-i Fünun dergisi etrafında,Recaizade önderliğinde toplanan yeni
nesille ikinci bir hamle yapmıştır.
Bu nesil Ali Ekrem,Cenap
Şahabettin,Süleyman Nafiz,Mehmet Rauf,Tevfik Fikret, Hüseyin Cahit,Ahmet
Hikmet,Faik Ali,Celâl Sahir,Hüseyin Suat oluştur.Sonradan Halit Ziya’da bu
gruba katılmıştır.Dönem 2,Abdülhamit’in istibdat dönemidir.Dönemin bu özelliği
sebebiyle edebiyatçılar içe dönük davranmış,kişisel konuları, içliliği,
aşkı,karamsarlığı,hayal kırıklığını,tabiat güzelliklerini,melânkoliyi ve
üzüntüyü işlemişler;toplumsal sorunlara değinmemişlerdir.Adeta yüksek zümre
edebiyatı gibidir.Bunda Recaizade’nin büyük etkisi vardır.
Servet-i Fünuncu ve
Edebiyat-ı Cedideciler denilen grup,Fransız edebiyatının özelliklerini büyük
ölçüde Türk edebiyatına adapte etmeye çalışmışlardır.Fransız realizmi örnek
alınmıştır.Tanzimat döneminde başlayan ve benimsenen,dildeki yabancı unsurları
ayıklayarak sade Türkçe’ye geçiş hareketi bu devirde durmuş,Arapça ve Farsça
kelimelere yeniden itibar edilmeye başlanmıştır.
Tanzimatçıların birinci
dönem sanatçıları,sanat toplum içindir prensibini benimserken,Servet-i
Fünuncular ise Tanzimat’ın ikinci dönemindeki gibi sanat sanat içindir prensibi
ile hareket etmişlerdir.
Topluluğun üslûbu süslü ve
sanatlı:ruh ve ifade tarzı ise
Avrupalı’dır.Şiir’de aruz vezni kullanılmakla birlikte,nazım şekillerinde ve
konularda büyük yenilikler yapılmıştır,nazımı nesre yaklaştırmışlar,beyit
bütünlüğünü yerine konu bütünlüğünü esas almışlardır.Bir cümle bir kaç
dizede/beyitte tamamlanabilir.
Fransız şiirinden alınan
sone ve terza-rima gibi şekiller ve serbest müstezat çokça
kullanılmıştır.Kafiyede kulak kafiyesi benimsenmiştir.Romanda ve hikayede
batılı anlamda başarılı örnekler verilmiştir.Romanda tahlile ve teferruata yer
verilmiş, modern kısa hikayenin ilk örnekleri bu dönemde şekillenmiştir.
Roman ve hikâyede olaylar
ve kişiler tamamen İstanbul’a,seçkin tabakaya aittir.Romanda realizmden,şiirde
parnasizm ve sembolizmden etkilenmişlerdir.
Bu dönemde gazetenin yerini
dergiler almıştır.
Şiir,roman,hikâye,tiyatro,tenkit
ve hatırat türlerinde başarılı eserler veren Servet-i Fünun temsilcilerinin en
tanınmışları,şiirde Tevfik Fikret,Cenap Şehabettin,Süleyman Nafiz,Roman ve hikâyede
Halit Ziya Uşaklıgil,Mehmet Rauf,Hüseyin Cahit Yalçın,Ahmet Hikmet
Müftüoğlu’dur.
Servet-i Fünun edebiyatına
katılmayarak gene batılı anlayışla eserler verenler arasında Ahmet Rasim
hatırat türü ile,Hüseyin Rahmi Gürpınar İstanbul’u anlatan romanları ile yeni
Türk edebiyatını desteklemişlerdir.Servet-i Fünun dergisinin 1901’de
kapatılmasıyla topluluk da dağılır.
DÖNEMİN SANATÇILARI
TEVFİK FİKRET (1867-1915)
Recaizade ve Hamit’in
tesiriyle batılı şiire yönelmiştir.Servet-i Fünun’un şiirindeki en önemli
temsilcidir.İlk şiirinde ferdi konuları (aşk,acıma,hayal kırıklıgı…)işler
topluluktan ayrı yazdıgı şiirlerde toplumsal konulara yönelir.Bu anlayışla
yazdıgı şiirlerinde temalar,hürriyet,medeniyet,insanlık,bilim,fen ve
tekniktir.Sis,Haluk’un Vedaı,Tarih-i Kadim,Haluk’un Amentüsü adlı şiirinde bu
konuları işler Sanatın bu ikinci
döneminde dinlere de cephe alır.Kutsal olan her şeye karşı çıkar,hatta
İstanbul’a dahi küfreder.
Fikret,aruzu Türkçe’ye
başarıyla uygulanmıştır.Serbest müstezadı geliştirerek serbestçe
kullanılmıştır.İlk döneminde dili oldukça ağırdır.Şiiri düz yazıya
yaklaştırmıştır.Ahenge büyük önem verir.Şiirlerinde şekil bakımından
parmaksızmin etkisi görülür."Şermin",onun çocuklar için ve heceyle
yazdıgı şiirlerden oluşan bir eserdir.
ESERLERİ
Rübab-ı Şikeste,Hâluk’un Defteri,Rübab-ın Cevabı,Tarih-i Kadim,Doksan
Beşe Dogru
CENAP ŞAHABETTİN (1870-1934)
Servet-i Fünun’un Tevfik Fikret’ten sonra en önemli şairidir.Asıl
mesleği doktorluktur.İhtisas için gittiği Fransa’da tıptan çok şiirle
ilgilenerek sembolizmi yakından takip etmiş ve bu akımdan etkilenmiştir.Şiirde
kelimeleri müzikal değerlere göre seçerek kullanılır.
Dili oldukça
ağırdır.Bilinmeyen Arapça ve Farsça kelime ve tamlamalar kullanılır.
Duygu ve hayal yüklü tamlamalar kurar.Serbest müstezadı çok
kullanmıştır.Aynı şiirde birden fazla
aruz kalıbı kullanılmıştır.Aşk ve tabiat değişmez
konularıdır.Sanatı,sanat,hatta güzellik için yapmıştır.Bolca semboller
kullanmış,tabiatla iç dünyanın kompozisyonunu çizmiştir.Düz yazıları da vardır.
Hac Yolunda,onun gezi
yazısıdır.
Suriye Mektupları ve Avrupa
Mektupları da gezi türündedir.
Diğer nesirleri:
Evrak-ı Eyyam,Nesr-i Harp,Nesr-i Sulh,Tiryaki sözleri (kendi
vecizeleri)
Tiyatro eserleri:yalan (dram),körebe(komedi)
HALİT ZİYA UŞAKLIGİL (1867-1945)
Servet-i Fünun’un roman ve
hikâyede en ünlü edebiyatçıdır.Süslü sanatlı ve agır bir dili ve üslubu
vardır.Batılı anlamdaki ilk romanları yazmıştır.Realizmden etkilenmiştir.Romanlarında
aydın kişileri anlatır.Mai ve Siyah’taki Ahmet Cemil,Servet-i Fünun
sanatçısının temsilcisidir.Kahramanları yaşadıkları çevreye uygun anlatır ve
ruh tahlillerine önem verir.
Hikâyelerinde Anadolu
hayatına,köy ve kasaba yaşayışına,romanlarında yalnız İstanbul’a yer verir.Anı
ve mensur şiir türünde eserleri de vardır.
ROMANLARI
Mai ve Siyah,Aşk-ı
Memnu,Kırık hayatlar,Bir Ölünün Defteri,Ferdi ve Şürekası,Sefile…
HİKAYELERİ
İzmir Hikayeleri,Hikâye-i
Sevda,Kadın Pençesi,Onu Beklerken,Aşka dair…
HATIRALARI
Saray ve Ötesi,Kırk Yıl,Bir
Acı Hikaye
MEHMET RAUF (1875-1931)
Servet-i Fünun romanının
ikinci önemli ismidir.Roman,hikâye ve tiyatro türünde eserleri vardır.Romantik
duyguları,hayalleri ve aşkları işlemiştir.sosyal hayata pek yer
vermemiştir.Arzu,ihtiras ve aşk maceraları temel konularıdır.Romanlarında
psikolojik tahlillere önem verilmiştir,Dili sadedir.En önemli eseri
eylül’dür.Roman edebiyatımızdaki ilk psikolojik roman olarak bilinir.konusu
yasak aşktır.şahıs sayısı azdır.psikolojik tahliller başarılıdır.
ROMANLARI
Eylül,Ferda-yı
Garam, Genç Kız Kalbi,Define,Son Yıldız,Kan Damlası.
HİKAYELERİ
Son
Emel,Bir Aşkın Tarihi,Üç Hikaye,Hanımlar Arasında,Menekşe.”Siyah İnciler” ise
mensur şiirlerinden oluşur.
DÖNEMİN BAĞIMSIZ İSİMLERİ
Ahmet Rasim,Hüseyin Harmi
3)FECR-İ ÂTİ TOPLULUĞU(1909-1912)
1901’deservet-i Fünun
mecmuası etrafında kendilerine Fecr-i Âti adını veren yeni bir nesil
toplanmıştır.servet-i Fünun topluluğu dağıldıktan sonra 1909 yılında Yakup
Kadri ,Ahmet Haşim,Refik Halit Fuat Köprülü,Ali canip,Şehabettin Süleyman
,Celâl Sahir.Tahsin Nihat,Emin Bülent,gibi isimler bir araya gelerek yeni bir
topluluk oluştururlar.Topluluk sanat hayatına bir bildiriyle başlar.sanatın
saygı değer ve şahsi olduğu anlayışını benimserler.Onlar Servet-i Fünun’u
batılı edebiyatı tam olarak oluşturmamakla suçlarlar.Fransız edebiyatını örnek
alırlar.Dilleri süslü.sanatlı,ağdalı ve ağırdır.
Aşk ve tabiatı konu olarak
işlemişlerdir.Aşk genellikle hissi ve romantiktir.Tabiat tasvirleri ise
gerçekçi değil,Haşim’de olduğu gibi şahsidir.Kısa ömürlü olan bu
topluluk,Servet-i Fünunculardan daha sade bir dil kullanmış
sembolizm,empresyonizm ve romantizm gibi akımları eserlerine
uygulamışlar.Avrupa edebiyat ile Milli edebiyat ile bağ oluşturmuşlardır.
Aruzla şiir yazan Fecr-i
Âti şairlerinin en tanınmış ve en orijinali Ahmet Haşim’dir.Şiire herhangi bir
yenilik getirmemişler,Servet-i Fünun’un devamı olmaktan öte ve
gidememişlerdir.Sanat anlayışlarında birlik ve bütünlük olmadığı için 1912’de
dağılmışlar,ferdi olarak değişik alanlarda eserler vermişlerdir
DÖNEMİN SANATÇILARI
AHMETHAŞİM(1884-1933)
Fecr-i Âti şiirinin en
önemli ismidir.Sanat için sanat yapmıştır.sembolizmin en önemli
temsilcisidir.işlediği başlıca temalar tabiat ve aşktır.şiirlerinde hayalle
birlikte musikiye önem vermiştir.Lirik bir şairdir.
Tamamen aruzu
kullanmıştır.dili süslü ve sanatlıdır.En çok serbest müstezadı kullanmıştır.Ona
göre şiir anlaşılmak için yazılmaz.şiirde anlam aranmaz;şair bir hakikat
habercisi,şiir dili de bir açıklama vasıtası değildir.şiir duyulmak için
yazılır ve okunur;şair tabiatın kendine hissettirdikleri sembollerle şiirine
yansıtır,okuyan da kendi hayal dünyasına uygun olarak algılar;şiir dili de
telkin görevindedir.
Şiirin dili musiki ile söz
arasında ve sözden ziyade musikiye yakındır. Şiirde musiki anlamdan daha
önemlidir.
Haşim’e göre şiirin kaynağı
şuuraltıdır.şiirlerinde dış dünyayı, kişinin iç dünyasında, ruhunda aldığı
şekillerle yansıtmaya çalışır.Dış dünyaya ait izlenimleri kendi dünyasında
şekillendirerek ve renklendirerek ortaya çıkarır.
Şiirlerindeki tabiatla
ilgili kavramlar akşam,gurup,şafak, gece, mehtap, yıldızlar, göller,ormanlardır.şairin
şahsında var olan içe dönüklük,şiirlerinde realiteden kaçış olarak ortaya
çıkar.
Şiirlerini Piyaleb ve göl saatleri adlı eserlerinde toplamıştır.
NESİRLERİ
Gurabahane-i Laklakan,Bize
Göre,Frankfurt Seyahatnamesi.
4)MİLLÎ EDEBİYATAKIMI
Modern Türk Edebiyatını
yaratma amacıyla kurulan Tanzimat ,Servet-i Fünun ve Fecr-i Âti toplulukları
büyük hamleler yapmakla beraber ruhta büyük ölçüde Fransız sanatına bağlı dil
ve üslûpta Osmanlıcayı sürdüren,millî kimlik ve kişiliğe ulaşamamış bir
edebiyat vücuda getirmişlerdir.
Osmanlı imparatorluğu’nun
dağılışı sırasında,Türk aydınlarının büyük bir bölümü, ümmete bağlı
Osmanlıcılığın terk edilerek milliyetçiliğin benimsenmesinin,memleketin
geleceği için gerekli olduğuna inanıyorlardı.Bu inanç sonunda Türkçülük ve
Milliyetçilik akımları doğmuş,her sahada millî kimlik arayışları başlamıştır.
Türk dili,Türk vezni,Türk
zevki ve kültürü ile milli konuları,milli ülküleri işleyen Türk edebiyatı
ihtiyacı ve özlemi sonucunda 1911-1923 yılları arasında Milli Edebiyat akımı
var olmuştur.
Türk milletine mensup olma
şuuru, tarih içinde devamlılık düşüncesi, olduğu gibi kalarak batılılaşma
inancı,1911-1923 yılları arasındaki akımın temelleridir.Bu dönemin bariz
özelliği,Türk romantizminin edebî tezahürlerim göstermesidir.
Cumhuriyet’in kuruluşunu
hazırlayan milliyetçilik ideolojisi içinde doğan Millî Edebiyat akımı
Cumhuriyetin ilk yıllarında en olgun eserlerini verdi.Cumhuriyet rejimi ve bu
devirde meydana getirilen sosyal ve iktisadi müesseseler üstünde başlarında
büyük Türk sosyologu ve düşünürü Ziya
Gökalp’in bulunduğu Türkçü ve Milliyetçi münevver zümre etkili oldu.Gökalp’in
Türkiye ve Türkler için şekillendirdiği düşünceler başta Atatürk olmak üzere
Cumhuriyeti kuran birinci neslin dünya görüşünün kaynağını teşkil etti.
Halka ulaşa bilmek ve
onunla bütünleşe bilmek için onun dilini kullanmak gerektiğine inanan bu nesil
yazarları,eserlerinde konuşma dilini kullandılar.
Halk dilini kullanırken
gençlik yıllarında hayran oldukları Edebiyat-ı Cedide (yeni Edebiyat)
yazarlarının ince zevkini günlük dile aktardılar.
1911 yılında Selanik’te
çıkarılmaya başlanan Genç Kalemler Dergisinde başladı bu çalışmalar.Bir kısmı
daha sonra Cumhuriyet dönemi yazar ve şairleri arasında da yer alan bu
edebiyatın temsilcilerinin en önemlileri,Ziya Gökalp Ömer Seyfettin(öncü)
Mehmet Emin Yurdakul Ali Canip (öncü),Yusuf Ziya Ortaç, Faruk Nafiz Çamlıbel
Enis Behiç Koryürek Kemalettin Kamu,Aka Gündüz,Refik Halit Karay,Reşat Nuri Güntekin,Yakup
Kadri,Halide Edik Adıvar.Hamdullah Suphi, Ahmet Hikmet Müftüoğlu,Necip Fazıl Kısakürek,Fuat Köprülü,Halide
Nusret Zorlutuna,Şükufe Nihal,Poyami Sata, Ahmet Hamdi Tanpınar’dır.
Milli Edebiyat akımının
özellikleri Cumhuriyet’in ilk on yılının da bir özeti olmaktadır.Bu çerçeve
içerisinde,Milli Edebiyat akımının ilkeleri de şu şekilde belirtile bilir:Dil
de yakınlık (en mühim prensip),Türkçe karşılığı olan Arapça ve Farsça
kelimelerin atılması.Yalın(süssüz,sanatsız,özentisiz) bir dille yazma; İstanbul
Türkçesini kullanma.
Halk edebiyatı şiir
biçimlerinden yararlanma
Hece ölçüsü
Konu seçiminde yerlilik
Konularını hayattan,ülke
şartlarından seçme
Millî kaynaklara yönelme
İslâmcı,Osmanlıcı, gelenekçi görüşlere sahip yazarlardan bireysel
eğitimli yazarlara kadar tüm edebiyatçılara açık bir bütünlük mevcuttur. Çünkü
artık söz konusu olan Millî Edebiyat akımı kavramı değil,Millî Edebiyat
dönemidir.Bu akımı dilde ve duyuşta 1911-1915 dönemi milliyetçilik fikirlerinin
ön plânda olduğu roman,hikaye,tiyatro eseri ve şiirler verilmesini sağlamıştır.
Başlangıçta Fecr-i Âti
roman ve hikayecisi olan Yakup Kadri Kara Osman Oğlu ve Refik Halil Karay,
gerçek kişiliklerine Millî Edebiyat akımı içerisinde göstermişlerdir.
Fecr-i Âti topluluğu
dışında kalan İstiklâl Marşı Mehmet Âkif Ersoy ve Yahya Kemal Beyatlı ,kendi
şiir anlayışlarına göre eserler veren ve daha sonra Millî Edebiyat akımına
katılan şairlerdir.
Gerek Mehmet Âkif Ersoy
gerekse Yahya Kemal Beyatlı, şiir dili ile konuşma dili arasındaki uzlaşmayı
sağlamışlar, Türk diline zor uyan aruzun engellerini ortadan kaldırıp, yaşayan
Türkçe ile başarılı şiirler yazmışlardır.
DÖNEMİN SANATÇILARI
ÖMER SEYFETTİN (1884-1920)
Son devir Türk
hikâyeciliğin en önemli isimlerindendir.Yeni lisan hareketinin
savunucularındandır.Amacı Millî şuuru kuvvetlendirmek, toplum hayatındaki aksak
yönleri ortaya çıkarmaktır.
Konularını gerçek hayattan
alır.Bu sebeple hikayeler realist özellik taşır. Konuları genellikle tarihi
olaylar, çocukluk hatıraları ve yaşanan günlük olaylardır. Aşk konusunu da bu
hikâyelerinde işler.Kahramanlık, hikayelerinin önemli konularındandır.
Bazı eserlerinde sosyal
hayattaki gülünç özellikleri karikatürize eder.Türklerin Balkanlar’da
uğradıkları zulümleri de konu edinmiştir.Dili oldukça sadedir ve
yalındır.Kurguları oldukça başarılıdır.
HİKÂYELERİ
Eshab-ı Kehfimiz,
Harem,Efruz Bey,Yalnız Efe, Yüksek Ökçeler,Gizli Mabet,Beyaz Lale, Bomba, Bahar
ve Kelebekler.
ZİYA GÖKALP (1876-1924)
Türkçülük cereyanını bir
sisteme bağlayan fikir adamı ve bu sistemi eserlerinde işleyen bir
sanatçıdır.Türk milletinin din,dil,ahlâk,edebiyat yönünden aynı
kültürlerle yetişmiş kişilerden
oluştuğuna inanan Gökalp,eserleriyle
Türk milliyetçiliğinin sınırlarını belirlemiş,milli edebiyatın da fikir yönüyle
temellerini oluşturmuştur.Onun Türkçülük anlayışı,dil,edebiyat,din,iktisat,güzel
sanatlar ve siyaset anlamlarını kapsar.Turancılık ideolojisini de savunmuştur.
Edebiyatı,bu fikirlerini
yaymak için bir araç olarak kullanılmıştır.Sanat yapma kaygısı yoktur.Şiir ve
nesir alanında eserleri vardır.Destan,masal ve makaleler de yazmıştır.
Dile önem
vermiştir.Eserlerini sade bir dille yazmıştır.Türk dilinin gelişmesi yolunda
çaba harcamıştır.Türkçe karşılıkları olan Arapça ve Farsça kelimelerin
atılmasından,Türkçeleşmiş kelimelerin de artık Türkçe sayılmasından yanadır.
Ona millî vezin hece
veznidir.
ŞİİRLERİ
Kızıl Elma,Altın Işık,Yeni Hayat
FİKRÎ ESERLERİ
Türk Medeniyeti Tarihi,Türk Töresi,Türkçülüğün Esasları,Türkleşmek
Muasırlaşmak-İslâmlaşmak,Malta Mektupları.
MEHMET EMİN YURDAKUL (1869-1944)
Halkçılık ve milliyetçilik
düşüncesini şiirlerinde işlemiştir.Şahsi duygulara ve tabiata pek rastlanmaz.
Şiirleri sosyal faydaya
yöneliktir ve didaktiktir.Bu yüzden bir kuruluk göze çarpar.
Hece veznini ve batı edebiyatı
nazım şekillerini kullanmıştır.
Dilinin tamamen sade olduğu
söylenemez.
ŞİİRLERİ
Türk Sazı,Ey Türk Uyan,Tan Sesleri,Ordunun Sesleri,Turana Doğru
5)MİLLİ MÜCADELE DÖNEMİ TÜRK EDEBİYATI
YAKUP KADRİ KARAOSMANOĞLU (1899-1974)
Üsküdar İdadisi’nde
edebiyat ve felsefe öğretmenliği yaptı(1916-17)ikdam gazetesinde çalıştı.Yeni
mecmua’da Erenlerin bağında yazılarını yayımladı.(1918-19)tedavi olmak için
gittiği İsviçre’de üç yıl kaldı.Müzakere devrinde ikdam,Dergah gibi gazete ve
dergilerde yazdığı yazı ve öyküleriyle Kurtuluş Savaşı’na destekledi.İkdam’da
Kiralık Konak(1920)Akşam’da Nur Baba(1921)romanlarını tefrika ettirdi.1921’de
Ankara’ya çağrıldı.
Toplumsal yapıdaki bu
değişimi öykü ve romanlarında yansıtan Yakup Kadri,hayata bakışını ,bu farklılaşma
durumlarının ondaki yansılarını şöyle dile getirmektedir:”on sekiz yaşımda iken
şeyda(deli)bir anarşist idim. Yüksek bir makam sahibi veya herhangi kudretli
bir adamı yere sermek en büyük gayemdi.
Sonradan bir ihtilalin
başına geçmek halk kitlelerini bir rüzgarın bir ormanı dalgalandırışı gibi
harekete getirmek istedim.Otuzumda bunların hepsinden vazgeçmiş,hiç bir şeye
inanmaz olmuş ve kendimi cismani hazlara terk etmiştim.
Fakat etin bu iltihabından
ruhun başka türlü bir iltihabı ile uyandım.Mistik bir sevda can evimi bir
yangının alevi gibi sarmıştı.Bu alevle tutuştukça hayat buluyordum.Ve ılık
uzletimi (toplum hayatından uzaklığımı)yüzleri berrak su kaynaklarını andıran
hayaletlerle dolduruyorum.İşte millet aşkına ben bunlar arasında vasıl oldum.Ve
bu aşk yolunda can vermeyi o vakit cana minnet bindirdim.
Lâkin,bu yeni dinde kendime
peygamber yine kendimdim.Onun için ruhum imansız kalan cemaat gibi perişandı.Ne
vakit ki Anadolu yaylalarının maverasından (ötesinden) O’nun (Atatürk’ün
)sesini duydum;Nur ile ateş,vecd (kendinden geçme)ile humma (ateş) arasındaki
farkı o vakit bildim.Ancak bu millet mürşidinin emri altındadır ki,kısır bir
ateşle beyhude yere yanıp tutuşmaktan ve yıpratıcı ilaçlar içinde beyhude yere
kıvranıp durmaktan kurtuldum.Ruhum,hemen ilâhi diyebileceğim bir nizam (düzen)
içine girdi.
Kütahya,Simav,Gediz,Eskişehir,Sakarya
yörelerine gezi.Garp cephesinin bulunduğu mevkide olup bitenlere tanıklık
etti.Anadolu gerçeği ile yüzleşen Yakup Kadri;Kurtuluş Savaşı’nın yankılarını
yakından gözledi.Cumhuriyetin kurtuluşunda Mardin (1923-1931),daha sonra da
Manisa millet vekilli oldu (1934-1934).1923-25 arası Cumhuriyet ve Hakimiyet-i
Milliye (ulus)gazetelerinde yazdı.Buralarda iki yıl kaldı.İstanbul’da çıkan
Milliyet’te yazdı.Hüküm gecesi romanını bu gazete tefrika ettirdi(1927;Sodom ve
Gomore’yi yazdı(1928).
1932’de yazdığı Yaban bir
çok tartışmalara neden oldu.Roman,1942’de CHP Roman Armağanı’nda ikinciliği
kazandı.Aynı yıl Vedat Nedim Tör,Şevket Süreyya Aydemir, Burhan Asaf
Belge,İsmail Hüsrev Tökin ile birlikte Kadro dergisinin kurucuları arasında yer
aldı.Dergi,1934’te kapanmak zorunda kalınca,Tiran elçiliğine atandı.Bunu Prag
(1935),Lahaye (1939),Bern (1942),Tahran (1949),Bern (1951-1954) elçilikleri
izledi.
1961’de Kurucu Meclis
iyeliğinde 1961-1965’te de Manisa milletvekilliğinde
bulundu.Cumhuriyet,Hakimiyet-i Milliye,Ulus,Milliyet,Yeni İstanbul
Tercuman;Kadro,Varlık,Hayat,Meydan gibi gazete ve dergilerde makale,roman ve
anıları yayımlanan Yakup Kadri,13 aralık 1974’te Ankara’da öldü.
Romanlarında,ülkenin
yaklaşık yüzyılı aşkın zaman dilimini (1861-1950) konu edindi.Toplumsal değim
sürecinin toplumun farklı kesimlerindeki yansılarını gerçekçi bir bakışla
yansıttı.Tarihe tanıklıkla birlikte,insan-toplum ilişkilerinde bu süreçte
biçimlenen durumları irdeledi.Tanık olduğu olaylar,yaşadığı ortam onun edebiyat
anlayışını biçimlendirmiştir.Fecr-i Âti içinde ‘sanat sanat içindir’
anlayışından yola çıkan Yakup Kadri,koşulların gücü içindeki değişimi de yıllar sonra şöyle dile
getirecektir:"Bu coşkunluğum,sanat perisi yolunda bu serdengeçtiliğim, ilk
milli felâketimiz olan Balkan Harbi’ne kadar,bütün ateşiyle devam etti.Fakat ne
vakit ki,Çatalca önüne dayanan düşman toplarının sesini ta yatağımın içinden işitmeye
başladım,hisseder gibi oldum ki,hayta benim yaptığım mücadeleden daha mühimler
vardır.Balkan Harbi’ni daha bir sürü milli felâketler takip etti.Ben gene
‘sanat şahsî ve muhteremdir’ diyordum.Fakat onun yanı başında,hiç değilse onun
kadar ‘şahsî’ ve ‘muhterem’ şeyler olabileceğini düşünmeye başladım"
Öykü ve romanlarında dilde
sadeleşme ve yeni bir edebiyat anlayışının örneklerine veren Yakup Kadri,bir
bakıma değişim döneminin romancısıdır.Romanlarında,ülkenin Batılaşmadan
Cumhuriyet’in Kuruluş yıllarına değin ki değişim ve dönüşüm süreçlerini konu
edinir. Bu süreçteki insan ve toplum gerçeğine gerçekçi bir bakışla
yaklaşır.Yakup Kadri,romanlarının yapısal oluşumunu değerlendirirken,şunları
söyler :"Romanlarımın kronolojik mahiyeti benim istek veya kararımla
meydana gelmiş bir şey değildir.
Romanda yegâne (biricik ) gayem,hayatın heyecanını
verebilmek ve canlı tipler yaratmaktır.bunda ne dereceye kadar muvaffak
olduğumu bilmiyorum.roman yazarken tanıdığım kimseleri ve yaşadığım hayat safhalarını
bir ham madde olarak kullanırım.Romanlarımı uzun müddet tasarlarım.Fakat not
alıp materyal toplamak adetim değildir."
Fecr-i Âti’de iken
ferdiyetçi sanat anlayışını benimseyen sanatçı,daha sonra milli edebiyat
cereyanına katıldı.
İlk eserlerinde mistik bir
hava vardır.
1916’dan sonra ülke
gerçeklerini ve milli duyguları işleyen hikayeler yazmıştır.
Roman,hikaye deneme,mensur
şiir,makale ve anı türünde eserleri vardır.Romanlarında Türk halkının yaşayışı
ve problemleri başlıca konudur.
Tanzimat’tan Cumhuriyet’e
kadar olan dönemde Türk halkının yaşadığı gelişme ve değişmeleri işlemiştir.Aydınlarla halk
arasındaki zıtlıkları da konu
edinmiştir.
Eserlerinde sağlam bir
gözlemcilik ve ona dayana bir realizm vardır.Eserleri teknik bakımdan
sağlamdır.Karakterleri başarıyla anlamlaştırmıştır.
Titiz bir üslupçudur.
HİKAYELERİ
Bir Serencam,
Rahmet,
Milli Savaş Hikayeleri.
ROMANLARI
Kiralık Konak,
Nur Baba,
Hüküm Gecesi,
Sodom ve Gomore,
Yaban,
Ankara Bir Sürgün,
Panorama…
Diğer Eserleri Erenlerin bağından,Zoraki Diplomat,Anamın Kitabı,Vatan
Yolunda…
HALİDE EDİP ADIVAR(1881-1964)
Romancı ve hikayeci.
Ünlü,Sultan Ahmet mitingi
ile halkı coşturmuş ve bizzat milli mücadelenin içinde yer almıştır.
Kahramanlarını daha çok
kadınlar arasından seçen sanatçı,karakter bulmakta başarılıdır.Kadınlara da
üstün özellikleri vermiştir.
Gözlem,tasvir ve
tahlillerde başarılıdır.
Sosyal çevreye önem verir.
Dili kullanmada başarılı
değildir.Dağınık,düzensiz bir üslubu vardır.
ESERLERİ
Handan,son eseri ,Ateşten Gömlek,Vurun Kahpeye,Zeyno’nun Oğlu,Sinekli
Bakkal,Mor Salkımlı Ev,Dağa Çıkan Kurt,Harap mabetler.
MEHMET ÂKİF ERSOY (1873-1936)
Dini milli şiirleri ile
tanınır.
Bir destan şairidir
(Çanakkale Şehitlerine).İslâmcılık akımının temsilcisidir. Şiirlerinde dinî
lirizm dikkati çeker.Öğretici,öğüt verici,birliği ve bütünlüğü sağlayıcı
şiirleri vardır.
Savaş sırasında ve
sonrasında kurtuluşun ve gelişmenin ancak dine sarılmakla olacağını,batının
sadece ilminin alına bileceğini savunmuştur.
Türk şiirine gerçek realizm
onunla girmiştir.O toplum hayatı bütün yönleriyle aksettirmiştir.Hatta sokak
aralarında konuşulan dili bile şiirine yansıtabilmiştir.
Gözlemlerinden çokça
faydalanmıştır.Tasvir edici ve tahkiyeli anlatımı sayesinde şiirinde canlı
tablolar çizmiştir.
Aruzu Türkçe’ye başarıyla
uygulamıştır.
Nazmı nesre
yaklaştıranlardandır.Manzum hikâye şeklinde şiirleri vardır.
Bu Şiilerinde günlük
hayatı,toplum hayatını başarıla anlatmıştır. Özellikle yoksullara,sakatlara,kimsesizlere
karşı acıma duygusu bu tür Şiilerinde belirgindir.Hasta,Küfe,Meyhane,Seyfi
Baba,Hasır,Mahalle Kahvesi bu türün örnekleridir.
Şiirlerini Safahat adlı
kitabında toplamıştır.Safahat yedi kitaptan oluşur:
Safahat,Hakk’ın Sesleri,Süleymaniye Kürsüsünde,Fatih
Kürsüsünde,Hatıralar,Asım ve Gölgeler.
Makaleleri A.Abdulkadiroğlu
tarafından yapılmıştır.
YAHYA KEMAL BEYATLI (1884-1958)
Şiir ve yazar.Eski nazım
biçimleriyle -azda olsa değişikliğe uğrayarak-yeni konuları işlemiştir.
Aruzu Türkçe de başarıya
uygulamıştır.Sadece Ok şiirini heceyle yazmıştır.
Şiirde dile,uygun
kelimelerin seçilerek yerli yerinde kullanılmasına özen göstermiştir.
Parnasizmin en önemli
temsilcisidir.
Şiirde şekil
mükemmelliğine,ahenge ve kafiyeye önem vermiştir.
İşlediği başlıca konu ve
temalar:aşk-ı tabiat,kahramanlık,ölüm,sonsuzluk.
Şiirlerinde Osmanlı hayranlığı
oldukça açıktır ve İstanbul’u da şiirinde en çok işleyen şairdir.O tam bir
İstanbul aşığıdır.Tevfik Fikret’in “Sis” adlı İstanbul’u takdir ettiği şiire
karşı “Siste Söyleniş” adlı şiiriyle cevap vermiştir.
ŞİİRLERİ
Kendi Gök Kubbemiz,Eski
Şiirin rüzgarıyla,Rubailer.
NESİRLERİ
Eğil Dağlar,Aziz
İstanbul,Edebiyata Dair.
|