Cahit Sıtkı Tarancı
özellikle ölüm ve yalnızlık temalarını işlediği yapıtlarıyla cağdaş Türk
şiirinin öncüleri arasına giren şairdir.
Şair 4 Ekim 1910’da Diyarbakır’da doğdu.
Ortaöğretimini Galatasaray Lisesi’nde, 1931 yılında tamamladı. Edebiyata olan
sevgisi burada başladı. Şair o sıralar annesinden uzaktı. Bu durum ve okuldaki
sıkıntılı hava ruhunu kararttığından, annesine yazdığı mektuplarda
yaşadıklarını daha iyi tasvir edebilmek için parlak sözcükler, göz kamaştırıcı
benzetmeler ve süslü cümleler kullanıyordu. Derslerde Carneile, Racine,
Moliere’i tanıyan şair, romantikleri okul kitaplığından takip etmeye ve
Lamartine’in şiirlerini ezberlemeye başladı. Galatasaray Lisesi’nin onuncu
sınıfında Baudelaire ile tanıştı ve bundan sonra düşünüşü, duyuşu ve edebiyata
bakışı değişti. Cahit Sıtkı Tarancı bu konuda: “Baudelaire bana suyun dibine
inmeyi öğretti. İçimle dışım arasındaki farkı Kötülük Çiçekleri kitabını
okuduktan sonra farkettim. Baudelaire, bana kendi kendimi buldurttu ve ben
hayatımı Baudelaire’i okuduktan önce, Baudelaire’i okuduktan sonra diye iki
bölüme ayırmaktayım.” demiştir.
Galatasaray Lisesi’ni bitirdikten sonra şair,
Mülkiye Mektebi’nde (bugün Ankara Üniversitesi Siyasal Bilimler Fakültesi) ve
Yüksek Ticaret Okulu’nda okudu. Mülkiye Mektebi’ndeki bir anısı Cahit Sıtkı
Tarancı şöyle anlatıyor: “Mülkiye okulundayım. Olağanüstü bir Nisan günüydü.
Üçüncü derse girme zilim çalmıştı. İçimde bir pirelenme vardı. Bu havada derse
girilir miydi? Hem de Sadık Sami’nin dersi. Böyle bir günde medeni hukuk
dinlemek mi, yoksa dersten kaçıp çimlere uzanmak mı? Tahmin edebileceğiniz gibi
fazla tereddüt etmedim. Arkadaşlar dersteyken çimlere uzanarak bahar üzerine
bir şiir düşünmeye başladım. Bir yandan da sigaramı tellendiriyordum. Aradan
bir onbeş dakika geçmişti geçmemişti, yanı başımda bir ses duydum: “Ne o Cahit
Bey, derse girmediniz mi?” İstifimi bozmadan, hiç düşünmeden yanıt verdiğimi
hatırlıyorum: “Hayır efendim, hava o kadar güzel ki derse girmeye gönlüm
elvermedi!” Numaramı not defterine yazıp başını sallayarak yanımdan uzaklaşan
kişi, o zamanlarki müdür yardımcımız Zeki Bey’di, 1950 Türkiye Güzellik
Kraliçesi Güler Arıman’ın babası. Güler o zaman bir yaşında vardı yoktu.”
Cahit Sıtkı Tarancı, bir süre Sümerbank’ta
memur olarak çalıştıktan sonra 1939’da Paris’e gitti ve Paris Radyosu’nda
Türkçe yayınlar spikerliği yaptı. II. Dünya Savaşı çıkınca Türkiye’ye döndü.
1943’te askerliğini bitirdikten sonra İstanbul’da bir süre babasının işyerinde
çalıştı. Ankara’da Anadolu Ajansı’nda çevirmenlik yaptı. Toprak Mahsülleri
Ofis’nde (TMO), Çalışma Bakanlığı’nda çalıştı. Geçirdiği kısmi felç sonucunda
1954’te konuşma yetisini yitirdi. Tedavi için götürüldüğü Viyana’da öldü.
İlk şiirleri 1930’da Muhit ve Servet-i Fünun
dergilerinde yayımlandı. Bu şiirlerde hece ölçüsünü alışılmış duraklara
bağlamadan yeni uyum sağlayarak kullanmasıyla dikkati çekti. Cahit Sıtkı
Tarancı, Servet-i Fünun dergisiyle olan ilk anısı şöyle anlatıyor: “Bir gün
bütün cesaretimi toplayarak o zamanın Servet-i Fünun yazı işleri müdürü Halit
Fahri’ye gittim. Yirmiyi aşkın manzume içinde Halit Fahri tek bir manzumeyi
beğendi, onu da Servet-i Fünun’da yayınladı. İmzamı Servet-i Fünun sütunlarında
gördüğüm gün yirmidört yıllık hayatımda bir eşini daha bilemeyeceğim bir seviç
içindeydim. Bana bu büyük iyiliği yapan Halit Fahri’ye yıllarca sonra bile olsa
teşekkür etmek isterim.”
1946 Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) şiir yarışması’nda
“Otuz Beş Yaş” şiiri ile birincilik kazanınca ünü yaygınlaştı. İlk şiir kitabı
“Ömrümde Sükut”’tan (1933,1968) sonra yazdığı şiirlerden seçmeleri ödül alan
şiirinin adıyla Otuz Beş Yaş’ta (1946,1982) topladı. Üçüncü kitabı Düşten
Güzel’den (1952,1969) sonra kitaplara girmeyen şiirleri, Fransız şairlerden
yaptığı çeviriler ve ölümü üzerine yazılan yazılar Sonrası (1957,1962) adlı
kitapta toplandı. Arkadaşı şair Ziya Osman Saba’ya 1930-1946 arasında yazdığı
mektuplardan 57’si gene ölümünden sonra Ziya’ya Mektuplar adıyla
kitaplaştırıldı. Gazete ve dergilerde çıkan öykülerinden 22’si Selahattin
Önerli tarafından Cahit Sıtkı’nın hikayeciliği ve hikayeleri (1976) adı altında
bir araya getirildi. Asım Bezirci’nin derlediği Bütün Şiirleri 1983’te
yayımlandı.
Cahit Sıtkı Tarancı, döneminin en çok okunan
şairleinden biridir. Garip akımınadan etkilenerek serbest şiiri denemiş, bir
yandan da Baudelaire ve Verlaine gibi Fransız şairlerden etkilenmiştir, ama
hiçbir akıma bağlanmadan uyumu ve biçimi gözeten duygulu, kendine özgü bir şiir
geliştirmiştir. Hem yaşam sevincini, hem de yoğun karamsarlığı yansıtan
şiirlerinde yalnızlık ve ölüm temaları ağır basar.
Cahit Sıtkı Tarancı ise şiiri şu şekilde
yorumlamaktadır:
“Şiir
bir çığlıktır ilan-ı aşktır, sallanan bir yumruktur, bir umuttur, bir
kurtuluştur vb... Kuşkusuz, bunların hepsi şiirde olabilir, fakat bunlar
nesirde de olan şeylerdir. Şiirin ne olduğunu anlayabilmek için omu nesirden
ayıran özelikleri aramak, onlar üzerinde durmak daha doğru olur sanıyorum.
Şiir bir
deyiştir, sözcüklerle güzel biçimleri kurmak sanatıdır. Şair de bu sanatı bilen
adamdır. Bu sanatın anlatım aracı dil ve sözcükler olduğuna göre, şiir yazmak
isteyen adamın kullandığı dilin bütün kurallarını iyi bellemesi, sözcüklerini
sınıf arkadaşları gibi yakından tanıması, hangi sözcüğün nerede ve nasıl
kullanıldığı zaman kendisinden beklenen ödevi yerine getireceğini bilmesi
gerekir.
Şiir yalnız duymakla, parlak imgeler bulmakla
değil, dil ve sözcükler konusundaki bu bilgilerle, bu sevgilerle, bu dikkatle
yazılabilir. Şairden beklediğimiz işte bu davranıştır.Bundan sonrası, yani yapıtının çapını
belirleyecek şey şiir yaratma gücüdür.
Şiir toplum için mi? Dava için mi? Diye
düşünmeye gerek yoktur. Şiir yazan adam kör ya da sağır değildir ki çevresinde
olup bitenleri görmesin, duymasın; elbette kendisine en çok dokunan şeylerden
söz edecektir. Bütün sorun, sanatçının yaratma gücüne kerışmamaktır.
Yeni yetişen arkadaşlara da, şiirir
kendilerine aşk ve dert edinmelerini, şiirin gizlerini kendi kendilerine
keşfetmeye çalışmalarını, kendilerinden önce gelmiş olan şairlerin ne
yaptıklarını, şiire neler getirdiklerini, ne gibi güçlükleri nasıl yendiklerini
öğrenmeye çaba göstermelerini ve şiirin sabır ve direnme işi olduğunu daima
hatırlarında tutmalarını dilerim.
Konuşma dilinden ayrı bir şiir dili benim
şiir anlayışıma göre olmaz. Bakın Melih Cevdet’in, Oktay Rifat’ın ve onlar
gibilerinin şiirlerine ,hepsi sizin benim konuşurken kullandığımız sözcüklerle
yazılmıştır. Bence, şiirde doğru yol da budur.”
ABBAS
Haydi
abbas, vakit tamam;
Akşam diyordun işte oldu akşam.
Kur bakalım çilingir soframızı;
Dinsin artık bu kalp ağrısı.
Şu ağacın gölgesinde olsun;
Tam kenarında havuzun.
Aya haber Sal çıksın bu gece;
Görünsün söyle gönlümce.
Bas kırbacı sihirli seccadeye,
Göster hükmettiğini mesafeye
Ve zamana.
Katıp tozu dumanı,
Var git,
Böyle ferman etti Cahit,
Al getir ilk sevgiliyi Beşiktaş’tan;
Yaşamak istiyorum gençliğimi yeni baştan.
Cahit Sıtkı
Tarancı
Ben de bu ödev kapsamında Cahit Sıtkı
Tarancı’nın bir kaç şiirni yorumlamak istedim. Seçtiğim şiirlerde anlatımın
güzelliği kadar şiirrin içinde bir gizlilik olmasını da tercih ettim.
GEL ÇADIR KUR
Hiçbir kuşun, üstüne konmadığı bir
ağaç;
Ömrüm; ne diye kondun bu ağacın üstüne?
Sana kim dedi ömrüm kuşa, şarkıya
muhtaç?
Hiçbir kuşun, üstüne konmadığı bir
ağaç;
Her gün başka ahenkte söylediğin
şarkılar
İnandırmışrı beni ömrümün düğününe.
Ne yazık, şimdi her dal hasretinle
hışırdar!
Ah, nasıl inanmıştım ömrümün
düğününe!
Rüzgar bir cellat gibi sallarken
satırını,
Yapraklar dökülüyor, günlar bir bir
düşüyor;
Kupkuru bir gövdeye ümitler
üşüşüyor.
Hayat bir cellat gibi sallıyor
satırını!
Gel yine gölgemde kur ömrünü
çadırını,
Sen ki benim şeklini sevdiğim ilk
baharsın;
Bir doğdun bir de batma, hayatıma
kıyarsın,
Gel yine gönlümde kur gönlünün
çadırını!
Şair
şiirde bir aşkından ve sevdiği kişini onu terketmesinden bahsediyor. Birinci
kıtada “Hiçbir kuşun, üstüne konmadığı bir ağaç” sözleriyle aşkını anlatmak
istiyor. Aşkı anlatmak için bu kelimeyi seçmesinin nedeni aşkı acı çektiren,
herkesin ona kapılmaktan korktuğu bir olay olarak anlatmak istemesi. Şair,
birinci kıtanın geri kalanında kendine kızıyor ve bu aşka tutulmaması
gerektiğini anlatıyor.
İkinci
ve üçüncü kıtada şair sevdiği kadının kendisini terkedişinden bahsediyor.
Hergün başka ahenkle söylediğin şarkılar sözcükleri aşkının güzelliğini
belirtiyor. Şairin mükemmeli yakaladığını sandığı bir anda sevdiğini
kaybettmesi ona acı veriyor. Üçüncü kıtada şair, artık aşk acısına dayanamayak
durumda olduğunu anlatıyor ve ölümü göze aldığını belirtiyor. Zamanın kendisi
için daraldığını şair, “yaprakların dökülmesi” ve “ “günlerin düşmesi”
sözcükleri ile anlatıyor. Bu kıtadaki “Kupkuru bir gövdeye ümitler üşüşüyor”
dizesiyle de son ümitlerin bile kendisi için bir şey ifade etmediğini anlatmak
istiyor.
Son
kıtada şair sevgilisine bir çağrı yapıyor. Onu unutmadığını ve son kez
kendisine geri dönmesini beklediğini anlatıyor. Sevgilisine olan aşkının
büyüklüğünü ve şeklini “Sen ki benim şeklini sevdiğim ilk baharsın” dizesiyle
belirtiyor. “Gel yine gönlümde kur gönlünün çadırını” dizesi şairin sevgilisine
olan çağrısıdır.
OBSESSION
Ey her gün gölgesini omzumda duyduğum el,
-Gölgesi kendinden bin kere beter ölüm-
Her gece karanlıkta karşıma çıkan heykel,
Herkes gibi bana da bir gün mukadder ölüm.
Kandırsın beni bırak bu renkler, bu kokular,
Ne olsa bu bahçede bir şarkılık günüm var;
Bilmem ne aksettiri yarın benden bu sular,
Ve sanmam geri gelsin bu giden günler ölüm.
Obsession,
kafayı karıştıran düşünce demektir. Aslında şiirin başlığı bile şiir hakkındaki
düşüncelerimizi sınırlamaya yeterli.
Şair
şiirde ölümden söz etmektedir ve ölüm onun kafasını karıştıran bir düşüncedir.
Birinci kıtada şair ölümü tasvir etmektedir. Ölüme karşı nefreti “Gölgesi
kendinden bin kere beter ölüm” dizesinden anlaşılmaktadır. Son dizede ise şair
ölümün de kendisini bir gün bulacağını kabul etmektedir.
İkinci
kıtada şair ölüm ile ilgili kaygılarını anlatıyor. Birinci dizede Dünya
güzelliklerinden bahsediyor. O güzelliklerin kendisini kandırdığını belirtiyor,
çünkü kendisine yaşama sevinci veren hayatın ve doğanın ölümle birlikte kendisi
için yok olacağını biliyor. Hayatın kendisi için çok kısa olduğunu ise “Ne olsa
bu bahçede bir şarkılık günüm var” dizesi ile belirtiyor. “Bilmem ne aksettirir
yarın benden bu sular” dizesiyle şair anlatmak istediğini mükemmel tasvir
etmiş. Derin suya baktığınızda su ayna gibi davranır, yani üzerine düşün
görüntüyü yansıtır. Şair burada ölümden sonra dünyaya kendisinden kalacakları
ve insanların kendisi hakkkında düşüneceklerini anlatmak istiyor.
İMRENDİĞİM ŞEY
Ben miyim şimdi gülen bu ağlayan saz?
Nasıl da kendiliğinden değişiyor aynalar.
Bakarsın bülbüller mahzun, bakarsın güller açar,
Kulak ver ki havada her an başka bir ihtizaz.
Artık alışılmış hengamesinde bu dünyanın,
Düşündükçe yarı ağlar yarı güler halimi,
Oynar gördükçe dalgalarda beşer hayalimi,
Bakar bakar imrenirim sükûnuna eşyanın.
Şair
bu şiirde imrendiği şeyi anlatırken kendi hayatından da bahsetmiş. Şairin
imrendiği şey son dizede belirttiği eşyalar, daha doğrusu eşyaların
durgunludur. Şair hayatının çok hızlı ilerlediğini ve bir gününü ötekine
uymadığını anlatıyor. Hayatın tutarsızlığını şair ilk kıtada belirtiyor. İkinci
kıtadaki “aynaların kendiliğinden değişmesi” sözcükleriyle hayatın kendi
kontrolu dışında geliştiğini anlatıyor.
İkinci
kıtada ise şair, hayatın hızına kapılıp savrulduğunu ve bu halinin gülünç
olduğunubelirtiyor. Bu hızla değişen
yaşam karşısında ise eşyaların durgunluğuna imrendiğini son dizede
belirtiyor.
ATATÜRK
Atatürk’üm eğilmiş vatan haritasına
Görmedim tuç yüzünde böylesine geceler
Atatürk n’ylesin memleketin yarasına
Uçup gitmiş elinden eski makbul çareler
Nerede İstiklâl Harbi’nin o mutlu günleri
Türlü düşmana karşı kazanılan zaferi
Hiç sanmam öyle ağarsın bir daha tanyeri
Atatürk’üm ben ölecek adam değilim der
Git hemşerim git kardeşim toprağına yüz sür
O’dur karşı kıyıdan cümlemizi düşünür
Resimlerinde bile melûl malzun görünür
Atatürk’üm kabrinde rahat uyumak ister
Bu
şiirinde öncelikle Cahit Sıtkı Tarancı Atatürk’ü yaşan ve ülkeyi izleyen bir
durumda tasvir etmiş. Şair, memleketin kötü gidişine karşı Atatürk’ün sitemini
dizelerinde dile getiriyor.
Birinci
kıtada şair Atatürk’ün ülke hakkında oturup düşünürkenki durumunu “Atatürk’üm
eğilmiş vatan haritasına” dizesiyle anlatıyor. Ülkenin durumu şiirin yazıldığı
1947 yılındaki hali Atatürk’ün ölümünden önce bıraktığı halinden kötü olduğu
için Atatürk bu duruma üzülüyor ve şair, Ata’nın üzüntüsünü ikinci dizedeki
“tunç renkli yüzün kararması” sözleriyle anlatıyor. Ülkenin o zamanki sorunları
eski yöntemlerle çözülecek problemler olmadığından, Ata’nın çaresizliğini şair,
“Atatürk n’ylesin memleketin yarasına” dizesiyle belirtiyor.
İkinci
kıtada şair, ülkenin İstiklal Savaşı’ndaki mutlu, gurulu günlerinden uzak
olduğunu ve büyük günlerin gelmesinin çok zor olduğunu ilk üç dizede anlatıyor.
Son dizede şair ülkedeki kötü gidişatın Atatürk’ün ölümünden sonraki boşluktan
kaynaklandığını kabul ediyor ve Atatürk ölmeseydi işlerin bu konuma
gelmeyeceğini belirtiyor.
Son
kıtada ise şair halktan isteklerini dile getiriyor. “Git hemşerim git kardeşim
toprağına yüz sür” dizesiyle şair bütün Türk halkına ülkesine sahip çıkması
çağrısında bulunuyor. Şair, Atatürk’ün devrimleriyle, ilkeleriyle bizi
düşündüğünü ve ülkenin bu halinden üzüntü duyduğunu ikinci ve üçüncü dizelerde
belirtiyor. Son dizede ise Atatmı’za olan borcumuzu ülkemizi severek, onu
koruyarak ödememiz gerektiğini “Atatürk’ün kabrinde rahat uyuması” sözcükleriyle
anlatıyor.
Dilimizin Geleceği
Dil bir toplumu toplum yapan
unsurların en önemlisidir. Dilimizi bileni bizden, bilmeyeni yabancı sayarız.
İnsanlar arasındaki ilişkiler dil ile kurulur, yürütülür, gelişir, kimi zaman
...
Cahit Zarifoğlu
1940 yılında Ankara'da doğdu. Babasının
memuriyeti dolayısıyla ilk ve orta öğrenimini yurdun çeşitli yerlerinde yaptı.
Liseyi memleketi K.Maraş'ta tamamladı. İ.Ü. Edebiyat Fakülte...
ANLATIM BOZUKLUKLARI
Anlatımın yazılı ve
sözlü olmak üzere iki temel yolu vardır. İki anlatım yolu arasında kullanılan
dil açısından farklılıklar olması doğaldır. Anlatımın işlek, açık ve etkili
olması i...
ANLATIM BİÇİMLERİ VE ÖZELLİKLERİ Anlatım, bir kimseye bir şey hakkında bir şey söyleme, bir
şey anlatma işidir. Bu söyleme ve anlatma gelişi güzel olmaz. Anlatımı
yönlendiren, biçimlendiren yazarın amacıdırBir yazar, acaba söz veya...
5 HECECİLER Hecenin Beş Şairi [Orhan Seyfi (Orhon) 1890-1972; Halit Fahri (Ozansoy) 1891-1971; Enis Behiç (Koryürek) 1891-1949; Yusuf Ziya (Ortaç) 1895-1967; Faruk Nafiz (Çamlıbel)1898-1973] İkinci meşrutiy...
19. Yüzyıldan Günümüze Türk Şiiri TANZİMAT
Tanzimat; düzenlemeler, yeğlemeler,ıslahat anlamına gelir,
"tanzim"sözcüğünün çoğuludur. Tanzim ise Arapça "nazm"dan gelir. Sıraya
koyma, dizme, sıralama, ıslah etme, ...
KEÇECİZADE İZZET MOLLA Mevlevi tarikatına bağlı , derviş ruhlu, olgun bir insan olan Izzet
Molla, nüktedan bir şairdir.Dürüst tabiatlı, kendisine yapılan
iyilikleri unutmayan bir insan olduğundan , çok iyilik ve iltifatla...
Hikaye Türü, Tanımı, Unsurları
Hikaye; hayatta olan veya olacak kanısı
veren olayları bir ölçü ile anlatan, hayalde tasarlanan ilgi çekici bir takım
olayları anlatarak oku...
Türkçe bilim dili değildir (mi?) H.
Avni Öztopçu ders
BELGELİĞİ, 5 Ocak 2000
“Üniversite,
bir toplumun düşünce ve bilgi lokomotifidir. Orada kendi dilimizi
kullanmazsak,...
Eski Anadolu Türkçesi
Xlll. yy’ın sonlarına kadar tek bir koldon devam eden
Türk yazı dili, aynı yy’ın sonlarında dallanmalara uğramıştır. Doğuda Doğu
Türkçesi (çağatayca), Kuzeyde Kuzey Batı ...
Dil ve Anlatım Dersi Ders Notları
1)Anlatım:Herhangi bir konu üzerinde konuşurken veya
bir konu üzerine yazarken,belli bir gayeyi gerçekleştirmek isteriz.Bu gaye,bizi
dinlemekte veya okumakta olanlara bilgi vermek,onl...
İKTİBAS SANATI
İKTİBAS SANATI
Ödünç alma. Bir ayeti, bir hadisi ya da bir sözü tam veya
yarım olaak anlamlı bir biçimde aktarma sanatıdır. İktibaslar bu yönleriyle
irsâl-i mesele benzerler. Lelâm...
Dante Ve İlahi Komedya tarihsel arka plan:
Tarihsel akış düşüncelerin diyalektik ilerleyişi olduğu kadar bununda
üstünde
ekonomi-politik bir ilerleyiştir. Dante’nin ortaçağın sonunu ve
y...
İKİ NOKTA ( : )
İKİ
NOKTA ( : )
Başkasından aktarılan yazı ya da sözlerde, tırnak ya da
konuşma çizgisinden önce:
Cemo sopasını yere indirdi ve:
- Git sopanı al öyleyse! Dayağı yiyeceksin. ...diye ...
Dil bilgisi giriş Dil: İnsanların duygu,
düşünce ve isteklerini anlatmak için kullandıkları ses ya da işaretler
sistemidir.
Dilbilgisi :
Bir dili oluşturan sesleri, kelimeleri, cümleleri ve bunlarla ilgili kurallar...
KELİME
KELİME
Türkçe
kelimeleri anlamlarına, yapılarına ve cümlede aldıkları görevlere göre
sınıflandırabiliriz. Bu sınıflandırma aşağıdaki tabloyu meydana getirir.
Anlamlar...
ZARFLAR
ZARFLAR
ZARFLAR
Hal Zarfları
Zaman Zarfları
Yer ve Yön Zarfları
Azlık - Çokluk Zarflerı
Soru Zarfları
Yüklemin anlamını hal ve...
NOKTALI VİRGÜL ( ; )
NOKTALI
VİRGÜL ( ; )
Birbirine bağlı, fakat her biri kendi içinde bağımsız
cümleleri ayırmada:
At ölür, meydan kalır; yiğit ölür, şan kalır.
İki cümle birbirine ve, ama, fakat, çün...
YAPILARI BAKIMINDAN KELİMELER
YAPILARI
BAKIMINDAN KELİMELER
1. Basit Kelimeler:
Kelime kökü ek alsa bile anlamca bir değişikliğe uğramamışsa, bu tip kelimelere
BASİT KELİMELER denir. Genellikle kök halindeki (bazen gövd...
FİİLLER
FİİLLER
FİİL: Varlıkların
yaptıkları işleri, eylemleri, zaman ve kişiye bağlayarak anlatan kelimelere FİİL denir.
Fiil olan sözcük...
YAZIM KURALLARINA GİRİŞ Yazıda doğabilecek karışıklıkların önüne geçmek, yanlış okumayı önlemek,
okumayı ve anlamayı kolaylaştırmak, herkesin aynı şekilde yazıp okumasını
sağlamak için belirlenmiş olan kurallara imlâ...
İNCELTME VE UZATMA İŞARETLERRİNİN YAZILIŞI Düzeltme işareti Türkçe olmayan kelimelerde kullanılan bir işarettir. Bu
işaret hem uzatma hem de inceltme görevinde kullanılır. İnceltme görevi sadece
"g, k, l" ünsüzleri için; uzat...
EDATLARIN YAZILIŞI Edat ve bağlaç olarak kullanılır.
Yazılışları bakımından aralarında fark yoktur.
Bu kelime kendinden önceki kelimeye bitişik de yazılabilir, ondan ayrı da...
Bitişik yazılan "ile"...
ÜNLÜ UYUMUNA AYKIRI EKLERİN YAZILIŞI --yor (şimdiki zaman eki): Sadece -yor şeklinde yazılır, ünlü uyumlarına
aykırıdır.
geliyor, biliyor, istiyor, gizliyor...
--ken (zarf-fiil eki): Ünlü uyumlarına aykırıdır. Sadece -ken şekl...